- Katılım
- 7 Ağu 2012
- Konular
- 7,451
- Mesajlar
- 16,354
- Reaksiyon Skoru
- 627
- Altın Konu
- 0
- Başarım Puanı
- 385
- TM Yaşı
- 13 Yıl 8 Ay 17 Gün
- MmoLira
- -82
- DevLira
- 0
Metin2 EP, Valorant VP dahil tüm oyun ürünlerini en uygun fiyatlarla bulabilir, Item ve Karakterlerinizi hızlıca satabilirsiniz. HEMEN TIKLA!
Moongate: ABD Uzay Programının Gizlenen Bulguları adlı kitabın yazarı William L. Brian, Ayla ilgili bu tür teorilerin babası olarak kabul edilmektedir. Brian, NASAnın Ay üzerinde bulunan uzaylı üsleri ile ilgili gerçekleri gizlediğini gösterebilmek için geometrik ispatlara dayanan metodolojik bir çalışma yapmıştır. Brianın kozmik tezi, NASAnın Ayın yerçekimi Dünyanın altıda biridir açıklamasının doğru olmadığı yönündeki iddiasına dayanmaktadır. Brian, NASAnın 1960larda Ayın yerçekiminin dünyanın yerçekiminin yüzde 64üne eşit olduğunu öğrendiğini söylemektedir.
Uzay araştırmaları başlamadan önce bilim adamları, Dünya ile Ay arasında yer alan ve hem Dünyanın hem de Ayın yerçekimsel gücünün sıfırlandığı nokta olan nötral yerçekimi noktasının, Ay yüzeyinin yaklaşık 23.900 mil üstünde bulunduğunu tahmin ediyorlardı. Ayın yerçekiminin Dünyanın 1/6sı olduğu teorisi de bu tahminlere dayanarak ortaya atılmıştı. Fakat yapılan araştırmalar nötral noktanın gerçekte Ay yüzeyinin yaklaşık 43.495 mil üstünde olduğunu ortaya çıkarmıştır. Gerçek uzaklıklara dayanarak yapılan hesaplar sonucu, Ayın yerçekiminin bilinenin aksine Dünya yerçekiminin yüzde 64ü olduğu bulunmuştur.
Briana göre bu keşfin anlamı çok büyüktü. Eğer Brianın da belirttiği gibi Ayın yerçekimi gerçekten de Dünyanınkine yakınsa, bu sadece Newtonun evrensel yerçekimi teorisini çürütmekle kalmıyor, geleneksel fizik bilimini de temelden sarsıyordu. Ayın güçlü bir yerçekimine sahip olması, burada aynı zamanda atmosferin de bulunabileceği anlamına gelmekteydi ki bu da oldukça heyecanlandırıcı bir gelişmeydi: Havanın olduğu yerde yaşam da olabilirdi.
Astronotlar, Ayın esintileri altında kendi uzaylı eşlerini bulmuş olabilirlerdi. Brian, Apollo 11 astronotları Neil Armstrong ve Edwin E. Buzz Aldrinin Aya iner inmez Ay kraterlerinin üzerinde dev UFOlar gördüklerini ve bu UFOların astronotları izlediklerini söylemektedir. UFO biliminde sık sık sözü edilen bu olay, eski NASA görevlisi Otto Binder tarafından da onaylanmıştır. Binder, astronotlarla Kontrol Kulesi arasında geçen bu diyalogun kendi VHF alıcıları bulunan telsiz istasyonları tarafından da kayda geçirildiğini bildirmiştir. Armstrong, kayda geçmeyen açıklamalarında ise Ay yüzeyinin uzaylılarla dolu olduğunu söylemektedir.
Görüldüğü üzere, UFOlar NASAnın insanlı uzay programını yakından izlemektedirler. Pek çok uzay uçuşunda gözlemlenen, John Glennin ateşböcekleri adını verdiği parlak partiküller, NASA tarafından UFO egzozu değil boya kırıntısı olarak tanımlanmıştır. Uzay roketlerini kullananlar da, NASA uzay kapsüllerinin yanlarında ve arkalarında disk biçiminde cisimler gözlemlediklerini rapor etmişlerdir. Genelde bu gözlemler, elektrikli ekipmanların esrarengiz bir biçimde bozulduğu anlarda gerçekleşmektedir. NASA bu olayları elektronik hatalar olarak tanımlamaktadır.
1950li yıllar temasçıları George Adamski ve Howard Mengerin açıklamalarını örnek gösteren Brian, nükleer silahlarla ilgili gelişmelerden rahatsızlık duyan uzaylıların dünyanın savaş teknolojisini denetlediklerini söylemektedir. Briana göre, NASAnın uzay araştırmaları aslında askeri araştırmaları gizlemekte kullanılan bir paravan olduğundan, NASAnın uzay programı UFOlar tarafından yakından izlenmektedir.
Hem George Adamski hem de Howard Menger temaslarının birinde uzaylılar tarafından Aydaki kubbe biçimli UFO üslerine götürüldüklerini anlatmaktaydılar. Adamskinin Ayla ilgili anlatımları oldukça dikkat çekiciydi:
Bu en yakın komşumuz hakkında ne kadar yanlış fikirlere sahip olduğumuzu gördüğümde hayrete düştüm. Kraterlerin pek çoğu gerçekte, Ay yüzeyinde geçmişte yaşanan büyük değişiklikler sonucu oluşmuş engebeli dağlarla çevrili geniş vadilerdi. Doğru, kraterlerin bazıları Ay yüzeyine meteorların çarpması sonucu oluşmuşlardı, yine de hiçbir kraterin dibinde baca biçiminde oluşumlar yoktu. Önümüzdeki ekrandan Ayın yüzeyini büyütülmüş olarak izlerken, yerde ve bazı kayalarda derin pas izleri gördüm; bunlar ancak geniş çapta bir su akışı sonucu oluşmuş olabilirlerdi. Bu yerlerden bazılarında hala bitki gelişimi olduğu fark ediliyordu. Yüzeyin bir bölümü ince ve tozlu görünüyordu, diğer yerler ise taş ve çakıl benzeri daha büyük partiküllerle kaplıydı.
Bu açıklamalar yıllar sonra bilim çevreleri tarafından da doğrulanmıştır. Aya insansız uçuşlar başlamadan önce, astronomlar Ay yüzeyinin yapısı hakkında tartışmaktaydılar. Greenwich Gözlemevinden Dr. Thomas Gold, 1955te yaptığı açıklamada Ay denizlerinin bir toz katmanıyla örtülü olduğunu belirtmiştir. Apollo 11 astronotlarından Neil Armstrong ise 1969da Aya ayak bastığında yaptığı, yüzey ince ve tozlu açıklamasıyla bu spekülasyonlara son noktayı koymuştur.
Brian, Adamski ve Mengerin anlatımlarını teorisine bir kanıt olarak göstermektedir. Ona göre, NASAnın Ayda yaşam olmadığı yönünde açıklamaları gerçeği yansıtmamaktadır. Ay, gerçekte safran renkli göklere sahip, ılıman yerlerinde bitki ve hayvanların yaşadığı, içinde göller, ırmaklar bulunan ve çeşitli büyüklükte uzaylı komünlerine ev sahipliği yapan bir yerdir.
Brianın Ayla ilgili bir başka teorisine göre ise, Aydaki kraterler aslında yaklaşık 30.000 yıl önce yaşanan ve Ayı da içine alan korkunç bir savaşın ve savaşta kullanılan gelişmiş silahların bıraktığı izlerdir. Bu teoriye göre, Mars ve Jüpiter arasında eskiden var olan boş gezegen, yüksek teknolojili ışınlarla yok edilmiş ve geride astroid kuşağını bırakmıştır. Maldek adı verilen bu astroid kuşağa ait olan Ay, yerçekimi yaratan ışınların yardımıyla Dünya yörüngesine taşınmıştır.
Bunlar, NASA tarafından gizlenen gezegenler arası sırlardan sadece bir kaçıdır. NASA, bunlar gibi, UFOların yerçekimine bağlı olmayan itici güçlere sahip olduklarını da halktan gizlemektedir. Briana göre, NASA da kendi Ay araçlarında kullanmak için bu tür bir güç geliştirmiş olabilir; bu Amerikan Hükümetinin UFOlar konusundaki suskunluğu açıklamaktadır. NASA aynı zamanda Güneş sistemimizdeki bir çok gezegende üstün teknolojiye sahip varlıkların yaşadığını da bilmektedir.

