Evet arkadaşlar, The Crewun olayı buradan sonra başlıyor. Açık dünya bir kere. Nedir bu açık dünyanın olayı dersek, Amerikayı kuzeyden güneye, doğudan batıya dolaşabileceğimiz devasa bir haritası var oyunun. Zaten The Crewun en çekici yanı da bu haritası. Daha önce hiçbir yarış oyununda görmediğimiz kadar büyük bir haritası var. Ve bu haritanın Amerikanın mini bir kopyası olması da, daha çekici hale getiriyor durumu.
Oyun sadece bir bölgeye gidip yarışmaktan ibaret değil. Açık dünya olayının hakkı verilmiş. Yolda giderken karşınıza mini etkinlikler çıkabiliyor. Bir yol boyunca slalom yapmak, belirli bir süre içinde checkpointlerden geçmek, uzun mesafe (sırıksız) atlamak gibi bir çok yan etkinlik var oyun içerisinde. Bunun dışında, hiç yan etkinlik olmasa dahi, yol kenarında gördüğünüz çiftliğe dalıp atları koşturmak, tarlalara dalıp ekinlerin dize kadar gelmesini engellemek de ayrı zevkli zaten.
En çekici yan harita olsa da, en önemli ve vurucu özelliği, MMO yani devasa online özelliği. Bu devasa haritada oyundaki diğer oyuncularla etkileşimlerimiz ve kapışmalarımız oyunun en önemli yanı. Kapalı beta süresince pek stabil olmayan sunucular yüzünden bir kere bile online olarak birine yarış öncesi Alırım anahtarını Mayk., yarış sonrası da Asfalt ağladı be. diyemesem de, tek kişi olarak oynarken yapabildiğimiz etkinlikler, Bir de gerçek oyuncularla olsa ne eğlenceli olurdu dedirtiyor zaten. The Crew başta da belirttiğim gibi, sadece açık dünya bir yarış oyunu değil. Açık dünya RPG bir yarış oyunu. Nedir RPG bir yarış oyununda? Elbette ki modifikasyon olayı. Parayla ya da başarıyla bitirdiğiniz yarış ve yan etkinlikler ile elde ettiğiniz parçalar ile arabalarımızı geliştiriyoruz. Evet, arabalarımızı. Bir arabaya bağlı kalmak gibi bir durum da yok The Crewda. Her ne kadar oyunun yapımcıları Oyuncular, gerçek hayatta olduğu gibi arabaları ile bağ kuracaklar. deseler de, oyunda bağ oluştu diye gidip de kötü arabayla devam etmem ben şahsen. Anca Ben daha iyisini alana kadar en iyisi bu. modunda kullanırım o bağlı arabamı.
Biraz mekaniklerden bahsetmek gerekirse, sürüş tarzı biraz arcadee kaçıyor. Gerçekçi sayılabilecek bir sürüş var oyunda ama daha fazla eğlenceye yönelik bir durumda. Arabalar çarptıkça hasar alıyor elbette ama öyle çok da gerçekçi bir hasar dinamiği beklememek lazım. Bir de bir arabayla fazla kaza yapınca onu tamir ettirmek gerekiyor yarışlar arasında. Bu da güzel ve mantıklı olmuş.
Bir özet geçmek gerekirse, benim hoşuma gitti The Crew. Ki oyunun betasından bahsettiğimizi unutmamak gerekir. Elbette ufak tefek hataları ve sıkıntıları var ama tam sürüme kadar giderilemeyecek şeyler değil. Giderilemeyecek kadar hoşa gitmeyen özellikler de, her oyunda olduğu gibi The Crewda da var. Ama herkesi memnun etmenin hiçbir şekilde mümkün olmadığını bilen Ubisoft, yapabileceği en optimum işi yapmış gibi görünüyor. 11 Kasım 2014te raflarda yerini alacak olan The Crewun şuandaki en büyük handikapı, belirtilen çıkış fiyatı gibi görünüyor. Eğer insancıl bir fiyat ile çıkarsa, muhtemelen sıkı şekilde oynanan oyunlardan biri olacaktır özellikle yarış severler tarafından.