- Katılım
- 25 Ocak 2013
- Konular
- 6,740
- Mesajlar
- 21,611
- Online süresi
- 2g 48527s
- Reaksiyon Skoru
- 2,176
- Altın Konu
- 0
- Başarım Puanı
- 509
- TM Yaşı
- 13 Yıl 2 Ay 26 Gün
- MmoLira
- 2,783
- DevLira
- 0
Metin2 EP, Valorant VP dahil tüm oyun ürünlerini en uygun fiyatlarla bulabilir, Item ve Karakterlerinizi hızlıca satabilirsiniz. HEMEN TIKLA!
İki gün geçmişti!Koskoca iki gün. Suçlu hissederek kendimi yediğim, ne kadar kötü biri olduğumu düşündüğüm zaman dilimiydi bu. Yalçın okula gelmiyordu. Olcaya gidip soramamıştım, Ece desem sürekli yanımdaydı. Asminde bana yardımcı oluyordu. Kısacası Yalçın dışında gayet normaldi hayatım.Yalçın bugünde mi gelmedi?Ecenin sorusuyla anında başımı kaldırdım. Gözleri bende değil, hoşlandığı çocuktaydı. Olcayda. Gelmeyecek, hasta hissediyorum dedi fakat inanmadım açıkçası. Evinin adresini soramazdım. Çok garip olurdu, fazla şüphe uyandırıcı.Dersleri kaçırıyor. dedim omuz silkerken. Aptal yazılılardan kalacak.Nefesimi üflerken yerimde huzursuzca kıpırdandım. Yazılıları umursadığını sanmıyorum. dedi Olcay. Tam o sırada birinin telefonu çalmaya başladı. Sıramda dönerek beklenti dolu bakışlarımı onlara diktim.Olcay telefonu açıp kulağına götürürken kaşları çatıldı, yüz ifadesinden anladığım kadarıyla hiç hoş şeyler olmuyordu. Nerede?! diye bağırdı karşısındakine selam bile vermeden. Yapamaz! Gözleri büyümüştü, hafifçe titremeye başladığını fark ettim. Geri zekalı! diye sızlanarak telefonu kapattı.Sanırım gitmeliyim, yok yazdırın.Çantasını tek omzuna astıktan sonra kapıya gitmek için hamle yaptı. Ne düşündüğümü bende bilmiyordum fakat sıramdan fırlayarak önüne geçmiştim. Ne oluyor? diyerek özel hayatını umursamadan ona baktım.Yalçın, başını belaya sokmuş.O an Asminin bana söylediği cümleler aklımda canlandı. O
Bu okula ilk geldiğinde delirmiş gibiydi. Sürekli birilerine vuruyor, kavgalara karışıyordu. Öyle agresifti ki kimse yanına yaklaşamıyordu. Onu karanlıktan kurtaran Olcay oldu. Çekti çıkardı bütün pisliklerden tek tek. Olcay olmasaydı belki de Yalçın kendi pisliğinde boğulmuştu çoktan. Benim suçumdu.Olcay beni kenara çekmek amacıyla uzanmıştı, tabi duydukları yüzünden hareket kabiliyetini yitirmiş gibi donup kalmıştı. Ne? dedi, sesi fısıltıdan öteye gidememişti. Sertçe boğazını temizledikten sonra tekrar etti. Ne?!İki gün önce kavga ettik, yani sayılır
Daha çok o duvarı yumrukladı, sonra da çekip gitti.Olcayın bana bakan gözlerindeki değişimi fark etmemek için aptal olmak gerekirdi. Normalde gülümseyerek bakardı, anladığını göstermek ister gibi. Artık öyle değildi. Sanki nefret ettiği tek insan oluvermiştim. Gelmek istiyorum diyerek atladım umursamadan. Eğer onun başını belaya sokan bensem, kurtaran da ben olacağım!Hayır, onun başını belaya sokan ben değildim. Bunu biliyordum. Yalçının öfkesi kendineydi, kim daha haftalar önce tanıştığı biri yüzünden hayatını mahvederdi ki?Olcayın omuz silkmesine aldırmadan çantamı kaptım. Kendi vicdanım için gidiyordum, başka sebep yoktu!Ece ve Asminin beni durdurmak için hamle yaptıklarını gördüğümde ellerimi kaldırdım. Gideceğim kızlar. Arkadaşım bir süre gözlerini öğretmenler masasına dikti. Devamsızlığın şimdiden üç gün oldu İmge.Şuan düşündüğüm şey devamsızlığım değildi. Velim gelip halledebilirdi değil mi? Söyleyecekleri kelimeleri, bulacakları bahaneleri beklemedim. Vazgeçmeyecektim, o kadar! Benim suçum olsun veya olmasın Yalçının başı dertteydi. Bana elbise almış, yanımda kendini dizginlemeye çalışmıştı. Sırf yaptığı birkaç hareket yüzünden bile onu kurtarmalıydım işte. Şimdiye kadar kim bana hediye alıp benim yüzümden birini dövmüştü ki?Olcayın hızlı adımlarını izlerken bana çok fazla sinirlendiğinin farkına vardım. Sanki aklında beni öldürüyormuş gibi hissediyordum. Onunla arkadaş olmasına izin vermemeliydim. diye homurdandı kendi kendine. Duyduğumu biliyordu, büyük ihtimalle umursamıyordu. Aptal çocuk!Merdivenlerin sonuna geldiğimizde omzunun üzerinden baktı. Eğer Yalçın kendini kaybetmişse senin suçun!Açıkla. dedim adımlarımı durdurmadan onu takip ederken. Neden buradasın? Kendini beğenmişlik hastalığın mı var?Öfkemizi yöneltebileceğimiz sadece birbirimizdik. Başkasına kızamazdık ki. Hakkımız yoktu. Olcay onu engellemediği için pişmandı, ben ise kızdırdığım için. Geriye ikimizin atışması kalıyordu!Gerçekten bilmek istiyor musun? Arkanı dönüp kaçacağına inanıyorum.Bende güçlü olduğuma inanıyorum. Söylemekle söylememek arasında gidip geldi. Ardından okulun kapısına uzandı, bizi durduracak herhangi bir görevli olmamasından faydalanarak kendimizi dışarı atınca sonunda cevap verdi. Zamanı değil. Üstelemedim, anlatmak isteseydi en başında konuşurdu.Çok fazla ve hızlı yürüdüğümüzden olsa gerek nefeslerim sıklaşmıştı. Omuzlarımda ki ağırlığı her an artan çantamın iplerini çekiştirdim. Aramızdaki sessizlik uzadıkça ortam iki yandan çekiliyormuşçasına geriliyordu.Nereye gidiyoruz? diye sordum babama yapacağım açıklamayı aklımda canlandırmaya çalışırken. Bilsen gelmezdin. diyerek kaçamak cevap veren Olcay omuz silkip elektrik direğindeki taksi çağırma cihazının düğmesine bastı.Motosikleti veya arabası yoktu, reşit bile değildi ki! Kendimi dizide gibi hissediyordum, tek fark havalı şekilde çıkış yapamayacağımızdı. Yani
Ahmet amcayla gitmek kulağa pek havalı gelmiyordu mesela.Vücudum kendiliğinden adrenalin salgılamaya başlamıştı. Nereye gideceğimizi, ne yapacağımız bilmemek korkutucuydu aynı zaman da rahatlatıcı da. Onlara neden saldırdı? Olcayın aniden benimle konuşmasını beklemiyordum. Sendeleyip dengemi sağladıktan sonra beynim soruyu algıladı. Neden onlarla kavga etmişti? O günün anıları cansızca aklıma doldu.Önce gördüğünde kaçtı ve beni de çekiştirdi. Dalga geçtiğini düşünmüştüm. Bu yüzden onu ittirip ortaya çıktım. Çok sinirlenip peşime takıldı. Sonra çocuklar laf atınca-Sen olduğun için kaçmıştır. Hayatında hiç kenara çekilip saklanan bir tip olmamıştı.Taksi yanaşıp önümüzde durunca vereceğim bütün cevaplar boğazıma dizildi. Benim yüzümden kavga ettiği teoriyi kaldırıp gerçekleri sermiştim ortaya. Arka koltuğa yerleştiğimde Olcayın öne oturduğunu gördüm. Öndeki arabayı takip et dememek için dişlerimi sıktım. Şuan çok ciddi anlardan birini yaşıyorduk! Olcay telefonunu çıkarıp bir numara tuşlarken çantamı çıkarıp sürücü ve yolcu koltuğu arasındaki boşluktan kafamı uzattım.Yalçının numarasını gördüğüm an kendimi engelleyemeden telefonu çekip aldım. Son model olduğu için gerilsem de kulağıma dayayıp çaldığını belli eden sesi dinledim. Taksici amca Olcayya birkaç soru sorunca benimle uğraşamadı. O sırada da Yalçın telefonu açıp hırıltılı, sıkışmış nefesiyle Alo? demişti.Yalçın. Dur kapatma-Ne istiyorsun? Sesi boğuktu ve arka planda o kadar fazla ses vardı ki emin olamıyordum. Neredesin? diye sordum önce. Bekledi. Ben tam kapattığını düşündüğüm sırada Neden Olcayın telefonu sende? diye sordu.O şuan
Bir şeyle meşgul. Neredesin? Ne yapıyorsun Yalçın?Cevap vermedi, birkaç hışırtı kulağıma dolduğunda canımın yandığını hissettim. Arkadan duyduğum bağırışlar hayra alamet değildi. Yalçın! diye bağırdım sıkıldığımda. Olcay ve taksici amca aynı anda bana dönüp bakınca gözlerimi kaçırdım. Her insanın sınırı vardır canım!İşim var, şimdi kapatmalıyım. Cızırtılar. Sırf kapatmasın diye Hap mı atmalısın? diye sordum Yalçına. Durup bekledikten sonra He. dedi. Cevabıyla şoka uğramıştım. Üç ondan beş bundan hap atıyorum. Kapat ya kapat.Kapat dedikten sonra suratıma kapatan ilk insan; Yalçındı. Olcaya telefonu uzattığımda renginin sarardığını gördüm. Neredeymiş? dedi endişeyle. Ne yapıyormuş? Sesi nasıldı?Çok gürültülü bir yerdeydi, cızırtı ve hışırtılardan Yalçının sesini duyamadım!Mükemmel!Buradaki mükemmel kelimesi kusursuz veya eksiksiz anlamında kullanılmıyordu, kocaman bir kinaye vardı! Tam olarak nerede olduğunu anladım ve emin ol orası hoşuna gidecek bir yer değil İşte o tek kelimenin açıklaması buydu. Taksicinin kulağına adresi fısıldadı. Duymaman için can çekişmesini tekrar orayı bulmamam konusunda tedbirli olduğundan yaptığını anlamıştım.Dayak yer mi ki? diye sızlandım ellerimi göğsümde kavuştururken. O an gözümün önüne yumruklarını savurduğu oğlan geldi. Eh, en azından dayak yemeyeceğini biliyordum. Zihnimdeki görüntü gerçekmiş gibi gözlerimin önüne serilmişti. Kafamı taksinin camına yasladıktan sonra izledim.Sokakta yürüyen herkesi. Aslında çok boş yaşıyorduk hayatı. İnsanlar sadece işlerine koşuyorlar ve etraflarındaki diğer mükemmel şeyleri kaçırıyorlardı.O sokağın başında inersiniz arabadan. Girmemek üzere talimat aldım.Taksici amca telsizle bir şeyler konuşmuştu, sanırım gidip gidemeyeceğini sormuştu. Şaşkındım. Abartıyorsunuz, o kadar kötü olamaz ya. dedim. Bütün kurduğum cümlelere rağmen kalbim gümbürdeyerek atıyordu. Cevap basitti, yanılıyordum.Taksicinin bahsettiğinden onlarca kat daha kötü bir yer olacağını tahmin edebiliyordum. Telefonum melodisi arabanın içini doldurduğunda hızla uzandım. İçimdeki minik umut tohumu Yalçının beni aradığı konusunu düşünse de bunun imkansız olduğunu biliyordum.Nitekim arayan Eceydi!Yalçını buldunuz mu?Açar açmaz bütün söyleyeceğim kelimeleri ağzıma tıkmıştı, bugün benim konuşmama izin vermeyeceklerdi herhalde. Hayır. Gidiyoruz sonra konuşalım şuan müsait değilim.Cevabını beklemeden yüzüne kapatmama rağmen dönüp aramadı. Konuşma saniyemize bakınca yirmi iki olduğunun farkına vardım. Tabi ki sayı takıntısı yüzünden aramamıştı, çünkü istediği sayıyı yakalamıştı zaten.Neden böyle davrandığım hakkında en ufak fikrim yoktu. Maskelerimi çıkarıp atmıştım. Yalçının peşinden gidiyor, kendine ne yaptığını düşünüyordum. Bana neydi ki?Arabadan inince bir ağacın altında bekleyebilirsin.Nefesim sıkışıyor, gözlerim yanıyordu. Her daim böyleydim, ne yapması gerektiğini kestiremeyen çaresiz bir çocuk. Kapımı herkese kapatmıştım hani? Umursamama kararı almıştım! Şimdi oturduğum takside düşünüyordum her şeyi.Kararlarımı, acılarımı, amaçlarımı.Boşluk.Kocaman bir boşluk vardı içimde. İyi davranılmasına alışkın olmadığımdan onlardan şüphe duyabiliyordum. Kıyafetimin kollarını avuç içime kadar çekerken oturuşumu değiştirmeye çalıştım.Herkes yanlış düşünüyor.Olcayın sesi beni düştüğüm karanlık çukurdan çekip çıkarmıştı sanki. Gözlerim açıldı.Ağlıyordu. İlk defa bir erkeğin gözünden akan gözyaşını görmüştüm. Olcay benim yanımda gözlerini bana dikmiş şekilde içini akıtıyordu.Ben Yalçını kurtarmadım, beni kurtaran oydu. Herkes aynı şeyi konuşmasına rağmen inkâr edemedim.Elleri yüzüne kapanınca yumruklarımı sıktım. Kendimi bir şeyler söylemek için zorluyordum fakat beynimde sadece harfler dönüyordu. Böyle bir durumda ne diyebilirdim?Kurtarıcının batışına şahit oldun mu hiç?Sinirlerimin aniden gerildiğini hissettim. Oturduğum koltukta dikleştikten sonra taksicinin bakışlarını es geçerek onu omzundan dürttüm. Başını kaldırmadı, tek elini alnına koyarak görüş açımı kısıtladı.Günden güne öldüğünü fark ettin mi hiç?! diye bağırdım çaresizce. Ne yapacağını bilmeden, ölümünü bekledin mi hiç sen? Bazen keşke ölsem diye saniyeleri saydığın anlar oldu mu hayatında? Herkes kötü şeyler yaşar Olcay. Hiç kimsenin hayatı dört dörtlük değil. Problem burada başlıyor işte! Yeniden ve yeniden kalkacaksın ayağa. Mecbursun çünkü. Eğer kendini toplamazsan daha fazla vurur hayat sana!Söylediklerim belki de mantık çerçevesine uymuyordu, bilmiyorum. Düşüncelerim aniden akın etmişlerdi beynime. Kelimeler sorgulamama izin vermeden dökülüyordu dudaklarımdan. Aniden kendimi ağlamamak için yanağımı ısırırken buldum.Bilmiyorsun! diye bağırarak karşılık verdi. Benim yaşadıklarımı, Yalçına yaptıklarımı, düşüncelerimi bilmiyorsun.Kendini kaybetmiş gibi bağırırken gerçek yüzünü gördüm Olcayın. Kırılmış, korkmuş ve yolundan sapıp programlanmışçasına gülmeye çalışan o kişiyi.Sende benimkileri bilmiyorsun
dedim dudaklarımı birbirine bastırırken. Çoğu şeyi bilmiyorlardı
Herkes sadece bir kısmını gösterir karşısındakine Olcay. diyerek tamamladı sözümü. Hala ıslak olan kirpiklerinin ardından parlayan gözleri aniden korkutucu geldi.Biliyorum.Diyalogumuz biterken taksicinin endişeyle direksiyonu kavradığını gördüm. Herhalde gerilmişti. Yerimde sayamadığım kez kıpırdanırken göz ucuyla başını eğip kendini suçladığını fark ettim.Taksi durunca konuşmadım. Zaten bir şeyler söylemek istesem de tek yapabileceğim şey öylece bakmak olurdu. Kendimi arabadan resmen attım. Kapıyı kapattıktan sonra cüzdanımı çıkarmak için hamle yapmıştım. Olcay beni beklemeden yürümeye başlayınca peşine takıldım.Aslında olduğumuz yer çok da kötü değildi. Etraftaki gecekonduları, farklı yerlere atılmış içki şişelerini, boyalarla donatılmış eski duvarları saymazsak. Olcayın yanına sokulmamak için ellerimi sıkıp kendime hâkim olmak zorunda kaldım. Sonunda inşaat halindeki bir binanın önünde durduk.Harabeye bakarken az çok tahmin ettim ne olacağını. Düşündüğünün aksine bir parti yeri değil. diyerek bütün öne sürdüğüm teorileri yok etti Olcay. Burada bekle. komutunu verdikten sonra koşarak içeri girdi.Görüşüm bulanıklaşırken neden bu kadar aciz olduğumu düşündüm. Eğer normal arkadaşlar olsaydık, onu yalnız bırakmazdım. Peşinden koşar ve kendine zarar verdirtmediğine emin olurdum. Fakat yapamıyordum. Bacaklarım titriyor, adım atmamakta direniyordu.Aklım ve mantığım çatışıyordu. Belki de bu yüzden fazlasıyla depresiftim.Endişe içinde ellerimi yüzüme kapadım. Küçük bir çocukken şuan olduğumdan çok daha fazla cesurdum. Şu sıralar yaptığım tek şey çevremdekilerin zarar görmelerini izlemekti. Kendi kendime iyi olacağını söylüyordum, Olcayın oradan çıkacağını fakat nedense inanmıyordum. Her köşesi bela kokan bu yerden sıyrık almadan çıkmak herkesin harcı değildi, hele Olcay gibi neşeli kavgadan uzak bir oğlan için hiç şans yoktu.Her zamanki gibi ellerimin titremeye başladığını fark edince titrek nefes çektim içime. Elimi telefonuma götürürken uzaklardan bir ses ilişti kulağıma.Tanıdığım birisi adımı söylüyor, bana sesleniyordu. İmge Onu duysam da hareketlerimi kontrol edemedim. Boş gözlerimi telefona diktim. Yalçının telefon numarası bende yoktu ki.İmge!Uykudan uyanmış hatta yüzüne su atılmış insanlar gibi sıçrayarak çevreme bakındım. Olayları idrak etmem saniyelerimi aldı. Yalçın yanımdaydı, onun elleri kollarımı yakalamıştı. Beni sarsarak kendime getirmeye çalıştığını tahmin ettim.Olcay diye fısıldayabildim bir tek. Aslında Yalçın buradaysa başının belaya girme olasılığı düşüktü fakat engelleyemediğim şekilde korkuyordum. Olcay ne?! diye bağırdı korkuyla.Yalçının yüzünün her santimini inceledim o an. Korku yüzünden büyüyen göz bebeklerini, kenetlediği çenesini, alnında atan damarı, değişen ve hızlanan soluklarını. Yalçında bir şeylerden korkuyordu. Birilerini kaybetmekten.Olcay içeride.Kolumu tutarak beni saniye düşünmeden arkasına doğru itti. O ana kadar fark edemediğim bir oğlan düşmeden beni yakalayıp doğrulmama yardım etti. Yalçının koşarak tehlike yazısının altından geçtiğini ve içeriye girdiğini görünce dayanağım kalmadı. Yere çökerek ellerimi başıma götürdüm.Kimseye yardımı dokunmayan zavallının tekiydim. Keyifli Okumalar



