- Katılım
- 25 Ocak 2013
- Konular
- 6,740
- Mesajlar
- 21,611
- Online süresi
- 2d 13h
- Reaksiyon Skoru
- 2,176
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 13 Yıl 4 Ay 20 Gün
- Başarım Puanı
- 509
- MmoLira
- 2,783
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Alec ne kadar sürede genç kadının yanına gelip,ona sarıldığını hatırlamıyordu. Ama işte yanındaydı ve genç kadınsa kollarındaydı. Alec, bir süre daha öylece durduktan sonra aralarındaki mesafeyi unuttuğunu fark edip,zorla da olsa geri çekildi. Kendini toparlayıp ona baktığında,kadın daha kendini toparlayamamıştı.
İçeri girip bir bakacağım , gelmek ister misiniz Bayan Coronel?
Jennifer, onun yanından ayrılmasını istemiyordu ama eğer o eve girecekse biraz daha dışarıda bekleyebilirdi.
Sanırım gelmeyeceğim. İsteksizce söylemişti bu kelimeleri.
Ah,pekala. Burada bekleyin o zaman. Alec hızlı adımlarla çıkıp,odaya bir göz atmak istemişti. Ama o da gördüğü manzara karşısında şaşkınlıktan kıpırdayamamıştı. Buna benzer birkaç olay görsede,bu tamamı ile şizofren birinin yaptığı bir şakaydı. Nasıl olabilirdi ki? İlerleyip,kadının başını gördüğünde,bir süre onu incelemişti. Kadının küçük bedeninin bunu nasıl kaldırdığını düşündükçe ona sarılıp,güvende olduğunu söyleme hissi duyuyordu. Onu daha fazla aşağıda bekletmemek için arkasını döndüğünde,kadının kafasının yanındaki fosforlu turuncu rengindeki şey dikkatini çekti. Ona yaklaşıp,ne olduğuna bakmak istemiyordu. Ama içindeki his ona yaklaşıp,ne olduğuna bakması gerektiğini söylüyordu. Hislerine yenik düşüp,koltuğa yaklaşıp turuncu ve parlayan şeyin katlanmış bir kağıt olduğunu fark ettiğinde derin bir nefes verdi. 'Sadece bir kağıt parçası' diye düşünüp,derin bir nefes vererek rahatlamıştı Alec. Eline kağıdı alıp açtığına pişman olmuştu. Bu nasıl bir şeydi böyle? Fosforlu kağıdın ortasına, Jennifer'ın resmi yapıştırılmıştı ve üzerine kırmızı bir kalemle çarpı işareti konulmuştu. Bir süre daha elindeki kağıtla bekledikten sonra,kadının üşüyebileceğini düşünerek aşağı inmeye başladı.
Jennifer, onun hala neden gelmediğini anlayamamıştı. Acaba o,kendinden daha mı çok etkilenmişti? Başına bir şey gelmiş olabileceği düşüncesi gittikçe bastırılamaz bir hale geliyordu. Ayrıca dışarıda çok üşümüştü. Gece tüm soğukluğuyla onu sarmalarken, birisi için hiç bu kadar korktuğunu düşünmüyordu Jennifer.
Ah,sanırım çatlak bir katilimiz var. Bu iş eğlenceli olacak. Adam elindeki turuncu kağıdı montunun cebine sıkıştırırken,sanki gördüklerinden hiç etkilenmemişçesine söylemişti cümlelerini. Bu soğuk kanlılığı,kadının içini dondursada onun bu kadar duygusuz biri olduğunu düşünmüyordu. Belki de herkesin dediği gibi kalpsiz ve acımasızdı.
Eğlenceli olacak? Hiç sanmıyorum.. Kadın daha çok kendi kendine konuşur gibiydi. Onun acımasız biri olduğunu kabullenmek yerine,kendine yeni bir patron yaratır,onunla iş yapardı.
Sanırım bunlara alışmanız zaman alacak. Ama alışmalısınız,aksi takdirde sizi yanımda çalıştıramam. Sizin yerinize gelmek isteyen birçok kişi var. Alec ters cevaplar vererek onu kendinden soğutmaya çalışıyordu. Oysa çoktan kadında onunla aynı çelişkiye düşmüştü.
Yapamayacağımı söylemedim, yarın odanızda gerekli belgeleri bulacaksınız. Kadın onun bu kaba tavrını anlayamamıştı ama yelkenleri suya indirmeyecekti. Bunu istiyor olabilirdi,ama hayır,yapmayacaktı. Arkasını dönüp hızlı adımlarla bulunduğu yeri terkederken,Alec'in peşinden gelmesini diliyor,bunun için tanrıya yalvarıyordu. Bu gece istediği hiçbir şey olmayacak gibiydi,kadın sabahtan anlamıştı bunu. Yine de bu kadar kötü geçeceğini düşünmüyordu.
Alec,kadın oradan uzaklaşırken peşinden gitmek,onu kendine çevirdikten sonra bedenini bedenine yaslayıp,tutkuyla dudaklarını öpmek istiyordu. İkiside tutkuyla kavrulana kadar,hatta belki sabaha kadar onu orada öpebilirdi,üstelik sıkılmazdıda. adının tadına bakacağını düşündükçe gecenin soğuğunda yanıyordu. Ama bunlar sadece düşüncelerinde kalmıştı. Bir daha hatırlamamak için,beyninin en derin köşelerinden birine itti Alec bunu. Böyle bir şey gerçekleşmeyecek ve bir kez daha hatırlanmayacaktı. Jennifer, giderek ilerliyor,uzaklaşıyordu. Gözden kaybolunca Alec'te yerinden kıpırdayabilmişti. Onu da,Jennifer gibi uykusuz bir gece bekliyordu. Yarında yanında olacağını düşünerek teselli ediyordu adam kendini,hiç değilse ona zarar gelmeyecekti.
Jennifer,gecenin soğuğunda arkasında bir çift gözün onu izlediğini bilerek uzaklaşmıştı bulunduğu yerden. Sıcak evine gelip,eline bir kahve alsada hala üşüdüğünü hissediyordu. Üzerinde boğazlı bir kazan ve kalın bir eşofman vardı. Üşümesinin sebebini düşünmenin sırası değildi. İşini yapmalı ve gerekli belgeleri hazırlamalıydı. Sabah patronunun karşısına hazır bir şekilde çıkmalıydı. Onun,kendisini bir kez daha aşağılamasına izin vermeyecekti. Gece, saatlerce rapor yazdıktan sonra uyuyakalmıştı. Başını masaya koymuş,masum bir şekilde uyumuştu Jennifer.
Halbuki Alec hala uyuyamamış,yattığı yerde dönüyordu. Uykusuz geceleri sevmesede,tatlı bir sersemlik üzerindeydi. Bu hoşuna gitsede,nedenini düşünmek istemiyordu. Sonucunda çıkacağı şeyden hem korkuyor hemde kabullenmek istemiyordu. Hadi ama! Sadece bir kadın! Diye çığlık atıyordu adeta beyni. Daha ne kadar katlanacaktı bu kadına? Onu bir an önce yanından göndermeliydi. Eğer biraz daha yanında kalırsa,kendine hakim olamayacağını düşünüyordu. Düşünmekle kalmayıp,biliyordu. Bunu yapacağına kendini ikna etsede uyandığında ne yapacağını bilmeyen Alec,gece kendini güneşe bıraktığında uyuyakalmıştı.
**
Jennifer, alarmın sesiyle telaşla yerinden fırladı. Banyoya doğru ilerlerken içinden mırıldanıyordu; Ne olur gecikmiş olmayayım! Telaşla yüzünü yıkayıp saatine baktığında işe gitmek için vakti olduğunu fark etti. Belki biraz daha kestirebilirim düşüncesiyle koltuklara baksada bugün gecikmek istemiyordu. Odasına ilerleyerek dar ve dizinin biraz üstünde,siyah bir etek giydi. Üzerine yakıştırdığı beyaz ama kram renginde dikey çizgileri olan bir gömlek giydi. Aynaya baktığında, kendini güzel hissediyordu. En son kendine böyle bakmayalı ne kadar olmuştu? Yine de uykusuzluktan kızarmış gözleri ve morlaşmış göz altları bütün gece uyumadığını belli edercesine,bu güzelliği bozuyordu. Bunu umursamadan saçlarını dağınık bir topuz yapıp,elinede dosyalarını alarak çıktı evden.
İş yerine geldiğinde Alec hala gelmemişti. Bu, çalışanların her halinden belliydi. Etrafa bakınarak asansöre ilerlerken kolunu tutan bir el onu durdurdu. Telaşla arkasını döndüğünde,Melanie'yle karşılaşmak onu rahatlamıştı.
Günaydın Jennifer. Bay Feola daha gelmedi,telaşlanmana gerek yok. Kadın gülümseyerek söylemişti bunları. Sonra daha da ciddileşerek devam etti; Sanırım.. Dün gece rahatsızlanmış. Biraz geç geleceğini,dosyasının o gelene kadar hazır olmasını istediğini söyledi.
Teşekkürler Melanie. Ama öncelikle bana Jennifer değil, Jenny dersen sevinirim. Kadın başıyla onayladıktan sonra devam etti; Ayrıca dosyayı hazırladım. Bilgilendirdiğin için teşekkürler. Kadın önemsiz olduğunu belirtircesine başını salladı ve uzaklaşmaya başladı. Jennifer, ona seslenip Alec'in neyi olduğunu söylemesi için can atıyordu. Acaba, dün evde bir şey mi olmuştu? Orada çok kaldığından anlamalı ve onu konuşturmalıydı. Beline sarılan bir elle düşüncelerinden sıyrılırken, arkasını dönüp Charlie'yi gördüğünde bugün de onun gevezeliğini çekeceğini düşünüyordu. Bunu dinleyeceği için kendine acısada,mecburdu.
Ah,günaydın. dedi Jennifer gözlerini devirerek. Tabi bu hareketi onun göremeyeceği bir şekilde yapmıştı,yani arkasını dönerek.
Günaydın tatlım. Charlie,aynı sululuğu ve iticiliğiyle konuşmaya başlamıştı bile. Kadın, onu dinlememekle kalmayıp,sorduğu sorulara cevap vermiyordu. Başını çevirip,ona dik dik baktığında 'evet,hayır,belki' şeklinde cevaplar veriyordu. Ne dediğinin farkında bile değildi. Alec'i düşünmekten kendini alamıyor,başka bir şeye odaklanamıyordu. Sonunda, masasına gelip oturduğunda Charlie hala bir şeyler anlatıyordu. Ah,hayır. Anlatmıyor,bir şey soruyordu. Bakışlarını Jennifer'a diktiğinde bir şeyler sorduğunu düşünerek evet dedi genç kadın.
Ah,o zaman seni sekizde alırım. Ne!? Ne demişti bu adam böyle.
Anlayamadım. dedi Jennifer. Gerçektende ne dediğini anlamamıştı.
Sana bir yemek teklifi ettim ve sende 'evet' diyerek kabul ettin,birkaç dakika önce. Bende seni sekizde alacağımı söyledim. Bunda anlaşılmayacak ne var? dedikten sonra göz kırparak uzaklaşırken, Jennifer'ın başından aşağı kaynar sular dökülüyordu. Ah,onu dinlemeliydi! Şimdi ne yapacaktı? En son yapmak istediği şey onunla yemeğe çıkmaktı,ama mecburen bu gece onunla bir yemek yiyecekti. Belki midesinin rahatsız olduğunu söyler,erkenden kalkardı.
Dün gece hazırladığı dosyayı tekrardan gözden geçiriyordu. Bunu kaçıncı yapışıydı kim bilir. Ama eksiksiz ve tatmin edici olmalıydı. Alec'ten gururlandırıcı birkaç söz duymak istiyordu. Birçok kişinin onu takdir ettiğini ve bu sayede burada olduğunu biliyordu. Ama bir şekilde Alec'in kelimeleri özeldi. Sanki o, yaptığı işi beğenmezse bu mesleği bırakacaktı. Alec'in gelmesiyle düşünceleri dağılmıştı. Çok yorgun ve hasta görünüyordu. Ona bir şeyi olup olmadığını sormak için can atsa da,dudaklarını birbirine bastırıp susmayı başardı. Adam odasına girdiğinde ona bakmamıştı bile. Ah,tam olarak kaba bir serseriydi! Jennifer,dosyayı eline alarak ilerledi ve kapıya ulaşınca durdu. Acaba girmese miydi? İçeriden gel sesini duyduğunda, ikiletmeden girmişti odaya. Nasıl anlamıştı orada olduğunu?
Dosyayı bırak ve çık. Bir anda ona ne olmuştu böyle? Buz dağına dönüşmüştü. Tanrı aşkına,yüzüne bile bakmamıştı! Kadın,dosyayı bırakarak çıkmak için arkasını döndüğünde,kapı açıldı ve birden içeri Charlie girdi. Yüzündeki endişeli ifade birden kaybolmuştu.
Ah,Jenny. Seni bulamayınca Alec'e sormaya geldim. Ne kadar korktuğumu bilemezsin. Seni sekizde değilde,dokuzda alsam olur mu? Ufak bir işim çıktıda? Adamın sorusuyla donup kalmıştı Jennifer. Ne diyecekti şimdi?
Olur. dedikten sonra kendini zor atmıştı dışarıya. Alec'in onun hakkındaki düşünceleri değişmiş olmalıydı. Onun bir sürtük olduğunu düşünmüş olabilirdi. Jennifer,artık acınacak bir haldeydi.
Alec'inse ondan farklı bir yanı yoktu. Charlie onu dokuzda alıp ne yapacaktı? Tanrı aşkına,ortağı asistanına sarkıyordu! Charlie'ye CIA'in birim içi ilişkilere izin vermediğini hatırlatması gerekiyordu. Bunu kendi yollarıyla yapmayı öyle çok isterdi ki. Onu dövebilir,Jennifer'la bir daha konuşmaması için dilini kesebilirdi. Ama bunu yapamayacağını o da çok iyi biliyordu.
Dostum, bu kız tam bir çıtır. Charlie'nin lafıyla Alec iyice sinirlenmişti. Gözleriyle etrafı yakabilseydi,Charlie çoktan küle dönüşmüş olurdu.
Onunla ilgilenmiyorum. dedikten sonra kapı açıldı ve kapıda Charlie'nin asistanı olan,Sally girdi. Daha doğrusu girmemişti,kapıdaydı ve elinde dosyayla bekliyordu. Bunu görünce Alec sözlerine devam etti; Jennifer'a neden bu kadar kapıldığını anlamıyorum. Bence sokaktaki kızların aynısı. Hatta dün gece yanımdan geçen kızların hepsi ondan güzeldi. Çirkin bir asistan istemediğimi belirtmiştim ama belli oluyor ki bu isteğimi dikkate almamışlar. Sözleri bittikten sonra söylememiş olmak için her şeyini verebilirdi. Jennifer'ın kapının arkasında olduğunu nereden bilebilirdi ki?
İçeri girip bir bakacağım , gelmek ister misiniz Bayan Coronel?
Jennifer, onun yanından ayrılmasını istemiyordu ama eğer o eve girecekse biraz daha dışarıda bekleyebilirdi.
Sanırım gelmeyeceğim. İsteksizce söylemişti bu kelimeleri.
Ah,pekala. Burada bekleyin o zaman. Alec hızlı adımlarla çıkıp,odaya bir göz atmak istemişti. Ama o da gördüğü manzara karşısında şaşkınlıktan kıpırdayamamıştı. Buna benzer birkaç olay görsede,bu tamamı ile şizofren birinin yaptığı bir şakaydı. Nasıl olabilirdi ki? İlerleyip,kadının başını gördüğünde,bir süre onu incelemişti. Kadının küçük bedeninin bunu nasıl kaldırdığını düşündükçe ona sarılıp,güvende olduğunu söyleme hissi duyuyordu. Onu daha fazla aşağıda bekletmemek için arkasını döndüğünde,kadının kafasının yanındaki fosforlu turuncu rengindeki şey dikkatini çekti. Ona yaklaşıp,ne olduğuna bakmak istemiyordu. Ama içindeki his ona yaklaşıp,ne olduğuna bakması gerektiğini söylüyordu. Hislerine yenik düşüp,koltuğa yaklaşıp turuncu ve parlayan şeyin katlanmış bir kağıt olduğunu fark ettiğinde derin bir nefes verdi. 'Sadece bir kağıt parçası' diye düşünüp,derin bir nefes vererek rahatlamıştı Alec. Eline kağıdı alıp açtığına pişman olmuştu. Bu nasıl bir şeydi böyle? Fosforlu kağıdın ortasına, Jennifer'ın resmi yapıştırılmıştı ve üzerine kırmızı bir kalemle çarpı işareti konulmuştu. Bir süre daha elindeki kağıtla bekledikten sonra,kadının üşüyebileceğini düşünerek aşağı inmeye başladı.
Jennifer, onun hala neden gelmediğini anlayamamıştı. Acaba o,kendinden daha mı çok etkilenmişti? Başına bir şey gelmiş olabileceği düşüncesi gittikçe bastırılamaz bir hale geliyordu. Ayrıca dışarıda çok üşümüştü. Gece tüm soğukluğuyla onu sarmalarken, birisi için hiç bu kadar korktuğunu düşünmüyordu Jennifer.
Ah,sanırım çatlak bir katilimiz var. Bu iş eğlenceli olacak. Adam elindeki turuncu kağıdı montunun cebine sıkıştırırken,sanki gördüklerinden hiç etkilenmemişçesine söylemişti cümlelerini. Bu soğuk kanlılığı,kadının içini dondursada onun bu kadar duygusuz biri olduğunu düşünmüyordu. Belki de herkesin dediği gibi kalpsiz ve acımasızdı.
Eğlenceli olacak? Hiç sanmıyorum.. Kadın daha çok kendi kendine konuşur gibiydi. Onun acımasız biri olduğunu kabullenmek yerine,kendine yeni bir patron yaratır,onunla iş yapardı.
Sanırım bunlara alışmanız zaman alacak. Ama alışmalısınız,aksi takdirde sizi yanımda çalıştıramam. Sizin yerinize gelmek isteyen birçok kişi var. Alec ters cevaplar vererek onu kendinden soğutmaya çalışıyordu. Oysa çoktan kadında onunla aynı çelişkiye düşmüştü.
Yapamayacağımı söylemedim, yarın odanızda gerekli belgeleri bulacaksınız. Kadın onun bu kaba tavrını anlayamamıştı ama yelkenleri suya indirmeyecekti. Bunu istiyor olabilirdi,ama hayır,yapmayacaktı. Arkasını dönüp hızlı adımlarla bulunduğu yeri terkederken,Alec'in peşinden gelmesini diliyor,bunun için tanrıya yalvarıyordu. Bu gece istediği hiçbir şey olmayacak gibiydi,kadın sabahtan anlamıştı bunu. Yine de bu kadar kötü geçeceğini düşünmüyordu.
Alec,kadın oradan uzaklaşırken peşinden gitmek,onu kendine çevirdikten sonra bedenini bedenine yaslayıp,tutkuyla dudaklarını öpmek istiyordu. İkiside tutkuyla kavrulana kadar,hatta belki sabaha kadar onu orada öpebilirdi,üstelik sıkılmazdıda. adının tadına bakacağını düşündükçe gecenin soğuğunda yanıyordu. Ama bunlar sadece düşüncelerinde kalmıştı. Bir daha hatırlamamak için,beyninin en derin köşelerinden birine itti Alec bunu. Böyle bir şey gerçekleşmeyecek ve bir kez daha hatırlanmayacaktı. Jennifer, giderek ilerliyor,uzaklaşıyordu. Gözden kaybolunca Alec'te yerinden kıpırdayabilmişti. Onu da,Jennifer gibi uykusuz bir gece bekliyordu. Yarında yanında olacağını düşünerek teselli ediyordu adam kendini,hiç değilse ona zarar gelmeyecekti.
Jennifer,gecenin soğuğunda arkasında bir çift gözün onu izlediğini bilerek uzaklaşmıştı bulunduğu yerden. Sıcak evine gelip,eline bir kahve alsada hala üşüdüğünü hissediyordu. Üzerinde boğazlı bir kazan ve kalın bir eşofman vardı. Üşümesinin sebebini düşünmenin sırası değildi. İşini yapmalı ve gerekli belgeleri hazırlamalıydı. Sabah patronunun karşısına hazır bir şekilde çıkmalıydı. Onun,kendisini bir kez daha aşağılamasına izin vermeyecekti. Gece, saatlerce rapor yazdıktan sonra uyuyakalmıştı. Başını masaya koymuş,masum bir şekilde uyumuştu Jennifer.
Halbuki Alec hala uyuyamamış,yattığı yerde dönüyordu. Uykusuz geceleri sevmesede,tatlı bir sersemlik üzerindeydi. Bu hoşuna gitsede,nedenini düşünmek istemiyordu. Sonucunda çıkacağı şeyden hem korkuyor hemde kabullenmek istemiyordu. Hadi ama! Sadece bir kadın! Diye çığlık atıyordu adeta beyni. Daha ne kadar katlanacaktı bu kadına? Onu bir an önce yanından göndermeliydi. Eğer biraz daha yanında kalırsa,kendine hakim olamayacağını düşünüyordu. Düşünmekle kalmayıp,biliyordu. Bunu yapacağına kendini ikna etsede uyandığında ne yapacağını bilmeyen Alec,gece kendini güneşe bıraktığında uyuyakalmıştı.
**
Jennifer, alarmın sesiyle telaşla yerinden fırladı. Banyoya doğru ilerlerken içinden mırıldanıyordu; Ne olur gecikmiş olmayayım! Telaşla yüzünü yıkayıp saatine baktığında işe gitmek için vakti olduğunu fark etti. Belki biraz daha kestirebilirim düşüncesiyle koltuklara baksada bugün gecikmek istemiyordu. Odasına ilerleyerek dar ve dizinin biraz üstünde,siyah bir etek giydi. Üzerine yakıştırdığı beyaz ama kram renginde dikey çizgileri olan bir gömlek giydi. Aynaya baktığında, kendini güzel hissediyordu. En son kendine böyle bakmayalı ne kadar olmuştu? Yine de uykusuzluktan kızarmış gözleri ve morlaşmış göz altları bütün gece uyumadığını belli edercesine,bu güzelliği bozuyordu. Bunu umursamadan saçlarını dağınık bir topuz yapıp,elinede dosyalarını alarak çıktı evden.
İş yerine geldiğinde Alec hala gelmemişti. Bu, çalışanların her halinden belliydi. Etrafa bakınarak asansöre ilerlerken kolunu tutan bir el onu durdurdu. Telaşla arkasını döndüğünde,Melanie'yle karşılaşmak onu rahatlamıştı.
Günaydın Jennifer. Bay Feola daha gelmedi,telaşlanmana gerek yok. Kadın gülümseyerek söylemişti bunları. Sonra daha da ciddileşerek devam etti; Sanırım.. Dün gece rahatsızlanmış. Biraz geç geleceğini,dosyasının o gelene kadar hazır olmasını istediğini söyledi.
Teşekkürler Melanie. Ama öncelikle bana Jennifer değil, Jenny dersen sevinirim. Kadın başıyla onayladıktan sonra devam etti; Ayrıca dosyayı hazırladım. Bilgilendirdiğin için teşekkürler. Kadın önemsiz olduğunu belirtircesine başını salladı ve uzaklaşmaya başladı. Jennifer, ona seslenip Alec'in neyi olduğunu söylemesi için can atıyordu. Acaba, dün evde bir şey mi olmuştu? Orada çok kaldığından anlamalı ve onu konuşturmalıydı. Beline sarılan bir elle düşüncelerinden sıyrılırken, arkasını dönüp Charlie'yi gördüğünde bugün de onun gevezeliğini çekeceğini düşünüyordu. Bunu dinleyeceği için kendine acısada,mecburdu.
Ah,günaydın. dedi Jennifer gözlerini devirerek. Tabi bu hareketi onun göremeyeceği bir şekilde yapmıştı,yani arkasını dönerek.
Günaydın tatlım. Charlie,aynı sululuğu ve iticiliğiyle konuşmaya başlamıştı bile. Kadın, onu dinlememekle kalmayıp,sorduğu sorulara cevap vermiyordu. Başını çevirip,ona dik dik baktığında 'evet,hayır,belki' şeklinde cevaplar veriyordu. Ne dediğinin farkında bile değildi. Alec'i düşünmekten kendini alamıyor,başka bir şeye odaklanamıyordu. Sonunda, masasına gelip oturduğunda Charlie hala bir şeyler anlatıyordu. Ah,hayır. Anlatmıyor,bir şey soruyordu. Bakışlarını Jennifer'a diktiğinde bir şeyler sorduğunu düşünerek evet dedi genç kadın.
Ah,o zaman seni sekizde alırım. Ne!? Ne demişti bu adam böyle.
Anlayamadım. dedi Jennifer. Gerçektende ne dediğini anlamamıştı.
Sana bir yemek teklifi ettim ve sende 'evet' diyerek kabul ettin,birkaç dakika önce. Bende seni sekizde alacağımı söyledim. Bunda anlaşılmayacak ne var? dedikten sonra göz kırparak uzaklaşırken, Jennifer'ın başından aşağı kaynar sular dökülüyordu. Ah,onu dinlemeliydi! Şimdi ne yapacaktı? En son yapmak istediği şey onunla yemeğe çıkmaktı,ama mecburen bu gece onunla bir yemek yiyecekti. Belki midesinin rahatsız olduğunu söyler,erkenden kalkardı.
Dün gece hazırladığı dosyayı tekrardan gözden geçiriyordu. Bunu kaçıncı yapışıydı kim bilir. Ama eksiksiz ve tatmin edici olmalıydı. Alec'ten gururlandırıcı birkaç söz duymak istiyordu. Birçok kişinin onu takdir ettiğini ve bu sayede burada olduğunu biliyordu. Ama bir şekilde Alec'in kelimeleri özeldi. Sanki o, yaptığı işi beğenmezse bu mesleği bırakacaktı. Alec'in gelmesiyle düşünceleri dağılmıştı. Çok yorgun ve hasta görünüyordu. Ona bir şeyi olup olmadığını sormak için can atsa da,dudaklarını birbirine bastırıp susmayı başardı. Adam odasına girdiğinde ona bakmamıştı bile. Ah,tam olarak kaba bir serseriydi! Jennifer,dosyayı eline alarak ilerledi ve kapıya ulaşınca durdu. Acaba girmese miydi? İçeriden gel sesini duyduğunda, ikiletmeden girmişti odaya. Nasıl anlamıştı orada olduğunu?
Dosyayı bırak ve çık. Bir anda ona ne olmuştu böyle? Buz dağına dönüşmüştü. Tanrı aşkına,yüzüne bile bakmamıştı! Kadın,dosyayı bırakarak çıkmak için arkasını döndüğünde,kapı açıldı ve birden içeri Charlie girdi. Yüzündeki endişeli ifade birden kaybolmuştu.
Ah,Jenny. Seni bulamayınca Alec'e sormaya geldim. Ne kadar korktuğumu bilemezsin. Seni sekizde değilde,dokuzda alsam olur mu? Ufak bir işim çıktıda? Adamın sorusuyla donup kalmıştı Jennifer. Ne diyecekti şimdi?
Olur. dedikten sonra kendini zor atmıştı dışarıya. Alec'in onun hakkındaki düşünceleri değişmiş olmalıydı. Onun bir sürtük olduğunu düşünmüş olabilirdi. Jennifer,artık acınacak bir haldeydi.
Alec'inse ondan farklı bir yanı yoktu. Charlie onu dokuzda alıp ne yapacaktı? Tanrı aşkına,ortağı asistanına sarkıyordu! Charlie'ye CIA'in birim içi ilişkilere izin vermediğini hatırlatması gerekiyordu. Bunu kendi yollarıyla yapmayı öyle çok isterdi ki. Onu dövebilir,Jennifer'la bir daha konuşmaması için dilini kesebilirdi. Ama bunu yapamayacağını o da çok iyi biliyordu.
Dostum, bu kız tam bir çıtır. Charlie'nin lafıyla Alec iyice sinirlenmişti. Gözleriyle etrafı yakabilseydi,Charlie çoktan küle dönüşmüş olurdu.
Onunla ilgilenmiyorum. dedikten sonra kapı açıldı ve kapıda Charlie'nin asistanı olan,Sally girdi. Daha doğrusu girmemişti,kapıdaydı ve elinde dosyayla bekliyordu. Bunu görünce Alec sözlerine devam etti; Jennifer'a neden bu kadar kapıldığını anlamıyorum. Bence sokaktaki kızların aynısı. Hatta dün gece yanımdan geçen kızların hepsi ondan güzeldi. Çirkin bir asistan istemediğimi belirtmiştim ama belli oluyor ki bu isteğimi dikkate almamışlar. Sözleri bittikten sonra söylememiş olmak için her şeyini verebilirdi. Jennifer'ın kapının arkasında olduğunu nereden bilebilirdi ki?



