Ayyıldız2 | 2008 TR Yapısı • 1-99 Orta Emek Destan • Oto Avsız • 10 Temmuz 21:00 HEMEN TIKLA!
Türkiye ve Dışgöç
Türkiye ve dışgöç ilişkisi iki ayrı alt başlıkta incelenebilir; Türkiyeye göç ve Türkiyeden göç.
a)Türkiyeden Göç
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş yılları, büyük mübadele olarak bilinen büyük bir göç hareketine de tanık olmuştur. Lozan Antlaşması temelinde, Yunanistanda yaşayan Müslümanların Türkiyeye göçüne karşılık bir milyon Yunan kökenli Ortodoks Türkiyeyi terk etmek zorunda kalmıştır. Bu göç 1923 sonundan 1925 başına kadar sürmüştür.
1960lı yıllara kadar Türkiyeden yurt dışına yönelen göç, ağırlıklı olarak gayrimüslimleri içermektedir. Bu göç, ekonomik bir göç olmaktan çok siyasi ve kültürel nedenlerden kaynaklanan bir nüfus hareketidir. Bu dönemde, binlerce gayrimüslimin bazen kişisel girişimleri bazen de küçük gruplar halinde ülkeden ayrıldıkları bilinmektedir. Örneğin, 1935 yılında Yunanca konuşan 10 bin Türk vatandaşının ayrılması gibi. Bu arada, 1940lı yılların başında çıkarılan Varlık Dergisinin gayrimüslimlerin göçünü hızlandırdığı da bir gerçektir. Öte yandan İsrail Devletinin kuruluşunun getirdiği çekicilik ile 1948 ve 1952 yılları arasında yaklaşık 35 bin Musevi Türkiyeden İsraile göç etmiştir. Türkiye, 1960ların başından sonra da, dünyanın birçok ülkesine yönelen çok büyük sayıdaki göçün kaynağı olmuştur. Son 35-40 yıllık Türkiye dış göç tarihi bu göç hareketine iki temel dönemin varlığını gösterir. 1960 başları ve 1970 sonları arasında işçi göçü dönemi ve 1970 sonlarında bu yana işçi göçü sonrası dönem.
1961 Anayasasının yürürlüğe girmesinden sonra, Türkiyedeki ilk beş yıllık(1962-1967) kalkınma planı, göçü yani işgücü ihracatını, işsizliği azaltma ve işçi dövizi akışı sağlama bağlamında gelişme politikalarından birisi olarak değerlendirildi. Türkiye bu politikayı gerçekleştirmek için Almanya ile 1961de göç anlaşması imzaladı. Hükümetler arasında benzer anlaşmalar göçün temel koşulları, iş ve ücret konularını da içerecek şekilde Avusturya, Hollanda ve Belçika ile 1964te, Fransa ile 1965te, İsveç ve Avustralya ile 1967de imzalandı. Özet olarak Türk işçilerinin Batı Avrupa ülkelerine göçü 1960larda başlamış, 1960ların ortalarında hızlanmış, 1960ların sonunda ve 1970lerin başında oldukça yaygınlaşmış ve 1970lerde petrol bulanımı ve onu izleyen ekonomik dar boğaz döneminde Federal Almanyanın işçi alımını durdurmasıyla en azından yasal planda çok yavaşlamıştır. Bu göç hareketi, 1970lerin sonu ve özellikle 1980lerin başında aile birleşimi ve evlilik göçü şeklini alarak devam etmiştir. Bu göçler 1980de sadece Batı Avrupa ülkelerinde yaşayan Türk nüfusunun 1,7 milyona ulaşmasına neden olmuş; 1985te bu nüfus 2 milyona; 1990da 2,3 milyona yükselmiştir. 1995te söz konusu nüfus resmi kaynaklara göre 3 milyon kişidir.
Son 15-20 yılda, Türkiye dikkate değer bir ekonomik, sosyal, politik ve demografik değişik yaşadı. Bu değişik yalnızca Türkiyeden devam eden göç akışının temel nedenlerini belirlemekte, aynı zamanda son göçlerin arkasında yatan dinamiğe de işaret etmektedir. 1980ler ve 1990larda Türkiyede bazı önemli ekonomik ve sosyal gelişmeler olmasına karşın, Türkiye gelişmekte olan bir ülke olarak, yüksek göç potansiyeli ile uluslar arası göç pazarında önemli bir yere sahipti. Örneğin 1993 Dünta Bankası istatistiklerinde, 1990ların başında Türkiyede kişi başına düşen gayri safi milli hasıla 1,780 dolar iken, Türkiyeden binlerce göçmen alan Almanyanın ise 1,4 tür. Türkiyede doğumda beklenilen ortalama yaşam süresi 67 iken, Almanyada 76dır. Türkiyede ortaokula yazılma oranı 54 iken, Almanyada 97dir. Türkiyenin şehir nüfusu toplam nüfusun %63ü iken, Almanyada %90dır. Bu gibi rakamlar Türkiyeden kaynaklanan dışgöçün dinamiklerini açıklamada belirleyici olmasalar da, göç alan ve göç veren ülkeler arasında devam eden ekonomik ve demografik dengesizliklerin göç dalgalarına olası etkilerini ima etmektedir.
1980-1995 yılları arasında yaklaşık 350 bin kişi siyasi sığınma yolunu kullanarak Türkiyeden Batı Avrupaya gitti. Özellikle 1980lerin sonları ve 1990ların başlarında siyasi nedenlerle göç etmeye çalışanların sayısı arttı. 1983-85 arasında Batı Avrupada iltica başvurusu yapan Türk vatandaşlarının yıllık ortalaması 11 binden 1989-1991 arasında 47 bine yükseldi. Son dönemlerdeki verilen iltica başvurularında hayli düşüş olmasına rağmen, 1990ların ortalarında yıllık rakamın 37 bin civarında olduğunu gösteriyor.
b)Türkiyeye Göç
Türkiyeye göçün tarihini Cumhuriyet öncesine dek uzatmak mümkündür. Bilindiği gibi yüzyıl dönümünde yaşayan 93 Harbi, Balkan Savaşları ve arkasından gelen Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı egemenliğindeki topraklarda yaşayan insanların-özellikle Balkanlarda ve Anadoluda hayatlarını önemli ölçüde etkiledi. Bu üç savaş sırasında yüzbinlerce kişi Balkanlardan Anadoluya göç etmiştir.
Türkiyeye göçün birinci dönemini ulusal inşa dönemi olarak adlandırmak pek yanlış olmaz. Çünkü bu dönemde karşımıza çıkan en temel göç görüntüsü, savaş sonunda Cumhuriyet Türkiyesi sınırları dışında kalmış Osmanlı topraklarında yaşayan Müslüman ve çoğunlukla Türk kökenli insanların, milli iradeye dayanan yeni anayurd göçleridir. Bu göçlerin temel nedeni siyasal, dinsel ve kültürel nedenli çatışmalar ve anlşamazlıklar olmuştur.
1945ten 1980lere dek uzatabileceğimiz 2.dönem daha çok Bulgaristandan göç ile belirlendi. Önce 1950-1951 ve daha sonra 1969-1978 arasında olmak üzere, iki parti göç yaşandı ve yaklaşık 270 bin kişi Bulgaristandan ülkeye giriş yaptı. 1950 yılı Türkiyeye göç açısından
Türkiye ve dışgöç ilişkisi iki ayrı alt başlıkta incelenebilir; Türkiyeye göç ve Türkiyeden göç.
a)Türkiyeden Göç
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş yılları, büyük mübadele olarak bilinen büyük bir göç hareketine de tanık olmuştur. Lozan Antlaşması temelinde, Yunanistanda yaşayan Müslümanların Türkiyeye göçüne karşılık bir milyon Yunan kökenli Ortodoks Türkiyeyi terk etmek zorunda kalmıştır. Bu göç 1923 sonundan 1925 başına kadar sürmüştür.
1960lı yıllara kadar Türkiyeden yurt dışına yönelen göç, ağırlıklı olarak gayrimüslimleri içermektedir. Bu göç, ekonomik bir göç olmaktan çok siyasi ve kültürel nedenlerden kaynaklanan bir nüfus hareketidir. Bu dönemde, binlerce gayrimüslimin bazen kişisel girişimleri bazen de küçük gruplar halinde ülkeden ayrıldıkları bilinmektedir. Örneğin, 1935 yılında Yunanca konuşan 10 bin Türk vatandaşının ayrılması gibi. Bu arada, 1940lı yılların başında çıkarılan Varlık Dergisinin gayrimüslimlerin göçünü hızlandırdığı da bir gerçektir. Öte yandan İsrail Devletinin kuruluşunun getirdiği çekicilik ile 1948 ve 1952 yılları arasında yaklaşık 35 bin Musevi Türkiyeden İsraile göç etmiştir. Türkiye, 1960ların başından sonra da, dünyanın birçok ülkesine yönelen çok büyük sayıdaki göçün kaynağı olmuştur. Son 35-40 yıllık Türkiye dış göç tarihi bu göç hareketine iki temel dönemin varlığını gösterir. 1960 başları ve 1970 sonları arasında işçi göçü dönemi ve 1970 sonlarında bu yana işçi göçü sonrası dönem.
1961 Anayasasının yürürlüğe girmesinden sonra, Türkiyedeki ilk beş yıllık(1962-1967) kalkınma planı, göçü yani işgücü ihracatını, işsizliği azaltma ve işçi dövizi akışı sağlama bağlamında gelişme politikalarından birisi olarak değerlendirildi. Türkiye bu politikayı gerçekleştirmek için Almanya ile 1961de göç anlaşması imzaladı. Hükümetler arasında benzer anlaşmalar göçün temel koşulları, iş ve ücret konularını da içerecek şekilde Avusturya, Hollanda ve Belçika ile 1964te, Fransa ile 1965te, İsveç ve Avustralya ile 1967de imzalandı. Özet olarak Türk işçilerinin Batı Avrupa ülkelerine göçü 1960larda başlamış, 1960ların ortalarında hızlanmış, 1960ların sonunda ve 1970lerin başında oldukça yaygınlaşmış ve 1970lerde petrol bulanımı ve onu izleyen ekonomik dar boğaz döneminde Federal Almanyanın işçi alımını durdurmasıyla en azından yasal planda çok yavaşlamıştır. Bu göç hareketi, 1970lerin sonu ve özellikle 1980lerin başında aile birleşimi ve evlilik göçü şeklini alarak devam etmiştir. Bu göçler 1980de sadece Batı Avrupa ülkelerinde yaşayan Türk nüfusunun 1,7 milyona ulaşmasına neden olmuş; 1985te bu nüfus 2 milyona; 1990da 2,3 milyona yükselmiştir. 1995te söz konusu nüfus resmi kaynaklara göre 3 milyon kişidir.
Son 15-20 yılda, Türkiye dikkate değer bir ekonomik, sosyal, politik ve demografik değişik yaşadı. Bu değişik yalnızca Türkiyeden devam eden göç akışının temel nedenlerini belirlemekte, aynı zamanda son göçlerin arkasında yatan dinamiğe de işaret etmektedir. 1980ler ve 1990larda Türkiyede bazı önemli ekonomik ve sosyal gelişmeler olmasına karşın, Türkiye gelişmekte olan bir ülke olarak, yüksek göç potansiyeli ile uluslar arası göç pazarında önemli bir yere sahipti. Örneğin 1993 Dünta Bankası istatistiklerinde, 1990ların başında Türkiyede kişi başına düşen gayri safi milli hasıla 1,780 dolar iken, Türkiyeden binlerce göçmen alan Almanyanın ise 1,4 tür. Türkiyede doğumda beklenilen ortalama yaşam süresi 67 iken, Almanyada 76dır. Türkiyede ortaokula yazılma oranı 54 iken, Almanyada 97dir. Türkiyenin şehir nüfusu toplam nüfusun %63ü iken, Almanyada %90dır. Bu gibi rakamlar Türkiyeden kaynaklanan dışgöçün dinamiklerini açıklamada belirleyici olmasalar da, göç alan ve göç veren ülkeler arasında devam eden ekonomik ve demografik dengesizliklerin göç dalgalarına olası etkilerini ima etmektedir.
1980-1995 yılları arasında yaklaşık 350 bin kişi siyasi sığınma yolunu kullanarak Türkiyeden Batı Avrupaya gitti. Özellikle 1980lerin sonları ve 1990ların başlarında siyasi nedenlerle göç etmeye çalışanların sayısı arttı. 1983-85 arasında Batı Avrupada iltica başvurusu yapan Türk vatandaşlarının yıllık ortalaması 11 binden 1989-1991 arasında 47 bine yükseldi. Son dönemlerdeki verilen iltica başvurularında hayli düşüş olmasına rağmen, 1990ların ortalarında yıllık rakamın 37 bin civarında olduğunu gösteriyor.
b)Türkiyeye Göç
Türkiyeye göçün tarihini Cumhuriyet öncesine dek uzatmak mümkündür. Bilindiği gibi yüzyıl dönümünde yaşayan 93 Harbi, Balkan Savaşları ve arkasından gelen Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı egemenliğindeki topraklarda yaşayan insanların-özellikle Balkanlarda ve Anadoluda hayatlarını önemli ölçüde etkiledi. Bu üç savaş sırasında yüzbinlerce kişi Balkanlardan Anadoluya göç etmiştir.
Türkiyeye göçün birinci dönemini ulusal inşa dönemi olarak adlandırmak pek yanlış olmaz. Çünkü bu dönemde karşımıza çıkan en temel göç görüntüsü, savaş sonunda Cumhuriyet Türkiyesi sınırları dışında kalmış Osmanlı topraklarında yaşayan Müslüman ve çoğunlukla Türk kökenli insanların, milli iradeye dayanan yeni anayurd göçleridir. Bu göçlerin temel nedeni siyasal, dinsel ve kültürel nedenli çatışmalar ve anlşamazlıklar olmuştur.
1945ten 1980lere dek uzatabileceğimiz 2.dönem daha çok Bulgaristandan göç ile belirlendi. Önce 1950-1951 ve daha sonra 1969-1978 arasında olmak üzere, iki parti göç yaşandı ve yaklaşık 270 bin kişi Bulgaristandan ülkeye giriş yaptı. 1950 yılı Türkiyeye göç açısından