ShadowFon 1
ShadowFon
D 1
delimuratt
PrimeAC 1
PrimeAC
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
Best Studio 1
Best Studio
kralhakan2009 1
kralhakan2009
Vahsi Uzman 1
Vahsi Uzman
romegames 1
romegames
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Kinolis (Ginolu) Kalesi

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan Shina
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 379

Shina

Level 8
TM Üye
Katılım
3 Şub 2014
Konular
1,588
Mesajlar
3,170
Reaksiyon Skoru
188
Altın Konu
0
TM Yaşı
12 Yıl 4 Ay 9 Gün
Başarım Puanı
150
MmoLira
-248
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!

Özet
Kinolis (Ginolu) Kalesi, Kastamonu İli’ne bağlı Çatalzeytin İlçesi’nin 5 km. batısında yer alır. M.Ö. 5. yüzyıldan itibaren yerleşim gördüğü, arkeolojik veriler ve tarihi kaynaklar yardımıyla öğrenilmekle birlikte, kalesinin inşa tarihi kesin olarak bilinememektedir. Topografik şartların olumsuzluğu ve erken dönemlerden itibaren deniz ulaşımının tercih edilmesi, yerleşme hakkında bilgi edinilmesini güçleştiren etkenler arasındadır. Venedik ve Ceneviz kolonizasyonu sırasında önem kazandığı anlaşılan Kinolis Kalesi’nin günümüz hali; mevcut izler, bölge tarihçesi ve ilgili kaynakların yardımı ile 9.-11. yüzyıllara tarihlendirilebilmektedir.

Abstract
The Castle of Kinolis is on the west part of Çatalzeytin village of Kastamonu. According to architectural and historical sources it can be determined that it has been inhabited since 5th century B.C. but the construction date of the castle cannot be exactly determined. The negative topographical conditions and the maritime transportation which has been activated since the early periods are the important reasons for the lack of information in our research. The castle which was very important during the colonization period of Venice and Genoese can be dated to 9th-11th centuries, according to the historical sources of the region and existing physical remains.

1-YERİ ve ADI
Kale; Kastamonu İli'ne bağlı Çatalzeytin İlçesi sınırlar içerisinde, ilçe merkezinin 5 km. baüsında, kara yolundan yaklaşık 400 m. içeride, Sürtüven B1urnu olarak bilinen kayalık üzerinde yer almaktadır (Anonim, 1970: 153), (Çiz.1, Res.1).
İncelenen yayınlarda Antik Paphlagonia/Paflagonya Bölgesi’nde ; Cimolis/Cinolis, Kimolis, Kinolis, Qinoli, Quinori, Quinopoli adları ile yer alan yerleşme, günümüzde Ginolu/Ginoğlu olarak adlandırılmaktadır. Çeşitli şekillerde yazılmış olmakla birlikte ismin kökeni ve anlamı hakkında bilgi bulunmamaktadır (Umar, 1993: 442, 444).3 Araştırmacılardan Zgusta (1984: 263)’te, Kifimhç, Kivmfoç isminin Kyklad’larla ilişkili olabileceğini işaret etmektedir. Bununla birlikte, bağlantıyı kesinleştirecek bir veri bulunmamaktadır.

Ginoğlu Kalesi:
"Çatalzeytin'in bir saat batısında olan bu kale, batıdan doğuya doğru denizin içine uzayan ve tahminen boyu 130, eni 39 m.yi bulan ve Sürtüven burnu denilen tabii bir tepenin üzerine yapılmıştır. Kuzeyi tahminen 15 m. yükseklikteki dik kayalar halinde denize inmektedir. Diğer tarafları zayıf olduğundan sun'i sur ve burçlarla takviye olunmuştur. Bugünkü sur artıkları güney ve batı taraflarında bulunmaktadır. Kalenin ortasında moloz taşından harçla yapılmış bir su mahzeni bulunmaktadır. Bunun doğusunda ayrıca bir de bina enkazı vardır. Burası M.Ö. 4 üncü yüzyılda meskun ise de bugün ayakta duran kale bir Osmanlı eseridir"(Gökoğlu, 1952: 161).
Ziegler ve Sontheimer (1969)
Ruge (1921: 435)'te yer alan bilgileri tekrarlamaktadır (Ziegler ve Sontheimer, 1969: 212).
Umar (1988b)
"Yarımadadaki ilkçağ ve ortaçağ kentçiği, surla çevrili idi. Kıstakta, surların anıtsal propylon'lu (ön kapılı) bir girişi vardı. İlkçağ surlarından ve propylon'dan şimdi temel üstünde görünür parça kalmamıştır. Kent alanında toprak yüzeyi çok bol tarihsel keramik kırığıyla karışık ise de orada görülen kalıntılar yalnız, geç Bizans çağında yarımada kentini çeviren, toplama taşla örtülmüş zevksiz bir sur duvarının parçaları ve böylece çevrili bölümün orta yerinde, yine aynı çağdan, aynı teknikle yapılmış kare planlı küçük bir yapının temel üstü bölümüdür; yapı içi girilemez bir çalılıkla örtülü bulunduğundan, içinde inceleme yapılamıyor. Burada, sur dışı nekropolis'de İÖ 6. yüzyıl yapıtı arkhaik bir mezar stel'i bulunmuştur" (Umar, 1988b: 19-21, bil.21).
Belke (1996)
Araştırmacı, kalede Santa Maria adlı bir kilisenin varlığından bahsetmekte ve 11. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen bir mühür buluntusu hakkında bilgi vermektedir (Belke, 1996: 232-233).
Freely (1996)
"...Ginolu, iki yanında birer limanla birlikte denizle çevrili dağlık bir ,burun üzerindeki Antik Grek şehri üzerine kurulmuştur. Antik Kinolis olarak tanınan yerleşmenin adı az bozulmuş, yakınındaki çok az bölümü korunmuş Bizans yapımı olduğu açık olan kale kalıntısı Ginolu Kalesi olarak bilinir" (Freely, 1996: 39).

3. TARİHÇE8
İlk Çağ'da Hitit egemenliğinde olan Paphlagonia; M.Ö. 14. yüzyılda Kaşkalar, M.Ö. 1230'da Fr9igler; M.Ö. 695'te Kimmerler ve M.Ö. 652-625'te Lidyalılar tarafından ele geçirilmiştir.
M.Ö. 9. yüzyıldan itibaren deniz ulaşımında sınırların zorlanması üzerine; Yunan gemicileri bir taraftan Marmara'dan geçip Karadeniz'e açılırken, diğer taraftan Rodos ve Kıbrıs üzerinden Suriye ve Fenike kıyılarına uzanmaya başlamışlardır. Karadeniz'e yönelik ticari seferler erken bir tarihte başlamakla birlikte, Yunan Şehir Devletleri'nin Karadeniz Kolonizasyonu M.Ö. 750-550 yılları arasında gerçekleşir (Mansel, 1984: 557). Kuruluş tarihleri kesin olarak bilinemese de, Herakleia Pontika (Karadeniz Ereğlisi), Sesamos (Amasra), Kytoros (Cide), Abonou Teiklos (İnebolu), Amisos (Samsun), Trapezous (Trabzon), Kotyora (Ordu) 1g0 ibi yerleşmeler, ya yeni kurulmuş ya da yeni gelenler tarafından ele geçirilmiştir. Bu durum hakkında, Antik Çağ yazarlarından Skylax (M.Ö. 508); güneyde, Anadolu'da, bugünkü Kocaeli bölgesinin Bithynia Traklarından başlayarak, ırk bakımından kökenlerinin belirlenmesi mümkün olmayan, ancak doğuda kafkasyalı ve batıda değişik kökenli kabul edilmelerine sık rastlanılan bir çok kavim saymaktadır (Decel, 1977: 230-246, bil.240).
M.Ö. 670'e doğru kolonizasyona başlayan Miletoslular'ın bu ça1b1ası, Persler'in doğudaki genişlemelerine değin yaklaşık olarak iki yüz yıl devam eder. M.Ö. 546'da Persler'in, Batı Karadeniz kıyılarını ele geçirmeleri, Yunanlılar'ın Karadeniz kolonileriyle ilişkileri için engel oluşturmuştur. Persler'le yapılan savaşlar nedeniyle Anadolu'nun, Ege Bölgesi'nden ayrılması üzerine, Doğu; Yunanlılar'ın ürettiği şarap, zeytinyağı, çeşitli mallar, sanat eserleri ya da, Yunan tüccarları tarafından topla1n2ıp kendi mallarıyla değiş tokuş edilen ham maddeler için iyi bir alıcı olmaktan çıkmıştı.
Pers egemenliğine son veren İskender'in M.Ö. 323'te ölmesi sonrasında bölgede Pontos Kralı Mitridates'in hakimiyeti görülür. 13
Bu dönem sonrasında Karadeniz ve Paphlagonia'da Roma yönetimi başlamıştır. Roma İmparatorluğu sonrasında bölgede Bizans egemenliği söz konusudur ve M.S. 922 yılında Bizans İmparatorluğu'na bağlı bir eyalet haline gelene değin sayısız Arap saldırı ve yağmasına sahne olur. Bu döneme ait Piskoposluk listelerinde; Gangra (Çankırı), Pompeiopolis (Taşköprü), Sora (Zora Köyü?), Amastris (Amasra), Ionopolis (İnebolu) ve Dadybra (Daday)'nın adı geçer ki, döne1m4 in önemli şehirlerinin bunlar oldukları düşünülebilir (Jones, 1971: 538, Tablo XXI).
Bizans egemenliği sırasında, Karadeniz kıyılarında özellikle Venedik ve Ceneviz Şehir Devletleri'nin ticari faaliyetleri dikkat çeker. Venedik Cumhuriyeti, 992, 1082'de yaptığı anlaşmalarla ticari açıdan önemli ayrıcalıklar elde eder ve Bizans Devleti'ne ait bütün yerlerde, hatta İstanbul'da da, herhangi bir vergi ödemek zorunda kalmadan her türlü emtia ile serbestçe ticaret yapabilme izni alır (Ostrogorsky, 1986: 331; Turan, 1990: 22-23).
Benzeri ticari anlaşmaların, Cenevizliler'le de yapıldığı görülmektedir. 1142, 1155'de ve 1261'de yapılan anlaşmalarla; Venedik'e karşı silahlı yardımda bulunulması karşılığında, bütün imparatorluk arazisinde geniş ayrıcalıklara, vergi ve gümrük muafiyetine sahip olmaları, bütün ülkede, ticaret için kendilerine pazar yerleri tahsis edilmesi kararlaştırılıyordu. Böylece, Venedik'in Ege Denizi'nin güney kısmına hakim olmasına karşılık, Cenevizliler; gerek kuzey adalarında ve Marmara Denizi'nde, gerekse Karadeniz'de kendisine kuvvetli bir durum yaratmış; Galata'dan, Akdeniz, Karadeniz ve bunun arkasındaki ülkelere giden deniz yolunu kontrol etmeye başlamıştı (Bratianu, 1929: 81; Ostrogorsky, 1986: 415, 452; Turan, 1990: 27-29; Heyd, 2000: 482, 493).
"Cenevizliler, İstanbul Boğazı'ndan Karadeniz'e çıktıklarında gözlerini biri Kuzey Anadolu sahilleri, diğeri Kırım olmak üzere iki yöne çevirmişlerdi. Güney sahillerindeki limanlar, yerel pazarlar olmaları dışında Anadolu'dan geçen Asya-Avrupa arası ticaret yollarının varış ve çıkış noktalarında bulunmaları yönünden de önem taşıyorlardı. Gerçekten de Karadeniz, Mısır ile Suriye ya da Anadolu üzerinden doğuya uzanan ilk iki yolun dışında, Avrupa-Asya arası ticarette üçüncü büyük yolu oluşturuyordu. Üstelik Suriye yolu Avrupalılar'a kapanınca, yani XIII. Yüzyıl sonlarında Karadeniz ticareti önem kazanmıştı." (Turan, 1990: 46-52, bil.46).
Karadeniz'in doğu ile yapılan ticarette her zaman önem taşıdığı bilinmektedir. Kullanılan rota, W. Heyd tarafından şöyle belirtilmektedir: "Eski Çağlar'da, Yakın-doğu mallarının Amu-Derya diyarlarından Hazer Denizi'ne kadar genellikle izlediği bir yol vardı; Hazer Denizi'nde gemiye yüklenir, denizi geçer, Aras'ın kaynağına doğru çıkar, sonra Phase'den iner ve nihayet Karadeniz'i aşardı" (Heyd, 2000: 6, not 28).
Bu önemli ticari bölgede; Finogonya (Kefken), Amastris (Amasra), Sinope (Sinop), Amisos (Samsun), Vatiza (Fatsa) ve Trabzon, Karadeniz'deki Ceneviz kolonisinin ana yerleşmeleri idi. Karadeniz ticareti için Venedik ve Cenevizliler'in sürekli çekişme halinde oldukları görülmektedir. Öyle ki, bu yarış 1298 ve 1350 yıllarında büyük savaşlara neden olmuştur. Savaşların ana nedeni; Cenevizlile15r'in, Karadeniz ticaretinin tümünü kontrol etmek istemeleridir (Ostrogorsky, 1986: 486).
1071 sonrası Anadolu'ya gelen Türk kuvvetleri Karadeniz'e ulaşamamışlardır. Ancak, 1241 Moğol istilası ile birlikte ilişkilerin yoğunlaştığı görülmektedir. Bölge, 1204 yılında kurulan Trabzon Pontus Devleti'nin himayesi altındadır. İmparator David Komnenos'un; Sinop'un batısındaki Karadeniz sahilini, Herakleia (Ereğli) ve Amastris (Amasra)'i alan Nicea (İznik) Rum İmparatoru Laskaris'i yenmesi üzerine Selçuklu kuvvetleri Karadeniz'de görülmeye başlar (Umar, 1988a: 123). Sultan I. İzzeddin Keykav16us'un (1210-19), 1214 yılında Sinop'u alışı ile bölgede Selçuklu hakimiyeti başlar. Selçuklu Devleti'nin tarih sahnesinden silinmesine paralel olarak, Pervane, Çandar ve Çobanoğulları beylikleri bölgede söz sahibi olurlar (Umar, 1988a: 127; Yücel, 1991: 35, 53).
1300 yılına gelindiğinde, hemen hemen bütün Anadolu, Türk hakimiyetine geçmiş bulunuyordu. Kısa bir süre sonra, İznik, İzmit, Bursa, Sardes, Philedelphia, Magnesia gibi bir kaç korunaklı kale ve Karadeniz Ereğli'si, Foça ve İzmir gibi liman şehirleri Türk seli ortasında birer adacık halini almışlardı (Ostrogorsky 1986: 454).
15. yüzyılda, Fatih Sultan Mehmet'le başlayan fetih hareketleri, İstanbul'un alınışı ile hız kazanır ve Karadeniz sahilleri de Osmanlı İmparatorluğu'na katılmaya başlar. 1466 tarihinde bir Ceneviz antreposu olan Amastris (Amasra)'nın alınması üzerine, merkezi Sinop olan Candaroğulları Beyliği de Osmanlı topraklarına katılır. Bunu izleyen yıllarda Trabzon'un da Osmanlı topraklarına eklenmesi ile Karadeniz'in güney sahilleri tamamen Osmanlı hakimiyetine alınır (Decel, 1977: 244, 245). Osmanlı Dönemi içerisinde önce Kastamonu'ya bağlı iken sonra Çatalzeytin'le birlikte Sinop'a bağlanan Ginolu, günümüzde Kastamonu İli sınırları içerisinde, ilçe merkezi olarak yer almaktadır.

4. YAPI TANITIMI
4.1. Günümüz Durumu:
Güneyden surlara yakın inşa edilmiş konutlarla çevrelenen kale, büyük ölçüde harap durumdadır (Res.2).
Kalenin üzerinde yer aldığı alan, batıdan doğuya doğru yükselmektedir. Yakın zamanda, Çatalzeytin Belediyesi'nin katkılarıyla yapılan bir temizlik çalışması sırasında, yüzeyde yer alan taşlar belirli yerlere toplanmıştır. O17lasılıkla bu çalışmanın da etkisiyle, fazla yüzey buluntusuna rastlanılmamıştır (Res.3-4).
Yapının geçirdiği onarımlar hakkında detaylı bilgi bulunmamakla birlikte, özellikle güney cephe orta bölümdeki burçta onarım izleri görülür (Res.5-6). Yapım sırasında kullanılan ahşap malzemenin, insan eli ile çıkarıldığı ya da yoğun nem nedeni ile çürümüş olduğu anlaşılmaktadır.18
Surun batı cephesi, Ginolu Koyu'nda hâlâ görülebilen parçalardan anlaşıldığı kadarıyla denize kaymıştır (Res.7). Benzeri bir durum kuzeybatı köşe duvarı için de geçerli olup, iyice açılan duvarın, her an denize kayma tehlikesi bulunmaktadır. Kuzey duvar doğu uca kadar aralıklarla izlenebilmekle birlikte, kayma tehlikesi, ciddi bir sorun olarak devam etmektedir.
Surun güneydoğu bölümünün de büyük oranda kaymış olması söz konusudur. Ancak yapılacak bir kazı sonrası temel izlerine ulaşılabilmesi mümkündür. Sur içi bölümde, iki mekâna ait kalıntılarla birlikte biri batı diğeri ise doğuda, bazı mekânlara ait olabilecek duvar izleri görülebilmektedir. Kalenin güneyinde toprak yolun batı ve doğusunda bulunan kalıntıların, kale ile bağlantıları ve işlevleri bugün için anlaşılamamaktadır (Res.8). Sur içinde bulunan mekânların ve sur dışı bağlantıların ortaya çıkarılması, yapılacak bilimsel bir kazı ile mümkün olabilecektir.
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst