Türkiye'de ilk Mobil & PC Aynı Anda Metin2 Oyna. Triarchonline kalıcı ve uzun ömürlü yapısı ile 24 Temmuz'da açılıyor. | 1-99 Mobil Metin2 Triarch HEMEN TIKLA!
Babamın çizgilerle kırışmış yüzü, koyu kahverengi gözleri, siyah denebilecek saçları, boyu. Her şeyi hatırladığım gibiydi, o berbat gün ki gibi. Beyaz terliklerimi sürüyerek deri koltuğa doğru yürümeye başladım. Psikologum kendi koltuğunda oturmuş bilgisayarına babamla görüştüğüme dair not düşme işiyle uğraşıyordu.Babamın tam karşısına oturduktan sonra ellerimi kucağımda birleştirdim. Kafayı yiyip yemediğimi öğrenebilmek için görüşmeyi doktorumun önünde yapmalıydım, ne yazık. Oysa ona doya doya bağırabilmek isterdim.Hemşirem doktora üç tane kâğıt verip anlamadığım birkaç cümle kurdu ve ardından bana cesaret vermek ister gibi gülümseyip dışarı çıktı.İmge, iyi görünüyorsun.Hayır, moruk. Sen beni iyiymişim gibi görmek istiyorsun sadece.Düşüncemin aksine Evet efendim. diyerek cevap verdim. İyiyim.Memnun olmuş gibi başını salladıktan sonra doktora döndü, benimle diyalogu bitmişti. Onu normal bir okula aldırmak istiyorum. Dört yıldır burada kapalı.Doktor suratından zorla sökmek istediğim yamuk gülüşüyle onayladı babamı. İmge için iyi olabilir fakat şiddete eğilimli olduğunu söyleyebilirim. Arkadaşları için iyi olmaz. Onu problemli öğrencileri yönlendirdiğimiz liseye kayıt ettirebiliriz.Babam konu üzerinde düşünme gereği bile duymadan kabul ettiğinde çığlık atmak istedim. Eğer yaparsam o sorunlular okuluna gitme şansım olmayacaktı. Burada gerçekten delirmek üzereydim! Lütfen liseye gitmeme izin verin. dedim gayet soğuk bir biçimde.Arkadaş edinmezdim ve ta-da mutlu bir lise hayatı.Tabi sorunlu öğrencilerle dolu bir okul olduğunu unutabilirsem.O zaman size adresi vereyim.Dışarı mı çıkacağım? diye atladım hevesle. Gece dışarıya çıkma iznimiz yoktu ve izin verdikleri tek yer bahçeydi. Birazcık ağaç ve çimin olduğu boş alan!Evet. Baban çıkış işlemlerini hallettiriyor şuan.Uzun yıllardan sonra ilk defa gerçekten onu babam olarak görmek üzereydim. O son cümleyi kurmasaydı
Bunu yapıyorum çünkü insanları kızımın neden dört sene başka şehirde kaldığını sorgulamaya başladılar. Yorum yapmadan psikologumun yazıcıdan bir kâğıt almasını izledim. Babama imzalaması için uzattığı kâğıtta bütün sorumluluğumun yeniden ona verildiği falan yazıyor olmalıydı. Vedalaşabilir miyim? diye mırıldandım sessizce. Doktorum yüzündeki ışıldayan gülümsemeyi silmeden Eceyle mi? diye sordu.Ece, burada benim gibi yatılı olan bir hastaydı. Arkadaş değildik fakat birbirimizle konuşurduk. Onun Obsesif Kompulsif Bozukluğu vardı. Bu bir tür takıntı, saplantı hastalığıydı. Simetri/düzen obsesyon ve kompulsiyon bozukluğu olduğundan dolayı asla yerinde duramıyordu, milimetrelere bile dikkat ediyordu. Hatta hastalığı kronikleştiği için her sabah uyandığında saçlarını aynı hizaya getirebilmek için kesiyordu.Psikologuma cevap vermeden ayağa kalktığımda babamın sert bakışlarının hedefi oldum gerçi umurumda olduğunu söyleyemezdim. Bilinçli adımlarla muayene odasından çıkıp 222 numaralı odaya ilerledim. Ece ne yapıp etmiş oda numarasını bile düzenli seçmişti.Evet, birazcık ürkütücüydü ama hangimiz normaldik ki?Kapıyı üç kere tıklattım ve tam üç saniye sonra Gelebilirsin, İmge. dedi. Bundan hoşlanmasam da tek arkadaş olabildiğim insan Eceydi.Kapıdan içeri girdiğimde yastığını boşaltmış içindeki tüyleri sayıyor olduğunu gördüm. Eliyle durmam ve susmam için işaret verdikten sonra Yedi yüz yetmiş yedi. diyerek yastığın fermuarını kapattı.Ürkütücüsün, Ece.Neden geldin yine? diye homurdandı ama onu ziyaret ettiğim için mutlu olduğunu biliyordum. Her zaman oturduğum beyaz koltuğa yürüdüm. Bundan sonra beni göremeyeceksin zaten, babam geldi.Yastığına vurmaktan vazgeçip ela gözlerini bana dikti. Ciddi olup olmadığımı inceler gibiydi. Ciddiyim! diye homurdandım. Şüphe konusunda takıntın olmaya başladı.Bu bir hastalık!Homurdansa da yatağından indi ve önce bütün kırışıklıkları düzeltti. Yastığı yerine koydu, kalan tüyleri ise kucağına topladı. Ne istiyor sevgili babacığın? diye sordu bir yandan çöp kutusuna yürürken.Beni delilerin olduğu bir liseye gönderecek!Burası delilerin olduğu bir hastane ve sen lisesine gittiğin için mutlu olmalısın. En azından seni oraya gönderecek baban var!Ece ailesini gaz zehirlenmesinden kaybetmişti, işte o zamandan beri bu hastalığa sahipti. Ne zaman babamdan yakınsam bana sinirlenirdi. Yine de yaşadıklarımın tamamını bilmiyordu, keşke anlatabilseydim.Ece! diye söylendim ama onun tek yaptığı yanıma gelerek gözümün önüne düşmüş bir tutam saçı geriye çekmek oldu. Doktor sayılara da taktığımı fark etmiş. Başka ilaç tedavisine geçiyorum. Tabi bu önemli değil, sen ne istiyorsun tam olarak? Ah, ayrıca bir de böyle pis girme odama-Vedalaşmaya geldim.Ece cümlesinin bölünmesinden çok rahatsız oldu. Fakat onu asıl rahatsız eden şey cümlemin anlamıydı. Onun ve benim arkadaşsız kalacağımızın habercisi. Git, aptal. Senden sıkılmıştım zaten. Babanla da barış ne olursa olsun senin için döndü.Onun söylediklerine sırıttığımda alnıma şaplak attı. Ardından düz, beyaz kıyafetimi masadan aldığı ıslak mendille silmeye başladı. Kıyafetimi daha yeni değiştirmiştim bunu yüzünü görmemem için yaptığına yemin edebilirdim.Aniden ılık gözyaşı elime damladı. Yüzünü kapatan sarımsı tutamları kenara çektiğimde düşündüğüm gibi ağladığını gördüm.Seni görmeye geleceğim Ece!Bunu en son sekiz yaşında, annemden duydum.Gerilen ortam yüzünden ne diyeceğimi bilemedim. Ben geleceğim. Bu benden kurtulamadığın anlamına geliyor biliyorsun değil mi? dedim onun gülümsemesini tekrar görmek için. Kollarını boynuma dolayıp sarıldığında uzun zamandır yaşamadığım o sıcak, yumuşak duyguyu hissettim.Bana en son annem böyle sarılmıştı.Aslında Eceyle oldukça benziyorduk, o da ben de ilk başta depresyon belirtileriyle bu hastaneye yatmıştık fakat onun saplantılığı fark edilmişti.Geri çekildiğinde sinirle omzuma vurdu. Kıyafetini bile düzgün giyemiyorsun, aptal! Şaşkınca ona baktığımda yere diz çöküp paçalarımın boyunu eşitledi. Bazen beni zorlasa da Eceye gerçekten değer veriyordum. (
) Gri ve kırmızı çizgili okul eteğim, beyaz gömleğim, gri hırkamla birlikte tamamen normal lise öğrencisi gibi görünüyor olmalıydım. Oysa normallik yanımdan bile geçmiyordu! Babama baktığımda sıkıntıyla kravatını gevşettiğini gördüm. Demek ki müdürün okul hakkında konuştuğu uzun nutuk onu da sıkmıştı.Her neyse sınıfıma gidebilir miyim?Hem müdür hem de babam kabalığım karşısında şok olmuşlardı. Umursamadan ayağa kalkıp yürümeye başladım. Eceye veda ettikten sonra eşyalarımın toplanmış olduğunu görmüştüm. Aynı gün içinde babamın evine taşınmıştım. Ve pazartesi günü okula başlamıştım. Bugün.Sınıfımın nerede olduğunu söylemişlerdi. Oraya yürürken uzun hırkamın kollarını çekiştirdim. Normal insanlarla bile iletişim kuramazken buradakilerle arkadaş olamazdım. Bu yüzden yalnızlığı kabullenmeliydim.Sınıfım 11-Bydi. Sanırım bulmak o kadar da zor olmazdı. Kapıların üzerindeki şubelerden yola çıkarak kısa sürede olmam gereken yeri buldum. Daha doğrusu asla olmak istemediğim yeri.İçeri girdiğimde öğretmen henüz gelmemişti ki bu daha kötüydü.Yaklaşık yirmi yüz aynı anda bana çevrildi. Neyse ki hiç kimse umursamadı ve ne yapıyorsa ona döndü.Düşündüğüm kadar kötü değildi.Yani kafasını duvara sürten yoktu, pencereden atlamaya çalışan yoktu ya da kendi kendine konuşan yoktu.Hatta o kadar normaldiler ki yanlış yere geldiğimi düşündüm.Tek boş sıra en önde bir kızın yanıydı. Okul çantamı gelişigüzel sıraya bıraktım ama çığlıkla bütün kaslarım dondu.O
Oturma! Git!Titreyen ellerini kucağında birleştirirken gözlüğünün burnunun ucuna düşmesini aldırmadı. O kadar
Korkmuş duruyordu ki.Antropofobin(insan korkusu) mi var? dedim çantamı onu ürkütmemeye çalışarak sıradan alırken. Her hareketimi abartılı endişesiyle izlerken başını olumlu anlamda aşağı yukarı salladı. Bu yerin normal bir yer olduğunu düşündüğüm için deliydim belki de.Bir sınıfta okurken bu korkunu yenmen gerekmez mi? diye homurdandım bütün bakışlar tekrar bana döndüğünde. Göz önünde olmaktan nefret ediyordum! Bana böyle sertçe bakmaları diken üzerinde olmama sebebiyet veriyordu.Onu yenmeye çalışıyorum zaten! diye çığlık attı tekrar. Sen kazandın anlamında ellerimi iki yana kaldırdığımda derin solukları düzene girdi. Tahtaya doğru yürüyüp insanları incelemeye başladım.Yanına oturamadığım kız rahatlamış hareketlerle gözlüğünü burnunun dibine iterek anlayamadığım bir özgüvenle sırasından kalktı. Bana doğru adımlar atmaya başladığında dalga geçip geçmediğinden emin olamadım.Özür dilerim diye fısıldadı ama o kadar da mahcup görünmüyordu. Tamamen başka birine bürünmüştü. Bende monofobi(yalnızlık korkusu) de var.Sen hem insanlardan hem de yalnız kalmaktan mı korkuyorsun? dedim dehşet içinde. Berbat bir şey olmalıydı, birbirine zıt düşen şeylerden korkmak
Kâbus gibi olmalıydı.Kişilik bozukluğun mu var acaba?Soruma sadece başını onaylayarak cevap verdi. Ardından saçını omzunun üzerinden geriye atarak sırasına yürüdü. Bu sırada öğretmen içeri girdi ve sınıfa bakmadan Herkes yerine! diye bağırdı.Sonunda bana dönüp somurttu. Yeni biri daha. Kendini tanıt. Aslında hiç de içten görünmüyordu.Adım; İmge Altınay. Bitti. Şimdi bana yer bulur musunuz?Sınıftaki herkesi daha ilk dakikadan kendimden nefret ettirmiştim. En azından bakışları öyleydi. Saçlarıma yönelen bakışlar beni rahatsız edince bileğimdeki tokayla dağınık bir topuz yaptım.Bora lütfen bir sıra rica eder misin görevliden?Kumral, özgüvensiz bir oğlan ayağa kalkarak Ben mi? diye sordu. Aynı anda sınıfı kahkaha esir aldı. Sınıftaki tek Boranın o olduğu belliydi işte. Evet, hadi bakalım.İstemiyorum.Herkes beğeniyle bir şeyler mırıldanırken öğretmen ellerini çırptı. Aynen böyle Bora! Kaşlarımı kaldırırken buradaki eğitim sistemi karşısında şaşkınlığımı engelleyemedim. Öğrenciler kadar öğretmenler de problemliydi!Şimdi, git ve gerçekten iste yoksa ceza sınıfına gönderileceksin.Bora denen çocuk sıradan fırlayarak kapıya koştuğunda sırıttım. Beni içten çökertmeye mi çalışıyorlardı? Yaklaşık üç dakika sonra sınıfa yeni gelmiş sırama oturmuştum. Bu kadar hızlı bir okul olması yüzlerce eksisinin karşılığı olarak yeni bir artı eklemişti.Öğretmen tahtaya döndüğünde başımı sıraya yasladım.Lise hayatı tahmin ettiğim gibi değildi, hem de hiç. Makyaj yapan kızlardan birisinin ruju yere düştüğünde kimsenin basmaması için elimi uzattım. Tek amacım; kıza makyaj malzemesini sapasağlam verebilmekti.Ama koyu kahverengi gözlerini bana diktikten sonra çığlık attı. Sen
Sen ona dokundun! Ben ne yaptığımı anlayamadan saç diplerimdeki acıyla kendime geldim. İnleyerek başımı sağa eğdiğimde o kızın saçımı çekmekte olduğunu gördüm.Böyle krizlerde ne yapılırdı?Tokat.Aklıma gelen bu yöntemle kızın yüzüne sert olmayan şekilde vurdum. Fakat sanki kolunu koparmışım gibi ağlamaya başladı. Öğretmen yanımıza geldiğinde zorlukla ayırdılar. Ne yaptığımı bile bilmezken saçım yolunmuştu, buna ek olarak öğretmenin kötücül bakışlarını hedefi olmuştum.Geldiğin ilk günden sınıfta kavga çıkarabildin! Hemen şimdi müdürle konuşup seni ceza sınıfına aldıracağım.Hayatım o kadar hızlı değişiyordu ki yetişemiyordum. Bütün günlerim aynı normallikle geçerken aniden babam gelmiş, beni saçma sapan bir okula yazdırmıştı. Normal insanların arasına karışmaya çalışırken ceza sınıfına düşmüştüm.Neden hep bir şeyler oluyordu?!Ayağa fırladım ve çantamı düzelttim. Müdüre ben kendim gidiyorum hocam! Hışımla kendimi sınıftan dışarı attığımda gözlerimi kıstım.İlk günden ceza sınıfına gönderildin, İmge. Aferin!
