- Katılım
- 25 Ocak 2013
- Konular
- 6,740
- Mesajlar
- 21,611
- Online süresi
- 2d 13h
- Reaksiyon Skoru
- 2,176
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 13 Yıl 4 Ay 23 Gün
- Başarım Puanı
- 509
- MmoLira
- 2,783
- DevLira
- 0
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Bazı filmlerde geçen bakışmalara çok gülerdim. Üç insan yalnız kalır, sürekli birbirilerini dikizlerler ve bundan asla sıkılmazlardı. Kimse ağzını açıp konuşamazdı. Her daim böyle bir an da hunharca güleceğimi söylerdim. Öyle olmuyormuş, olamıyormuş a dostlar. Şimdi yanımdaki gerginlikten ölmek üzere olan Deniz, işkencenin dibine vuracağını anlattığı iğrenç gülüşle ikimize bakan bir Tarık ile kalakalmıştım.
''Ev-vet! Hadi bakalım, evi gezdirin.''
Aramızdaki yedi dakikalık sessizlik sonucu sıkılan Tarık nihayet maçın başlama düdüğünü çalmıştı. ''Eee ben evin hiçbir şeyi olarak bu kısımda çıkıp gidiyorum.'' diyerek yavaştan kapıya doğru yürüyen Deniz'e senden dost değil olsa olsa tost olur gerzek bakışımı yolladım. Böyle de havalıyım.
''Hıı, git sen. Git, git.''
Söylediğim kelime her ne kadar uzaklaşmasını anlatsa da ses tonum yüzümden eli kapının kulpuna uzanmış, öylece kalmıştı. ''Tarık?'' dedi ümitle onun gözlerine bakarak. Ya bu arada adamın gözler mavi. Bildiğimiz gök, deniz olan mavi. Kıskanmadım.
''Bence çok demode.'' diyerek kollarımı göğsümde kavuşturdum. İkisi de ne olduğunu anlamadığından bana baktılar. ''Mavi göz.'' dedim mırıldanarak. ''Modası geçti diyorum! Çok demode.''
Benim ultra çekememezliğim karşısında alayla sırıttı karşımdaki adam. "Seni bilmem fakat diğer kızlar arasında oldukça popüler." dedi resmen dalga geçercesine. Düşünüyorum o halde Tarık'a Allah ne verdiyse girişebilirim.
Bizim aramızdaki tatsız durumdan faydalanan Deniz, tüymüştü bile. Hain Deniz! Bir daha sarhoş olup Oğuz'a küfürlerle dolu mesaj attığında suçu üstlenmeyeceğim. Zaten öyle bir şey olursa da hiç umurumda olmaz. Olmadı da. Bizim kızın içtiği en uçuk içecek, ice tea. O tam bir uslu komşu çocuğu. Bak yine nefret ettim ondan.
"Yabani!"
Başım istemsizce kalkarken Tarık bıyık altından gülüyordu. Buradaki önemli not ise Tarık'ın bıyığı yok. Pis köse. Dipnot, kirli sakalı var. Ne oluyorsa iç sesimden oluyor!
"Bana evi gezdir."
"Ayaklarını da yıkayayım mı paşam?" derken sabrımın son demlerindeydim. Bu adam her karşıma çıktığında sinirlerimi nasıl zıplatabiliyor acaba? "Sıcak su varsa neden olmasın?"
Espri yeteneği de kendisi gibi. Gereksiz.
"Yürü ya yürü, mavi gözlerini dikip bakma bana. Allah'ım ben kötü şeyler yaptım kabul ediyorum. Lisede kızların kalem kutularına böcek koydum, sınıfa fare soktum, erkeklerin sigaralarını aşırıp kırdım ama bunu hak edecek ne yaptım?"
Bunu derken sağ elimle Tarık'ı göstererek çileden çıkmasına sebep olmuştum. Sanki... Gülmekle ağlamak arasına sıkışıp kalmıştı. "İnanamıyorum tarzında tepki göstermeliydim ama çok mantıklı geliyor. Şu an ki halin göz önünde bulundurulduğunda."
Hıı, sen çok biliyorsun.
"Evi gezecek misin artık?" diye söylendim çaresizce. Biraz daha üstüme gelirse muhteşem kuvvetimle saçını başını yolacaktım. Ah Deniz. Dip boyan gelsin de bak gör nasıl acımasızca dalga geçiyorum. "Duvarlar, tavan ve kapılar iş görür. Eşyaları sen alacaksın zaten."
O an kiminle konuştuğumu idrak edebildim, yeni ev sahibim!
"Tarık... Bey. Acaba kiracıyı değiştirecek misiniz?"
Benim ani ruh değişikliğimle neye uğradığını şaşırdı. Bununla eğlendiğini az çok anlayabiliyordum. Kaşları yay misali havaya kalkarken olduğum yerde huzursuzca kıpırdandım. Bana gözlerini dikip öylece bakması sinirlerimi bozmuştu. ''Bey?'' derken tepkisini desteleyen bçimde şaşkın çıkmıştı sesi.
Daha fazla tahammül edemeyeceğimi anladığım an gözlerimi devirdim.
''Hanım mı deseydim?''
Duydukları onu öfkelendirir sanmıştım fakat o daha çok eğlenmişe benziyordu. ''Farkında mısın bilmiyorum ama yeni ev sahibinim ben.''
Bende Ayşe Nur, ne var yani? diyecektim ki kendimi dizginledim. Adam haklıydı yahu! Kendi geleceğimle oynuyordum. Şu an rekor kırabilmek için her soruyu yanlış yapan ama tek salladığı sorusu doğru çıktığı için başarılı olamayan o öğrencinin ruh halindeydim. Tabii o da gerçekse.
''Tarık, evi gez artık.''
Bıkkınca çıkan sesimi duyunca başını olumlu anlamda salladı. Onun peşinden yürürken kendi şansıma nefret etmekle meşgudüm. Bir insanın başı nasıl durmadan belaya girebilir? Mıknatıs gibi bir şeyim! Bela mıknatısı.
''Beğenebildiniz mi sayın ev sahibim?'' diyerek alayla masaya yaslandım. Gözlerim onun üzerinde geziniyordu. Gözlerinin rengini daha çok ortaya çıkaran bir gömlek ve kot pantolon giymişti. Dışarıdan çok normal gözükse de zengin olduğunu biliyordum. Ah, züppe. ''Beğendim, peki ne zaman boşaltırsın evi?''
Neden bilmiyorum fakat beni kovmayacağını düşünmüştüm. Sonuçta tanışıyorduk. Her ne kadar kazara(!) bacağına ve burnuna vursam, hakaret etsem de. Yaslandığım yerden doğrulurken gerilmiştim. Dudaklarımı birbirine bastırdım sımsıkı. Asla ama asla ondan yardım dilenmezdim.
''En kısa zamanda.''
Kollarımı göğsümde kavuştururken aynı zamanda ne yapmam gerektiğini düşünüyordum. Hadi ama! Bu kadarı da fazla. Evimden kovulmuş, cüzdanımı çaldırmıştım. En kötüsü ise; beni kovan kişinin Tarık olmasıydı.
''Soruyu sorma sebebim o kısa zamanın süresini öğrenebilmek zaten.''
Sinirim artarken sakin olmam gerektiğini hatırlattım kendime. ''Yarın!'' dediğim an pişman olmuştum bile. Kelimeler dudaklarımdan döküldükten hemen sonra ağzıma yumruk atma isteğiyle doldum. Aptal gibi ortaya atlarsam böyle evsiz kalırdım işte! Aklıma gelen tek fikir vardı. O da Deniz'in evine yerleşmek, tabii ki bir süreliğine. İntikam olarak... Beni bu adamla yalnız bırakmak çikolatamı yemekle eş değer!
Sorun bana yeni evi uygun bir fiyata kiralayacak birilerini bulmaktı.
''Parasını çaldırmış birisine göre oldukça özgüven dolusun.''
Beni mi deniyordu yoksa ciddi miydi, anlayamamıştım. Tekli koltuğuma yerleştiğinde öfkeyle başına dikildim. ''Evi incelemen bittiyse...'' Söze gerek kalmamıştı ki, açıkça kovmuştum. Elimle kapıyı gösterirken samimiydim. Hemen buradan gitmesini istiyordum! ''Ne kadar görgüsüzsün!'' diyerek ayaklarını ortada duran sehpanın üzerine koydu. Ben orayı üç kez sarı bezle sildim. Üç kez.
''Cinnet geçirip seni boğazlamamı istemiyorsan hemen o ayaklarını indir.''
Sesim her ne kadar sakin çıksa da bu fırtına önce sessizlik gibiydi. Patlama noktama oldukça yaklaşmıştı. Bir kaç yanlış hareketinde daha ikinci dirseği yiyebilirdi. ''Evi alacağım.'' diyerek sırıttı. ''Sen burada kalmaya devam edebilirsin fakat karşılığında yeni bir kontrat imzalayacağız.''
''Tarık, benimle alay ediyorsan sonu hiç iyi olmaz. Anlatabildim mi?''
''Anlaşıldı, kaptan.''
İçimden gelen gözlerimi devirme isteğine karşı koydum. ''Eee, anlaşmadaki maddeleri açıkla bari.'' Üstü kapalı biçimde kabul ettiğimi belirtmiştim, daha fazlası çıkmazdı benden. ''Birinci madde; kirayı geciktirme. İkinci madde; Evin ana hattını mahvetme. Üçüncü ve en önemli madde ise; her akşam yemeğini iki kişilik hazırla.''
Son isteği üzerine kaşlarımı kaldırarak ona döndüm. Gönül isterdi ki tek kaşı kaldırma gibi ultra özelliğim olsun. Tabii ki yok! Ne sanmıştınız ki? ''Nasıl iki kişilik?'' derken anlamış fakat anlayamamıştım. Amacını çözemiyordum. Onun çaprazındaki kanepeye yerleşerek hala sephanın üzerinde duran ayaklarına öldürücü bakışımı attım.
''Bildiğimiz iki kişilik. Her akşam yemeğimi sen yapacaksın. Evi derleyip toplayan birileri için verecek param yok.''
''Ama iki tane daire alacak paran var?'' dedim alayla. Bu arada evlerimiz dikdörtgen olduğu halde neden daire ismi konduğu merak konusu. Niye kare falan demiyoruz ki?
''Hem para harcamayacağım hem de senin bana attığın tekme ile dirseğin acısını çıkaracağım işte.''
Bu kadar dürüts olmak zorunda mıydı bu adam? ''Hıı, sanki buna izin verirmişim gibi.'' dedim sağ ayağımı kaldırıp onun bacağına tekme atarken. Ağzından inleme benzer ses çıktığında resmen mutlu olmuştum. Ayakları yere düşmüştü, bileğini ovuştururken bana gülümsedi.
Ama ne gülümseme!
Seni bana işin düştüğünde göreceğim, lanet olasıca der gibi. Pardon, bu çok film repliğine benzedi. Evini alıp seni ortada bırakınca göreceksin gününü cadaloz. Ah, şimdi oldu!
''Ben gidiyorum, sana sunduğum teklifi her açıdan düşün.''
''Hadi paşam, yolun açık olsun.'' dedim hiç ayaklanmadan. Adam beni hizmetçi olarak kullanmak istediğini belirtmişken bir de kapıya kadar geçirse miydim? Asla. ''Ayşe Nur?'' dediğinde her ne kadar bakmak istemesem de içimdeki merak kırıntılarına engel olamamıştım. Başımı ona çevirdiğimde yüzündeki samimi ifade afallamamı sağlamıştı.
''Eşsiz birisin...''
O an burnum kaf dağında geziniyordu. Tabii, son kelimeyi duymasaydım.
''...Sustuğunda''
''Ev-vet! Hadi bakalım, evi gezdirin.''
Aramızdaki yedi dakikalık sessizlik sonucu sıkılan Tarık nihayet maçın başlama düdüğünü çalmıştı. ''Eee ben evin hiçbir şeyi olarak bu kısımda çıkıp gidiyorum.'' diyerek yavaştan kapıya doğru yürüyen Deniz'e senden dost değil olsa olsa tost olur gerzek bakışımı yolladım. Böyle de havalıyım.
''Hıı, git sen. Git, git.''
Söylediğim kelime her ne kadar uzaklaşmasını anlatsa da ses tonum yüzümden eli kapının kulpuna uzanmış, öylece kalmıştı. ''Tarık?'' dedi ümitle onun gözlerine bakarak. Ya bu arada adamın gözler mavi. Bildiğimiz gök, deniz olan mavi. Kıskanmadım.
''Bence çok demode.'' diyerek kollarımı göğsümde kavuşturdum. İkisi de ne olduğunu anlamadığından bana baktılar. ''Mavi göz.'' dedim mırıldanarak. ''Modası geçti diyorum! Çok demode.''
Benim ultra çekememezliğim karşısında alayla sırıttı karşımdaki adam. "Seni bilmem fakat diğer kızlar arasında oldukça popüler." dedi resmen dalga geçercesine. Düşünüyorum o halde Tarık'a Allah ne verdiyse girişebilirim.
Bizim aramızdaki tatsız durumdan faydalanan Deniz, tüymüştü bile. Hain Deniz! Bir daha sarhoş olup Oğuz'a küfürlerle dolu mesaj attığında suçu üstlenmeyeceğim. Zaten öyle bir şey olursa da hiç umurumda olmaz. Olmadı da. Bizim kızın içtiği en uçuk içecek, ice tea. O tam bir uslu komşu çocuğu. Bak yine nefret ettim ondan.
"Yabani!"
Başım istemsizce kalkarken Tarık bıyık altından gülüyordu. Buradaki önemli not ise Tarık'ın bıyığı yok. Pis köse. Dipnot, kirli sakalı var. Ne oluyorsa iç sesimden oluyor!
"Bana evi gezdir."
"Ayaklarını da yıkayayım mı paşam?" derken sabrımın son demlerindeydim. Bu adam her karşıma çıktığında sinirlerimi nasıl zıplatabiliyor acaba? "Sıcak su varsa neden olmasın?"
Espri yeteneği de kendisi gibi. Gereksiz.
"Yürü ya yürü, mavi gözlerini dikip bakma bana. Allah'ım ben kötü şeyler yaptım kabul ediyorum. Lisede kızların kalem kutularına böcek koydum, sınıfa fare soktum, erkeklerin sigaralarını aşırıp kırdım ama bunu hak edecek ne yaptım?"
Bunu derken sağ elimle Tarık'ı göstererek çileden çıkmasına sebep olmuştum. Sanki... Gülmekle ağlamak arasına sıkışıp kalmıştı. "İnanamıyorum tarzında tepki göstermeliydim ama çok mantıklı geliyor. Şu an ki halin göz önünde bulundurulduğunda."
Hıı, sen çok biliyorsun.
"Evi gezecek misin artık?" diye söylendim çaresizce. Biraz daha üstüme gelirse muhteşem kuvvetimle saçını başını yolacaktım. Ah Deniz. Dip boyan gelsin de bak gör nasıl acımasızca dalga geçiyorum. "Duvarlar, tavan ve kapılar iş görür. Eşyaları sen alacaksın zaten."
O an kiminle konuştuğumu idrak edebildim, yeni ev sahibim!
"Tarık... Bey. Acaba kiracıyı değiştirecek misiniz?"
Benim ani ruh değişikliğimle neye uğradığını şaşırdı. Bununla eğlendiğini az çok anlayabiliyordum. Kaşları yay misali havaya kalkarken olduğum yerde huzursuzca kıpırdandım. Bana gözlerini dikip öylece bakması sinirlerimi bozmuştu. ''Bey?'' derken tepkisini desteleyen bçimde şaşkın çıkmıştı sesi.
Daha fazla tahammül edemeyeceğimi anladığım an gözlerimi devirdim.
''Hanım mı deseydim?''
Duydukları onu öfkelendirir sanmıştım fakat o daha çok eğlenmişe benziyordu. ''Farkında mısın bilmiyorum ama yeni ev sahibinim ben.''
Bende Ayşe Nur, ne var yani? diyecektim ki kendimi dizginledim. Adam haklıydı yahu! Kendi geleceğimle oynuyordum. Şu an rekor kırabilmek için her soruyu yanlış yapan ama tek salladığı sorusu doğru çıktığı için başarılı olamayan o öğrencinin ruh halindeydim. Tabii o da gerçekse.
''Tarık, evi gez artık.''
Bıkkınca çıkan sesimi duyunca başını olumlu anlamda salladı. Onun peşinden yürürken kendi şansıma nefret etmekle meşgudüm. Bir insanın başı nasıl durmadan belaya girebilir? Mıknatıs gibi bir şeyim! Bela mıknatısı.
''Beğenebildiniz mi sayın ev sahibim?'' diyerek alayla masaya yaslandım. Gözlerim onun üzerinde geziniyordu. Gözlerinin rengini daha çok ortaya çıkaran bir gömlek ve kot pantolon giymişti. Dışarıdan çok normal gözükse de zengin olduğunu biliyordum. Ah, züppe. ''Beğendim, peki ne zaman boşaltırsın evi?''
Neden bilmiyorum fakat beni kovmayacağını düşünmüştüm. Sonuçta tanışıyorduk. Her ne kadar kazara(!) bacağına ve burnuna vursam, hakaret etsem de. Yaslandığım yerden doğrulurken gerilmiştim. Dudaklarımı birbirine bastırdım sımsıkı. Asla ama asla ondan yardım dilenmezdim.
''En kısa zamanda.''
Kollarımı göğsümde kavuştururken aynı zamanda ne yapmam gerektiğini düşünüyordum. Hadi ama! Bu kadarı da fazla. Evimden kovulmuş, cüzdanımı çaldırmıştım. En kötüsü ise; beni kovan kişinin Tarık olmasıydı.
''Soruyu sorma sebebim o kısa zamanın süresini öğrenebilmek zaten.''
Sinirim artarken sakin olmam gerektiğini hatırlattım kendime. ''Yarın!'' dediğim an pişman olmuştum bile. Kelimeler dudaklarımdan döküldükten hemen sonra ağzıma yumruk atma isteğiyle doldum. Aptal gibi ortaya atlarsam böyle evsiz kalırdım işte! Aklıma gelen tek fikir vardı. O da Deniz'in evine yerleşmek, tabii ki bir süreliğine. İntikam olarak... Beni bu adamla yalnız bırakmak çikolatamı yemekle eş değer!
Sorun bana yeni evi uygun bir fiyata kiralayacak birilerini bulmaktı.
''Parasını çaldırmış birisine göre oldukça özgüven dolusun.''
Beni mi deniyordu yoksa ciddi miydi, anlayamamıştım. Tekli koltuğuma yerleştiğinde öfkeyle başına dikildim. ''Evi incelemen bittiyse...'' Söze gerek kalmamıştı ki, açıkça kovmuştum. Elimle kapıyı gösterirken samimiydim. Hemen buradan gitmesini istiyordum! ''Ne kadar görgüsüzsün!'' diyerek ayaklarını ortada duran sehpanın üzerine koydu. Ben orayı üç kez sarı bezle sildim. Üç kez.
''Cinnet geçirip seni boğazlamamı istemiyorsan hemen o ayaklarını indir.''
Sesim her ne kadar sakin çıksa da bu fırtına önce sessizlik gibiydi. Patlama noktama oldukça yaklaşmıştı. Bir kaç yanlış hareketinde daha ikinci dirseği yiyebilirdi. ''Evi alacağım.'' diyerek sırıttı. ''Sen burada kalmaya devam edebilirsin fakat karşılığında yeni bir kontrat imzalayacağız.''
''Tarık, benimle alay ediyorsan sonu hiç iyi olmaz. Anlatabildim mi?''
''Anlaşıldı, kaptan.''
İçimden gelen gözlerimi devirme isteğine karşı koydum. ''Eee, anlaşmadaki maddeleri açıkla bari.'' Üstü kapalı biçimde kabul ettiğimi belirtmiştim, daha fazlası çıkmazdı benden. ''Birinci madde; kirayı geciktirme. İkinci madde; Evin ana hattını mahvetme. Üçüncü ve en önemli madde ise; her akşam yemeğini iki kişilik hazırla.''
Son isteği üzerine kaşlarımı kaldırarak ona döndüm. Gönül isterdi ki tek kaşı kaldırma gibi ultra özelliğim olsun. Tabii ki yok! Ne sanmıştınız ki? ''Nasıl iki kişilik?'' derken anlamış fakat anlayamamıştım. Amacını çözemiyordum. Onun çaprazındaki kanepeye yerleşerek hala sephanın üzerinde duran ayaklarına öldürücü bakışımı attım.
''Bildiğimiz iki kişilik. Her akşam yemeğimi sen yapacaksın. Evi derleyip toplayan birileri için verecek param yok.''
''Ama iki tane daire alacak paran var?'' dedim alayla. Bu arada evlerimiz dikdörtgen olduğu halde neden daire ismi konduğu merak konusu. Niye kare falan demiyoruz ki?
''Hem para harcamayacağım hem de senin bana attığın tekme ile dirseğin acısını çıkaracağım işte.''
Bu kadar dürüts olmak zorunda mıydı bu adam? ''Hıı, sanki buna izin verirmişim gibi.'' dedim sağ ayağımı kaldırıp onun bacağına tekme atarken. Ağzından inleme benzer ses çıktığında resmen mutlu olmuştum. Ayakları yere düşmüştü, bileğini ovuştururken bana gülümsedi.
Ama ne gülümseme!
Seni bana işin düştüğünde göreceğim, lanet olasıca der gibi. Pardon, bu çok film repliğine benzedi. Evini alıp seni ortada bırakınca göreceksin gününü cadaloz. Ah, şimdi oldu!
''Ben gidiyorum, sana sunduğum teklifi her açıdan düşün.''
''Hadi paşam, yolun açık olsun.'' dedim hiç ayaklanmadan. Adam beni hizmetçi olarak kullanmak istediğini belirtmişken bir de kapıya kadar geçirse miydim? Asla. ''Ayşe Nur?'' dediğinde her ne kadar bakmak istemesem de içimdeki merak kırıntılarına engel olamamıştım. Başımı ona çevirdiğimde yüzündeki samimi ifade afallamamı sağlamıştı.
''Eşsiz birisin...''
O an burnum kaf dağında geziniyordu. Tabii, son kelimeyi duymasaydım.
''...Sustuğunda''



