Ayyıldız2 | 2008 TR Yapısı • 1-99 Orta Emek Destan • Oto Avsız • 10 Temmuz 21:00 HEMEN TIKLA!
Devrim
Sinir bütün düşüncelerimi ele geçirdiğinden asansörün olduğum katı geçtiğine emin olunca inleyerek kapısına bir tekme geçirdim ayağımla. Bu hem kötüye hem de iyiye işaretti. İyi olanın gösterdiği şuydu; eski Devrim kesinlikle aynen böyle davranırdı. Kötü olan ise tek bir şeyi anlatıyordu; bu durumda tuhaf bir şeyler vardı. Ya da değişen bir şeyler. Onun için atan kalbimi dinledim. Hala aynı adı sayıklıyordu. Ama fazla küstah cevabı beni deliye çevirmişti ki hiç su olmayan zavallı asansörü tekmelemiştim. Annem olsaydı bu hareketime bir ergen gibi davranmayı bırakmalısın Devrim derdi. Annem Ailemi özlemiştim, tek bir telefon dahi etmemişlerdi. Bende aramaya yüz bulamamıştım açık olmak gerekirse. Bu sorunu çözmem gerekiyordu ama şimdi tüm bu duygu karmaşası ile yeni işimin ilk gününü mahvedemezdim. Aklımda işimden başka bir şey olmamalıydı. O yanı başımdayken bu nasıl mümkün olacaksa. O da şu an buradaydı ve karşılaşma olasılığımız yüksekti. Artık eski Devrimi anmak yerine tamamen onun gibi olabiliyordum. Dönmüştüm. Hadi bakalım göster kendini diye düşünerek derin bir nefes aldım.
Joshın isteğini yerine getirdikten sonra en üst kattaki stüdyoya çıkmıştım. O katta iki oda vardı. Biri benim işimi yapacağım odaydı. Kapıyı açtığımda büyülenmiştim. Kocaman bir odaydı. Fakat iki stüdyo vardı. Yan yana iki tane. Benim işimin hangisinde olduğunu anlamam stüdyodaki hazırlanan oyuncular sayesinde kolay olmuştu. Tanınan bu insanlar eğer aşkım için buralara gelmiş olmasaydım daha cazip gelebilirdi. Ama hiçbirini önemsemeyecek kadar meşguldüm. Hem kalben hem de aklen. Stüdyo şefi olduğuna kanaat getirdiğim genç kadına doğru ilerledim. Sevecen ve sıcak kanlı bir kadındı. Yeni çalışan olduğumu söylediğimde ilk olarak bana uzattığı kağıtları hazırlanan oyunculara verebileceğimi söyledi. Kağıtları aldım ve oyuncuların makyajlarının, saçlarının yapıldığı masaya doğru ilerledim. Ayrıca bir kulis yoktu ama bir köşeye uzun ve aynalı bir masa koymuşlardı. Birkaç kişinin birden hazırlanabileceği uzunlukta bir masa. Kağıtlarda da replikler yazıyordu. Hazırlıkları bitmiş olacak ki masadaki iki oyuncuda kalktı ve dekorun ortasına doğru ilerlediler bende kağıtları verdikten sonra o masaya doğru ilerledim. Çok dağınık görünüyordu ve benim düzen hastası yanım orayı öylece bırakmama izin vermiyordu. Toplamaya başladım. Makyaj malzemelerini, fön makinelerini, saç fırçalarını ve daha nice envanteri çeşitleri ve boyutlarına göre dizmeye başladım. Arada yan stüdyoya kaymıştı gözlerim. Orada hangi işin çalışmalarının olduğunu merak ediyorum ama bizimkine karşın o stüdyo fazlasıyla boş duruyordu. Henüz oradakiler için iş zamanı değildi demek ki. Sakin ve düşünceli bir halde toplamaya ve dizmeye devam ediyordum. Aklıma o geldiğinde kaşlarım tatlı bir huysuzlukla çatılıyordu. Muhtemelen alt katta bir yerlerde çalışıyor olmalıydı. Acaba tekrar görebilir miydim onu bugün..? Omzuma iki kez ritmik bir şekilde dokunan bir elin parmağı ile irkildim ve hızla arkamı döndüm.
Ah, sen miydin ? Görüş alanıma muzipçe bakan gözleriyle girmesi bütün dengemi bozmuştu ama yansıtmamak konusunda başarılıydım. Sakin ve biraz hoşnutsuz bir ifade hakimdi yüz hatlarıma. Onu gördüğüm için tabii ki de dünyanın en mutlu insanıydım o anda. Ama bir yandan da son sözünü hatırladıkça içimden hah, gıcık işte nolcak. Diye geçiriyordum. Çelişkili . Daha da garip olan bir şey vardı. Ben burada onunla konuşmak için peşinden koşmayı beklerken, O resmen gelip benimle kendi isteği üzerine konuşuyordu. Bu gerçekten garipti. Anlaşılamazdı.
Evet benim. Ne arıyorsun burada? Yeni işin bu stüdyoda mı yoksa ? Kaşlarını kaldırmıştı konuşurken ve iyice açılan gözleri üzerimde geziniyordu. Kendime böyle bir anda bile hakim olmam ödüllendirilmesi gereken bir başarıydı.
Bu stüdyoda evet. Evet de asıl sen ne arıyorsun burada? Yani bu katta. Şaşkındım. O ise anlam veremeyen bir bakış atmıştı bana doğru. Kalbimin sesi duyulabilecek en berbat ritimdeydi. Fazla hızlıydı, tüm bu konuşma boyunca.
Bende yan stüdyodayım ama burada olmamam için bir yasak mı vardı ? Gülerek söylemişti bu sözleri. Gülüşü beni başka diyarlara doğru uçururken ağzımın hayretle açılmasını engelleyememiştim.
Aklımda işimden başka bir şey olmamalıydı. O yanı başımdayken bu nasıl mümkün olacaksa. O da şu an buradaydı ve karşılaşma olasılığımız yüksekti. Bunu düşünürken bu kadar yakınımda olacağı aklıma gelmemişti hatta ben sadece bir kez daha karşılaşma ihtimali için dua etmiştim. Ve şimdi o her dakika gözlerimin önünde mi olacaktı..? Yüzüm buruşmuştu. Ağzım hala içine konacak sineği bekliyordu. Gözlerim de yan stüdyodaydı. Hala boş olan stüdyo.
Hadi ama buna sevinmediğini söyleyemezsin değil mi ? Hahaha İfademi yanlış yorumlamıştı. Bu halim hoşuna mı gidiyordu ? Bu adam hayranlarının ona olan zaaflarından hoşlanan bir psikopat olamazdı ya. Tamam abartmayayım yalnızca biraz egoizm kurbanı olabilir belki. E buda şöhretin getirisi, normal karşılanabilirdi.
Ha-hayır sadece şaşırdım. Gözlerim tekrar onu bulmuştu. O sırıtarak bana bakmaya devam ediyordu. Tüm bu olanlar fazla karışık gelmişti bir an için.
Tabii anlayabiliyorum. Şu hayranlık mevzuları. Gerçekten anlıyormuş gibi kafasını sallamıştı. Ama bir halttan haber yoktu. Her solukta öfke doluyordu içime. Hayranlık mevzuları da ne demekti !?
Aslında anlayabildiğinden emin değilim çünkü hayranlıkla ilgisi yok. Solduğum öfkenin sözlerimle tekrar serbest kalmasına izin vermiştim. O ise sözlerim karşısında yine gülmeye başlamıştı. Sonra iç çekti ve
Tatlı ve huysuzsun. Bu hoş. Ah ne diyorum eğer istersen senin için Josh ile konuşabilirim. Yani yan stüdyoya geçmen konusunda. Aman tanrım! Cümleyi bir daha zihnimden geçirdim Tatlı ve huysuzsun. Bu hoş. Ah ne diyorum eğer istersen senin için Josh ile konuşabilirim. Yani yan stüdyoya geçmen konusunda . Bana olan bu ilgisine anlam veremiyordum. Başım dönmeye başlamıştı. Şok içinde gevelemeye başladım.
Be-ben bilmiyorum. Yani Joshı kızdırmak istemem. Evet Joshı kızdırmak istemiyordum gerçekten ama bu cümlenin altında yatan asıl anlam şuydu; bunu yaptığın anda işimden olurum, çalışamam ki hem seni görüp hem de aklıma sahip çıkacak kadar güçlü değilim.
Ah, Joshın bu sevimli küçük kıza sinirleneceğini sanmıyorum hem o beni kırmaz merak etme. O karşımda durmuş tüm bu sözleri sıralarken içimde kopan fırtınadan bihaberdi. Ve neden böyle davrandığına aklım ermiyordu bir türlü. Küçük kız Umarım bana tatlı küçük kız kardeş gözüyle bakmıyordur. Tamam beni beğendiği, hoşlandığı bir kadın olarak görmesini elbette beklemiyordum ama en azından genç bir kız olduğumu kabul ettirebilirdim.
Aslında küçük demek saçma olur 19 yaşındaki bir yetişkine İçimdeki her yeri yıkan fırtınayı hala sadece ben biliyordum. Dışardan bakıldığında sakin göründüğüme emindim. Sadece biraz şaşkın. Ama son sözlerimde gülümsemeyi başarmıştım.
Gerçekten mi ? Beni suçlayamazsın o zaman, yaşını göstermiyorsun. Tüm bu güzelliğine ve çekiciliğine rağmen küçük gösteriyorsun. Gülümsemişti. Hem bu sözlerinin hem de gülümsemesinin etkisiyle bayılma eşiğine gelmiştim yine ama yalnızca kendi zihnimde. Şaka mı bu ? Bu kez bir cimcikleme girişiminde bulunmama gerek yoktu. Rüyada olmadığımdan emindim. Ama tüm bu olanlar saçmaydı. Robert Pattinson un beni bulup uzun bir konuşma içine girmesi, onunla aynı yerde çalışmamı istemesi, bana çekici ve güzel demesi gerçek olamayacak kadar anlamsız geliyordu. Bu kadar şans gerçek hayatta mümkün müydü ? Değildi bana göre. O halde sadece kabullenmeli ve normal olduğunu düşünmeliydim. Ama gözlerimle buluşan, her bir çizgisinde her bir noktasında ayrı ayrı kaybolduğum muhteşem gözleri buna izin vermiyordu. Sessizliğim ona fazla gelmiş olmalıydı. Ellerimi dalgın gözlerimin önünde sallayarak konuştu.
Hey burada mısın ? Garipsemişti halimi. Hayret yine hoşuna gider diye düşünmüştüm. Ama yüzündeki ifade de merak vardı.
Ah evet. Peki o halde Josh ile konuşabilirsin. Eğer sorun olmayacaksa. Bu tür bir durumu hayallerimde bile yaşatmamıştım. Ama şimdi tüm gerçekliğiyle bu anın içindeydim.
Güven bana bir sorun çıkmayacak. Ben gidip haber vereyim ona. Daha sonra seni bulur, sonucu söylerim. Sonuç belli aslında evet diyecek tabii ki ama fazla tedirginsin madem ben gelene kadar burada kal. Bunu neden bana yapıyordu ki? Karmaşık. Çok fazla.
Tamam buradayım. Teşekkür ederim. Tatlılıkla gülümsemiştim. Bünyem bu olanlara dayanabiliyordu. İyi. Devrim buydu nasılsa.
Hey bana borçlusun. Kuru kuru bir teşekkürde hesabını kapatmıyor. Bunu ödemenin bir yolunu bulacağım. Neyse ben gidiyorum. Bekle beni. Çok tatlıydı. Borcunu ödemem için nasıl bir yol bulacaktı ki ? Ona ne verebilirdim? Gerçekten merak etmeye başlamıştım. Gidişini takip eden gözlerim arkasından kapıyı kapatmasıyla daha yakına odaklandı. Birden karşımdaki aynaya yansıyan kıza baktım. Hmmm, çekici ve güzel demek. Aynı zamanda da tatlı ve huysuz. Garip, çok garip .
Sinir bütün düşüncelerimi ele geçirdiğinden asansörün olduğum katı geçtiğine emin olunca inleyerek kapısına bir tekme geçirdim ayağımla. Bu hem kötüye hem de iyiye işaretti. İyi olanın gösterdiği şuydu; eski Devrim kesinlikle aynen böyle davranırdı. Kötü olan ise tek bir şeyi anlatıyordu; bu durumda tuhaf bir şeyler vardı. Ya da değişen bir şeyler. Onun için atan kalbimi dinledim. Hala aynı adı sayıklıyordu. Ama fazla küstah cevabı beni deliye çevirmişti ki hiç su olmayan zavallı asansörü tekmelemiştim. Annem olsaydı bu hareketime bir ergen gibi davranmayı bırakmalısın Devrim derdi. Annem Ailemi özlemiştim, tek bir telefon dahi etmemişlerdi. Bende aramaya yüz bulamamıştım açık olmak gerekirse. Bu sorunu çözmem gerekiyordu ama şimdi tüm bu duygu karmaşası ile yeni işimin ilk gününü mahvedemezdim. Aklımda işimden başka bir şey olmamalıydı. O yanı başımdayken bu nasıl mümkün olacaksa. O da şu an buradaydı ve karşılaşma olasılığımız yüksekti. Artık eski Devrimi anmak yerine tamamen onun gibi olabiliyordum. Dönmüştüm. Hadi bakalım göster kendini diye düşünerek derin bir nefes aldım.
Joshın isteğini yerine getirdikten sonra en üst kattaki stüdyoya çıkmıştım. O katta iki oda vardı. Biri benim işimi yapacağım odaydı. Kapıyı açtığımda büyülenmiştim. Kocaman bir odaydı. Fakat iki stüdyo vardı. Yan yana iki tane. Benim işimin hangisinde olduğunu anlamam stüdyodaki hazırlanan oyuncular sayesinde kolay olmuştu. Tanınan bu insanlar eğer aşkım için buralara gelmiş olmasaydım daha cazip gelebilirdi. Ama hiçbirini önemsemeyecek kadar meşguldüm. Hem kalben hem de aklen. Stüdyo şefi olduğuna kanaat getirdiğim genç kadına doğru ilerledim. Sevecen ve sıcak kanlı bir kadındı. Yeni çalışan olduğumu söylediğimde ilk olarak bana uzattığı kağıtları hazırlanan oyunculara verebileceğimi söyledi. Kağıtları aldım ve oyuncuların makyajlarının, saçlarının yapıldığı masaya doğru ilerledim. Ayrıca bir kulis yoktu ama bir köşeye uzun ve aynalı bir masa koymuşlardı. Birkaç kişinin birden hazırlanabileceği uzunlukta bir masa. Kağıtlarda da replikler yazıyordu. Hazırlıkları bitmiş olacak ki masadaki iki oyuncuda kalktı ve dekorun ortasına doğru ilerlediler bende kağıtları verdikten sonra o masaya doğru ilerledim. Çok dağınık görünüyordu ve benim düzen hastası yanım orayı öylece bırakmama izin vermiyordu. Toplamaya başladım. Makyaj malzemelerini, fön makinelerini, saç fırçalarını ve daha nice envanteri çeşitleri ve boyutlarına göre dizmeye başladım. Arada yan stüdyoya kaymıştı gözlerim. Orada hangi işin çalışmalarının olduğunu merak ediyorum ama bizimkine karşın o stüdyo fazlasıyla boş duruyordu. Henüz oradakiler için iş zamanı değildi demek ki. Sakin ve düşünceli bir halde toplamaya ve dizmeye devam ediyordum. Aklıma o geldiğinde kaşlarım tatlı bir huysuzlukla çatılıyordu. Muhtemelen alt katta bir yerlerde çalışıyor olmalıydı. Acaba tekrar görebilir miydim onu bugün..? Omzuma iki kez ritmik bir şekilde dokunan bir elin parmağı ile irkildim ve hızla arkamı döndüm.
Ah, sen miydin ? Görüş alanıma muzipçe bakan gözleriyle girmesi bütün dengemi bozmuştu ama yansıtmamak konusunda başarılıydım. Sakin ve biraz hoşnutsuz bir ifade hakimdi yüz hatlarıma. Onu gördüğüm için tabii ki de dünyanın en mutlu insanıydım o anda. Ama bir yandan da son sözünü hatırladıkça içimden hah, gıcık işte nolcak. Diye geçiriyordum. Çelişkili . Daha da garip olan bir şey vardı. Ben burada onunla konuşmak için peşinden koşmayı beklerken, O resmen gelip benimle kendi isteği üzerine konuşuyordu. Bu gerçekten garipti. Anlaşılamazdı.
Evet benim. Ne arıyorsun burada? Yeni işin bu stüdyoda mı yoksa ? Kaşlarını kaldırmıştı konuşurken ve iyice açılan gözleri üzerimde geziniyordu. Kendime böyle bir anda bile hakim olmam ödüllendirilmesi gereken bir başarıydı.
Bu stüdyoda evet. Evet de asıl sen ne arıyorsun burada? Yani bu katta. Şaşkındım. O ise anlam veremeyen bir bakış atmıştı bana doğru. Kalbimin sesi duyulabilecek en berbat ritimdeydi. Fazla hızlıydı, tüm bu konuşma boyunca.
Bende yan stüdyodayım ama burada olmamam için bir yasak mı vardı ? Gülerek söylemişti bu sözleri. Gülüşü beni başka diyarlara doğru uçururken ağzımın hayretle açılmasını engelleyememiştim.
Aklımda işimden başka bir şey olmamalıydı. O yanı başımdayken bu nasıl mümkün olacaksa. O da şu an buradaydı ve karşılaşma olasılığımız yüksekti. Bunu düşünürken bu kadar yakınımda olacağı aklıma gelmemişti hatta ben sadece bir kez daha karşılaşma ihtimali için dua etmiştim. Ve şimdi o her dakika gözlerimin önünde mi olacaktı..? Yüzüm buruşmuştu. Ağzım hala içine konacak sineği bekliyordu. Gözlerim de yan stüdyodaydı. Hala boş olan stüdyo.
Hadi ama buna sevinmediğini söyleyemezsin değil mi ? Hahaha İfademi yanlış yorumlamıştı. Bu halim hoşuna mı gidiyordu ? Bu adam hayranlarının ona olan zaaflarından hoşlanan bir psikopat olamazdı ya. Tamam abartmayayım yalnızca biraz egoizm kurbanı olabilir belki. E buda şöhretin getirisi, normal karşılanabilirdi.
Ha-hayır sadece şaşırdım. Gözlerim tekrar onu bulmuştu. O sırıtarak bana bakmaya devam ediyordu. Tüm bu olanlar fazla karışık gelmişti bir an için.
Tabii anlayabiliyorum. Şu hayranlık mevzuları. Gerçekten anlıyormuş gibi kafasını sallamıştı. Ama bir halttan haber yoktu. Her solukta öfke doluyordu içime. Hayranlık mevzuları da ne demekti !?
Aslında anlayabildiğinden emin değilim çünkü hayranlıkla ilgisi yok. Solduğum öfkenin sözlerimle tekrar serbest kalmasına izin vermiştim. O ise sözlerim karşısında yine gülmeye başlamıştı. Sonra iç çekti ve
Tatlı ve huysuzsun. Bu hoş. Ah ne diyorum eğer istersen senin için Josh ile konuşabilirim. Yani yan stüdyoya geçmen konusunda. Aman tanrım! Cümleyi bir daha zihnimden geçirdim Tatlı ve huysuzsun. Bu hoş. Ah ne diyorum eğer istersen senin için Josh ile konuşabilirim. Yani yan stüdyoya geçmen konusunda . Bana olan bu ilgisine anlam veremiyordum. Başım dönmeye başlamıştı. Şok içinde gevelemeye başladım.
Be-ben bilmiyorum. Yani Joshı kızdırmak istemem. Evet Joshı kızdırmak istemiyordum gerçekten ama bu cümlenin altında yatan asıl anlam şuydu; bunu yaptığın anda işimden olurum, çalışamam ki hem seni görüp hem de aklıma sahip çıkacak kadar güçlü değilim.
Ah, Joshın bu sevimli küçük kıza sinirleneceğini sanmıyorum hem o beni kırmaz merak etme. O karşımda durmuş tüm bu sözleri sıralarken içimde kopan fırtınadan bihaberdi. Ve neden böyle davrandığına aklım ermiyordu bir türlü. Küçük kız Umarım bana tatlı küçük kız kardeş gözüyle bakmıyordur. Tamam beni beğendiği, hoşlandığı bir kadın olarak görmesini elbette beklemiyordum ama en azından genç bir kız olduğumu kabul ettirebilirdim.
Aslında küçük demek saçma olur 19 yaşındaki bir yetişkine İçimdeki her yeri yıkan fırtınayı hala sadece ben biliyordum. Dışardan bakıldığında sakin göründüğüme emindim. Sadece biraz şaşkın. Ama son sözlerimde gülümsemeyi başarmıştım.
Gerçekten mi ? Beni suçlayamazsın o zaman, yaşını göstermiyorsun. Tüm bu güzelliğine ve çekiciliğine rağmen küçük gösteriyorsun. Gülümsemişti. Hem bu sözlerinin hem de gülümsemesinin etkisiyle bayılma eşiğine gelmiştim yine ama yalnızca kendi zihnimde. Şaka mı bu ? Bu kez bir cimcikleme girişiminde bulunmama gerek yoktu. Rüyada olmadığımdan emindim. Ama tüm bu olanlar saçmaydı. Robert Pattinson un beni bulup uzun bir konuşma içine girmesi, onunla aynı yerde çalışmamı istemesi, bana çekici ve güzel demesi gerçek olamayacak kadar anlamsız geliyordu. Bu kadar şans gerçek hayatta mümkün müydü ? Değildi bana göre. O halde sadece kabullenmeli ve normal olduğunu düşünmeliydim. Ama gözlerimle buluşan, her bir çizgisinde her bir noktasında ayrı ayrı kaybolduğum muhteşem gözleri buna izin vermiyordu. Sessizliğim ona fazla gelmiş olmalıydı. Ellerimi dalgın gözlerimin önünde sallayarak konuştu.
Hey burada mısın ? Garipsemişti halimi. Hayret yine hoşuna gider diye düşünmüştüm. Ama yüzündeki ifade de merak vardı.
Ah evet. Peki o halde Josh ile konuşabilirsin. Eğer sorun olmayacaksa. Bu tür bir durumu hayallerimde bile yaşatmamıştım. Ama şimdi tüm gerçekliğiyle bu anın içindeydim.
Güven bana bir sorun çıkmayacak. Ben gidip haber vereyim ona. Daha sonra seni bulur, sonucu söylerim. Sonuç belli aslında evet diyecek tabii ki ama fazla tedirginsin madem ben gelene kadar burada kal. Bunu neden bana yapıyordu ki? Karmaşık. Çok fazla.
Tamam buradayım. Teşekkür ederim. Tatlılıkla gülümsemiştim. Bünyem bu olanlara dayanabiliyordu. İyi. Devrim buydu nasılsa.
Hey bana borçlusun. Kuru kuru bir teşekkürde hesabını kapatmıyor. Bunu ödemenin bir yolunu bulacağım. Neyse ben gidiyorum. Bekle beni. Çok tatlıydı. Borcunu ödemem için nasıl bir yol bulacaktı ki ? Ona ne verebilirdim? Gerçekten merak etmeye başlamıştım. Gidişini takip eden gözlerim arkasından kapıyı kapatmasıyla daha yakına odaklandı. Birden karşımdaki aynaya yansıyan kıza baktım. Hmmm, çekici ve güzel demek. Aynı zamanda da tatlı ve huysuz. Garip, çok garip .