Yahu bir aralar 2. Dünya Savaşı oyunları vardı, ne oldu onlara?
Ne olacak; insanlık tarihinin en temel iç güdülerinden birine kurban gittiler. Her fırsatta ve her durumda göstermekten kaçınmadığımız sıkılganlığımız, 2. Dünya Savaşı temalı oyunları da esir aldı. Oynadık, oynadık ve oynadık, ta ki sıkılına kadar. En sonunda sıkıldık ve 2. Dünya Savaşından yavaş yavaş kopmaya başladık. Ama burada kesinlikle oyunculara bir suçlama yapmıyorum. Çünkü bu durumun sorumlusu oyunculardan çok, yapımcılar. Bir konseptin ancak bu kadar suyu çıkarılabilirdi. Bir dönem neredeyse her FPS oyununda Nazi vurur olmuştuk. Sağolsunlar bu oyunları bizlere getiren yapımcılar da, baktı ki artık aynı şeyler yemiyoruz, savaş alanlarını değiştirmeye karar verdiler. Önce modern zamanlar, sonra uzay çağı falan derken, bu işin nereye gideceğini kestirmek bir hayli zorlaştı. Ama bu FPS oyunlarını yapan firmalar arasında biri var ki, inatla bazı şeylerden kopamıyor. Evet, City Interactiveden bahsediyorum. Sniper: Ghost Warriorların yapımcısı ve incelemesini okumakta olduğunuz Enemy Frontu geliştiren ekip. Kendileri ya 2. Dünya Savaşına tutkuyla bağlılar, ya da hazır piyasada kimse yokken biz bu geleneği sürdürelim moduna girmişler. Biz de onları tebrik ediyor ve aynı durumun laciverti olan Enemy Fronta geçiyoruz (aslında başka bir tabir vardı da, neyse onu kullanmayayım, siz anladınız).
Fotoğraf makinesi kullanmak ile silah kullanmak arasındaki dayanılmaz benzerlik
İlk olarak şunu söylemek istiyorum ki Enemy Front, mantık aramanız gereken bir oyun değil. Oyunu oynarken aklınıza gelen, Bu adam gazeteci değil mi? Nasıl eğitim almış askerleri bu kadar kolay öldürüyor?! sorularını bir kenara bırakın. Yönettiğiniz karakterin İkinci Dünya Savaşındaki direniş grubunu haber yapmak isteyen bir gazeteci olması ve kariyeri uğruna 1500 Naziyi öldürebilmesi, üstelik de komando usulü gizli gizli ilerleyerek, çok takılmamamız gereken bir durum. Bizi ilgilendiren kısmın hikaye olmadığını oyun en başından dile getiriyor. Biz de kendisine teşekkürlerimizi iletiyoruz ve oynanışa doğru yelken açıyoruz.
Enemy Front, oyunculara iki farklı alternatif sunuyor. İster çatışmaya girersiniz, isterseniz de gizli gizli ilerleyerek düşmanları alt edersiniz. Diğer FPS oyunlarına nazaran Enemy Frontta çatışmalar daha zor. Ve genelde tek başınıza yol aldığınız için kalabalık düşman gruplarına karşı tek başınıza savaş vermek zorunda kalıyorsunuz. Ama bu durumu normal karşılamak gerek. Diğer türlü oyun sizi gizliliğe itemezdi.
İşin gizlilik kısımlarıysa çok iç açıcı değil. Düşmanları arkadan gizlice öldürme şansınız var. İsterseniz arkadan gizlice yaklaşarak düşmanları esir de alabilirsiniz. Öldürdüğünüz adamların cesetlerini taşıyarak saklayabilirsiniz, ki ben bu özelliği neredeyse hiç kullanmadım. Ama hepsinden önemlisi oyunumuzda bir de taş var! Evet, taş! Taş atarak düşmanlarınızı dikkatini başka yöne çekebilirsiniz. Ama çok da etkili bir yöntem değil. Genellikle bir yere taş attığınız zaman düşman sesin olduğu yere dönmekten çok, etrafına bakınıyor. Peki bu durumda yapay zeka için başarılı diyebilir miyiz?
Tartışılır.
Eğer her taş veya toprak sesi duyduklarında etrafa bakıyorlarsa gerçekten de çok paranoyak askerlermiş bu Naziler.
Tabii az önce söylediğim tartışılır lafı sadece taş atma durumlarında geçerli. Çatışma anlarında veya oyunun geri kalan her alanında yapay zekayı tartışmamıza gerek bile yok. Sizi şarjör değiştirirken görmesine rağmen üzerinize sıkmak yerine bir siperin arkasına saklanmaya çalışan yapay zekayı, bırakın tartışmayalım. Onun yerine, ne olacak bu Türk futbolunun halini tartışalım, daha verimli bir sonuç elde ederiz. (Sahi ne olacak?)
Dediğim gibi iki farklı oynanış mekaniği sizi karşılıyor Enemy Frontta. Ama genellikle gizli gitmeyi deneyeceksiniz, en son koz olarak da silahlarınıza başvuracaksınız. Aslında gizli gitmek kimi yerlerde oldukça eğlenceli oluyor. Bazı görev alanlarınız gerçekten çok geniş. Saldırabileceğiniz pek çok farklı nokta bulunuyor. Güzel bir taktik yaparak düşmanlar arasında sıyrılma şansınız olabiliyor. Ama işte o kadar az silah çeşitliliği ve yapılabilecek şeyler var ki, bir noktadan sonra iş düşmanları teker teker alt etmeye geliyor ve taktikselliğin bir önemi kalmıyor. Belki birkaç tane farklı varyasyon, farklı tipte silah çeşitleri olsaydı, bu tarz görev alanları oyuncu için çok daha zevkli bir hale gelebilirdi. Ama şu haliyle açık alanlar, sadece açık alan olmaktan öteye gidemiyor.
Susturucuyu taktın mı?
Eneym Fronttaki silahlar, tahmin edebileceğiniz üzere dönemin silahlarından oluşuyor. Dürbünlü tüfek, makineli tüfek gibi yıllardır gördüğümüz silahların aynılarını tekrar görüyoruz. Susturuculu tabanca ve benzeri birkaç farklı silah tipi de oyuna yerleştirilmiş. Aynı anda iki silah taşıyabilmemiz ve bunlardan birinin daimi olarak tabanca sınıfından olması, silah seçimi konusunda iyi karar vermenizi gerektiriyor. Elinizde pompalı ile kalakalmayın sonra. (Sahi, bu oyunda pompalı bir işe yarıyor mu ki?)
Silahlarımız çeşit açısından sıkıntı çıkarmasa da kullanımları için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Oyunda vuruş hissi diye tabir ettiğimiz durumun çok zayıf olması, sizi olası çatışmalarda oyundan bir kat daha soğutuyor. Bir tek dürbünlü tüfek kullanırken gerçekten düşmanı vurduğumu hissedebildim. Onun dışında oyunun tüm silahlarda zayıf bir tokluk hissi verdiğini belirtmeliyim.
Açık Gü(n)ya
Enemy Front, kısmen bir açık dünya oyunu. Kısmen diyorum çünkü açık dünya mantığını devamlı olarak korumuyor. Evet, bazı görevlerde gerçekten de açık dünya mantığında ilerliyorsunuz. Ama yeterli değil. Aslında oyun bu konuda kendini ikiye ayırıyor. Bir görev daha çatışma odaklı, kısa ve dar alanlarda geçerken, bir diğer görev daha uzun soluklu ve daha geniş alanlarda geçiyor. Ama bu durum bazı komik sahneleri de beraberinde getiriyor.
Bir mekana daldığınız zaman tüm düşmanları alarma geçirseniz bile, iki adım ötedeki kapıya gidip, checkpoint noktasına geldiğiniz anda, arkanızda kalan düşmanlara ne olduğu umurunuzda bile olmuyor. Sanırım dönemin Nazileri biraz umursamazmış, Bana ne canım, benim bölgemden çıktı sonuç olarak Peh, ve benzeri düşünceler sergiliyor olabilirler. Gerçi incelemenin başında belirtmiştim, Enemy Front, mantık aramanız gereken bir oyun değil. Çabuk unutuyorum.
Hiç mi oynanmaz... Birazcık falan da mı?
Aslında Enemy Front, saçma eksikliklerini göz ardı edebildiğinizde oynayabileceğiniz bir yapım olabilir.
Yalnız bir saniye
Fark ettim de az önceki cümlede çok fazla değişken var. O zaman durumu şöyle toparlayayım.
İkinci Dünya Savaşına özel bir ilgi duyuyorsanız, gizli gizli ilerlemek hoşunuza gidiyorsa (ama gerçekten hoşunuza gidiyorsa!), bir denemenizde fayda var. Ama birkaç saatin ardından sıkılmanız çok olası. Söylemedi demeyin.
Bir de oyunu almaya karar verenlere bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Oyun sadece Xbox 360, PlayStation 3 ve PCde çıkış yaptı. PC dışındaki platformlarda oyunu hiç denemeyin derim. FPS düşüşleri, grafik hataları bir yana, oyunun gerçekten de kötü grafiklere sahip olması bir başka yana (şöyle uzak bir yana hatta). Eğer PC sahibiyseniz nispeten daha şanslısınız. CryEngine 3 grafik motoruyla geliştirilen Enemy Front, PC versiyonunda diğer platformlara nazaran daha iyi bir performans sergiliyor.
Ne olacak; insanlık tarihinin en temel iç güdülerinden birine kurban gittiler. Her fırsatta ve her durumda göstermekten kaçınmadığımız sıkılganlığımız, 2. Dünya Savaşı temalı oyunları da esir aldı. Oynadık, oynadık ve oynadık, ta ki sıkılına kadar. En sonunda sıkıldık ve 2. Dünya Savaşından yavaş yavaş kopmaya başladık. Ama burada kesinlikle oyunculara bir suçlama yapmıyorum. Çünkü bu durumun sorumlusu oyunculardan çok, yapımcılar. Bir konseptin ancak bu kadar suyu çıkarılabilirdi. Bir dönem neredeyse her FPS oyununda Nazi vurur olmuştuk. Sağolsunlar bu oyunları bizlere getiren yapımcılar da, baktı ki artık aynı şeyler yemiyoruz, savaş alanlarını değiştirmeye karar verdiler. Önce modern zamanlar, sonra uzay çağı falan derken, bu işin nereye gideceğini kestirmek bir hayli zorlaştı. Ama bu FPS oyunlarını yapan firmalar arasında biri var ki, inatla bazı şeylerden kopamıyor. Evet, City Interactiveden bahsediyorum. Sniper: Ghost Warriorların yapımcısı ve incelemesini okumakta olduğunuz Enemy Frontu geliştiren ekip. Kendileri ya 2. Dünya Savaşına tutkuyla bağlılar, ya da hazır piyasada kimse yokken biz bu geleneği sürdürelim moduna girmişler. Biz de onları tebrik ediyor ve aynı durumun laciverti olan Enemy Fronta geçiyoruz (aslında başka bir tabir vardı da, neyse onu kullanmayayım, siz anladınız).
Fotoğraf makinesi kullanmak ile silah kullanmak arasındaki dayanılmaz benzerlik
İlk olarak şunu söylemek istiyorum ki Enemy Front, mantık aramanız gereken bir oyun değil. Oyunu oynarken aklınıza gelen, Bu adam gazeteci değil mi? Nasıl eğitim almış askerleri bu kadar kolay öldürüyor?! sorularını bir kenara bırakın. Yönettiğiniz karakterin İkinci Dünya Savaşındaki direniş grubunu haber yapmak isteyen bir gazeteci olması ve kariyeri uğruna 1500 Naziyi öldürebilmesi, üstelik de komando usulü gizli gizli ilerleyerek, çok takılmamamız gereken bir durum. Bizi ilgilendiren kısmın hikaye olmadığını oyun en başından dile getiriyor. Biz de kendisine teşekkürlerimizi iletiyoruz ve oynanışa doğru yelken açıyoruz.
Enemy Front, oyunculara iki farklı alternatif sunuyor. İster çatışmaya girersiniz, isterseniz de gizli gizli ilerleyerek düşmanları alt edersiniz. Diğer FPS oyunlarına nazaran Enemy Frontta çatışmalar daha zor. Ve genelde tek başınıza yol aldığınız için kalabalık düşman gruplarına karşı tek başınıza savaş vermek zorunda kalıyorsunuz. Ama bu durumu normal karşılamak gerek. Diğer türlü oyun sizi gizliliğe itemezdi.
İşin gizlilik kısımlarıysa çok iç açıcı değil. Düşmanları arkadan gizlice öldürme şansınız var. İsterseniz arkadan gizlice yaklaşarak düşmanları esir de alabilirsiniz. Öldürdüğünüz adamların cesetlerini taşıyarak saklayabilirsiniz, ki ben bu özelliği neredeyse hiç kullanmadım. Ama hepsinden önemlisi oyunumuzda bir de taş var! Evet, taş! Taş atarak düşmanlarınızı dikkatini başka yöne çekebilirsiniz. Ama çok da etkili bir yöntem değil. Genellikle bir yere taş attığınız zaman düşman sesin olduğu yere dönmekten çok, etrafına bakınıyor. Peki bu durumda yapay zeka için başarılı diyebilir miyiz?
Tartışılır.
Eğer her taş veya toprak sesi duyduklarında etrafa bakıyorlarsa gerçekten de çok paranoyak askerlermiş bu Naziler.
Tabii az önce söylediğim tartışılır lafı sadece taş atma durumlarında geçerli. Çatışma anlarında veya oyunun geri kalan her alanında yapay zekayı tartışmamıza gerek bile yok. Sizi şarjör değiştirirken görmesine rağmen üzerinize sıkmak yerine bir siperin arkasına saklanmaya çalışan yapay zekayı, bırakın tartışmayalım. Onun yerine, ne olacak bu Türk futbolunun halini tartışalım, daha verimli bir sonuç elde ederiz. (Sahi ne olacak?)
Dediğim gibi iki farklı oynanış mekaniği sizi karşılıyor Enemy Frontta. Ama genellikle gizli gitmeyi deneyeceksiniz, en son koz olarak da silahlarınıza başvuracaksınız. Aslında gizli gitmek kimi yerlerde oldukça eğlenceli oluyor. Bazı görev alanlarınız gerçekten çok geniş. Saldırabileceğiniz pek çok farklı nokta bulunuyor. Güzel bir taktik yaparak düşmanlar arasında sıyrılma şansınız olabiliyor. Ama işte o kadar az silah çeşitliliği ve yapılabilecek şeyler var ki, bir noktadan sonra iş düşmanları teker teker alt etmeye geliyor ve taktikselliğin bir önemi kalmıyor. Belki birkaç tane farklı varyasyon, farklı tipte silah çeşitleri olsaydı, bu tarz görev alanları oyuncu için çok daha zevkli bir hale gelebilirdi. Ama şu haliyle açık alanlar, sadece açık alan olmaktan öteye gidemiyor.
Susturucuyu taktın mı?
Eneym Fronttaki silahlar, tahmin edebileceğiniz üzere dönemin silahlarından oluşuyor. Dürbünlü tüfek, makineli tüfek gibi yıllardır gördüğümüz silahların aynılarını tekrar görüyoruz. Susturuculu tabanca ve benzeri birkaç farklı silah tipi de oyuna yerleştirilmiş. Aynı anda iki silah taşıyabilmemiz ve bunlardan birinin daimi olarak tabanca sınıfından olması, silah seçimi konusunda iyi karar vermenizi gerektiriyor. Elinizde pompalı ile kalakalmayın sonra. (Sahi, bu oyunda pompalı bir işe yarıyor mu ki?)
Silahlarımız çeşit açısından sıkıntı çıkarmasa da kullanımları için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Oyunda vuruş hissi diye tabir ettiğimiz durumun çok zayıf olması, sizi olası çatışmalarda oyundan bir kat daha soğutuyor. Bir tek dürbünlü tüfek kullanırken gerçekten düşmanı vurduğumu hissedebildim. Onun dışında oyunun tüm silahlarda zayıf bir tokluk hissi verdiğini belirtmeliyim.
Açık Gü(n)ya
Enemy Front, kısmen bir açık dünya oyunu. Kısmen diyorum çünkü açık dünya mantığını devamlı olarak korumuyor. Evet, bazı görevlerde gerçekten de açık dünya mantığında ilerliyorsunuz. Ama yeterli değil. Aslında oyun bu konuda kendini ikiye ayırıyor. Bir görev daha çatışma odaklı, kısa ve dar alanlarda geçerken, bir diğer görev daha uzun soluklu ve daha geniş alanlarda geçiyor. Ama bu durum bazı komik sahneleri de beraberinde getiriyor.
Bir mekana daldığınız zaman tüm düşmanları alarma geçirseniz bile, iki adım ötedeki kapıya gidip, checkpoint noktasına geldiğiniz anda, arkanızda kalan düşmanlara ne olduğu umurunuzda bile olmuyor. Sanırım dönemin Nazileri biraz umursamazmış, Bana ne canım, benim bölgemden çıktı sonuç olarak Peh, ve benzeri düşünceler sergiliyor olabilirler. Gerçi incelemenin başında belirtmiştim, Enemy Front, mantık aramanız gereken bir oyun değil. Çabuk unutuyorum.
Hiç mi oynanmaz... Birazcık falan da mı?
Aslında Enemy Front, saçma eksikliklerini göz ardı edebildiğinizde oynayabileceğiniz bir yapım olabilir.
Yalnız bir saniye
Fark ettim de az önceki cümlede çok fazla değişken var. O zaman durumu şöyle toparlayayım.
İkinci Dünya Savaşına özel bir ilgi duyuyorsanız, gizli gizli ilerlemek hoşunuza gidiyorsa (ama gerçekten hoşunuza gidiyorsa!), bir denemenizde fayda var. Ama birkaç saatin ardından sıkılmanız çok olası. Söylemedi demeyin.
Bir de oyunu almaya karar verenlere bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Oyun sadece Xbox 360, PlayStation 3 ve PCde çıkış yaptı. PC dışındaki platformlarda oyunu hiç denemeyin derim. FPS düşüşleri, grafik hataları bir yana, oyunun gerçekten de kötü grafiklere sahip olması bir başka yana (şöyle uzak bir yana hatta). Eğer PC sahibiyseniz nispeten daha şanslısınız. CryEngine 3 grafik motoruyla geliştirilen Enemy Front, PC versiyonunda diğer platformlara nazaran daha iyi bir performans sergiliyor.