- Katılım
- 25 Ocak 2013
- Konular
- 6,740
- Mesajlar
- 21,611
- Online süresi
- 2d 13h
- Reaksiyon Skoru
- 2,176
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 13 Yıl 4 Ay 24 Gün
- Başarım Puanı
- 509
- MmoLira
- 2,783
- DevLira
- 0
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Roboş
Evimizin bahçesinde hamakta birbirimize sarılmış gökyüzünü izliyorduk. Yol boyu sürdürdüğümüz sessizliği bozmaya kararlıymış gibi görünüyordu. Başını göğsümden kaldırdı ve yüzüme baktı.
" Özür dilerim... Bu kadar fevri olduğum için. Aniden çekip gittim, üzgünüm..." Yaşattığım onca şeyden sonra böyle ince düşünebilmesi beni şaşırtıyordu.
" Lütfen böyle söyleme. Yeterince utanıyorum zaten olanlar yüzünden. Sen aniden gitmek konusunda haklıydın. Ve Lizzy adına ben özür dilerim senden. "
" Aslında daha çok duydukların için üzgünüm sevgilim. Ben sebep oldum. " Bende sarsılarak, doğrulmaya çalıştım.
" Gerçekleri görmemi sağladığın için benden özür mü diliyorsun ? Sen böyle yaptıkça daha da mahcup oluyorum. " Elini yanağıma kondurdu, baş parmağı ile elmacık kemiğimi okşuyordu. Yüzünde yine o istemediğim hüzün vardı.
" Sadece bu şekilde duymamanı isterdim. Üzüldüğünü biliyorum ve bu daha çok suçlu hissetmemi sağlıyor." İçten bir gülümseyişle cevap verdim.
" Üzüldüm evet. Ama bu er veya geç olacaktı. Geç olmamasını tercih ederdim zaten. Ve meraklanma Lizzy de hatasını anlar elbet. "
" Umarım..."
" Ah hadi bakalım. Artık yatma vakti küçük cadı. Bu arada canını yakan insanlara acıyorum doğrusu. Tecrübeyle sabit ki sözlerinle insanı dayak atmaktan beter ediyorsun. Aslında elinde bir çift topuklu varsa dayak konusunda da fena sayılmazsın. " Gülmüştü sözlerime.
" Tecrübelerin şahit olduklarından mı doğuyor yoksa bizzat yaşadıklarından mı dersin ? "
" Aa.. her ikiside. "
" Ahaha. Uykum yok." Dudaklarını büzüşü beni cezp etmişti kabul ediyorum ama devamının geleceğinden emindim. Bu yüzden güçlükle de olsa içimdeki isteği dizginledim.
" Doktor işinden kurtulduğunu düşünme sakın. Bugün fazla yoruldun. Hem yarın doktora gideceğiz. Fazla uyku yok yani. "
" Ya ama.. doktora gitmek istemiyorum, heyecandan olduğunu biliyorsun. Baygın kız durumları. Ve ben seni özledim. " Pes ettirmenin bir yolunu bulabilirdim.
" Peki, sana bir ömür baygın kız dememi istemiyorsan yarın doktora gideriz. Ve çok yoruldun dinlenmen gerek. Bayılmanın nedenini öğrenene kadar geceleri sadece uyuyacağız." İşte bu hoşuna gitmeyecekti.
" Ah hayır ! Buna beni ikna edebileceğini mi sanıyorsun ? " Sadece baktım. Muzipçe gülerek.
" Peki tamam. Öyle olsun." Çocuk gibiydi yine. Ve bundan ayrı bir tat alıyordum. Yanımdan kalkıp eve doğru ilerledi. Peşinden gittim. Kıkırdamamı duymuştu, dönüp sertçe baktı. Peşinden yatak odasına doğru ilerlerken söze girdim. "
" Sevgilim yarın ben sabah erkenden çıkacağım. Dışarıda işim var. Sen uyanıncaya kadar dönerim ve hastaneye gideriz. Oradan da işe. "
" İş mi ? Çok mu özel bir şey ? Bende gelsem ? Evde sensiz kalmak istemiyorum." İlerlemeyi bırakmış ve durmuştu. Ah harika bu kısmı neden düşünmemiştim ? Korkarak cevap verdim.
" Çok özel." Gülmüştüm ama bu bozulduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Yine de belli etmemek için çabaladığı açıktı.
" Peki." Dedi ve zoraki gülümsedi. Neyse ki gerçeği öğrendiğinde şimdikinden daha mutlu olacaktı.
Sabah tenine süzülen güneş ışıklarını hayran kalarak biraz izledikten sonra çıkmıştım evden. Uyanmamıştı. İnkar etse de oda çok yorulmuştu dün. Evet ! İstediğimi bulmuştum. Bu konuda danışabileceğim insanlar olması gerçekten iyiydi.
" Eve bunu istiyorum." Yanımdaki adam gülümsedi ve kafasını salladı. Birlikte mağazanın içinde ilerledik.
" Hediye paketi olacak değil mi ? "
" Evet. " Adam paketi hazırladıktan sonra kasaya bıraktı. Kredi kartımı verdim ve para işlemi de hallolduktan sonra eve dönmek için hazırdım.
" Teşekkürler, kolay gelsin." ( kolay gelsin ? sdjflkd ) Paketimi aldım ve arabama ilerledim. Devrim'in vereceği tepkiyi çok merak ediyordum. Sabahın erken saatinde mağazanın açık olması ayıra şanslı olduğumu kanıtlarken trafik olmaması da şansımın bir göstergesiydi.
Nihayet eve geldiğimde heyecanla kapıyı açtım. Açar açmaz yüzüme vuran harika omlet kokuları onun uyandığını anlamamı sağladı. Kapıyı kapatır kapatmaz karşımda buldum onu. Mutfaktan koşa koşa gelmişti.
" Ah geldin demek ! Harika bir kahvaltı hazırladım sevgilim."
" Evet mükemmel kokuyor. Ama önce şu paketi açmalısın." Paketi yeni fark etmişti. Uzattım ona doğru ve ellerine aldı. Salona ilerledik. Koltuğa oturup heyecanla paketi açtı. Ayakta dikiliyordum. Kutunun etrafındaki parlak kağıtlardan kurtuldu ve kapağını açtı. Ağzını kocaman açmıştı. Kocaman gülerek yüzüme baktı.
" Sana inanmıyorum ! " Paketi bir kenara atıp boynuma atladı. Onu aşkla sarmaladım. Mutlu olması benim yaşamam demekti....
46. Bölüm;
Roboş
Boynuma atlamış deli gibi öpüyordu yüzümün her noktasını. Bacaklarını belime dolamış, öpücüklerinin arasından konuşmaya başladı.
" Ah ! S-sen harikasın ! Çok düşüncelisin sevgilim, bayıldım ! " Ve yine öpücük yağmuru...
" Ahaha. Tamam, tamam biliyorum... ben harikayım ! " Eğlendiğimi biliyordu. Benimle birlikte katıla katıla gülmek yerine, yüzüne rahatsız edici olmayan ama fazla anlamlı ciddi bir ifade takındı. Yüzümü ellerinin arasına aldı ve gözlerime birkaç uzun saniye boyunca aşkla baktı. Pürüzsüz alnı kırıştı ve gözlerine yine o istemediğim tuzlu su hücum etti. Sonra hafifçe, ki birden fazla anlam yüklüydü bu gülümsemede, gülümsedi ve sağ yanağından süzülen damla ile birlikte;
" Sen harikasın..." Dedi. O an sevgilimden hariç utanç da sarmalamıştı her hücremi. Sımsıkı sarıldım. Esmer teninin ulaşabildiğim tek alan yarattığı omzuna dudaklarımla dokundum hafifçe. Geri çekildi ve dudaklarıma yapıştı. Dudaklarının tadı ile biraz kendimden geçtikten sonra ve işin duygusal kısmını da atlatmışken artık otoriter tavrıma bürünebilirdim.
" Ah artık hazırlansan iyi edersin sevgilim. İşe geç kalmamalıyız ve doktor randevuna da. " İsteksiz olduğunu zaten biliyordum. Ve tam beklediğim gibi yüzünü ekşitti. Sıralayacağı cümleleri biliyordum.. ' ben iyiyim ama, lütfen gitmek istemiyorum, heyecandandı vs. ' Bu kızı doktora gitme konusundaki nefretinden arındırmam gerekiyordu bir ara. Dudaklarını araladı ve beni ikna etme çabalarına başladı.
" Bak gerçekten iyiyim ve heyecandan oldu. En ufak bir ağrı bile hissetmedim. Seni canlı olarak ilk gördüğümde nasıl hissettiysem yine öyleydim. Yani heyecandan. Hem eğer hayır dersen bende bu mükemmel, kendimi fazlasıyla geliştirebileceğim ve içini yüzlerce fotoğrafınla dolduracağım bu teknolojinin en harika ürünü olan makineye hayır diyeceğim." Başlarda beni ilk gördüğünde bayıldığı anı hatırlattığı için gülsem de son cümleleri hiç adil olmayan bu şantajı yüzünden gözlerimi kısarak ve anlamasını bekleyerek baktım. ' Ne ? ' bakışı atmıştı.
" Hiç adil bir şantaj değil. Farkında mısın ? " Gözlerini devirdi ve imalı bir gülümsemeden sonra üzerimden kalktı. Ayakta öylece dikildi. Ellerini göğsünde birleştirerek hızlıca konuştu.
" Tanrı aşkına Robert ! Bir şantajın adil olabileceğini düşünen tek varlık olmalısın. Yani 'tek' olduğun konusunda fazlaca şey sıralayabilirim ama vakit daralıyor. İşe geç kalmayalım. Tabii önce cevabını söyle." Kendini uyanık sanıyordu. Tamam kabul ediyorum, gerçekten fazla uyanık. Ah çocuk gibi bakışını takınmışken nasıl hayır diyebilirdim ki ?
" Peki, tamam. Fakat söz vermelisin, en ufak bir ağrın dahi olursa koşa koşa doktora gideceğiz. Yo, hayır. Ah içime sinmiyor böylesi. Gerçekten sevgilim hastalığınla bir ilgisi olabilir, doktora gidelim lütfen ? " Ve bende en seksi bakışlarımdan birini atarak son kozumu oynamıştım. Bu şekilde onu ikna etmeye çalışıyor olmam gerçekten komikti. Ama yapabileceğim bir şey yoktu. Doktora gitmekten nefret etse de gitmek zorundaydık. İyiliği için. Bir şeyi olmadığını öğrenene kadar rahatlayamayacaktım.
" Seni böyle endişeli ve rahatsız görmek istemiyorum. Her ne kadar iyi olduğumu bilsem de ve isteksiz de olsam sanırım gideceğiz. Beni alt ettin seksi adam. Hazırlanayım çıkalım sevgilim." Sonunda ! Başarabilmiş olmanın rahatlı ile koltuğa yayıldım. O ise merdivenlerden çıkarken bana baktı ve fikrini değiştiriyormuş gibi duraksadı. Oh hayır ! Gülümseyerek döndü ve bana doğru ilerledi. Yine gülerek eğildi, dudaklarıma kısa bir dokunuştan sonra geri çekildi. Elindeki makineyi fark ettim. Eğildiği sırada almış olmalıydı. Bir iki adım geri çekilerek makineni kadrajını ayarladı.
" Gülümse vampir ! " Sözünün üzerine zaten kahkahalara boğulmuştum. Patlayan flaş ışıkları ile fotoğraf çekme faslı bitmişti. Eserine baktı.
" Bu, benim yeteneğim değil bence. Senin gibi bir modeli olan herkes harika bir fotoğrafçı olur. " Güldü, göz kırptı ve makinesiyle birlikte hazırlanmaya çıktı. Sanırım fotoğraf çektirmek konusunda yakın zamanda bir bıkkınlık yaşayacağım...
...
" Sana söylemiştim işte, boşuna zaman kaybettik. Ve ben bu lanet yere boşuna katlandım. " Kabul ederken bunun acısını çıkaracağını tahmin etmemiştim doğrusu. Benimle bu yüzden tartıştığına inanamıyordum.
" En azından şüphe edecek bir şey kalmadı. İyiliğini düşündüğüm için bana kızdığına inanamıyorum Devrim ! " Gözlerini kocaman açmış yine savunmaya geçmişti.
" Şüphe edecek bir şey zaten yoktu. Anlamıyorum bu doktor benim ne hissettiğimi benden daha iyi nasıl bilebilir ki ? Ve neden bu kadar kuruntulusun ? " İnanamayarak baktım yine.
" Ne ? Senin sağlığın için endişe ediyor olmam kuruntulu olduğum anlamına mı geliyor ? Ah özür dilerim bayan, bir daha düşüp bayıldığınızda eğer ayılmazsanız geliriz doktora. " Ellerini beline koydu yine. Küçük cadı. Dudaklarını büzmüş, gözlerini kısarak sinirle bakıyordu. Öylece duruyorduk ve ben yine hazır cevaplarından birini bekliyordum. Öfkeyle solumaya devam ediyor, cevap vermiyordu. Bir an nefesini tuttu ve dil çıkardı. Ah tanrım ! Evet dil çıkardı. O an gülmekten ölebilirdim. Neyse ki hastanedeydik. Ben güldükçe daha da delirmişti. Ama kendime engel olamıyordum. Karnımı tutmaya başlamıştım. Güldükçe karnımda ağrıyordu. Ama o hali müthiş tatlıydı ve bir o kadar da komik. Dayanamayıp omzuma bir tane geçirdi. Zarar vermek istemediği darbesinin hafifliğinden belli oluyordu.
" Seni burada pataklamamı istemiyorsan bir an önce koca kıçını çıkar şu hastaneden ! " Gülmeye devam ediyordum. Bu cesaret nerden geliyordu böyle ? Çünkü dediği şeyi yapacağından emindim... Başımı salladım, devam ettik. Onun somurtan bakışları arasında ve benim güçlükle durdurduğum hatta birkaçına engel olamadığım kahkahalarımla birlikte hastaneden çıkabilmiştik. Arabaya ilerlerken bir adam önümüze geçti ve durmamızı sağladı. Bir hayran ? Erkek bir hayranım mı var yani ? Yanlış cevap. Benim değildi bu hayran. Yani bana hayran olmadığı Devrim'e olan sevecen bakışlarından belliydi. Ah ne sinir bozucu...
" Merhaba Devrim hanım." Bu kız ne çabuk hayran toplamıştı ki ? Ah sakin olmalıydım. Sadece bir tane... Bir dakika, bu herif oldukça yakışıklı ! Ve çok da şık görünüyordu takım elbisesiyle.
" Merhaba. " Devrim de şaşkınlığı arasında gülümseyerek cevap vermişti. Ben cevap vermedim.
" Beni hatırladınız mı ? Ah baygındınız, doğru ya. " Ne ? Devrim'le göz göze geldik bir an. O da bir şey anlamamıştı.
" Şey.. Afedersiniz ama ne demek istediğinizi anlamadım ? " Yüzü ciddiyete kavuşmuştu nihayet. Sert kız olayını seviyordum.
" Siz gaspa uğradıktan sonra bayılmıştınız. Ve ben sizi hastaneye götüren adam oluyorum." Devrim'in yüzünü anlama ulaşan bir ifade kapladı, kocaman gülümsemesi ile birlikte. Adam da fark etmiş olacak ki ' hiç eksik dişim yok, bakın.' dercesine sırıtmaya başladı. Ve bende anladığımda adama minnet duymaya başlamıştım bir anda. Yine de bu ondan hoşlanmadığım gerçeğini değiştiremiyordu.
" Ah hatırladım. Karşılaşmamız ne büyük şans ! Size bir teşekkür borçluyum. Ah gerçekten çok sevindim sizi gördüğüme. " Devrim hızlı sözlerinin ardından bana döndü. Aynı sevinçle konuşmaya devam etti.
Evimizin bahçesinde hamakta birbirimize sarılmış gökyüzünü izliyorduk. Yol boyu sürdürdüğümüz sessizliği bozmaya kararlıymış gibi görünüyordu. Başını göğsümden kaldırdı ve yüzüme baktı.
" Özür dilerim... Bu kadar fevri olduğum için. Aniden çekip gittim, üzgünüm..." Yaşattığım onca şeyden sonra böyle ince düşünebilmesi beni şaşırtıyordu.
" Lütfen böyle söyleme. Yeterince utanıyorum zaten olanlar yüzünden. Sen aniden gitmek konusunda haklıydın. Ve Lizzy adına ben özür dilerim senden. "
" Aslında daha çok duydukların için üzgünüm sevgilim. Ben sebep oldum. " Bende sarsılarak, doğrulmaya çalıştım.
" Gerçekleri görmemi sağladığın için benden özür mü diliyorsun ? Sen böyle yaptıkça daha da mahcup oluyorum. " Elini yanağıma kondurdu, baş parmağı ile elmacık kemiğimi okşuyordu. Yüzünde yine o istemediğim hüzün vardı.
" Sadece bu şekilde duymamanı isterdim. Üzüldüğünü biliyorum ve bu daha çok suçlu hissetmemi sağlıyor." İçten bir gülümseyişle cevap verdim.
" Üzüldüm evet. Ama bu er veya geç olacaktı. Geç olmamasını tercih ederdim zaten. Ve meraklanma Lizzy de hatasını anlar elbet. "
" Umarım..."
" Ah hadi bakalım. Artık yatma vakti küçük cadı. Bu arada canını yakan insanlara acıyorum doğrusu. Tecrübeyle sabit ki sözlerinle insanı dayak atmaktan beter ediyorsun. Aslında elinde bir çift topuklu varsa dayak konusunda da fena sayılmazsın. " Gülmüştü sözlerime.
" Tecrübelerin şahit olduklarından mı doğuyor yoksa bizzat yaşadıklarından mı dersin ? "
" Aa.. her ikiside. "
" Ahaha. Uykum yok." Dudaklarını büzüşü beni cezp etmişti kabul ediyorum ama devamının geleceğinden emindim. Bu yüzden güçlükle de olsa içimdeki isteği dizginledim.
" Doktor işinden kurtulduğunu düşünme sakın. Bugün fazla yoruldun. Hem yarın doktora gideceğiz. Fazla uyku yok yani. "
" Ya ama.. doktora gitmek istemiyorum, heyecandan olduğunu biliyorsun. Baygın kız durumları. Ve ben seni özledim. " Pes ettirmenin bir yolunu bulabilirdim.
" Peki, sana bir ömür baygın kız dememi istemiyorsan yarın doktora gideriz. Ve çok yoruldun dinlenmen gerek. Bayılmanın nedenini öğrenene kadar geceleri sadece uyuyacağız." İşte bu hoşuna gitmeyecekti.
" Ah hayır ! Buna beni ikna edebileceğini mi sanıyorsun ? " Sadece baktım. Muzipçe gülerek.
" Peki tamam. Öyle olsun." Çocuk gibiydi yine. Ve bundan ayrı bir tat alıyordum. Yanımdan kalkıp eve doğru ilerledi. Peşinden gittim. Kıkırdamamı duymuştu, dönüp sertçe baktı. Peşinden yatak odasına doğru ilerlerken söze girdim. "
" Sevgilim yarın ben sabah erkenden çıkacağım. Dışarıda işim var. Sen uyanıncaya kadar dönerim ve hastaneye gideriz. Oradan da işe. "
" İş mi ? Çok mu özel bir şey ? Bende gelsem ? Evde sensiz kalmak istemiyorum." İlerlemeyi bırakmış ve durmuştu. Ah harika bu kısmı neden düşünmemiştim ? Korkarak cevap verdim.
" Çok özel." Gülmüştüm ama bu bozulduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Yine de belli etmemek için çabaladığı açıktı.
" Peki." Dedi ve zoraki gülümsedi. Neyse ki gerçeği öğrendiğinde şimdikinden daha mutlu olacaktı.
Sabah tenine süzülen güneş ışıklarını hayran kalarak biraz izledikten sonra çıkmıştım evden. Uyanmamıştı. İnkar etse de oda çok yorulmuştu dün. Evet ! İstediğimi bulmuştum. Bu konuda danışabileceğim insanlar olması gerçekten iyiydi.
" Eve bunu istiyorum." Yanımdaki adam gülümsedi ve kafasını salladı. Birlikte mağazanın içinde ilerledik.
" Hediye paketi olacak değil mi ? "
" Evet. " Adam paketi hazırladıktan sonra kasaya bıraktı. Kredi kartımı verdim ve para işlemi de hallolduktan sonra eve dönmek için hazırdım.
" Teşekkürler, kolay gelsin." ( kolay gelsin ? sdjflkd ) Paketimi aldım ve arabama ilerledim. Devrim'in vereceği tepkiyi çok merak ediyordum. Sabahın erken saatinde mağazanın açık olması ayıra şanslı olduğumu kanıtlarken trafik olmaması da şansımın bir göstergesiydi.
Nihayet eve geldiğimde heyecanla kapıyı açtım. Açar açmaz yüzüme vuran harika omlet kokuları onun uyandığını anlamamı sağladı. Kapıyı kapatır kapatmaz karşımda buldum onu. Mutfaktan koşa koşa gelmişti.
" Ah geldin demek ! Harika bir kahvaltı hazırladım sevgilim."
" Evet mükemmel kokuyor. Ama önce şu paketi açmalısın." Paketi yeni fark etmişti. Uzattım ona doğru ve ellerine aldı. Salona ilerledik. Koltuğa oturup heyecanla paketi açtı. Ayakta dikiliyordum. Kutunun etrafındaki parlak kağıtlardan kurtuldu ve kapağını açtı. Ağzını kocaman açmıştı. Kocaman gülerek yüzüme baktı.
" Sana inanmıyorum ! " Paketi bir kenara atıp boynuma atladı. Onu aşkla sarmaladım. Mutlu olması benim yaşamam demekti....
46. Bölüm;
Roboş
Boynuma atlamış deli gibi öpüyordu yüzümün her noktasını. Bacaklarını belime dolamış, öpücüklerinin arasından konuşmaya başladı.
" Ah ! S-sen harikasın ! Çok düşüncelisin sevgilim, bayıldım ! " Ve yine öpücük yağmuru...
" Ahaha. Tamam, tamam biliyorum... ben harikayım ! " Eğlendiğimi biliyordu. Benimle birlikte katıla katıla gülmek yerine, yüzüne rahatsız edici olmayan ama fazla anlamlı ciddi bir ifade takındı. Yüzümü ellerinin arasına aldı ve gözlerime birkaç uzun saniye boyunca aşkla baktı. Pürüzsüz alnı kırıştı ve gözlerine yine o istemediğim tuzlu su hücum etti. Sonra hafifçe, ki birden fazla anlam yüklüydü bu gülümsemede, gülümsedi ve sağ yanağından süzülen damla ile birlikte;
" Sen harikasın..." Dedi. O an sevgilimden hariç utanç da sarmalamıştı her hücremi. Sımsıkı sarıldım. Esmer teninin ulaşabildiğim tek alan yarattığı omzuna dudaklarımla dokundum hafifçe. Geri çekildi ve dudaklarıma yapıştı. Dudaklarının tadı ile biraz kendimden geçtikten sonra ve işin duygusal kısmını da atlatmışken artık otoriter tavrıma bürünebilirdim.
" Ah artık hazırlansan iyi edersin sevgilim. İşe geç kalmamalıyız ve doktor randevuna da. " İsteksiz olduğunu zaten biliyordum. Ve tam beklediğim gibi yüzünü ekşitti. Sıralayacağı cümleleri biliyordum.. ' ben iyiyim ama, lütfen gitmek istemiyorum, heyecandandı vs. ' Bu kızı doktora gitme konusundaki nefretinden arındırmam gerekiyordu bir ara. Dudaklarını araladı ve beni ikna etme çabalarına başladı.
" Bak gerçekten iyiyim ve heyecandan oldu. En ufak bir ağrı bile hissetmedim. Seni canlı olarak ilk gördüğümde nasıl hissettiysem yine öyleydim. Yani heyecandan. Hem eğer hayır dersen bende bu mükemmel, kendimi fazlasıyla geliştirebileceğim ve içini yüzlerce fotoğrafınla dolduracağım bu teknolojinin en harika ürünü olan makineye hayır diyeceğim." Başlarda beni ilk gördüğünde bayıldığı anı hatırlattığı için gülsem de son cümleleri hiç adil olmayan bu şantajı yüzünden gözlerimi kısarak ve anlamasını bekleyerek baktım. ' Ne ? ' bakışı atmıştı.
" Hiç adil bir şantaj değil. Farkında mısın ? " Gözlerini devirdi ve imalı bir gülümsemeden sonra üzerimden kalktı. Ayakta öylece dikildi. Ellerini göğsünde birleştirerek hızlıca konuştu.
" Tanrı aşkına Robert ! Bir şantajın adil olabileceğini düşünen tek varlık olmalısın. Yani 'tek' olduğun konusunda fazlaca şey sıralayabilirim ama vakit daralıyor. İşe geç kalmayalım. Tabii önce cevabını söyle." Kendini uyanık sanıyordu. Tamam kabul ediyorum, gerçekten fazla uyanık. Ah çocuk gibi bakışını takınmışken nasıl hayır diyebilirdim ki ?
" Peki, tamam. Fakat söz vermelisin, en ufak bir ağrın dahi olursa koşa koşa doktora gideceğiz. Yo, hayır. Ah içime sinmiyor böylesi. Gerçekten sevgilim hastalığınla bir ilgisi olabilir, doktora gidelim lütfen ? " Ve bende en seksi bakışlarımdan birini atarak son kozumu oynamıştım. Bu şekilde onu ikna etmeye çalışıyor olmam gerçekten komikti. Ama yapabileceğim bir şey yoktu. Doktora gitmekten nefret etse de gitmek zorundaydık. İyiliği için. Bir şeyi olmadığını öğrenene kadar rahatlayamayacaktım.
" Seni böyle endişeli ve rahatsız görmek istemiyorum. Her ne kadar iyi olduğumu bilsem de ve isteksiz de olsam sanırım gideceğiz. Beni alt ettin seksi adam. Hazırlanayım çıkalım sevgilim." Sonunda ! Başarabilmiş olmanın rahatlı ile koltuğa yayıldım. O ise merdivenlerden çıkarken bana baktı ve fikrini değiştiriyormuş gibi duraksadı. Oh hayır ! Gülümseyerek döndü ve bana doğru ilerledi. Yine gülerek eğildi, dudaklarıma kısa bir dokunuştan sonra geri çekildi. Elindeki makineyi fark ettim. Eğildiği sırada almış olmalıydı. Bir iki adım geri çekilerek makineni kadrajını ayarladı.
" Gülümse vampir ! " Sözünün üzerine zaten kahkahalara boğulmuştum. Patlayan flaş ışıkları ile fotoğraf çekme faslı bitmişti. Eserine baktı.
" Bu, benim yeteneğim değil bence. Senin gibi bir modeli olan herkes harika bir fotoğrafçı olur. " Güldü, göz kırptı ve makinesiyle birlikte hazırlanmaya çıktı. Sanırım fotoğraf çektirmek konusunda yakın zamanda bir bıkkınlık yaşayacağım...
...
" Sana söylemiştim işte, boşuna zaman kaybettik. Ve ben bu lanet yere boşuna katlandım. " Kabul ederken bunun acısını çıkaracağını tahmin etmemiştim doğrusu. Benimle bu yüzden tartıştığına inanamıyordum.
" En azından şüphe edecek bir şey kalmadı. İyiliğini düşündüğüm için bana kızdığına inanamıyorum Devrim ! " Gözlerini kocaman açmış yine savunmaya geçmişti.
" Şüphe edecek bir şey zaten yoktu. Anlamıyorum bu doktor benim ne hissettiğimi benden daha iyi nasıl bilebilir ki ? Ve neden bu kadar kuruntulusun ? " İnanamayarak baktım yine.
" Ne ? Senin sağlığın için endişe ediyor olmam kuruntulu olduğum anlamına mı geliyor ? Ah özür dilerim bayan, bir daha düşüp bayıldığınızda eğer ayılmazsanız geliriz doktora. " Ellerini beline koydu yine. Küçük cadı. Dudaklarını büzmüş, gözlerini kısarak sinirle bakıyordu. Öylece duruyorduk ve ben yine hazır cevaplarından birini bekliyordum. Öfkeyle solumaya devam ediyor, cevap vermiyordu. Bir an nefesini tuttu ve dil çıkardı. Ah tanrım ! Evet dil çıkardı. O an gülmekten ölebilirdim. Neyse ki hastanedeydik. Ben güldükçe daha da delirmişti. Ama kendime engel olamıyordum. Karnımı tutmaya başlamıştım. Güldükçe karnımda ağrıyordu. Ama o hali müthiş tatlıydı ve bir o kadar da komik. Dayanamayıp omzuma bir tane geçirdi. Zarar vermek istemediği darbesinin hafifliğinden belli oluyordu.
" Seni burada pataklamamı istemiyorsan bir an önce koca kıçını çıkar şu hastaneden ! " Gülmeye devam ediyordum. Bu cesaret nerden geliyordu böyle ? Çünkü dediği şeyi yapacağından emindim... Başımı salladım, devam ettik. Onun somurtan bakışları arasında ve benim güçlükle durdurduğum hatta birkaçına engel olamadığım kahkahalarımla birlikte hastaneden çıkabilmiştik. Arabaya ilerlerken bir adam önümüze geçti ve durmamızı sağladı. Bir hayran ? Erkek bir hayranım mı var yani ? Yanlış cevap. Benim değildi bu hayran. Yani bana hayran olmadığı Devrim'e olan sevecen bakışlarından belliydi. Ah ne sinir bozucu...
" Merhaba Devrim hanım." Bu kız ne çabuk hayran toplamıştı ki ? Ah sakin olmalıydım. Sadece bir tane... Bir dakika, bu herif oldukça yakışıklı ! Ve çok da şık görünüyordu takım elbisesiyle.
" Merhaba. " Devrim de şaşkınlığı arasında gülümseyerek cevap vermişti. Ben cevap vermedim.
" Beni hatırladınız mı ? Ah baygındınız, doğru ya. " Ne ? Devrim'le göz göze geldik bir an. O da bir şey anlamamıştı.
" Şey.. Afedersiniz ama ne demek istediğinizi anlamadım ? " Yüzü ciddiyete kavuşmuştu nihayet. Sert kız olayını seviyordum.
" Siz gaspa uğradıktan sonra bayılmıştınız. Ve ben sizi hastaneye götüren adam oluyorum." Devrim'in yüzünü anlama ulaşan bir ifade kapladı, kocaman gülümsemesi ile birlikte. Adam da fark etmiş olacak ki ' hiç eksik dişim yok, bakın.' dercesine sırıtmaya başladı. Ve bende anladığımda adama minnet duymaya başlamıştım bir anda. Yine de bu ondan hoşlanmadığım gerçeğini değiştiremiyordu.
" Ah hatırladım. Karşılaşmamız ne büyük şans ! Size bir teşekkür borçluyum. Ah gerçekten çok sevindim sizi gördüğüme. " Devrim hızlı sözlerinin ardından bana döndü. Aynı sevinçle konuşmaya devam etti.



