- Katılım
- 27 Mar 2014
- Konular
- 6,650
- Mesajlar
- 8,655
- Online süresi
- 2h 11m
- Reaksiyon Skoru
- 333
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 12 Yıl 2 Ay 22 Gün
- Başarım Puanı
- 359
- MmoLira
- 84
- DevLira
- 0
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Soyu
Ebu Bekir, Benu Teymlerin Kureyş kabilesindendir, Mekkede doğmuştur. Babası Ebû Kuhafe, annesi Ümmül-Hayr Selmadır.
Hz. Muhammed (s.a.s.)in Islâmi teblige baslamasindan sonra ilk iman eden hür erkeklerin; rasit halifelerin, asere-i mübesserenin ilki. Câmiul Kuran, es-Siddîk, el-Atik lakaplariyla bilinen büyük sahabi.
Kurân-i Kerimde hicret sirasinda Rasûlullahla beraber olmasindan dolayi, magarada bulunan iki kisiden biri (et-Tevbe, 9/40) seklinde ondan bahsedilmektedir. Asil adi Abdülkâbe olup, Islâmdan sonra Rasûlullah (s.a.s.)in ona Abdullah adini verdigi kaydedilir. Azaptan azad edilmis mânâsina atik; dürüst, sadik, emin ve iffetli oldugundan dolayi da siddik lâkabiyla anilmistir. Deve yavrusunun babasi manasina gelen Ebû Bekir adiyla meshur olmustur. Teym ogullari kabilesinden olan Ebû Bekirin nesebi Mürre b. Kâb'da Rasûlullahla birlesir. Anasinin adi Ümmül-Hayr Selma, babasinin ki Ebû Kuhafe Osmandir. Künyesi Abdullah b. Osman b. Amir b. Amir b. Murra et-Teymîdir. Bedir savasina kadar müsrik kalan oglu Abdurrahman disinda bütün ailesi müslüman olmustur. Babasi Ebû Kuhafe, Ebû Bekirin halifeligini ve ölümünü görmüstür. Hz. Ebû Bekirin Rasûlullah (s.a.s.)den bir veya üç yas küçük oldugu zikredilmistir. Islâmdan önce de saygin, dürüst, kisilikli, putlara tapmayan ve evinde put bulundurmayan hanif bir tacir olan Ebû Bekir, ölümüne kadar Hz. Peygamberden hiç ayrilmamistir. Bütün servetini, kazancini Islâm için harcamis, kendisi sade bir sekilde yasamistir.
Hz. Ebû Bekir, Fil yilindan iki sene birkaç ay sonra 571′de Mekkede dünyaya gelmis, güzel hasletlerle taninmis ve iffetiyle söhret bulmustur. içki içmek câhiliye döneminde çok yaygin bir âdet oldugu halde o hiç içmemistir. O dönemde Mekkenin ileri gelenlerinden olup Araplarin nesep ve ahbâr ilimlerinde meshur olmustur. Kumas ve elbise ticaretiyle mesgul olurdu; sermayesi kirk bin dirhemdi ki, bunun büyük bir kismini Islâm için harcamistir. Rasûlullaha iman eden Ebû Bekir (r.a.) Islâm dâvetçiligine baslamis, Osman b. Affân, Zübeyr b. Avvâm, Abdurrahman b. Avf, Sad b. Ebî Vakkas ve Talha b. Ubeydullah gibi Islâmin yücelmesinde büyük emekleri olan ilk müslümanlarin bir çogu Islâmi onun dâvetiyle kabul etmislerdir.
Hz. Ebû Bekir hayati boyunca Rasûlullahin yanindan ayrilmamis, çocuklugundan itibaren aralarinda büyük bir dostluk kurulmustur. Rasûlullah birçok hususlarda onun görüsünü tercih ederdi. Umûmî ve husûsî olan önemli islerde ashâbiyla müsavere eden Peygamber (s.a.s.) bazi hususlarda özellikle Ebû Bekire danisirdi. (Ibn Haldun, Mukaddime, 206). Araplar ona Peygamberin veziri derlerdi.
Teymogullari kabilesi Mekkede önemli bir yere sahipti. Ticaretle ugrasiyorlar, toplumsal temaslari ve genis kültürlülükleri ile taniniyorlardi. Hz. Ebû Bekirin babasi Mekke esrafindandi. Hz. Ebû Bekir, câhiliye döneminde de güzel ahlâki ile tâninan, sevilen bir kisi idi. Mekkede esnak diye bilinen kan diyeti ve kefalet ödenmesi islerinin yürütülmesiyle görevliydi. Muhammed (s.a.s.) ile büyük bir dostluklari vardi. Sik sik bulusur, Allahin birligi, Mekke müsriklerinin durumu ve ticaret gibi konularda müsâvere ederlerdi. ikisi de câhiliye kültürüne karsiydilar, siir yazmaz ve siiri sevmezlerdi, daha ziyade tefekkür ederlerdi.
Islâmi Benimsemesi
Hz. Ebû Bekir, Hira dagindan dönen Hz. Muhammed ile karsilastiginda, Rasûlullah (s.a.s.) ona, Allahin elçisi oldugunu söyleyip Yaratan Rabbinin adiyla oku (el-Alâk, 96/1) diye baslayan âyetleri bildirdigi zaman hemen ona: Allahin birligine ve senin Onun rasûlü olduguna iman ettim demistir. Hz. Haticeden sonra Rasûlullaha ilk iman eden odur. Hz. Peygamber (s.a.s.) Islâmi tebliginin ilk zamanlarinda kiminle konustuysa en azindan bir tereddüt görmüs, ancak Ebû Bekir seksiz ve tereddütsüz bir sekilde kabul etmistir. Hatta Hz. Peygamber (s.a.s.), Bütün insanlarin imani bir kefeye, Ebû Bekirin ki bir kefeye konsa, onun imani agir basardi diye lâtif bir benzetme de yapmistir. Mümin Ebû Bekir, hayatinin sonuna kadar tüm varligini Islâma adamis, bütün hayirli islerde en basta gelmistir.
Ebû Bekir Mekke döneminde güçlü kabilelere mensup kisileri Islâma kazandirmaya çalisti, öte yandan müsriklerin iskencelerine maruz kalan güçsüzleri, köleleri korudu; servetini eziyet edilen köleleri satin alip azad etmekte kullandi. Bilâl, Habbab, Lübeyne, Ebû Fukayhe, Amir, Zinnire, Nahdiye, Ümmü Ubeys bunlardandir. Kendisi de Mescid-i Haramda müsriklerin saldirisina ugramisti. Ebû Bekir, iman ettikten sonra Islâmi teblige gizli gizli devam ediyordu. Annesi, karisi Ümmü Ruman ve kizi Esma da iman etmis, fakat ogullari Abdullah, Abdurrahman ve babasi Ebû Kuhafe henüz iman etmemislerdi. Osman b. Affan, Sad b. Ebî Vakkas, Abdurrahman b. Avf, Zübeyr b. Avvâm, Talha b. Ubeydullah gibi ilk müslümanlari Islâma dâvet eden odur. Müsriklerin eziyetleri çogalip müslümanlara yapilan baskilar arttiktan sonra Hz. Peygamber Hz. Ebû Bekire de Habesistana göç etmesini söylemis ve Ebû Bekir yola çikmis; ancak Berkül-Gimâdda Mekkenin ileri gelen kabilelerinden Ibn Dugunne ile karsilastiginda Ibn Dugunne onu himayesine aldigini ve Mekkeye dönmesi gerektigini belirterek, ikisi birlikte Mekkeye dönmüslerdir. Ancak sartli olarak Ebû Bekiri himayesine alan Ibn Dugunne, Ebû Bekirin açiktan açiga ibadet etmesi ve inancini yaymaya devam etmesi sebebiyle sartlari yerine getirmedigini iddia ederek ona ibadetini gizli yapmasini söylediginde Ebû Bekir, onun himayesine ihtiyaci olmadigini, zaten kendisine söz de vermedigini ifade etmisti: Senin himayeni sana iâde ediyorum. Bana Allahin himayesi yeter. Böylece onüç yil Mekkede Rasûlullahin yaninda kalan Hz. Ebû Bekir, Hz. Aisenin rivâyetine göre, Rasûlullah hicret emrini alip Ebû Bekire gelerek ona beraberce hicret edeceklerini söyleyince Ebû Bekir sevinçten aglamaya baslamisti (Ibn Hisâm, es-Sire, II, 485).
Hz. Peygamberin bir gecede Mekkeden Kudüse oradan Sidretül Müntehaya gittigi isra ve Mirâc hâdisesini duyan müsrikler bunu Hz. Ebû Bekire yetistirdikleri zaman; O dediyse dogrudur. demistir. Bu sözünden sonra Ebu Bekire; ihlâsli, asla yalan söylemeyen, özü dogru, itikadinda süphe olmayan anlaminda, Siddik lâkabi verildi. Kuran tâbiriyle, O, ne iyi arkadasti (en-Nisâ, 4/69) denilebilir.
Iste o Siddîk ile o Emîn, o iki arkadas beraberce Sevr dagindaki magaraya hareket ederek hicret etmislerdir.
Hicreti
Sevr magarasina ilk giren Hz. Ebû Bekir, (r.a.) magarada kesif yaptiktan sonra Rasûlullah içeri girmistir. Ebû Bekirin kizi Esma yolda yemeleri için aziklarini hazirlamisti. Onlar Mekkeden ayrilinca müsrikler her tarafa adamlarini yollayarak aramaya basladilar. Kureys kabilesinin müsrikleri Ebû Cehil baskanliginda Esmanin evini aradilar, hakaret edip dayak attilar. Hz. Ebû Bekir (r.a.) hicret yolculuguna çikarken yanina bütün parasini almisti. Buna ragmen kizi Esma onun nerede oldugunu, nereye gittigini kâfirlere söylememistir. iz süren Mekkeli müsrikler Sevr magarasina kadar geldiler. Rasûlullah bu sirada Kurânda anlatildigi biçimde söyle diyordu: Üzülme, Allah bizimledir (et-Tevbe, 104/40). Nitekim Allah ona güven vermis, göremedikleri askerleriyle onu desteklemistir; Allah güçlüdür, hakimdir. Kâfirler tüm aramalara ragmen onlari bulamadilar. Magarada üç gün kaldiktan sonra Medineye yönelen Rasûlullah ile Ebû Bekir Kubaya vardilar.
Ebû Bekir magarada kaldiklari günü söyle anlatir: Rasûlullah (s.a.s.) ile beraber bir magarada bulundum. Bir ara basimi kaldirip baktim. O anda Kureys casuslarinin ayaklarini gördüm. Bunun üzerine, Ya Rasûlullah, bunlardan birkaçi gözünü asagi egse de baksa muhakkak bizi görür dedim. O, Sus ya Ebû Bekir. iki yoldas ki, Allah onlarin üçüncüsü ola, endise edilir mi? buyurdu. Kubada üç gün kalan Rasûlullah ile Hz. Ebû Bekir nihayet Medineye vardilar. Medinede Hz. Ebû Bekir humma hastaligina tutuldu. Hastalik ilerleyip yataga düstügünde Rasûlullah, Allahim Mekkeyi bize sevgili kildigin gibi Medineyi de bize sevgili kil, hummayi bizden uzaklastir diye dua ettigi zaman Hz. Ebû Bekir ve hasta olan diger sahâbîler iyilestiler. Bu aradâ Hz. Âise ile Hz. Muhammed (s.â.s.)in dügünleri yapildi. Mescidi Nebî insâ edildi. Masraflarin bir kismini Hz. Ebû Bekir karsiladi. Medinede kardeslik tesis edildiginde Ebû Bekirin kardesligi Harise b. Zeyd oldu.
Hz. Ebû Bekir Medinede Mescidi Nebînin insasina katildi. Rasûlullah Islâmi yaymak ve düsmanlar hakkinda bilgi toplamak için seriyye denilen kesif kollarini Medine disina gönderiyor, bunlara bazen Hz. Ebû Bekir de katiliyordu. Rasûlullah ile birlikte bizzat çarpistigi savaslarda (Bedirde, Uhudda, Hendekte) Ebû Bekir de yer aldi. O, Müreysi, Kurayza, Hayber, Mekke, Huneyn, Taif gazvelerinde de bulundu. Rasûlullahin bizzat idare ettigi harplere gazve denir. Ebû Bekir, bu sözü geçen büyük savaslardan baska, otuzdan fazla gazveye katilmistir. Çarpisma olmaksizin Veddan, Buvat, Bedr-i Ûlâ, Useyre gazveleriyle de düsmanlar itaat altina alinmistir. Bütün bu gazvelerde Hz. Ebû Bekir, Rasûlullahin en yakininda yer almis olup onun veziri gibi idi. Bedirde, oglu Abdurrahman müsrikler safinda yer aldiginda Ebû Bekir ogluyla çarpismistir. Sadece o degil, Bedirde birçok sahâbî, oglu, kardesi, babasi, dayisi ile çarpismisti. Bedir savasi, müslümanlarin Islâmi herseyden üstün tuttuklarini, Allah için en yakinlari olan müsrikleri kan bagi veya kabile taassubu içinde kalmadan, baska insanlardan ayirdetmeden öldürdüklerini göstermektedir. Rasûlullahin bir amcasi Hamza, Islâm ordusu safindayken öteki amcasi Abbas, düsman safindaydi. Yegeni Ubeyde kendi yanindayken, öteki yegenleri Ebû Süfyan ve Nevfel müsriklerle beraberdi. Hattâ kizi Zeynebin esi Ebûl-As da Rasûlullaha karsi müsriklerle birlikte savasiyordu.
Hicretin 9. yilinda Medinede büyük bir kitlik oldu. Bu arada Bizans imparatoru, samda Hicaz bölgesini istilâ etmek üzere büyük bir ordu hazirladi. Rasûlullah, bu orduya karsi Islâm ordusunu hazirlarken, kitlik sebebiyle zorluklarla karsilasti. Ebû Bekir malinin hepsini bu ordunun hazirlanmasinda kullandi. Onuncu yilda Vedâ Haccinda bulunan Allahin Rasûlü, onbirinci yilda hastalandi.
Hilâfeti
Hicrî onbirinci yilda hastalanan Rasûlullah (s.a.s.) 13 Rebiyülevvel Pazartesi günü (8 Haziran 632) vefât etti. Onun vefâtini duyan müslümanlar büyük bir üzüntüye kapildilar ve ilk anda ne yapmalari gerektigine karar veremediler. Ama o da bir ölümlüydü. Hz. Ömer, onun Hz. Musa gibi Rabbi ile bulusmaya gittigini, Onun için öldü diyen olursa ellerini kesecegini söylüyordu. Ebû Bekir, Rasûlullahin iyi oldugu bir sirada ondan izin alarak kizinin yanina gitmisti. Vefât haberini duyar duymaz hemen geldi, Rasûlullahi alnindan öptü ve Babam ve anam sana fedâ olsun ya Rasûlullah. Ölümünde de yasamindaki kadar güzelsin. Senin ölümünle peygamberlik son bulmustur. sânin ve serefin o kadar büyük ki, üzerinde aglamaktan münezzehsin. Yâ Muhammed, Rabbinin katinda bizi unutma; hatirinda olalim dedi. Sonra disari çikip Ömeri susturdu ve; Ey insanlar, Allah birdir, Ondan baska ilâh yoktur, Muhammed Onun kulu ve elçisidir. Allah apaçik hakikattir. Muhammede kulluk eden varsa, bilsin ki o ölmüstür. Allaha kulluk edenlere gelince, süphesiz Allah diri, bâkî ve ebedîdir. Size Allahin su buyrugunu hatirlatirim: Muhammed sadece bir elçidir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmistir. Simdi o ölür veya öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim ökçesi üzerinde geriye dönerse Allaha hiçbir ziyan veremez. Allah sükredenleri mükâfatlandiracaktir (Âl-u imrân, 3/144). Allahin kitabi ve Rasûlullahin sünnetine sarilan dogruyu bulur, o ikisinin arasini ayiran sapitir. seytan, peygamberimizin ölümü ile sizi aldatmasin, dininizden saptirmasin. seytanin size ulasmasina firsat vermeyiniz (Ibn Hisâm, es-Sire, IV, 335; Taberî, Târih, III, 197,198).
Hz. Ebû Bekir bu konusmasiyla orada bulunanlari teskin ettikten sonra Rasûlullahin teçhiziyle ugrasirken, Ensâr, Benû Sâide sakifesinde toplanarak Hazrecin reisi olan Sad b Uhâdeyi Rasûlullahtan sonra halife tayini için bir araya gelmislerdir. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Ebû Ubeyde ve Muhacirlerden bir grup hemen Benû Saîdeye gittiler. Orada Ensâr ile konusulduktan ve hilâfet hakkinda çesitli müzakereler yapildiktan sonra Hz. Ebû Bekir, Ömer ile Ebû Ubeydenin ortasinda durdu ve her ikisinin ellerinden tutarak ikisinden birine beyat edilmesini istedi. O, kendisini halife olarak öne sürmedi. Hz. Ebû Bekirin konusmasindan sonra Hz. Ömer atilarak hemen Ebû Bekire beyat etti ve, Ey Ebû Bekir, müslümanlara sen Rasûlullahin emriyle namaz kildirdin. Sen onun halifesisin ve biz sana beyat ediyoruz. Rasûlullaha hepimizden daha sevgili olan sana beyat ediyoruz dedi. Hz. Ömerin bu âni davranisi ile orada bulunanlarin hepsi Ebû Bekire beyat ettiler. Bu özel beyattan sonra ertesi gün Mescid-i Nebîde Hz. Ebû Bekir bütün halka hutbe okudu ve resmen ona beyat edildi. Rasûlullahin defni sali günü gerçeklesirken, onun nereye defnedilecegi hakkinda da bir ihtilâf meydana geldiginde Hz. Ebû Bekir yine firasetini ortaya koydu ve Her peygamber öldügü yere defnedilir hadisini ashaba hatirlatarak bu ihtilâfi giderdi. Rasûlullahin cenaze namazi imamsiz olarak gruplar halinde kilindi. Bütün bunlar olurken, Hz. Alinin Hz. Fatimanin evinde Hasimogullari ve yandaslari ile toplandigi ve beyata ilk zamanlar katilmadigi nakledilir. Hz. Ali rivâyetlere göre, el-Beyatül-Kübrâya beyat edildigi haberini alir almaz, elbisesini yarim yamalak giydigi halde evden firlamis ve gidip Hz. Ebû Bekire beyat etmistir (Taberî, Târih, III, 207). Onun aylarca Hz. Ebû Bekire beyat etmedigi haberleri gerçege uygun olmasa gerektir. Çünkü onun Ebû Bekirin üstünlügünü bildigi, onun hakkinda yaptigi konusmalar ve tarihin akisi, diger rivâyetlere aykiridir.
Râsulullahin en yakin ashâbi arasinda -hattâ Ebû Bekir ile Ömer arasinda- zaman zaman ihtilâflar, görüs ayriliklari meydana gelmisse de ilk iki halife zamaninda da görüldügü gibi dâima birliktelik devam ettirilmistir. Anlasmazlik gibi görünen hâdiselerin birçogunda huy ve karakter farkliligi rol oynuyordu. Meselâ Ebû Bekir yumusak ve sâkin davranirken, Ömer sertlik yanlisiydi. Ama her zaman birlikte hareket ettiler. Ebû Bekirin yönetiminde, Hz. Ali ve Zübeyr b. Avvam Ridde savaslarinda kararlarin içinde, namazlarda Ebû Bekirin arkasinda yer almislardir (Ibn Kesir, el-Bidâye ven Nihâye, V, 249). Hz. Ali, Rasûlullahin bir vasiyeti olsaydi ölünceye kadar onu yerine getirecegini söylemis (Taberî, a.g.e., IV, 236) ancak, Ibn Abbasin Rasûlullah hastalandigi zaman ona gidip hilâfet isini sormak istemesini geri çevirmistir. Yani Hz. Ebû Bekirin halifeligine karsi kimseden bir çikis olmamistir. Zaten tabii, fitrî, akli ve maslahata uygun olan da onun halifeligidir. Hz. Peygamber ölmeden önce yazili bir ahidname birakmamis, ancak Hz. Ebû Bekirin faziletine dair Mescidde konusmus, hasta yatagindayken onu israrla çagirtmis ve yerine imam tâyin etmistir.
Hz. Ebû Bekir, kendisine Rasûlullahin mirasindan pay almak için gelen Hz. Fâtimaya, Rasûlullahin yaptigi hiçbir seyi yapmaktan geri durmam diyerek, Fâtimanin peygamberin kizi olmasini dinin üstün tutulmasindan daha önemsiz görmüs ve Rasûlullahin yanindayken ondan ne duymus, ne görmüsse onu tatbik etmistir (Taberî, III, 220). Sonralari Hz. Alinin hilâfeti zamaninda Fâtimaya -ki, Ebû Bekire gidip miras isterken onu savunmustu- mirastan hiçbir sey vermemesi de ashâbin Rasûlullahin sünnetine nasil itaat ettiklerinin delilidir (Ibn Teymiye, Minhâcüs-Sünne, III, 230). Hz. Ebû Bekir Rasûlullahin Halifesi seçildikten sonra Mescidde yaptigi konusmada, Sizin en hayirliniz degilim, ama basiniza geçtim; görevimi hakkiyle yaparsam bana yardim ediniz, yanilirsam dogru yolu gösteriniz; ben Allah ve Rasûlüne itaat ettigim müddetçe siz de bana itaat ediniz, ben isyan edersem itaatiniz gerekmez demistir (Ibn Hisâm, es-Sire, IV, 340-341; Taberî, Târih, III, 203).
Mürtedlerle Mücadele, Irak ve Suriye Fütühati
Hz. Ebû Bekir Rasûlullahin halifesi olduktan sonra, onun vefâtiyla Arabistanda Mekke ve Medine disindaki bölgelerde görülen dinden dönme hareketlerine, yalanci peygamberlere, namaz kilariz, ama zekât vermeyiz diyenlere karsi savas açti. Esvedul-Ansi, Müseylemetül-Kezzâb, Secah, Tuleyha gibi yalanci peygamberlerle yapilan savaslarla bu zararli unsurlar yok edilmis, isyan bastirilmis, zekât yeniden toplanmaya ve Beytül-Male konulup dagitilmaya baslanmistir. Rasûlullahin hazirladigi, ancak vefâti sebebiyle bekleyen Üsâme ordusunu Ürdüne yollayan Ebû Bekir, Bahreyn, Umman, Yemen, Mühre isyanlarini bastirmistir. içte isyancilarla mücâdele edilirken, dista da iki büyük imparatorlugun, iran ve Bizansin ordulariyla karsilasilmistir. Hîre, Ecnâdin ve Enbâr, savaslarla Islâm diyarina katilmis, Irak fethedilmis, Suriyenin de önemli kentleri ele geçirilmistir. Yermük savasi devam ederken Hz. Ebû Bekir vefât etmistir. Onun ordusuna verdigi ögütlerde su ibareler vardir: Kadin, çocuk ve yaslilara dokunmayin, yemis veren agaçlari kesmeyin, mamur bir yeri tahrip etmeyin, haddi asmayin, korkmayin. Gerçekten Islâm ordusu fethettigi yerlerde kimseye zulmetmemis, adaletiyle düsmanlarin takdirini kazanmis, müslüman olmayip da cizye vererek Islâmin himayesine giren milletler huzur ve emniyet içinde yasamislardir.
Kurân-i Kerîmin Toplanmasi, Mushafin Meydana gelmesi
Hz. Ebû Bekir, Ridde harplerinde, vahiy kâtiplerinin ve kurrânin birçogunun sehid olmasi üzerine, Hz. Ömerin Kurânin toplanmasi fikrine önce sicak bakmamissa da sonra ona hak vererek, Kurân âyetlerinin toplanmasini saglamistir. Rasûlullah zamaninda peyderpey inen vahiy, kâtiplerce ceylan derilerine, beyaz taslara, enli hurma dallarina yazildigi gibi, ashâbin çogu da Kurân hâfizi idi. Ancak, yazili olan âyetler daginikti, kurrâ da azalinca Kurânin muhafazasi hususunda endise edildi. Ebû Bekir, Zeyd b. Sâbitin baskanliginda bir heyet teskil ederek, herkesin elindeki âyetleri getirmesini emretti. Ayrica sâhitlerle âyetler dogrulaniyor, kurrâ ile tekid ediliyordu. Böylece bütün âyetler toplandi ve Mushaf meydana getirildi. Bu Mushaf Ebû Bekirden Ömere, ondan da kizi Hafsaya geçti ve Hz. Osman zamaninda çogaltilarak Dârül-islamin bütün vilâyetlerine dagitildi.
Vefâti
Hilâfeti iki sene üç ay gibi çok kisa bir müddet sürmesine ragmen Hz. Ebû Bekir zamaninda Islâm devleti büyük bir gelisme göstermistir. Hz. Ebû Bekir Hicrî 13. yilda Cemâziyelâhir ayinin basinda hicretten sonra Medinede yakalandigi hastaliginin ortaya çikmasi üzerine yataga düsünce yerine Ömerin namaz kildirmasini istedi. Ashâbla istisâre ederek Hz. Ömeri halifelige uygun gördügünü söyledi. Hz. Ömerin sert ve kaba olusu gibi bazi itirazlara cevap verdi ve hilâfet ahitnamesini Hz. Osmana yazdirdi. Ebû Bekir (r.a.) de, çok sevdigi Rasûlullah gibi altmisüç yasinda vefât etti. Vasiyeti geregi Rasûlullahin yanina -omuz hizasinda olarak- defnedildi. Böylece bu iki büyük insanin, iki büyük dostun, kabirlerinde de birliktelikleri devam etti.
Kisiligi ve Yönetimi
Tâcir olarak genis bir kültüre sahip olan Hz. Ebû Bekir, dürüstlügü ve takvâsi ile ashâb içinde ilk sirada yeralir. Karakteri; yumusak huyluluk, çok düsünüp çok az konusmak, tevâzu ile belirgindi. Hz. Âisenin rivâyetine göre, gözü yasli, gönlü hüzünlü, sesi zayif biri idi. Câhiliye döneminde müsrikler ona güvenir, diyet ve borç-alacak islerinde onu hakem tanirlardi. Rasûlullahin en sadik dostu olan Ebû Bekirin Mirâc olayinda sergiledigi sonsuz baglilik örnegi ona es-Siddik lâkabini kazandirmistir. O bu olayda O ne söylüyorsa dogrudur demistir. Cömertlikte ondan üstünü de yoktur. Bütün malini mülkünü Islâm için harcamis, vefât ederken vasiyetinde, halifeligi müddetince aldigi maaslarin, topraklarinin satilarak iâde edilmesini istemis ve geride bir deve, bir köleden baska birsey birakmamistir. Dört esinden alti çocugu olan Ebû Bekir, kizi Âiseyi Rasûlullah ile hicretten sonra evlendirmistir (Tabakat-i Ibn Sad, VI, 130 vd.; Ibnul-Esir, II, 115 vd).
Hicret sirasinda magarada iken ayagini bir yilan soktugunda ve ayagi acidiginda o sirada dizine yatip uyumus olan Peygamberi uyandirmamak için sesini çikarmamasi, aglarken Hz. Peygamber uyanip ne oldugunu sordugunda, Anam-babam sana fedâ olsun ya Rasûlullah demesi olayi Ebû Bekirin Rasûlullaha olan bagliliginin örneklerinden sadece biridir. Hz. Ebû Bekirin beyaz yüzlü, zayif, dogan burunlu, sakallarini kina ve çivit otuyla boyayan sakin bir adam oldugu rivâyet edilir (Ibnül Esir, el-Kâmil fit-Târih, II, 419-420). Rasûlullahtan sonra bu ümmetin en hayirlisi Ebû Bekirdir. O, Hz. Peygamberin veziri, fetvâlarda en yakini idi. Rasûlullahin, insanlardan dost edinseydim, Ebû Bekiri edinirdim (Buhâri, Salât, 80: Müslim, Mesâcid, 38: Ibn Mâce, Mukaddime, II) ve Herkeste iyiliklerimin karsiligi vardir, Ebû Bekir hariç demesi ve son hutbesinde, Allah, kullarindan birini dünya ile kendi katinda olan seyleri tercih hususunda serbest birakti; kul, Allah katinda olani tercih etti diye Ebû Bekiri övmesi ve mescide açilan tüm kapilari kapattirip yalniz Hz. Ebû Bekirin kapisini açik birakmasi ona verdigi degeri göstermektedir. Hz. Ebû Bekirin nasslara aykiri hiçbir görüsü bize ulasmamistir, çünkü böyle bir reyi yoktur. Ebû Bekir nâsih sünneti çok iyi biliyor, Rasûlullahi herkesten çok taniyordu. Bu yüzden hilâfetinde kendisine karsi içte muhâlif bir hareket olmamis ve fitneler görülmemistir (Buhâri, Fedâilül-Ashâbin-Nebî, 3 ). ihtilâf veya ihtilâflarda çözümsüzlük, bidatler onun devrinde yasanmamistir. Üzülme, Allah bizimle beraberdir buyuran Rasûlullahin haberi sanki lâfizda ve mânâda Hz. Ebû Bekirde zâhir olmustur (Ibn Teymiye, Külliyat Tercümesi, Istanbul 1988, IV, 329).
Kaynaklarda onun, Ben ancak Rasûlullaha tâbiyim, birtakim esaslar koyucu degilim diye kararlarinda çok titiz davrandigi zikredilir (Taberî, IV, 1845; Ibn Sad, III, 183). Bir meseleyi hallederken önce Kurâna bakar, bulamazsa Sünnette arastirir, orda da bulamazsa ashâbla istisâre eder ve ictihad ederdi. Ganimetin bölüsümü meselesinde Muhâcir-Ensâr esitliginin ihtilâfa yol açmasinda Ömerin Muhâcirlere daha çok pay verilmesini savunmasina ragmen ganimeti esit olarak bölüstürmüstür. O sebeple hilâfetinde huzursuzluk çikmadi. Rasûlullah ve kendisi, bir mecliste bir anda verilen üç talâki bir talâk saymislar, bu daha sonra-birçok maslahat geregi diye yapilan degisiklik gibi- üç talâk sayilmistir. Yani Ebû Bekir, Rasûlullahin tüm uygulamalarini aynen tatbik etmek istemis; bazen -kalpleri Islâma isindirmak istenenlere toprak vermesi gibi- maslahat geregi veya zamanin degismesiyle hükümlerin degismesini söyleyen ashâbina uymustur. Müslümanlar henüz otuzsekiz kisiyken Mekkede Mescid-i Haramda Islâmi teblig eden ve müsriklerce dövülen Ebû Bekire hilâfetinde Halifet-u Rasûlillah denilmis, sonraki halifelere ise Emîrül-Müminîn denilmistir. Mâlî islerini Ebû Ubeyde, kadilik ve kazâ islerini Hz. Ömer, kâtipligini Zeyd b. Sâbit ve Hz. Ali, baskumandanligini Üsâme ve Halid b. Velid yapmistir. Medine Dârül-Islâmin baskenti olmus, Mekke, Taif, Sana, Hadramevt, Havlan, Zebid, Rima, Cened, Necran, Cures, Bahreyn vilâyetlere ayrilmistir. Yönetimi merkezî olup, ganimetlerin beste biri Beytül-Malde toplanmistir.
Hz. Ebû Bekir, Mukillîn denilen çok az hadis rivâyet eden ashâbdan sayilir. O, yanilip da yanlis birsey söylerim korkusuyla yalnizca yüz kirk iki hadis rivâyet etmis veya ondan bize bu kadar hadis rivâyeti nakledilmistir. Hutbe ve ögütlerinden bazilari söyledir:
Rasûlullah vahy ile korunuyordu. Benim ise beni yalniz birakmayan bir seytanim vardir Hayir islerinde acele edin, çünkü arkanizdan acele gelen eceliniz var Allah için söylenmeyen bir sözde hayir yoktur Herhangi bir yericinin yermesinden korktugu için hakki söylemekten çekinen kimsede hayir yoktur Amelin sirri sabirdir Hiç kimseye imandan sonra sagliktan daha üstün bir nimet verilmemistir Hesaba çekilmeden kendinizi hesaba çekiniz (Ayr. bk. Ebû Nuaym, Hilye, l )
Çocukları
Ebu Bekirin Ümmi Rüman adlı bir kadından dört çocuğu olmuştur.[kaynak belirtilmeli] İsimleri Abdullah, Aişe, Esma ve Abdurrahmandır. Abdurrahman, savaşlarda müşrik saflarına girmiştir.
Lakapları
Câmiul Kuran, es-Sıddîk, el-Atik lakaplarıyla bilinirdi.Ayrıca çok fazla teheccüde kalktığından dolayıVaktı Seherde Teheccüd Kılanların Babası olarakta bilinir.
Ebu Bekir, Benu Teymlerin Kureyş kabilesindendir, Mekkede doğmuştur. Babası Ebû Kuhafe, annesi Ümmül-Hayr Selmadır.
Hz. Muhammed (s.a.s.)in Islâmi teblige baslamasindan sonra ilk iman eden hür erkeklerin; rasit halifelerin, asere-i mübesserenin ilki. Câmiul Kuran, es-Siddîk, el-Atik lakaplariyla bilinen büyük sahabi.
Kurân-i Kerimde hicret sirasinda Rasûlullahla beraber olmasindan dolayi, magarada bulunan iki kisiden biri (et-Tevbe, 9/40) seklinde ondan bahsedilmektedir. Asil adi Abdülkâbe olup, Islâmdan sonra Rasûlullah (s.a.s.)in ona Abdullah adini verdigi kaydedilir. Azaptan azad edilmis mânâsina atik; dürüst, sadik, emin ve iffetli oldugundan dolayi da siddik lâkabiyla anilmistir. Deve yavrusunun babasi manasina gelen Ebû Bekir adiyla meshur olmustur. Teym ogullari kabilesinden olan Ebû Bekirin nesebi Mürre b. Kâb'da Rasûlullahla birlesir. Anasinin adi Ümmül-Hayr Selma, babasinin ki Ebû Kuhafe Osmandir. Künyesi Abdullah b. Osman b. Amir b. Amir b. Murra et-Teymîdir. Bedir savasina kadar müsrik kalan oglu Abdurrahman disinda bütün ailesi müslüman olmustur. Babasi Ebû Kuhafe, Ebû Bekirin halifeligini ve ölümünü görmüstür. Hz. Ebû Bekirin Rasûlullah (s.a.s.)den bir veya üç yas küçük oldugu zikredilmistir. Islâmdan önce de saygin, dürüst, kisilikli, putlara tapmayan ve evinde put bulundurmayan hanif bir tacir olan Ebû Bekir, ölümüne kadar Hz. Peygamberden hiç ayrilmamistir. Bütün servetini, kazancini Islâm için harcamis, kendisi sade bir sekilde yasamistir.
Hz. Ebû Bekir, Fil yilindan iki sene birkaç ay sonra 571′de Mekkede dünyaya gelmis, güzel hasletlerle taninmis ve iffetiyle söhret bulmustur. içki içmek câhiliye döneminde çok yaygin bir âdet oldugu halde o hiç içmemistir. O dönemde Mekkenin ileri gelenlerinden olup Araplarin nesep ve ahbâr ilimlerinde meshur olmustur. Kumas ve elbise ticaretiyle mesgul olurdu; sermayesi kirk bin dirhemdi ki, bunun büyük bir kismini Islâm için harcamistir. Rasûlullaha iman eden Ebû Bekir (r.a.) Islâm dâvetçiligine baslamis, Osman b. Affân, Zübeyr b. Avvâm, Abdurrahman b. Avf, Sad b. Ebî Vakkas ve Talha b. Ubeydullah gibi Islâmin yücelmesinde büyük emekleri olan ilk müslümanlarin bir çogu Islâmi onun dâvetiyle kabul etmislerdir.
Hz. Ebû Bekir hayati boyunca Rasûlullahin yanindan ayrilmamis, çocuklugundan itibaren aralarinda büyük bir dostluk kurulmustur. Rasûlullah birçok hususlarda onun görüsünü tercih ederdi. Umûmî ve husûsî olan önemli islerde ashâbiyla müsavere eden Peygamber (s.a.s.) bazi hususlarda özellikle Ebû Bekire danisirdi. (Ibn Haldun, Mukaddime, 206). Araplar ona Peygamberin veziri derlerdi.
Teymogullari kabilesi Mekkede önemli bir yere sahipti. Ticaretle ugrasiyorlar, toplumsal temaslari ve genis kültürlülükleri ile taniniyorlardi. Hz. Ebû Bekirin babasi Mekke esrafindandi. Hz. Ebû Bekir, câhiliye döneminde de güzel ahlâki ile tâninan, sevilen bir kisi idi. Mekkede esnak diye bilinen kan diyeti ve kefalet ödenmesi islerinin yürütülmesiyle görevliydi. Muhammed (s.a.s.) ile büyük bir dostluklari vardi. Sik sik bulusur, Allahin birligi, Mekke müsriklerinin durumu ve ticaret gibi konularda müsâvere ederlerdi. ikisi de câhiliye kültürüne karsiydilar, siir yazmaz ve siiri sevmezlerdi, daha ziyade tefekkür ederlerdi.
Islâmi Benimsemesi
Hz. Ebû Bekir, Hira dagindan dönen Hz. Muhammed ile karsilastiginda, Rasûlullah (s.a.s.) ona, Allahin elçisi oldugunu söyleyip Yaratan Rabbinin adiyla oku (el-Alâk, 96/1) diye baslayan âyetleri bildirdigi zaman hemen ona: Allahin birligine ve senin Onun rasûlü olduguna iman ettim demistir. Hz. Haticeden sonra Rasûlullaha ilk iman eden odur. Hz. Peygamber (s.a.s.) Islâmi tebliginin ilk zamanlarinda kiminle konustuysa en azindan bir tereddüt görmüs, ancak Ebû Bekir seksiz ve tereddütsüz bir sekilde kabul etmistir. Hatta Hz. Peygamber (s.a.s.), Bütün insanlarin imani bir kefeye, Ebû Bekirin ki bir kefeye konsa, onun imani agir basardi diye lâtif bir benzetme de yapmistir. Mümin Ebû Bekir, hayatinin sonuna kadar tüm varligini Islâma adamis, bütün hayirli islerde en basta gelmistir.
Ebû Bekir Mekke döneminde güçlü kabilelere mensup kisileri Islâma kazandirmaya çalisti, öte yandan müsriklerin iskencelerine maruz kalan güçsüzleri, köleleri korudu; servetini eziyet edilen köleleri satin alip azad etmekte kullandi. Bilâl, Habbab, Lübeyne, Ebû Fukayhe, Amir, Zinnire, Nahdiye, Ümmü Ubeys bunlardandir. Kendisi de Mescid-i Haramda müsriklerin saldirisina ugramisti. Ebû Bekir, iman ettikten sonra Islâmi teblige gizli gizli devam ediyordu. Annesi, karisi Ümmü Ruman ve kizi Esma da iman etmis, fakat ogullari Abdullah, Abdurrahman ve babasi Ebû Kuhafe henüz iman etmemislerdi. Osman b. Affan, Sad b. Ebî Vakkas, Abdurrahman b. Avf, Zübeyr b. Avvâm, Talha b. Ubeydullah gibi ilk müslümanlari Islâma dâvet eden odur. Müsriklerin eziyetleri çogalip müslümanlara yapilan baskilar arttiktan sonra Hz. Peygamber Hz. Ebû Bekire de Habesistana göç etmesini söylemis ve Ebû Bekir yola çikmis; ancak Berkül-Gimâdda Mekkenin ileri gelen kabilelerinden Ibn Dugunne ile karsilastiginda Ibn Dugunne onu himayesine aldigini ve Mekkeye dönmesi gerektigini belirterek, ikisi birlikte Mekkeye dönmüslerdir. Ancak sartli olarak Ebû Bekiri himayesine alan Ibn Dugunne, Ebû Bekirin açiktan açiga ibadet etmesi ve inancini yaymaya devam etmesi sebebiyle sartlari yerine getirmedigini iddia ederek ona ibadetini gizli yapmasini söylediginde Ebû Bekir, onun himayesine ihtiyaci olmadigini, zaten kendisine söz de vermedigini ifade etmisti: Senin himayeni sana iâde ediyorum. Bana Allahin himayesi yeter. Böylece onüç yil Mekkede Rasûlullahin yaninda kalan Hz. Ebû Bekir, Hz. Aisenin rivâyetine göre, Rasûlullah hicret emrini alip Ebû Bekire gelerek ona beraberce hicret edeceklerini söyleyince Ebû Bekir sevinçten aglamaya baslamisti (Ibn Hisâm, es-Sire, II, 485).
Hz. Peygamberin bir gecede Mekkeden Kudüse oradan Sidretül Müntehaya gittigi isra ve Mirâc hâdisesini duyan müsrikler bunu Hz. Ebû Bekire yetistirdikleri zaman; O dediyse dogrudur. demistir. Bu sözünden sonra Ebu Bekire; ihlâsli, asla yalan söylemeyen, özü dogru, itikadinda süphe olmayan anlaminda, Siddik lâkabi verildi. Kuran tâbiriyle, O, ne iyi arkadasti (en-Nisâ, 4/69) denilebilir.
Iste o Siddîk ile o Emîn, o iki arkadas beraberce Sevr dagindaki magaraya hareket ederek hicret etmislerdir.
Hicreti
Sevr magarasina ilk giren Hz. Ebû Bekir, (r.a.) magarada kesif yaptiktan sonra Rasûlullah içeri girmistir. Ebû Bekirin kizi Esma yolda yemeleri için aziklarini hazirlamisti. Onlar Mekkeden ayrilinca müsrikler her tarafa adamlarini yollayarak aramaya basladilar. Kureys kabilesinin müsrikleri Ebû Cehil baskanliginda Esmanin evini aradilar, hakaret edip dayak attilar. Hz. Ebû Bekir (r.a.) hicret yolculuguna çikarken yanina bütün parasini almisti. Buna ragmen kizi Esma onun nerede oldugunu, nereye gittigini kâfirlere söylememistir. iz süren Mekkeli müsrikler Sevr magarasina kadar geldiler. Rasûlullah bu sirada Kurânda anlatildigi biçimde söyle diyordu: Üzülme, Allah bizimledir (et-Tevbe, 104/40). Nitekim Allah ona güven vermis, göremedikleri askerleriyle onu desteklemistir; Allah güçlüdür, hakimdir. Kâfirler tüm aramalara ragmen onlari bulamadilar. Magarada üç gün kaldiktan sonra Medineye yönelen Rasûlullah ile Ebû Bekir Kubaya vardilar.
Ebû Bekir magarada kaldiklari günü söyle anlatir: Rasûlullah (s.a.s.) ile beraber bir magarada bulundum. Bir ara basimi kaldirip baktim. O anda Kureys casuslarinin ayaklarini gördüm. Bunun üzerine, Ya Rasûlullah, bunlardan birkaçi gözünü asagi egse de baksa muhakkak bizi görür dedim. O, Sus ya Ebû Bekir. iki yoldas ki, Allah onlarin üçüncüsü ola, endise edilir mi? buyurdu. Kubada üç gün kalan Rasûlullah ile Hz. Ebû Bekir nihayet Medineye vardilar. Medinede Hz. Ebû Bekir humma hastaligina tutuldu. Hastalik ilerleyip yataga düstügünde Rasûlullah, Allahim Mekkeyi bize sevgili kildigin gibi Medineyi de bize sevgili kil, hummayi bizden uzaklastir diye dua ettigi zaman Hz. Ebû Bekir ve hasta olan diger sahâbîler iyilestiler. Bu aradâ Hz. Âise ile Hz. Muhammed (s.â.s.)in dügünleri yapildi. Mescidi Nebî insâ edildi. Masraflarin bir kismini Hz. Ebû Bekir karsiladi. Medinede kardeslik tesis edildiginde Ebû Bekirin kardesligi Harise b. Zeyd oldu.
Hz. Ebû Bekir Medinede Mescidi Nebînin insasina katildi. Rasûlullah Islâmi yaymak ve düsmanlar hakkinda bilgi toplamak için seriyye denilen kesif kollarini Medine disina gönderiyor, bunlara bazen Hz. Ebû Bekir de katiliyordu. Rasûlullah ile birlikte bizzat çarpistigi savaslarda (Bedirde, Uhudda, Hendekte) Ebû Bekir de yer aldi. O, Müreysi, Kurayza, Hayber, Mekke, Huneyn, Taif gazvelerinde de bulundu. Rasûlullahin bizzat idare ettigi harplere gazve denir. Ebû Bekir, bu sözü geçen büyük savaslardan baska, otuzdan fazla gazveye katilmistir. Çarpisma olmaksizin Veddan, Buvat, Bedr-i Ûlâ, Useyre gazveleriyle de düsmanlar itaat altina alinmistir. Bütün bu gazvelerde Hz. Ebû Bekir, Rasûlullahin en yakininda yer almis olup onun veziri gibi idi. Bedirde, oglu Abdurrahman müsrikler safinda yer aldiginda Ebû Bekir ogluyla çarpismistir. Sadece o degil, Bedirde birçok sahâbî, oglu, kardesi, babasi, dayisi ile çarpismisti. Bedir savasi, müslümanlarin Islâmi herseyden üstün tuttuklarini, Allah için en yakinlari olan müsrikleri kan bagi veya kabile taassubu içinde kalmadan, baska insanlardan ayirdetmeden öldürdüklerini göstermektedir. Rasûlullahin bir amcasi Hamza, Islâm ordusu safindayken öteki amcasi Abbas, düsman safindaydi. Yegeni Ubeyde kendi yanindayken, öteki yegenleri Ebû Süfyan ve Nevfel müsriklerle beraberdi. Hattâ kizi Zeynebin esi Ebûl-As da Rasûlullaha karsi müsriklerle birlikte savasiyordu.
Hicretin 9. yilinda Medinede büyük bir kitlik oldu. Bu arada Bizans imparatoru, samda Hicaz bölgesini istilâ etmek üzere büyük bir ordu hazirladi. Rasûlullah, bu orduya karsi Islâm ordusunu hazirlarken, kitlik sebebiyle zorluklarla karsilasti. Ebû Bekir malinin hepsini bu ordunun hazirlanmasinda kullandi. Onuncu yilda Vedâ Haccinda bulunan Allahin Rasûlü, onbirinci yilda hastalandi.
Hilâfeti
Hicrî onbirinci yilda hastalanan Rasûlullah (s.a.s.) 13 Rebiyülevvel Pazartesi günü (8 Haziran 632) vefât etti. Onun vefâtini duyan müslümanlar büyük bir üzüntüye kapildilar ve ilk anda ne yapmalari gerektigine karar veremediler. Ama o da bir ölümlüydü. Hz. Ömer, onun Hz. Musa gibi Rabbi ile bulusmaya gittigini, Onun için öldü diyen olursa ellerini kesecegini söylüyordu. Ebû Bekir, Rasûlullahin iyi oldugu bir sirada ondan izin alarak kizinin yanina gitmisti. Vefât haberini duyar duymaz hemen geldi, Rasûlullahi alnindan öptü ve Babam ve anam sana fedâ olsun ya Rasûlullah. Ölümünde de yasamindaki kadar güzelsin. Senin ölümünle peygamberlik son bulmustur. sânin ve serefin o kadar büyük ki, üzerinde aglamaktan münezzehsin. Yâ Muhammed, Rabbinin katinda bizi unutma; hatirinda olalim dedi. Sonra disari çikip Ömeri susturdu ve; Ey insanlar, Allah birdir, Ondan baska ilâh yoktur, Muhammed Onun kulu ve elçisidir. Allah apaçik hakikattir. Muhammede kulluk eden varsa, bilsin ki o ölmüstür. Allaha kulluk edenlere gelince, süphesiz Allah diri, bâkî ve ebedîdir. Size Allahin su buyrugunu hatirlatirim: Muhammed sadece bir elçidir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmistir. Simdi o ölür veya öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim ökçesi üzerinde geriye dönerse Allaha hiçbir ziyan veremez. Allah sükredenleri mükâfatlandiracaktir (Âl-u imrân, 3/144). Allahin kitabi ve Rasûlullahin sünnetine sarilan dogruyu bulur, o ikisinin arasini ayiran sapitir. seytan, peygamberimizin ölümü ile sizi aldatmasin, dininizden saptirmasin. seytanin size ulasmasina firsat vermeyiniz (Ibn Hisâm, es-Sire, IV, 335; Taberî, Târih, III, 197,198).
Hz. Ebû Bekir bu konusmasiyla orada bulunanlari teskin ettikten sonra Rasûlullahin teçhiziyle ugrasirken, Ensâr, Benû Sâide sakifesinde toplanarak Hazrecin reisi olan Sad b Uhâdeyi Rasûlullahtan sonra halife tayini için bir araya gelmislerdir. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Ebû Ubeyde ve Muhacirlerden bir grup hemen Benû Saîdeye gittiler. Orada Ensâr ile konusulduktan ve hilâfet hakkinda çesitli müzakereler yapildiktan sonra Hz. Ebû Bekir, Ömer ile Ebû Ubeydenin ortasinda durdu ve her ikisinin ellerinden tutarak ikisinden birine beyat edilmesini istedi. O, kendisini halife olarak öne sürmedi. Hz. Ebû Bekirin konusmasindan sonra Hz. Ömer atilarak hemen Ebû Bekire beyat etti ve, Ey Ebû Bekir, müslümanlara sen Rasûlullahin emriyle namaz kildirdin. Sen onun halifesisin ve biz sana beyat ediyoruz. Rasûlullaha hepimizden daha sevgili olan sana beyat ediyoruz dedi. Hz. Ömerin bu âni davranisi ile orada bulunanlarin hepsi Ebû Bekire beyat ettiler. Bu özel beyattan sonra ertesi gün Mescid-i Nebîde Hz. Ebû Bekir bütün halka hutbe okudu ve resmen ona beyat edildi. Rasûlullahin defni sali günü gerçeklesirken, onun nereye defnedilecegi hakkinda da bir ihtilâf meydana geldiginde Hz. Ebû Bekir yine firasetini ortaya koydu ve Her peygamber öldügü yere defnedilir hadisini ashaba hatirlatarak bu ihtilâfi giderdi. Rasûlullahin cenaze namazi imamsiz olarak gruplar halinde kilindi. Bütün bunlar olurken, Hz. Alinin Hz. Fatimanin evinde Hasimogullari ve yandaslari ile toplandigi ve beyata ilk zamanlar katilmadigi nakledilir. Hz. Ali rivâyetlere göre, el-Beyatül-Kübrâya beyat edildigi haberini alir almaz, elbisesini yarim yamalak giydigi halde evden firlamis ve gidip Hz. Ebû Bekire beyat etmistir (Taberî, Târih, III, 207). Onun aylarca Hz. Ebû Bekire beyat etmedigi haberleri gerçege uygun olmasa gerektir. Çünkü onun Ebû Bekirin üstünlügünü bildigi, onun hakkinda yaptigi konusmalar ve tarihin akisi, diger rivâyetlere aykiridir.
Râsulullahin en yakin ashâbi arasinda -hattâ Ebû Bekir ile Ömer arasinda- zaman zaman ihtilâflar, görüs ayriliklari meydana gelmisse de ilk iki halife zamaninda da görüldügü gibi dâima birliktelik devam ettirilmistir. Anlasmazlik gibi görünen hâdiselerin birçogunda huy ve karakter farkliligi rol oynuyordu. Meselâ Ebû Bekir yumusak ve sâkin davranirken, Ömer sertlik yanlisiydi. Ama her zaman birlikte hareket ettiler. Ebû Bekirin yönetiminde, Hz. Ali ve Zübeyr b. Avvam Ridde savaslarinda kararlarin içinde, namazlarda Ebû Bekirin arkasinda yer almislardir (Ibn Kesir, el-Bidâye ven Nihâye, V, 249). Hz. Ali, Rasûlullahin bir vasiyeti olsaydi ölünceye kadar onu yerine getirecegini söylemis (Taberî, a.g.e., IV, 236) ancak, Ibn Abbasin Rasûlullah hastalandigi zaman ona gidip hilâfet isini sormak istemesini geri çevirmistir. Yani Hz. Ebû Bekirin halifeligine karsi kimseden bir çikis olmamistir. Zaten tabii, fitrî, akli ve maslahata uygun olan da onun halifeligidir. Hz. Peygamber ölmeden önce yazili bir ahidname birakmamis, ancak Hz. Ebû Bekirin faziletine dair Mescidde konusmus, hasta yatagindayken onu israrla çagirtmis ve yerine imam tâyin etmistir.
Hz. Ebû Bekir, kendisine Rasûlullahin mirasindan pay almak için gelen Hz. Fâtimaya, Rasûlullahin yaptigi hiçbir seyi yapmaktan geri durmam diyerek, Fâtimanin peygamberin kizi olmasini dinin üstün tutulmasindan daha önemsiz görmüs ve Rasûlullahin yanindayken ondan ne duymus, ne görmüsse onu tatbik etmistir (Taberî, III, 220). Sonralari Hz. Alinin hilâfeti zamaninda Fâtimaya -ki, Ebû Bekire gidip miras isterken onu savunmustu- mirastan hiçbir sey vermemesi de ashâbin Rasûlullahin sünnetine nasil itaat ettiklerinin delilidir (Ibn Teymiye, Minhâcüs-Sünne, III, 230). Hz. Ebû Bekir Rasûlullahin Halifesi seçildikten sonra Mescidde yaptigi konusmada, Sizin en hayirliniz degilim, ama basiniza geçtim; görevimi hakkiyle yaparsam bana yardim ediniz, yanilirsam dogru yolu gösteriniz; ben Allah ve Rasûlüne itaat ettigim müddetçe siz de bana itaat ediniz, ben isyan edersem itaatiniz gerekmez demistir (Ibn Hisâm, es-Sire, IV, 340-341; Taberî, Târih, III, 203).
Mürtedlerle Mücadele, Irak ve Suriye Fütühati
Hz. Ebû Bekir Rasûlullahin halifesi olduktan sonra, onun vefâtiyla Arabistanda Mekke ve Medine disindaki bölgelerde görülen dinden dönme hareketlerine, yalanci peygamberlere, namaz kilariz, ama zekât vermeyiz diyenlere karsi savas açti. Esvedul-Ansi, Müseylemetül-Kezzâb, Secah, Tuleyha gibi yalanci peygamberlerle yapilan savaslarla bu zararli unsurlar yok edilmis, isyan bastirilmis, zekât yeniden toplanmaya ve Beytül-Male konulup dagitilmaya baslanmistir. Rasûlullahin hazirladigi, ancak vefâti sebebiyle bekleyen Üsâme ordusunu Ürdüne yollayan Ebû Bekir, Bahreyn, Umman, Yemen, Mühre isyanlarini bastirmistir. içte isyancilarla mücâdele edilirken, dista da iki büyük imparatorlugun, iran ve Bizansin ordulariyla karsilasilmistir. Hîre, Ecnâdin ve Enbâr, savaslarla Islâm diyarina katilmis, Irak fethedilmis, Suriyenin de önemli kentleri ele geçirilmistir. Yermük savasi devam ederken Hz. Ebû Bekir vefât etmistir. Onun ordusuna verdigi ögütlerde su ibareler vardir: Kadin, çocuk ve yaslilara dokunmayin, yemis veren agaçlari kesmeyin, mamur bir yeri tahrip etmeyin, haddi asmayin, korkmayin. Gerçekten Islâm ordusu fethettigi yerlerde kimseye zulmetmemis, adaletiyle düsmanlarin takdirini kazanmis, müslüman olmayip da cizye vererek Islâmin himayesine giren milletler huzur ve emniyet içinde yasamislardir.
Kurân-i Kerîmin Toplanmasi, Mushafin Meydana gelmesi
Hz. Ebû Bekir, Ridde harplerinde, vahiy kâtiplerinin ve kurrânin birçogunun sehid olmasi üzerine, Hz. Ömerin Kurânin toplanmasi fikrine önce sicak bakmamissa da sonra ona hak vererek, Kurân âyetlerinin toplanmasini saglamistir. Rasûlullah zamaninda peyderpey inen vahiy, kâtiplerce ceylan derilerine, beyaz taslara, enli hurma dallarina yazildigi gibi, ashâbin çogu da Kurân hâfizi idi. Ancak, yazili olan âyetler daginikti, kurrâ da azalinca Kurânin muhafazasi hususunda endise edildi. Ebû Bekir, Zeyd b. Sâbitin baskanliginda bir heyet teskil ederek, herkesin elindeki âyetleri getirmesini emretti. Ayrica sâhitlerle âyetler dogrulaniyor, kurrâ ile tekid ediliyordu. Böylece bütün âyetler toplandi ve Mushaf meydana getirildi. Bu Mushaf Ebû Bekirden Ömere, ondan da kizi Hafsaya geçti ve Hz. Osman zamaninda çogaltilarak Dârül-islamin bütün vilâyetlerine dagitildi.
Vefâti
Hilâfeti iki sene üç ay gibi çok kisa bir müddet sürmesine ragmen Hz. Ebû Bekir zamaninda Islâm devleti büyük bir gelisme göstermistir. Hz. Ebû Bekir Hicrî 13. yilda Cemâziyelâhir ayinin basinda hicretten sonra Medinede yakalandigi hastaliginin ortaya çikmasi üzerine yataga düsünce yerine Ömerin namaz kildirmasini istedi. Ashâbla istisâre ederek Hz. Ömeri halifelige uygun gördügünü söyledi. Hz. Ömerin sert ve kaba olusu gibi bazi itirazlara cevap verdi ve hilâfet ahitnamesini Hz. Osmana yazdirdi. Ebû Bekir (r.a.) de, çok sevdigi Rasûlullah gibi altmisüç yasinda vefât etti. Vasiyeti geregi Rasûlullahin yanina -omuz hizasinda olarak- defnedildi. Böylece bu iki büyük insanin, iki büyük dostun, kabirlerinde de birliktelikleri devam etti.
Kisiligi ve Yönetimi
Tâcir olarak genis bir kültüre sahip olan Hz. Ebû Bekir, dürüstlügü ve takvâsi ile ashâb içinde ilk sirada yeralir. Karakteri; yumusak huyluluk, çok düsünüp çok az konusmak, tevâzu ile belirgindi. Hz. Âisenin rivâyetine göre, gözü yasli, gönlü hüzünlü, sesi zayif biri idi. Câhiliye döneminde müsrikler ona güvenir, diyet ve borç-alacak islerinde onu hakem tanirlardi. Rasûlullahin en sadik dostu olan Ebû Bekirin Mirâc olayinda sergiledigi sonsuz baglilik örnegi ona es-Siddik lâkabini kazandirmistir. O bu olayda O ne söylüyorsa dogrudur demistir. Cömertlikte ondan üstünü de yoktur. Bütün malini mülkünü Islâm için harcamis, vefât ederken vasiyetinde, halifeligi müddetince aldigi maaslarin, topraklarinin satilarak iâde edilmesini istemis ve geride bir deve, bir köleden baska birsey birakmamistir. Dört esinden alti çocugu olan Ebû Bekir, kizi Âiseyi Rasûlullah ile hicretten sonra evlendirmistir (Tabakat-i Ibn Sad, VI, 130 vd.; Ibnul-Esir, II, 115 vd).
Hicret sirasinda magarada iken ayagini bir yilan soktugunda ve ayagi acidiginda o sirada dizine yatip uyumus olan Peygamberi uyandirmamak için sesini çikarmamasi, aglarken Hz. Peygamber uyanip ne oldugunu sordugunda, Anam-babam sana fedâ olsun ya Rasûlullah demesi olayi Ebû Bekirin Rasûlullaha olan bagliliginin örneklerinden sadece biridir. Hz. Ebû Bekirin beyaz yüzlü, zayif, dogan burunlu, sakallarini kina ve çivit otuyla boyayan sakin bir adam oldugu rivâyet edilir (Ibnül Esir, el-Kâmil fit-Târih, II, 419-420). Rasûlullahtan sonra bu ümmetin en hayirlisi Ebû Bekirdir. O, Hz. Peygamberin veziri, fetvâlarda en yakini idi. Rasûlullahin, insanlardan dost edinseydim, Ebû Bekiri edinirdim (Buhâri, Salât, 80: Müslim, Mesâcid, 38: Ibn Mâce, Mukaddime, II) ve Herkeste iyiliklerimin karsiligi vardir, Ebû Bekir hariç demesi ve son hutbesinde, Allah, kullarindan birini dünya ile kendi katinda olan seyleri tercih hususunda serbest birakti; kul, Allah katinda olani tercih etti diye Ebû Bekiri övmesi ve mescide açilan tüm kapilari kapattirip yalniz Hz. Ebû Bekirin kapisini açik birakmasi ona verdigi degeri göstermektedir. Hz. Ebû Bekirin nasslara aykiri hiçbir görüsü bize ulasmamistir, çünkü böyle bir reyi yoktur. Ebû Bekir nâsih sünneti çok iyi biliyor, Rasûlullahi herkesten çok taniyordu. Bu yüzden hilâfetinde kendisine karsi içte muhâlif bir hareket olmamis ve fitneler görülmemistir (Buhâri, Fedâilül-Ashâbin-Nebî, 3 ). ihtilâf veya ihtilâflarda çözümsüzlük, bidatler onun devrinde yasanmamistir. Üzülme, Allah bizimle beraberdir buyuran Rasûlullahin haberi sanki lâfizda ve mânâda Hz. Ebû Bekirde zâhir olmustur (Ibn Teymiye, Külliyat Tercümesi, Istanbul 1988, IV, 329).
Kaynaklarda onun, Ben ancak Rasûlullaha tâbiyim, birtakim esaslar koyucu degilim diye kararlarinda çok titiz davrandigi zikredilir (Taberî, IV, 1845; Ibn Sad, III, 183). Bir meseleyi hallederken önce Kurâna bakar, bulamazsa Sünnette arastirir, orda da bulamazsa ashâbla istisâre eder ve ictihad ederdi. Ganimetin bölüsümü meselesinde Muhâcir-Ensâr esitliginin ihtilâfa yol açmasinda Ömerin Muhâcirlere daha çok pay verilmesini savunmasina ragmen ganimeti esit olarak bölüstürmüstür. O sebeple hilâfetinde huzursuzluk çikmadi. Rasûlullah ve kendisi, bir mecliste bir anda verilen üç talâki bir talâk saymislar, bu daha sonra-birçok maslahat geregi diye yapilan degisiklik gibi- üç talâk sayilmistir. Yani Ebû Bekir, Rasûlullahin tüm uygulamalarini aynen tatbik etmek istemis; bazen -kalpleri Islâma isindirmak istenenlere toprak vermesi gibi- maslahat geregi veya zamanin degismesiyle hükümlerin degismesini söyleyen ashâbina uymustur. Müslümanlar henüz otuzsekiz kisiyken Mekkede Mescid-i Haramda Islâmi teblig eden ve müsriklerce dövülen Ebû Bekire hilâfetinde Halifet-u Rasûlillah denilmis, sonraki halifelere ise Emîrül-Müminîn denilmistir. Mâlî islerini Ebû Ubeyde, kadilik ve kazâ islerini Hz. Ömer, kâtipligini Zeyd b. Sâbit ve Hz. Ali, baskumandanligini Üsâme ve Halid b. Velid yapmistir. Medine Dârül-Islâmin baskenti olmus, Mekke, Taif, Sana, Hadramevt, Havlan, Zebid, Rima, Cened, Necran, Cures, Bahreyn vilâyetlere ayrilmistir. Yönetimi merkezî olup, ganimetlerin beste biri Beytül-Malde toplanmistir.
Hz. Ebû Bekir, Mukillîn denilen çok az hadis rivâyet eden ashâbdan sayilir. O, yanilip da yanlis birsey söylerim korkusuyla yalnizca yüz kirk iki hadis rivâyet etmis veya ondan bize bu kadar hadis rivâyeti nakledilmistir. Hutbe ve ögütlerinden bazilari söyledir:
Rasûlullah vahy ile korunuyordu. Benim ise beni yalniz birakmayan bir seytanim vardir Hayir islerinde acele edin, çünkü arkanizdan acele gelen eceliniz var Allah için söylenmeyen bir sözde hayir yoktur Herhangi bir yericinin yermesinden korktugu için hakki söylemekten çekinen kimsede hayir yoktur Amelin sirri sabirdir Hiç kimseye imandan sonra sagliktan daha üstün bir nimet verilmemistir Hesaba çekilmeden kendinizi hesaba çekiniz (Ayr. bk. Ebû Nuaym, Hilye, l )
Çocukları
Ebu Bekirin Ümmi Rüman adlı bir kadından dört çocuğu olmuştur.[kaynak belirtilmeli] İsimleri Abdullah, Aişe, Esma ve Abdurrahmandır. Abdurrahman, savaşlarda müşrik saflarına girmiştir.
Lakapları
Câmiul Kuran, es-Sıddîk, el-Atik lakaplarıyla bilinirdi.Ayrıca çok fazla teheccüde kalktığından dolayıVaktı Seherde Teheccüd Kılanların Babası olarakta bilinir.

