Bvural41 1
Bvural41
mannaxxx 1
mannaxxx
Agora Metin2 1
Agora Metin2
Mt2Hizmet 1
Mt2Hizmet
berkmenoo 1
berkmenoo
Hikaye Ekle

Suyu Arayan Adam

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan darakula13
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 302
Bir adam vardı. Suyu arıyordu. Toprağı üç kulaç, beş kulaç kazdı. Suyu bulamadı. On kulaç, on beş kulaç kazdı, gene suyu bulamadı. Sonra yerin derinliklerinde kara kaya tabakalarına rastladı. Yeise düştü, gücü sona erdi ve suyu bulmaktan ümidini kesti. Fakat bir ses ona:- Daha derinlere in, daha derinlere! dedi.Daha derinlere indi ve suyu buldu.”Kendi hayat hikayesini anlattığı Suyu Arayan Adam adlı kitabında, Şevket Süreyya Aydemir’in karşılaştığı zorlukları ve kendisine ilke edindiği görüşleri, yukarıdaki metinle özetlenebilir.Şevket Süreyya, 1897 Türk-Yunan harbi sırasında, Edirne’de göçmen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Kaderin önüne serdiği yüz milyonlarca küçük yollardan biri üzerinde, kendi alın yazısına göre yaşamıştır.Birinci Dünya Harbi’nin patlak verdiği sırada, delikanlı (17) sayılabilecek bir yaşta olan Aydemir, muallim mektebinin en başarılı öğrencisidir. Askerlik çağında olanların silah altına alınmasıyla, kendi isteğiyle Yedek Subaylar Talimgahı’na girer. Trablusgarp ve Balkan Savaşları’nın getirdiği yenilgi, Aydemir’de; “Biz Osmanlı olmadan önce de Türk’tük, şimdi de Türk’üz. Kaybolmakta olan sadece Osmanlı vatanıdır. Türkün yaşadığı her yer, hangi bayrak altında olursa olsun Türkün vatanıdır. Bu vatanın sınırları Tuna’dan, Meriç’ten Altay’lara, Çin Seddi’ne kadar uzanır. Memleketimizin adı Turan’dır.” düşüncesinin oluşmasına neden olur.Kafkasya Cephesi’nde görev yapan Aydemir, Wilson Prensipleri’nin 14. maddesi gereği, ateşkesin emredilmesiyle İstanbul’a gelir. Fakat gerek Kafkasya Cephesine giderken tanıdığı Anadolu insanını, gerek subaylık görevindeyken emri altındaki askerleri, gerekse bir yol göstericiye, bir ilim meş’alesine ihtiyacı olan Türk insanını eğitmek için, muallim mektebindeki tahsilini bitirdikten sonra Kafkasya’ya döner. Azerbaycan Hükümeti’nin, İstanbul Hükümetinden hocalar istemesi, Aydemir’in arayıp da bulamadığı bir fırsattır.Azerbaycan’ın kuzeybatı bölgesindeki Nuha şehrinde görevine başlar. Azerbaycan, tarihinde hiçbir zaman tam manasıyla bağımsız, toplu bir devlet hayatı yaşamamıştır. Devletini, kendi idealist çocuklarının gayretiyle kurmaya çalışmaktadır. Yeni bir ülkü savaşı, bu durgun suyu harekete getirdiği, ruhlara ve insanlara yeni istikametler verdiği zaman, yüzyılların biriktirdiği çamurların temizlenip gideceğine inanmaktadır. Aydemir, “Cemaat, millet haline gelecek ve millet, özbenliğini bulacak, öz bir vatan anlamını benimseyecektir. Bütün bağımsız Türk ülkelerini, kendi bayrağı altında toplayacak olan büyük ve güçlü vatan vardır; o da, TURAN’dır” der.Bu düşünceler içindeyken, Karabağ Yolu’nun ve Askeran Geçidi’nin Ermeniler tarafından kesildiği haberi, Aydemir’i ümitsizliğe sokar. Bütün memleketin üstünde, “Bolşevizm” denilen kara bulutlar oluşmaya başlar. Kızılordu, Dağıstan’dan Bakü üzerine doğru Azerbaycan’a akar.İhtilal nedeniyle, Aydemir’in ülküsü artık “insaniyet”tir. Tahtlar, taşlar ve bütün zalimler yıkılacak, bütün dinler bir ve bütün insanlar beraber olacaktır. Yeni din, yeni sanat, yeni dil, yeni medeniyetler doğacaktır. Bütün insanların eşit, bütün milletlerin hür ve beraber yaşayacakları harpsiz, ihtilalsız, imtiyazsız yeni bir alem kurulacaktır. Şark, yüzyıllar süren uykusundan uyanacaktır. Yabancılar, Asya’nın topraklarından çekilecektir. Bu düşünceler içinde, “Şark Milletleri Kurultayı”na delege seçilir. Daha sonra, Komünist partisine girer. Dünya nizamını yıkacak ve bu harabe üzerinde kendi nizamını kuracaktır.1921-1924 yılları arasında Moskova Üniversitesi’nde “İktisat” okuyan Aydemir, İstanbul’a döner. Artık dünyayı hep kendisine okutulan ve öğretilen şeylerin gözlüğü arkasından görmektedir. Nereye baksa, bu yarı sömürge şehrini kapitalistlerin soyduğunu, yağma ettiklerini görmektedir. Limandaki yabancı ticaret gemileri; dünyanın soyulmasını, kapitalistlerin dünya pazarlarını istilasını hatırlatmaktadır.“Aydınlık Mecmuası” adlı dergide yazılar yazmaya başlar. Ankara’dan gelen bir emirle dergi kapatılır ve Aydemir tevkif olunur. İstiklal Mahkemelerinde yargılandıktan sonra, Ankara ve Afyon cezaevlerinde hapis yatar ve af yasasının çıkmasıyla beraat eder. Afyon Cezaevinde iken, “İmam-cemaat/devlet-millet” görüşünü benimser. Devlet, yüzyıl boyunca halktan çok şeyler beklemiş, çok şeyler almıştır. Şimdi sıra devlettedir. Her şey halk içindir. “Devletçilik” ilkesiyle, devlet halkı için en mükemmeli bulmak zorundadır. Çünkü Türkiye bir inkılap devresindedir.Beraat ettikten sonra Ankara’ya gelir. İlkokul öğretmenliği yerine, Yüksek ve Teknik Öğretim Müdür yardımcılığı görevine atanır. Adına hükümet denilen kuruluşun ve idare denilen işin artık içindedir. Türkiye’de bir takım basit kazma-küreklerle dağlar delinmekte, tüneller açılmaktadır. Ele geçen bir avuç çimento, bir parça demirle bir mektep, bir hastane, bir devlet binası yapılıp nutuklarla açıldığı zaman, bunun şevki ve heyecanı günlerce yüzünde parlamakta, yaşamaktadır.Kahraman, bir dava adamıdır. Okuyucular için dikkati çekebilecek en önemli şey; çevrenin getirdiği zorluklar karşısında yılmayan, hep inancı doğrultusunda, kendisinin de var olduğunu ve bir şeyler yapabileceğini kanıtlamak isteyen bir insanın azmi karşımıza çıkmaktadır.Kitabın özünü şu mısralar hakkıyla verebilir:“Tanrı’nın bize verdiği en büyük nimet, sahip olduğumuz halde, sahip olduğumuzu bilmediğimiz kuvvetleri, bir gün kendimizde bulmaktır.”
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst