- Katılım
- 25 Ocak 2013
- Konular
- 6,740
- Mesajlar
- 21,611
- Online süresi
- 2d 13h
- Reaksiyon Skoru
- 2,176
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 13 Yıl 4 Ay 17 Gün
- Başarım Puanı
- 509
- MmoLira
- 2,783
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Giriş 1
Bunu yapabilirim, evet, başarabilirim. Kendi kendimi telkin eden sesim duvarlara çarpıp bana geri dönüyordu. Gözlerimi kapattım ve iyi şeyler hayal etmeye çalıştım. Kulaklarım sessizlik yüzünden çınlarken kilit sesini duydum. Neredeyse bir saattir kapalı duran gözlerimi araladım ve bakışlarımı odanın kapısına diktim.
Altıncı his miydi, yoksa fazla dikkatli biri olmamın sonucu mu bilmiyorum ama koridorda yalpalayan bir bedeni daha o içeri girmeden hissettim ve amuda kalktığım pozisyonumu ayaklarımı yere basarak sonlandırdım.
Yine mi yoga? Eski sevgilinden kalan tek yararlı şey bu, değil mi? Alaycı sözleriyle bana iki senemi heba edişimi hatırlatıyordu.
Ne kadar temkinli olsam da karanlığın içinde parlayan silueti beni korkutmaya yetmişti ama tek korkan ben değildim. Gürültülü sesi karanlık duvarlara çarpıp geri bana dönerken soluk soluğa idim.
Bir kız gibi çığlık atıyorsun. Dedim bağırışına karşın. Sen de bir deliden farksız davranıyorsun. Enisi tartan gözlerle süzdüm. Yanıtım gecikmemişti: Sadece meditasyon yapıyordum.
Bir işe yarıyor mu sahiden? Umursamadığı ortaydı, sadece beni sinirlendirmek için böyle davranıyordu.
Alkol kokusu burnuma dolarken odada ondan en uzak köşeyi seçerek ilerledim. En azından huysuz ve aksi kuzenime karşı en düşük seviyede öfke besliyorum, omuz silktim, beni gerçekten sinir ediyordu. Bana yardımcı oluyor. Geç saatlere kadar içerek gelen kuzenime gözlerimi kısarak baktım, leş gibi alkol kokuyordu. Sınırlarımı çok aştığını fark etmemiş gibi davranma Enis.
Holden yayılan zayıf ışık geniş salona loş bir ortam katıyordu. Gözlerimi devirmemin hemen ardından bar kısmına uzandığını görerek ona doğru ilerledim. Uzandığı içki şişesine müdahale etmek için atağa geçsem de çevik bir hareketle elindeki şişeyi erişemeyeceğim bir noktaya çekti.
Burnumdan solurken sakinliği ele almam için bir saatten fazladır adapte olduğum şeyi meditasyonu- yerle bir edişine bininci kez isyan ettim. O meditasyon hakkında çok şey bilenleri bir de Enis Çetinerle tanıştırmak lazımdı! O sakinlik kaç saniye sürerdi acaba? On? Yirmi?
Bir sonraki atağımda kısmen başarılıydım. Şişe ikimizin arasında gidip gelirken:
Ver şunu!, Dedim.
Dediğim dedik, çaldığım düdük!
Başını iki yana sallarken derince bir iç çektim.
Bir ay yetecek kadar içmişsin zaten! Odaya yayılan koku sebebiyle git gide agresifleşiyordum. Sinirle soludum, bu meditasyon bu kadar çabuk etkisini yitirmemeliydi.
Bunu da nereden çıkarttın? Bence hala limitim var Kelimeleri zor seçiliyordu,sarhoş, dikkatsiz ve Sarhoştu işte. İki aydır her gün olduğu gibi. Sadece sarhoş.
Bunu da nereden çıkardın? Berbat bir taklidini yaparken sadece birkaç saniye önceki sözlerini tekrar ettim.
Konservatuarda size gerçekten iyi bir eğitim vermedikleri doğruymuş. Babamın sözlerini tekrar edişi anlık duraksamama neden olurken incinmişliğimi yok saymaya çalışıyordum. Kalbimi kırarak kendi savaşında başarılı olmaya çalışıyordu işte. Amcam sana karşı çıkmakta kesinlikle haklı. Açıkça yaralamaktan çekinmediği sözler kesinlikle babama aitti. Beni kırmak için uğraşıyordu. Ve kesinlikle başarılı da olmuştu.
Şişe onun tarafından kazanılırken boşta kalan parmaklarımda biriken ter damlalarını eşofmanıma sildim ve sıkıntılı anlarımda yaptığım şeyi tekrar ederek dudaklarımı kemirdim. İçimde dalga dalga büyüyen hisse tam olarak öfke diyemesem de, üzüntü de diyemeyecektim. Çünkü üzüntü , birazdan dudaklarımdan sadece savunma mekanizmamın öç almam için kuracağı duygudan hemen sonra beni sarmalayacaktı.
Enis, son iş görüşmenden hangi yanıtla döndün? dedim gaddarca. O beni kendi silahımla vurabiliyorsa ben de aynı yöntemi kullanabilirdim, değil mi? Alkol sorununu çözebildiniz mi? Kindarlığım nefes almama izin verince devam ettim. Salondan hole çıkan merdivenleri tırmanmakta olan Enisin adımlarının kesildiğini gördüğümde içimde bir yerler çoktan huzursuz olmaya başlamıştı.
Ne yaptığımı fark etmemle Enisin kınayan mavi gözlerine koşuşturmam bir oldu. O sadece zor bir dönem geçiriyordu.
Birkaç uzun adımda ona yetişsem de, kolunu kavramaya çalıştığım elimi hızla savurdu. Enis, ben özür dilerim,lütfen-
Lütfen? dedi kaşlarını alayla havaya kaldırarak. Bak sen şu işe! Şimal Çetiner özür diliyor!
Yutkundum. Enis kendince problemleri yüzünden bir alkolik gibi davranıyordu ve başarılı bir senarist olmasına rağmen yapımcılarla bu sorunu aşamıyorlardı. İş görüşmelerinin üçü de son dakika kararlarıyla ret kararı gelince Enis iyice içine kapanmıştı ve ben bana evinin kapılarını açan bu adamı ilk fırsatta yaralıyordum.
Enis,öyle demek istemedim, diye savunmaya geçtim hemen. Bu konuda gerçekten hassastım. Beni yaralamadan önce, daha düşünceli olması gerekmiyor muydu? Sağ omzumun üstündeki melek konuştu: Peki, sen onun hassas olduğu noktaya dikkat ediyor musun?
O yanımı kaba bir şekilde sustururken mavi dünyaya geri döndüm. Enisin mavi harelerini kızıl damarlar takip ediyordu. Ben-
Sen? diye bir daha lafımı kesti ve parmağıyla beni hedef aldı. İçimdeki huzursuz taraf iyice büyürken bir yıldır evinde kaldığım kuzenimin sonunda diyeceği ve açıkçası içten içe duymaktan korktuğum sözlerin geleceği anı bekledim. Gecikmemişti.
Bence evimi hemen terk etmelisin. İşte bir adım geriye çekilip derin bir nefes alışım bu sayede oldu. Tabii ciğerlerime çektiğim nefes alevden bir haleyi yutuyordu. Birkaç saniye hızla akarken, ona boş bakışlarla bakakaldım.
Bir an sonra harfler kelimeleri ve kelime grupları idrak yeteneğimi bulurken hızlı adımlarla koridoru aşmaya yeltendim. Enis kolumu kavrayıp az önce ki tavrını bir kenara bırakıp sesi yumuşak bir tınıya dönerken Şimal- Diyecek oldu. Alkollü bedenini savururken yalpalayarak duvardan zorla destek alışını umursamadan uzun ince koridoru aştım.
Sanki birkaç saniyede rolleri değiştirmiştik. İşin gerçeği, içten içe bu günün geleceğini biliyordum, burası benim evim değildi ki. Benim bir evim yoktu.
Şimal!
Sesi git gide benden uzaklaşırken ikinci kata, odama çıkmıştım. Daha doğrusu, babamın baskılarıyla gittiğim sanılan üniversite yerine onları yok sayarak, gizli kapaklı iş çevirmemin öğrenilmesiyle aramıza çizdiği sert sınırdan sonra kapıyı çekip çıkmıştım. Ve bana kapılarını açan kişi Enis olmuştu. Tuhaf bir şekilde.
Babam o bir siyasetçi yetiştirmek istiyordu, belki bir konsolos.
O benden değişmemi istiyordu. Kendi elleriyle şekil verdiği kalıbın içine girmesini beklediği bir hamur, onun için daha fazlası değildim. Her şey senin iyiliğin için. Kisvesi altında toplanan baskılardan sıkılmıştım.
Özgürlüğüm her şeyimdi ve prangalar bağlanılmasına izin vermemiştim.
Koridordan sesler gelmeye başlayınca inat ederek cevap vermedim. Gömme dolabın diplerinden çıkarttığım valizin içine doluşan tozlar genzimi yakmıştı. Bunu incinmişliğim beslerken alçak yatağıma çöktüm ve derince nefes almaya çalıştım.
Açık valizime boş gözlerle bakarken merdivenleri tırmanmakta sıkıntı yaşayan Enisin kayan adımlarının sesini işittim. Gözlerimi kapadım ve başımı salladım. Böyle olmayacaktı. Kapımı hızla açınca zaten denge sorunu olan Enisin yalpalamasıyla karşılaştım.
Kapıyı aynı hışımla yüzüne kapatınca, Konuşabiliriz, diye başladı yine. Lütfen Şimal! Sen hep konuşulması taraftarı olmuşsundur. Öyle demek istemedim.
Pişman sesini susturmak istedim, bir an her şeyi bastırmak istedim. O da öfkeli anında ne konuştuğunu bilemeyen tiplerdendi ama bu fazlaydı.
Kaldırabileceğimden fazla. Sınırlarım vardı, biliyordum ve kimse için bu sınırları esnetemiyordum.
Gurur meziyetlerim arasında en belirgin olanıydı, tıpkı öfke anımda kırıp yıkmam gibi.
Gözlerimle odayı tararken nereden başlamam gerektiğini bilmiyordum, kapının ardında bana yalvaran sesi ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Duygularım hızla yön değiştirirken zaman bana yetişemiyordu. Bildiğim tek şey, uzaklaşmam gerektiğiydi.
İşe kıyafetlerimden başlamalıyım, diye düşündüm. Sıralamamı yaparken devam ettim, sonra belki kitaplarım ve Allahım!
Bu eve o kadar çok sinmiştim ki. Tek tek, her bir zerresinde o kadar çok anım birikmişti ki. Burası benim evim olmuştu, misafir filan değil adeta evin sahibi gibiydim!
Kendime duyduğum kızgınlığım git gide artarken nasıl da etrafa dağıldığıma baktım. Parfümlerim, Enis ile yaptığımız ilk barbekü partisi ve Enise öğrettiğim ilk tango dersine ait karelerin sıralandığı resimler ve daha niceleri. Henüz 17 yaşımızdayken tango derslerinde pek çok çifte taş çıkartmıştık. Nasıl da birbirimizin hayatının tümünü kapladığımıza şaştım.
Resimlerimiz o denli güzeldi ki bir damlanın benden izinsizce düştüğü ilk anı çekişi bile vardı. Ben onun yanında ağlamıştım! Onun yanında öyle güvendeydim ki! Ona duvarlar örmeyi bile unutmuştum
Bir ses usulca, Özür dilerim Çetiner Dedi. Bu Enisti.
Olacaklardan habersiz öylece duruyordu. Dönüp bakamıyordum çünkü korkuyordum. Eğer ona bakarsam, ağlardım.
Kabul edelim Dedim konuşmakta zorlanarak. Ben beceriksizin tekiyim! Boğazıma yumru çoktan oturmuştu.
Hayır! dehşete batırılmış sesini kırılmış kalbime kadar hissettim. Hayır. Kahretsin, sen çok iyi bir oyuncusun, başarılısın azimlisin. Sadece seni değerlendirmeye cesaretleri yok. Babanın nüfusundan korkuyorlar Şimal. Üstelik gelen iş tekliflerinde muhakkak o götlerden biri sana asılıyor!
Uzun bir soluğun ardından, Kıskançlığımın seni korkutmasına izin verme. Dedi sakince. İyi bir gün değildi,göz ucuyla omuz silktiğini gördüm. Diğerleri gibi. Erkeksi bir homurtu çıkartırken ben ona dolu gözlerle bakıyordum. Bana öyle kırgın bakma, dedi sesinden gerginlik akarken.
Gözlerindeki o ışığı söndürme, Şimal. Tek kelime etmeden hala gözlerinin içine bakıyordum ve bahsettiği ışık çoktan gözlerimde, kalbimde, ruhumda sönmüştü.
O da babam gibiydi. Yaptığım şeyi onaylamıyor, doğrulamıyordu. Ne hayatımdaki insanın varlığını kabulleniyor, ne de aldığım kararlarda yanımda oluyordu.
Vicdanım suyun yüzüne çıkıp bende mürekkep lekesi gibi iz bırakırken, Hayatındaki insanın varlığı mı? Diye fısıldadı bana. Sen babana onun doğru insan olduğunu savunurken, o seni terk etti.
Vicdanım kanadığımı görüp kenara çekildi ama bilinç altım vicdanımın yarım bıraktığı gerçeği onun yerine devraldı: O sizi bitirirken, senin haberin bile yoktu.
Bir hıçkırık boğazımdan koparken aklımda o isim dolaşıp duruyordu: Efe. Kaç gündür beni yiyip bitiren aklımdan çıkmayan, kalbimde başlayıp her hücreme acı dağıtan kişi buydu aslında. Herkesi kırıp dökme, ağlama sebebim oydu. Bu kadar kırılgan ve hassas olmamın nedeni. Eski sevgili
Beynim uyarı sinyalleri verirken anılardan kaçmaya çalıştım. Tanıştığımız ilk gün, elimi tutuşu,söylediği ilk romantik söz, dans edişimiz ,KIYI da sarhoş oluşumuz
Hepsi Enisin sarılışıyla son buldu.Tanıdık kokusu tüm anıları tıpkı toz zerrelerini içine çeken güçlü vakumlar gibi hapsetti. Anılar silinirken Enisin beni isteyerek kanatmadığını hissettim. Güçlü kolları ben zayıf düşene dek bana sarıldı. Hıçkırarak ağladığımı saatler sonunda, yatağımda sarılarak oturunca, yıldızların artık silikleşmeye başlayan siluetlerini izleyen güneş ışıklarının kırıntılarında yakaladım.
Keyifli okumalar
Bunu yapabilirim, evet, başarabilirim. Kendi kendimi telkin eden sesim duvarlara çarpıp bana geri dönüyordu. Gözlerimi kapattım ve iyi şeyler hayal etmeye çalıştım. Kulaklarım sessizlik yüzünden çınlarken kilit sesini duydum. Neredeyse bir saattir kapalı duran gözlerimi araladım ve bakışlarımı odanın kapısına diktim.
Altıncı his miydi, yoksa fazla dikkatli biri olmamın sonucu mu bilmiyorum ama koridorda yalpalayan bir bedeni daha o içeri girmeden hissettim ve amuda kalktığım pozisyonumu ayaklarımı yere basarak sonlandırdım.
Yine mi yoga? Eski sevgilinden kalan tek yararlı şey bu, değil mi? Alaycı sözleriyle bana iki senemi heba edişimi hatırlatıyordu.
Ne kadar temkinli olsam da karanlığın içinde parlayan silueti beni korkutmaya yetmişti ama tek korkan ben değildim. Gürültülü sesi karanlık duvarlara çarpıp geri bana dönerken soluk soluğa idim.
Bir kız gibi çığlık atıyorsun. Dedim bağırışına karşın. Sen de bir deliden farksız davranıyorsun. Enisi tartan gözlerle süzdüm. Yanıtım gecikmemişti: Sadece meditasyon yapıyordum.
Bir işe yarıyor mu sahiden? Umursamadığı ortaydı, sadece beni sinirlendirmek için böyle davranıyordu.
Alkol kokusu burnuma dolarken odada ondan en uzak köşeyi seçerek ilerledim. En azından huysuz ve aksi kuzenime karşı en düşük seviyede öfke besliyorum, omuz silktim, beni gerçekten sinir ediyordu. Bana yardımcı oluyor. Geç saatlere kadar içerek gelen kuzenime gözlerimi kısarak baktım, leş gibi alkol kokuyordu. Sınırlarımı çok aştığını fark etmemiş gibi davranma Enis.
Holden yayılan zayıf ışık geniş salona loş bir ortam katıyordu. Gözlerimi devirmemin hemen ardından bar kısmına uzandığını görerek ona doğru ilerledim. Uzandığı içki şişesine müdahale etmek için atağa geçsem de çevik bir hareketle elindeki şişeyi erişemeyeceğim bir noktaya çekti.
Burnumdan solurken sakinliği ele almam için bir saatten fazladır adapte olduğum şeyi meditasyonu- yerle bir edişine bininci kez isyan ettim. O meditasyon hakkında çok şey bilenleri bir de Enis Çetinerle tanıştırmak lazımdı! O sakinlik kaç saniye sürerdi acaba? On? Yirmi?
Bir sonraki atağımda kısmen başarılıydım. Şişe ikimizin arasında gidip gelirken:
Ver şunu!, Dedim.
Dediğim dedik, çaldığım düdük!
Başını iki yana sallarken derince bir iç çektim.
Bir ay yetecek kadar içmişsin zaten! Odaya yayılan koku sebebiyle git gide agresifleşiyordum. Sinirle soludum, bu meditasyon bu kadar çabuk etkisini yitirmemeliydi.
Bunu da nereden çıkarttın? Bence hala limitim var Kelimeleri zor seçiliyordu,sarhoş, dikkatsiz ve Sarhoştu işte. İki aydır her gün olduğu gibi. Sadece sarhoş.
Bunu da nereden çıkardın? Berbat bir taklidini yaparken sadece birkaç saniye önceki sözlerini tekrar ettim.
Konservatuarda size gerçekten iyi bir eğitim vermedikleri doğruymuş. Babamın sözlerini tekrar edişi anlık duraksamama neden olurken incinmişliğimi yok saymaya çalışıyordum. Kalbimi kırarak kendi savaşında başarılı olmaya çalışıyordu işte. Amcam sana karşı çıkmakta kesinlikle haklı. Açıkça yaralamaktan çekinmediği sözler kesinlikle babama aitti. Beni kırmak için uğraşıyordu. Ve kesinlikle başarılı da olmuştu.
Şişe onun tarafından kazanılırken boşta kalan parmaklarımda biriken ter damlalarını eşofmanıma sildim ve sıkıntılı anlarımda yaptığım şeyi tekrar ederek dudaklarımı kemirdim. İçimde dalga dalga büyüyen hisse tam olarak öfke diyemesem de, üzüntü de diyemeyecektim. Çünkü üzüntü , birazdan dudaklarımdan sadece savunma mekanizmamın öç almam için kuracağı duygudan hemen sonra beni sarmalayacaktı.
Enis, son iş görüşmenden hangi yanıtla döndün? dedim gaddarca. O beni kendi silahımla vurabiliyorsa ben de aynı yöntemi kullanabilirdim, değil mi? Alkol sorununu çözebildiniz mi? Kindarlığım nefes almama izin verince devam ettim. Salondan hole çıkan merdivenleri tırmanmakta olan Enisin adımlarının kesildiğini gördüğümde içimde bir yerler çoktan huzursuz olmaya başlamıştı.
Ne yaptığımı fark etmemle Enisin kınayan mavi gözlerine koşuşturmam bir oldu. O sadece zor bir dönem geçiriyordu.
Birkaç uzun adımda ona yetişsem de, kolunu kavramaya çalıştığım elimi hızla savurdu. Enis, ben özür dilerim,lütfen-
Lütfen? dedi kaşlarını alayla havaya kaldırarak. Bak sen şu işe! Şimal Çetiner özür diliyor!
Yutkundum. Enis kendince problemleri yüzünden bir alkolik gibi davranıyordu ve başarılı bir senarist olmasına rağmen yapımcılarla bu sorunu aşamıyorlardı. İş görüşmelerinin üçü de son dakika kararlarıyla ret kararı gelince Enis iyice içine kapanmıştı ve ben bana evinin kapılarını açan bu adamı ilk fırsatta yaralıyordum.
Enis,öyle demek istemedim, diye savunmaya geçtim hemen. Bu konuda gerçekten hassastım. Beni yaralamadan önce, daha düşünceli olması gerekmiyor muydu? Sağ omzumun üstündeki melek konuştu: Peki, sen onun hassas olduğu noktaya dikkat ediyor musun?
O yanımı kaba bir şekilde sustururken mavi dünyaya geri döndüm. Enisin mavi harelerini kızıl damarlar takip ediyordu. Ben-
Sen? diye bir daha lafımı kesti ve parmağıyla beni hedef aldı. İçimdeki huzursuz taraf iyice büyürken bir yıldır evinde kaldığım kuzenimin sonunda diyeceği ve açıkçası içten içe duymaktan korktuğum sözlerin geleceği anı bekledim. Gecikmemişti.
Bence evimi hemen terk etmelisin. İşte bir adım geriye çekilip derin bir nefes alışım bu sayede oldu. Tabii ciğerlerime çektiğim nefes alevden bir haleyi yutuyordu. Birkaç saniye hızla akarken, ona boş bakışlarla bakakaldım.
Bir an sonra harfler kelimeleri ve kelime grupları idrak yeteneğimi bulurken hızlı adımlarla koridoru aşmaya yeltendim. Enis kolumu kavrayıp az önce ki tavrını bir kenara bırakıp sesi yumuşak bir tınıya dönerken Şimal- Diyecek oldu. Alkollü bedenini savururken yalpalayarak duvardan zorla destek alışını umursamadan uzun ince koridoru aştım.
Sanki birkaç saniyede rolleri değiştirmiştik. İşin gerçeği, içten içe bu günün geleceğini biliyordum, burası benim evim değildi ki. Benim bir evim yoktu.
Şimal!
Sesi git gide benden uzaklaşırken ikinci kata, odama çıkmıştım. Daha doğrusu, babamın baskılarıyla gittiğim sanılan üniversite yerine onları yok sayarak, gizli kapaklı iş çevirmemin öğrenilmesiyle aramıza çizdiği sert sınırdan sonra kapıyı çekip çıkmıştım. Ve bana kapılarını açan kişi Enis olmuştu. Tuhaf bir şekilde.
Babam o bir siyasetçi yetiştirmek istiyordu, belki bir konsolos.
O benden değişmemi istiyordu. Kendi elleriyle şekil verdiği kalıbın içine girmesini beklediği bir hamur, onun için daha fazlası değildim. Her şey senin iyiliğin için. Kisvesi altında toplanan baskılardan sıkılmıştım.
Özgürlüğüm her şeyimdi ve prangalar bağlanılmasına izin vermemiştim.
Koridordan sesler gelmeye başlayınca inat ederek cevap vermedim. Gömme dolabın diplerinden çıkarttığım valizin içine doluşan tozlar genzimi yakmıştı. Bunu incinmişliğim beslerken alçak yatağıma çöktüm ve derince nefes almaya çalıştım.
Açık valizime boş gözlerle bakarken merdivenleri tırmanmakta sıkıntı yaşayan Enisin kayan adımlarının sesini işittim. Gözlerimi kapadım ve başımı salladım. Böyle olmayacaktı. Kapımı hızla açınca zaten denge sorunu olan Enisin yalpalamasıyla karşılaştım.
Kapıyı aynı hışımla yüzüne kapatınca, Konuşabiliriz, diye başladı yine. Lütfen Şimal! Sen hep konuşulması taraftarı olmuşsundur. Öyle demek istemedim.
Pişman sesini susturmak istedim, bir an her şeyi bastırmak istedim. O da öfkeli anında ne konuştuğunu bilemeyen tiplerdendi ama bu fazlaydı.
Kaldırabileceğimden fazla. Sınırlarım vardı, biliyordum ve kimse için bu sınırları esnetemiyordum.
Gurur meziyetlerim arasında en belirgin olanıydı, tıpkı öfke anımda kırıp yıkmam gibi.
Gözlerimle odayı tararken nereden başlamam gerektiğini bilmiyordum, kapının ardında bana yalvaran sesi ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Duygularım hızla yön değiştirirken zaman bana yetişemiyordu. Bildiğim tek şey, uzaklaşmam gerektiğiydi.
İşe kıyafetlerimden başlamalıyım, diye düşündüm. Sıralamamı yaparken devam ettim, sonra belki kitaplarım ve Allahım!
Bu eve o kadar çok sinmiştim ki. Tek tek, her bir zerresinde o kadar çok anım birikmişti ki. Burası benim evim olmuştu, misafir filan değil adeta evin sahibi gibiydim!
Kendime duyduğum kızgınlığım git gide artarken nasıl da etrafa dağıldığıma baktım. Parfümlerim, Enis ile yaptığımız ilk barbekü partisi ve Enise öğrettiğim ilk tango dersine ait karelerin sıralandığı resimler ve daha niceleri. Henüz 17 yaşımızdayken tango derslerinde pek çok çifte taş çıkartmıştık. Nasıl da birbirimizin hayatının tümünü kapladığımıza şaştım.
Resimlerimiz o denli güzeldi ki bir damlanın benden izinsizce düştüğü ilk anı çekişi bile vardı. Ben onun yanında ağlamıştım! Onun yanında öyle güvendeydim ki! Ona duvarlar örmeyi bile unutmuştum
Bir ses usulca, Özür dilerim Çetiner Dedi. Bu Enisti.
Olacaklardan habersiz öylece duruyordu. Dönüp bakamıyordum çünkü korkuyordum. Eğer ona bakarsam, ağlardım.
Kabul edelim Dedim konuşmakta zorlanarak. Ben beceriksizin tekiyim! Boğazıma yumru çoktan oturmuştu.
Hayır! dehşete batırılmış sesini kırılmış kalbime kadar hissettim. Hayır. Kahretsin, sen çok iyi bir oyuncusun, başarılısın azimlisin. Sadece seni değerlendirmeye cesaretleri yok. Babanın nüfusundan korkuyorlar Şimal. Üstelik gelen iş tekliflerinde muhakkak o götlerden biri sana asılıyor!
Uzun bir soluğun ardından, Kıskançlığımın seni korkutmasına izin verme. Dedi sakince. İyi bir gün değildi,göz ucuyla omuz silktiğini gördüm. Diğerleri gibi. Erkeksi bir homurtu çıkartırken ben ona dolu gözlerle bakıyordum. Bana öyle kırgın bakma, dedi sesinden gerginlik akarken.
Gözlerindeki o ışığı söndürme, Şimal. Tek kelime etmeden hala gözlerinin içine bakıyordum ve bahsettiği ışık çoktan gözlerimde, kalbimde, ruhumda sönmüştü.
O da babam gibiydi. Yaptığım şeyi onaylamıyor, doğrulamıyordu. Ne hayatımdaki insanın varlığını kabulleniyor, ne de aldığım kararlarda yanımda oluyordu.
Vicdanım suyun yüzüne çıkıp bende mürekkep lekesi gibi iz bırakırken, Hayatındaki insanın varlığı mı? Diye fısıldadı bana. Sen babana onun doğru insan olduğunu savunurken, o seni terk etti.
Vicdanım kanadığımı görüp kenara çekildi ama bilinç altım vicdanımın yarım bıraktığı gerçeği onun yerine devraldı: O sizi bitirirken, senin haberin bile yoktu.
Bir hıçkırık boğazımdan koparken aklımda o isim dolaşıp duruyordu: Efe. Kaç gündür beni yiyip bitiren aklımdan çıkmayan, kalbimde başlayıp her hücreme acı dağıtan kişi buydu aslında. Herkesi kırıp dökme, ağlama sebebim oydu. Bu kadar kırılgan ve hassas olmamın nedeni. Eski sevgili
Beynim uyarı sinyalleri verirken anılardan kaçmaya çalıştım. Tanıştığımız ilk gün, elimi tutuşu,söylediği ilk romantik söz, dans edişimiz ,KIYI da sarhoş oluşumuz
Hepsi Enisin sarılışıyla son buldu.Tanıdık kokusu tüm anıları tıpkı toz zerrelerini içine çeken güçlü vakumlar gibi hapsetti. Anılar silinirken Enisin beni isteyerek kanatmadığını hissettim. Güçlü kolları ben zayıf düşene dek bana sarıldı. Hıçkırarak ağladığımı saatler sonunda, yatağımda sarılarak oturunca, yıldızların artık silikleşmeye başlayan siluetlerini izleyen güneş ışıklarının kırıntılarında yakaladım.
Keyifli okumalar




