- Katılım
- 9 Şub 2013
- Konular
- 1,418
- Mesajlar
- 2,887
- Reaksiyon Skoru
- 242
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 13 Yıl 4 Ay 1 Gün
- Başarım Puanı
- 155
- Yaş
- 32
- MmoLira
- -3
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Ahmet Refik Altınay (1881, Beşiktaş - 1937), Türk tarihçi, yazar, şair, Darülfünun tarih müderrisi ve yüzbaşı.
Tarih öğretmenliğindeki tecrübesini; gazete ve dergilerde yayınladığı araştırma dizileri ve tarihi hikayeler yoluyla daha geniş kitlelere tarihi okutma ve sevdirmek için kullanmış bir yazardır. Tarihi sevdiren adam sıfatıyla anılır[1]. Çalışmaları ağırlıklı olarak Osmanlı Devleti üzerinedir.
Yaşamı
1880 veya 1881 yılının Şubat ayında İstanbulda, Beşiktaşın Valideçeşme semtinde dünyaya geldi[2]. Babası, Sultan Abdülazizin vekilharcı Ürgüplü Ahmed Ağa'dır.
İlk öğrenimini Vişnezade Sıbyan Mektebinde, orta öğrenimini Beşiktaş Askeri Rüştiyesi ve Kuleli Askeri İdadisi'nde gördü. 1898 yılında Harp Okulu'ndan piyade birincisi olarak mezun oldu. Küçük yaşta teğmen çıktığı için kıtaya gönderilmeyip öğretmen sınıfında bırakıldı. Toptaşı ve Soğukçeşme Askeri Ortaokullarında 4 yıl süre ile coğrafya öğretmenliği yaptı. 1902 yılında Harp Okuluna Fransızca, 1908 yılında tarih öğretmeni oldu.
Gazetecilik yaşamı
Öğretmenlik tecrübesini zaman içinde daha geniş kitlelere hitap etme ve okumayı sevdirme isteğine dönüştüren Ahmet Refik Bey[1], bazı gazete ve mecmualarda ilk yazılarını yayınlamaya öğretmenlik yaptığı yıllarda başladı. İlk yazılarının konusu ilk İslam kahramanları ve dini savaşlar idi[2] II. Meşrutiyetin ilanına kadar "İrtika", "Malumat", "Hazine-i Fünun", "Mecmua-i Ebuzziya gibi dergilerde makaleler yayımladı[3]; Tercüman-ı Hakikat ve Millet gazetelerinde başyazarlık yaptı. Meşrutiyetin ilanından sonra İkdam, Peyam ve Millet gibi gazetelerde yazılarını yayımladı. İkdamda günlük olarak tefrika ettiği yazıları onun müverrih olarak tanınmasında etkili oldu[2].
Askeri yaşamı[değiştir | kaynağı değiştir]
1909 yılında tarihi araştırmalar için bir heyetle birlikte Fransa'ya gitti. Paris Hazine-i Evrakını bu gezi sayesinde yakında tanıma imkanı buldu ve bilgisini, Osmanlı Hazine-i Evrakını tanımak için kullandı[2]. Yine bu gezide tarih anlayışını etkileyen kimi Fransız tarihçilerle tanıştı[2].
1909 yılında Erkan-ı Harp Yayın Şubesinde görevlendirildi ve "Askeri Mecmua"'yı yönetti. Dergide, Osmanlı savaşları ve askerliğine dair yazılar yazdı. Aynı yıl, o zamanki adı Tarihi Osmani Encümeni olan Türk Tarih Encümenine üye seçildi. Tarihi Osmani Encümeni Mecmuasında bilimsel çalışmalarını yayımlarken altı ciltlik Büyük Tarihi Umumiyi yayımladı; İkdamda Geçmiş Asırlarda Osmanlı Hayatı adlı dizi ile tefrika ettiği yazılarını da kitaplaştırdı.
1912 yılında Balkan Savaşı'nda Askeri Sansür Müfettişi oldu. 1913 yılında gözleri bozuk olduğu için yüzbaşı iken emekliye ayrıldı; serbest çalışmaya başladı. I. Dünya Savaşı nedeniyle orduya çağırılana değin öğretmenlik ve gazetecilik yaptı.
I. Dünya Savaşı yılları[değiştir | kaynağı değiştir]
I. Dünya Savaşında ordunun isteği ile Türkiye-Rusya ilişkilerine dair yazılar yazan Ahmet Refik Bey, Kavalalı Mehmet Ali Paşayı ihanetle suçlayan bir yazısı nedeniyle arpa saman memuriyeti gibi bir görevle Anadoluya görevlendirilerek cezalandırıldı. Bu görevi sırasında Nevşehirli Damat İbrahim Paşa hakkında incelemelerde bulundu[2]. 1915 yılında Eskişehire Askeri Sevk Komisyonu Başkanı olarak atandığında Osmanlı Devletinin kuruluşuna ilişkin araştırmalar yaptı. Hastalığı nedeniyle kısa süre sonra yeniden İstanbula döndü. Hazine-i Evrakta çalışarak eski İstanbul yaşantısına dair belgeler derledi. Bu belgeler Asr-ı Hicriler adlı kitapta toplandı.
Savaşın sonlarında Ermeni Soykırımı Raporu için Avrupadan gelen bir gazeteci heyete Doğu Anadolu gezisinde eşlik etti. Trabzon, Kars, Ardahan Artvin, Batum, Erzincan ve Erzurumu kapsayan bu geziyi Kafkas Yollarında adlı eserle dile getirdi.[4] . Ayrıca gezi sırasında tuttuğu notlar telgraflarla Osmanlı Devleti tarafından Avrupaya duyruldu. Savaş sonunda ikinci kez emekli oldu.
Savaş sonrasında Osmanlı İmparatorluğunun parçalanması karşısında Türkçülükü benimsedi[1]. Köprülüzade Fuad, Ziya Gökalp ve Necmeddin Sadık Beylerle birlikte İttihat ve Terakkinin resmi sözcülüğünü üstlenen Yeni Mecmuada çalıştı. Vatanın dünyanın merkezi sayılması düşüncesini esas aldı.
Darülfünun müderrisliği[değiştir | kaynağı değiştir]
1918 yılında İstanbul Darülfünun Osmanlı Tarihi Öğretmenliğine, 1919 yılında Türkiye Tarihi Müderrisliğine atandı. Bir yandan da Osmanlı Hazine-i Evrakında çalışmaya başladı. Bu arada Demirbaş Şarl ile ilgili bir çalışması nedeniyle İsveç hükümeti tarafından ödüllendirildi[2]
Mütareke döneminde (1919-1922) Darülfünun-u Osmaniye Nizamnamesinin oluşturulmasına katkıda bulundu.1919-1920 öğretim yılında uygulanmaya başlayan nizamname gereği okutulan Osmanlı tarihi dersini üstlendi.
Mütareke döneminde siyasetle de ilgilenen Ahmet Refik, Hürriyet ve İtilaf Fırkasına katıldı; Veliaht Abdülmecit ile yakınlık kurdu[2]
Cumhuriyet dönemi[değiştir | kaynağı değiştir]
Ahmet Refik Bey, 1925 yılında Türk-Bulgar ilişkileri hakkındaki çalışmaları nedeniyle Bulgar hükümeti tarafından ödüllendirildi[2].
O yıl, Türk Tarih Encümeninde Abdurrahman Şeref Beyin ölümü üzerine boşalan başkanlık görevini üstlendi ancak, aynı yıl içinde görevi Fuat Köprülüye bıraktı[2].
Yine 1925te, Milli Mücadele döneminde faaliyet gösteren Tarikat-ı Salahiyye adlı bir örgütle ilişkisi olduğu iddiasıyla tutuklanıp Ankara İstiklal Mahkemesinde yargılandı. Savunmasında duygusal bir konuşma yaparak cemiyetle ilişkisini kesinlikle redetti ve beraat etti[5] .
1930'lu yıllarda devlet başkanı Mustafa Kemal'in teşviki ile başlayan yeni tarih anlayışına adapte olamamış; dönemin tarih çalışmalarında aktif olarak yer almamıştır. Özellikle Orta Asya, Güneş Dil Teorisi gibi akımlar onun için tersti[2].
1931de İstanbul Belediyesi ile Surp Agop Mezarlığı arasındaki davada bilirkişi olarak atandı. Elmadağ-Harbiye arasındaki arazinin Ermenilerin değil, Sultan Beyazit Veli Vakfı'nın mülkü olduğunu tarihi belgelerle kanıtlaması nedeniyle belediye tarafından kendisine Büyükadada bir ev hediye edildi[6].
1932 yılında I. Tarih Kongresi'ne katıldı. Türk Tarihinin Anahatları adlı çalışmanın yazı kurulunda yer aldı.
1933 yılında üniversite öğretmenliğinden kadro dışı bırakıldı. Kurumun dışında bırakılmasından ötürü derin bir kırıklık yaşadı. Ölümüne değin resmi bir görev almadı.
Son yılları
Hayatının son yıllarını Büyükadada sefalet içinde geçirdi. Değerli kütüphanesini parça parça sattı. Uzun bir hastalığın ardından 10 Ekim 1937 tarihinde İstanbul'da Haydarpaşa Numune Hastanesinde 56 yaşında iken zatürreden vefat etti. Mezarı Büyükada'da Tepeköy Mezarlığı'ndadır.
Eserleri
Hayatı boyunca dünya tarihinden çocuk kitaplarına kadar geniş bir sahada eser üretti. Kitaplarının sayısı 150yi geçer[2]. Geçmiş Asırlarda Türk Hayatı" başlığı altında yayınladığı "Bizans Karşısında Türkler", "Sokullu", "Cem Sultan", "Âlimler ve Sanatkârlar", "Kadınlar Saltanatı", "Felaket Seneleri", "Lale Devri" en ünlü eserleridir.
Tarihçiliğinin yanı sıra edebiyata da ilgi göstermiş, 1932de Gönül adlı bir şiir kitabı yayınlamıştır. Bektaşi nefesleri şeklinde yazdığı birçok güftesi bestelenmiştir .
Tarih öğretmenliğindeki tecrübesini; gazete ve dergilerde yayınladığı araştırma dizileri ve tarihi hikayeler yoluyla daha geniş kitlelere tarihi okutma ve sevdirmek için kullanmış bir yazardır. Tarihi sevdiren adam sıfatıyla anılır[1]. Çalışmaları ağırlıklı olarak Osmanlı Devleti üzerinedir.
Yaşamı
1880 veya 1881 yılının Şubat ayında İstanbulda, Beşiktaşın Valideçeşme semtinde dünyaya geldi[2]. Babası, Sultan Abdülazizin vekilharcı Ürgüplü Ahmed Ağa'dır.
İlk öğrenimini Vişnezade Sıbyan Mektebinde, orta öğrenimini Beşiktaş Askeri Rüştiyesi ve Kuleli Askeri İdadisi'nde gördü. 1898 yılında Harp Okulu'ndan piyade birincisi olarak mezun oldu. Küçük yaşta teğmen çıktığı için kıtaya gönderilmeyip öğretmen sınıfında bırakıldı. Toptaşı ve Soğukçeşme Askeri Ortaokullarında 4 yıl süre ile coğrafya öğretmenliği yaptı. 1902 yılında Harp Okuluna Fransızca, 1908 yılında tarih öğretmeni oldu.
Gazetecilik yaşamı
Öğretmenlik tecrübesini zaman içinde daha geniş kitlelere hitap etme ve okumayı sevdirme isteğine dönüştüren Ahmet Refik Bey[1], bazı gazete ve mecmualarda ilk yazılarını yayınlamaya öğretmenlik yaptığı yıllarda başladı. İlk yazılarının konusu ilk İslam kahramanları ve dini savaşlar idi[2] II. Meşrutiyetin ilanına kadar "İrtika", "Malumat", "Hazine-i Fünun", "Mecmua-i Ebuzziya gibi dergilerde makaleler yayımladı[3]; Tercüman-ı Hakikat ve Millet gazetelerinde başyazarlık yaptı. Meşrutiyetin ilanından sonra İkdam, Peyam ve Millet gibi gazetelerde yazılarını yayımladı. İkdamda günlük olarak tefrika ettiği yazıları onun müverrih olarak tanınmasında etkili oldu[2].
Askeri yaşamı[değiştir | kaynağı değiştir]
1909 yılında tarihi araştırmalar için bir heyetle birlikte Fransa'ya gitti. Paris Hazine-i Evrakını bu gezi sayesinde yakında tanıma imkanı buldu ve bilgisini, Osmanlı Hazine-i Evrakını tanımak için kullandı[2]. Yine bu gezide tarih anlayışını etkileyen kimi Fransız tarihçilerle tanıştı[2].
1909 yılında Erkan-ı Harp Yayın Şubesinde görevlendirildi ve "Askeri Mecmua"'yı yönetti. Dergide, Osmanlı savaşları ve askerliğine dair yazılar yazdı. Aynı yıl, o zamanki adı Tarihi Osmani Encümeni olan Türk Tarih Encümenine üye seçildi. Tarihi Osmani Encümeni Mecmuasında bilimsel çalışmalarını yayımlarken altı ciltlik Büyük Tarihi Umumiyi yayımladı; İkdamda Geçmiş Asırlarda Osmanlı Hayatı adlı dizi ile tefrika ettiği yazılarını da kitaplaştırdı.
1912 yılında Balkan Savaşı'nda Askeri Sansür Müfettişi oldu. 1913 yılında gözleri bozuk olduğu için yüzbaşı iken emekliye ayrıldı; serbest çalışmaya başladı. I. Dünya Savaşı nedeniyle orduya çağırılana değin öğretmenlik ve gazetecilik yaptı.
I. Dünya Savaşı yılları[değiştir | kaynağı değiştir]
I. Dünya Savaşında ordunun isteği ile Türkiye-Rusya ilişkilerine dair yazılar yazan Ahmet Refik Bey, Kavalalı Mehmet Ali Paşayı ihanetle suçlayan bir yazısı nedeniyle arpa saman memuriyeti gibi bir görevle Anadoluya görevlendirilerek cezalandırıldı. Bu görevi sırasında Nevşehirli Damat İbrahim Paşa hakkında incelemelerde bulundu[2]. 1915 yılında Eskişehire Askeri Sevk Komisyonu Başkanı olarak atandığında Osmanlı Devletinin kuruluşuna ilişkin araştırmalar yaptı. Hastalığı nedeniyle kısa süre sonra yeniden İstanbula döndü. Hazine-i Evrakta çalışarak eski İstanbul yaşantısına dair belgeler derledi. Bu belgeler Asr-ı Hicriler adlı kitapta toplandı.
Savaşın sonlarında Ermeni Soykırımı Raporu için Avrupadan gelen bir gazeteci heyete Doğu Anadolu gezisinde eşlik etti. Trabzon, Kars, Ardahan Artvin, Batum, Erzincan ve Erzurumu kapsayan bu geziyi Kafkas Yollarında adlı eserle dile getirdi.[4] . Ayrıca gezi sırasında tuttuğu notlar telgraflarla Osmanlı Devleti tarafından Avrupaya duyruldu. Savaş sonunda ikinci kez emekli oldu.
Savaş sonrasında Osmanlı İmparatorluğunun parçalanması karşısında Türkçülükü benimsedi[1]. Köprülüzade Fuad, Ziya Gökalp ve Necmeddin Sadık Beylerle birlikte İttihat ve Terakkinin resmi sözcülüğünü üstlenen Yeni Mecmuada çalıştı. Vatanın dünyanın merkezi sayılması düşüncesini esas aldı.
Darülfünun müderrisliği[değiştir | kaynağı değiştir]
1918 yılında İstanbul Darülfünun Osmanlı Tarihi Öğretmenliğine, 1919 yılında Türkiye Tarihi Müderrisliğine atandı. Bir yandan da Osmanlı Hazine-i Evrakında çalışmaya başladı. Bu arada Demirbaş Şarl ile ilgili bir çalışması nedeniyle İsveç hükümeti tarafından ödüllendirildi[2]
Mütareke döneminde (1919-1922) Darülfünun-u Osmaniye Nizamnamesinin oluşturulmasına katkıda bulundu.1919-1920 öğretim yılında uygulanmaya başlayan nizamname gereği okutulan Osmanlı tarihi dersini üstlendi.
Mütareke döneminde siyasetle de ilgilenen Ahmet Refik, Hürriyet ve İtilaf Fırkasına katıldı; Veliaht Abdülmecit ile yakınlık kurdu[2]
Cumhuriyet dönemi[değiştir | kaynağı değiştir]
Ahmet Refik Bey, 1925 yılında Türk-Bulgar ilişkileri hakkındaki çalışmaları nedeniyle Bulgar hükümeti tarafından ödüllendirildi[2].
O yıl, Türk Tarih Encümeninde Abdurrahman Şeref Beyin ölümü üzerine boşalan başkanlık görevini üstlendi ancak, aynı yıl içinde görevi Fuat Köprülüye bıraktı[2].
Yine 1925te, Milli Mücadele döneminde faaliyet gösteren Tarikat-ı Salahiyye adlı bir örgütle ilişkisi olduğu iddiasıyla tutuklanıp Ankara İstiklal Mahkemesinde yargılandı. Savunmasında duygusal bir konuşma yaparak cemiyetle ilişkisini kesinlikle redetti ve beraat etti[5] .
1930'lu yıllarda devlet başkanı Mustafa Kemal'in teşviki ile başlayan yeni tarih anlayışına adapte olamamış; dönemin tarih çalışmalarında aktif olarak yer almamıştır. Özellikle Orta Asya, Güneş Dil Teorisi gibi akımlar onun için tersti[2].
1931de İstanbul Belediyesi ile Surp Agop Mezarlığı arasındaki davada bilirkişi olarak atandı. Elmadağ-Harbiye arasındaki arazinin Ermenilerin değil, Sultan Beyazit Veli Vakfı'nın mülkü olduğunu tarihi belgelerle kanıtlaması nedeniyle belediye tarafından kendisine Büyükadada bir ev hediye edildi[6].
1932 yılında I. Tarih Kongresi'ne katıldı. Türk Tarihinin Anahatları adlı çalışmanın yazı kurulunda yer aldı.
1933 yılında üniversite öğretmenliğinden kadro dışı bırakıldı. Kurumun dışında bırakılmasından ötürü derin bir kırıklık yaşadı. Ölümüne değin resmi bir görev almadı.
Son yılları
Hayatının son yıllarını Büyükadada sefalet içinde geçirdi. Değerli kütüphanesini parça parça sattı. Uzun bir hastalığın ardından 10 Ekim 1937 tarihinde İstanbul'da Haydarpaşa Numune Hastanesinde 56 yaşında iken zatürreden vefat etti. Mezarı Büyükada'da Tepeköy Mezarlığı'ndadır.
Eserleri
Hayatı boyunca dünya tarihinden çocuk kitaplarına kadar geniş bir sahada eser üretti. Kitaplarının sayısı 150yi geçer[2]. Geçmiş Asırlarda Türk Hayatı" başlığı altında yayınladığı "Bizans Karşısında Türkler", "Sokullu", "Cem Sultan", "Âlimler ve Sanatkârlar", "Kadınlar Saltanatı", "Felaket Seneleri", "Lale Devri" en ünlü eserleridir.
Tarihçiliğinin yanı sıra edebiyata da ilgi göstermiş, 1932de Gönül adlı bir şiir kitabı yayınlamıştır. Bektaşi nefesleri şeklinde yazdığı birçok güftesi bestelenmiştir .

