Karan2offical 1
Karan2offical
mavzermete 1
mavzermete
M 1
m2referencee
Fethi Polat 1
Fethi Polat
InfernoShade 1
InfernoShade
farkmt2official 1
farkmt2official
romegames 1
romegames
bikral 1
bikral
PrimeAC 1
PrimeAC
Hikaye Ekle

Felixtas | 2. Bölüm

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan qecekondu06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 1
  • Görüntüleme Görüntüleme 166

qecekondu06

Developer
Telefon Numarası Onaylanmış Üye
Fahri Üye
TM Üye
Katılım
25 Ocak 2013
Konular
6,740
Mesajlar
21,611
Online süresi
2d 13h
Reaksiyon Skoru
2,176
Altın Konu
0
TM Yaşı
13 Yıl 4 Ay 25 Gün
Başarım Puanı
509
MmoLira
2,783
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!

2.BÖLÜM -FELİXTAS
Atlı Süvari


Normalde hava kararmıştı, köyün yolunu zor görmemiz gerekiyordu bu gece sadece hilal vardı griydi sanki rengi, kül gibiydi. Yükselen dumanlar dibindeki ateşin kaynağıydı. Donmuştum, donmuştuk ve o ateşler bizi ısıtmazdı. Köyümüzün çığlığı her yeri kaplamıştı.
Bir anda yere çökmüştüm dizlerimin üstüne, ne yaptığımı bilmiyordum ama bir şeyler yapabileceğimi biliyordum.Gümbürdeyen kalbim bunu ele veriyordu. Korkuyordum. Yüzümü hilale çevirdim ve Ayın tanrıları aklıma geldi ve hilal zamanı intikam tanrısı konuşurdu. Bu zamanda sadece ondan yardım isteyebilirdim. Çünkü şu anda dünyamıza yakın olan tanrı oydu. İhtiyacım olanda oydu.
Cumbaya döndüm. dehşet ve korkuyla açılan gözlerinin içine baktım. Ne yapmam gerekiyordu? Ne yapmamız gerekiyordu?
"Cumba bana bıçağını ver." çıt yok.
"Cumba bana bıçağını ver." hala çıt yok.
Ayağa kalktım ve Cumbanın önünde dizlerimin üstüne çöktüm. Elimi çizmesine atıp aradım. Elime geldiğinde hızla geri yerime dönmüştüm. bu zaman oturma zamanı değildi işte.
Dizlerimin üstüne çöküp yüzümü yine hilale çevirdim ama bu az önceki hilal değildi bu hilal kızarmıştı, sanki boyanıyordu. Hayır, hayır sanki kanlanıyordu. Umursamadım ve ellerimi havaya kaldırıp bıçakla sol elimdeki çizgilerin birinin üzerine abanıp boydan boya kestim. Kanın toprağa akmasını bekledim ve bana bu ayini öğrettiği için Şaman Zahuri'ye içimden minnet duydum. Ayın tanrıları kanı severdi.
Kanım toprağa akınca seramoniye başladım.
"Ale, Mone, Ole, Asis. Ale, Mone, Ole, Asis.." defalarca tekrarladım ayın tanrılarını. Sesim sanki göğü deliyordu. İçimden bir şeyler çıkıyordu. Onlar gecenin tanrılarıydılar. Beni duymaları lazımdı. Belli bir sayıya ulaşınca durdum. "Alesosis, adın olan amacıma yardım et." bunu fısıldamıştım hilale doğru. Bitmişti bu kadardı ama ses seda yoktu. İşe yaramamış mıydı?
Devam ettim. "Ale, Mone, Ole, Asis. Ale, Mone, Ole, Asis.." çıt yok. Belki de ben yanlış yapmıştım. Öyle büyük bir hayal kırıklığına uğramıştım ki donmuştum adeta. Yine.
Aradan biraz zaman geçti. ben orada sessizce oturuyordum ve dumanlara bakıyordum. Bu görüntü beni boğuyordu ki Cumba yanıma gelerek beni sarstı. "Hadi gidelim buradan, annelerimizi bulmalıyız. Kalk çabuk."
Haklıydı. Kalktım ve koştuk. O sırada aklımdaki tek şey annemdi. Ne açlığım ne yorgunluğum ne de bacaklarımda zaman geçtikçe artan acımdı. Ne kadar süre koştuğumuzu bilmiyordum ama her şey bana o kadar ağır geliyordu ki. Panik bedenimi kaplamak üzereydi. Kalbim fırlayacaktı. Yokuş aşağı olan yolları yarı koşup. Yarı yuvarlanarak bitirdiğimde nefesim ciğerlerimi kesiyordu sanki.
Köy meydanına az kalmıştı. Cumbanın evi ordaydı ve o yolda ayrıldık. Bizim evimiz daha da arkadaydı. Eteklerin başlangıcıydaydı ve daha çok yolum vardı. Lanet olası köy büyük olacak bugünü mü bulmuştu da ben anneme uzak kalmıştım! Annem, güzeller güzeli annem. Nolur bir şey olmasın ona. İçimden bunu kaç kere geçirdiğimi bilmiyordum ama eve kestirmeden gidemezdim. Kestirme yollar genişti ve devler beni görebilirdi. Dar sokaklarını tercih ediyordum daha az ışıklı sokakları, çatı kenarlarının gökyüzünü kapladığı sokakları..
Sonunda evimizin olduğu sokaktaydık ve yine lanet olsun ki evimiz sokağın öbür ucundaydı. Anneme de küfrettim içimden ala ala bu evi aldığı için. Bacaklarım ağrıyordu ama duramazdım.
"Beş ev kaldı sadece beş dayan biraz daha. Hadi kızım pes edemezsin. O senin için etmezdi." iç sesim beni yüreklendirmeye çalışıyordu. İhtiyacım da vardı.
Evimizin arkasındaki ev alevler içindeydi ve bizimde çatımıza düştümüştü alevlerden. Tahta evimizin çatısı yanıyordu ve biraz daha böyle giderse her şey kül olacaktı. Annem evde değilse ne yapacaktım. Ya da evdeyse? Sanırım asıl büyük sorun buydu.
Bahçeden hemen içeri girdim. Annemin ektiği çiçekler sanki günün ağırlığıyla kafalarını eğmişlerdi. Birbirinden rengarenk çiçekler sanki bugün siyaha bürünmüştü. Sanki değil, gerçekten siyahtılar.
Kafamı ağıla çevirdim. Evimizin arkadaki eve daha yakın olan kısmıydı orası ve orası yanıyordu. İçinde kuzularımız vardı ve onlar artık kurtarılamazdı. İçime büyük bir ağırlık çöktü. Hemen bu ağırlığı dağıtmaya çalışarak girdim içeri. Annem yoktu içeride ama bir duman kaplamıştı sanırım evin arka kısmından geliyordu bu.
Derin bir nefes çekerek içime "Annee!"
"Anne nerdesin."
Hemen yatak odasına koştum. Yoktu. Mutfağa koştum ve şükürler olsun ki ordaydı. Kocaman tahta masanın altına girmişti. Elinde bir şey tutuyordu. Hemen bende masanın altına girdim.
"Anne hadi hemen çıkalım burdan. Yanacağız yoksa."
Annem bana bakıyordu ama sadece bakıyordu kımıldamıyordu ve bu çok sinir bozucuydu.
"Anne kalksana ölmek mi istiyorsun?!" sinirlenmiştim. Ben can havliyle buraya koşarken o saklanmıştı kendini korumamıştı ve şimdi de kımıldamıyordu. Elini tutup çekmeye çalıştım ama aldığım tek tepki beni kendisine çekip bana sarılmak olmuştu.
"Safir'im hiç düşünmedin değil mi gözlerinin rengini?" ağlıyor muydu? "Öğreneceksin, al bunu." bana elinde tuttuğu kutuyu uzatıp devam etti. "Babanı bul. Onu bul ve her şeyi öğren. Yaşamayı öğren." bunu söylerken git gide kısılmıştı sesi.
Ne diyordu bu kadın?
"Anne hadi gidelim lütfen söylediklerin bittiyse hadi gidelim. Aldım kutuyu bak için rahatladı mı? Hadi gidelim artık." az daha öyle dursaydım gücümün yeteceği tek şey ağlamak olacaktı ama buna izin veremezdim. Elinden tuttuğum gibi çektim kapıya doğru yürümeye çalıştım ama dumanlar artmıştı ve çatı yanıyordu. Annem çekine çekine geliyordu tedirginliği yüzünden okunuyordu. Neyi vardı bu kadının ölmek mi istiyordu?
Kapıya ulaşmıştık ama kapı da yanıyordu ve geçmemizi zorlaştırıyordu ayrıca kapının üstünde ki tahta blok da kapının ağzına düşmüştü. bir ucu kapının kenarına dayanmıştı ve çapraz durup yolumuzu kapatıyordu. Biz nasıl geçecektik onu?
Ben düşünceler içindeyken ciğerlerimin feryat figan bağırdığını hissediyordum. Annem ellerini ellerimden çekti ve "Yaşa." dedi bana bakarak. Ne diyordu bu kadın?
Tam ağzımı açarken annem arkamda bir yere baktı ve "Koru onu." dedi.
Öksürmeye başlamıştım ve bu hiç iyi değildi. "Anne ne saçma.." iki güçlü kol arkadan belimi tutup beni oradan çıkarırken ben çığlık atıyordum.
"Annee gel buraya!" annem alevlerin içinden bana bakıyordu. dudaklarını oynatarak "Seni seviyorum, yavru kedim." dedi ve ben bunu anladığımda yaşlar gözlerimi zorluyordu. Beni alan her kimse çok hızlı gidiyorduk. Sanırım bir atın üzerindeydik ve ben "anne" diye bağırıyordum. Annesinden ayrılan her çocuğun yapacağı gibi.. Annemin yanıma gelmesini umar gibi sadece bağırıyordum..
Bir dev evimizin önündeydi ve ellerini çatıdan evimize uzatırken biz köşeyi dönmüştük. Daha ne kadar bağırdığımı bilmiyordum ve dünya kararıyordu. Beni tutan karalar içindeki adama dönüp "Anneme yardım etmeliyiz." diye bağırdım. Niye sadece beni kurtarıyordu. Ya annem? O dev ona bir şey yapacak mıydı?
Kara adam "Anneni Aleosis kurtarır." dedi ve gözlerimi nasıl açtığımı bilmiyordum ama canım acımıştı ve sanırım dünya altımdan kayıp gitmişti.
Çığlıklar hala susmuyordu ve sanırım işin kötü yanı o çığlıklar beynimden geliyordu. Burnumda ise annemin sabun kokusunun yerini alan yeni bir koku; duman kokusu vardı. Ciğerlerim yanıyordu...




.........


Keyifli okumalar ;)


10418275_835727293145216_7884337789065789660_n.jpg
 
Paylaşım için tşkler..!
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst