- Katılım
- 7 Ağu 2012
- Konular
- 7,451
- Mesajlar
- 16,354
- Çözüm
- 5
- Reaksiyon Skoru
- 627
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 13 Yıl 10 Ay 15 Gün
- Başarım Puanı
- 385
- MmoLira
- -82
- DevLira
- 0
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
İvan İlyiç ölmekte olduğunu görüyor, büyük bir umutsuzluk içinde çırpınıyordu. Ölmekte olduğuna ta derinden inanmakla birlikte, buna alışmak şöyle dursun, ölümün nasıl bir şey olduğunu anlamıyor, anlamak istemiyordu.
Kizeveter'in mantık kitabındaki şu akıl yürütme yolunu bilirdi: "Gaius bir insandır. İnsanlar ölümlü olduklarına göre, Gaius da ölümlüdür."
Ama Gaius için doğruydu bu, kendisine gelince durum değişiyordu. Gaius bir insandı, hem de sıradan bir insan; sıradan biri için sonucun böyle olması doğaldı. Kendisi ise ne bir Gaius idi, ne de sıradan bir insan; öteki insanlardan ayrı, bambaşka biriydi. Annesiyle, babasıyla, oyuncak hayvanları Mitya ve Volodya'sıyla, öbür oyuncaklarıyla, arabacısıyla, dadısıyla, mürebbiye Katenka'sıyla; çocukluğunun, erginliğinin, gençliğinin sevinçleri, anıları, heyecanlarıyla Vanya idi o.
Gaius, Vanya'nın o kadar çok sevdiği çizgili meşin topunun kokusunu bilir miydi? Gaius onun gibi annesinin elini öper miydi? Gaius'un annesinin ipek entarisi de onun annesininki gibi tatlı hışırdar mıydı? Hukuk Fakültesinde börek yüzünden başkaldıran Gaius muydu? Vanya gibi o da aşık olmuş muydu? Onun gibi duruşma yönetebilir miydi?
"Gaius gerçekten ölümlüdür, onun ölmemesi için bir neden yok; ama ben Vanya, İvan İlyiç, başka biriyim... Bütün duygularımla, düşüncelerimle herkesten ayrıyım. Benim ölmek zorunda olmam akıl almayacak bir şey. Çok korkunç bir şey olur bu.
(İvan İlyiç'in Ölümü. Yaz.: Lev N. Tolstoy. Çev.: Mehmet Özgül. Engin Yayıncılık 1990. s.344. (ISBN:975-379-133-x)
Günümüzde, "yaşamın süresi" konusu, bazılarını "yaşamın kalitesi" konusundan daha çok ilgilendirmektedir. Doktorlar arasında da, benzer bir yaklaşım nedeniyle, ölümün önlenmesinin tıbbın temel amacı olduğu yanılgısı yaygındır. Oysa ölüm, yaşam kadar doğaldır. Ölümü, en son fizyolojik olay olarak tanımlayanlar da vardır. Hiç kuşku yok ki, basit bir sıvı-elektrolit kaybı nedeniyle ölebilecek küçük bir çocuğun yaşatılması, doktorun öncelikli görevidir. Ancak, tedavi edilmesi mümkün olmayan hastalıklar için ne yapılacaktır? Kendisini ölümü önlemek gibi olanaksız bir işle görevli sayan bir doktor, kaybedilen hastalar karşısında ne hisseder? Yitirileceği baştan belli bir savaş! Boşa harcanan emekler! Bir başarısızlık! Belki bu yüzden, kimi doktorlar ölmekte olan hastalarından uzak durmaya çalışırlar; oysa, hastanın ilgiye gereksinmesi azalmış değildir. Doktor, bu ilgiyi göstermekle görevlidir. Kizeveter'in mantık kitabındaki şu akıl yürütme yolunu bilirdi: "Gaius bir insandır. İnsanlar ölümlü olduklarına göre, Gaius da ölümlüdür."
Ama Gaius için doğruydu bu, kendisine gelince durum değişiyordu. Gaius bir insandı, hem de sıradan bir insan; sıradan biri için sonucun böyle olması doğaldı. Kendisi ise ne bir Gaius idi, ne de sıradan bir insan; öteki insanlardan ayrı, bambaşka biriydi. Annesiyle, babasıyla, oyuncak hayvanları Mitya ve Volodya'sıyla, öbür oyuncaklarıyla, arabacısıyla, dadısıyla, mürebbiye Katenka'sıyla; çocukluğunun, erginliğinin, gençliğinin sevinçleri, anıları, heyecanlarıyla Vanya idi o.
Gaius, Vanya'nın o kadar çok sevdiği çizgili meşin topunun kokusunu bilir miydi? Gaius onun gibi annesinin elini öper miydi? Gaius'un annesinin ipek entarisi de onun annesininki gibi tatlı hışırdar mıydı? Hukuk Fakültesinde börek yüzünden başkaldıran Gaius muydu? Vanya gibi o da aşık olmuş muydu? Onun gibi duruşma yönetebilir miydi?
"Gaius gerçekten ölümlüdür, onun ölmemesi için bir neden yok; ama ben Vanya, İvan İlyiç, başka biriyim... Bütün duygularımla, düşüncelerimle herkesten ayrıyım. Benim ölmek zorunda olmam akıl almayacak bir şey. Çok korkunç bir şey olur bu.
(İvan İlyiç'in Ölümü. Yaz.: Lev N. Tolstoy. Çev.: Mehmet Özgül. Engin Yayıncılık 1990. s.344. (ISBN:975-379-133-x)
"Ölümün tıpsallaştırılması" terimi, 1950'lere kadar olan dönemde, yakınların önünde, "anne", "baba", "dede", "nine" olarak yaşanan, herkesin geçmişini ve geleceğini değerlendirme fırsatı bulduğu toplumsal bir olay olan ölümün günümüzdeki değişimini anlatır. Günümüzde; ölümler, bir hastane odasında, çevresinde borular, kablolar, makineler olan bir "organizmanın" çalışmaz hale gelmesi biçiminde gerçekleşmektedir. İnsanın, kişiliği, anıları, ilişkileri olan bir "birey" olarak ölebilmesi artık zordur.
Öte yandan, tıbbın kendini görevli saydığı bu konuda ne denli başarılı olduğu da sorgulanabilir: Kaliforniya' da 1976'da doktorların yaptığı 5 hafta süreli grev sırasında, Los Angeles kentinde haftalık ölüm oranı 100 binde 19.8'den 16.2'ye düşmüş; grevin bitmesinden sonraki hafta bu oran 20.4'e çıkmıştır.
Tıbbi etik, doktor ve hastaların haklarını, görevlerini ve birbirleriyle ilişkilerini inceler. Başka bir deyişle, doktorun mesleğini nasıl icra edeceği konusu tıbbi etiğin alanına girer. Doktor-hasta ilişkisini herhangi iki insanın ilişkisinden farklı kılan özelliklerin fazlalığı, doktorların bu konuda iyi bilgilenmiş olmalarını gerektirmektedir. Günümüzün geçerli etik yaklaşımları, hastayı doktorun buyurduklarını yapan pasif bir konumda değil, kendisine yapılacak olanları anlayan, yeri geldiğinde belirleyen ve onaylayan aktif bir konumda tutmaktadır.
İnsanların ölüme yaklaşımlarını belirlemede dinsel kavramların da önemli yeri vardır. Ölümden sonra neler olacağını dinsel bağlam dışında düşünmek zordur. Özellikle ölmekte olan hastaların gereksinimlerini karşılamayı amaçlarken özen gösterilmelidir. Bu dönem, inançların sorgulanması/sınanması için uygun sayılmaz. Doktor ve hastanın böyle bir dönemde herhangi iki insan gibi tartışmaları, birbirlerinin düşüncelerini eleştirmeleri iyi bir profesyonel ilişki olarak kabul edilemez. Doktor, ettiği yeminin de gereği olarak, -kendi inancına ne kadar ters olursa olsun- her türlü inanca saygı göstermek durumundadır.
Hastanelerde, ölümü yaklaşan hastaların çevresinde -terim uygunsuz kaçsa da- bir "bilgi oyunu" oynanır. Ölmekte olan ve çevresindekiler, kalan yaşam süresi konusunda bir diğerinin ne bildiğini tahmin etmeye çalışırlar. Ölmekte olanın ailesi de hastayı incitme korkusuyla suskun kalır veya ne söyleyeceklerini bilemediklerinden ondan kaçar. Doktorlar terminal dönemdeki hastanın, kendi durumunun ne kadar ağır olduğunu öğrendiğinde umutsuzluğa kapılacağı ve bunun ölümü hızlandıracağı inancıyla oyuna katılırlar. Ölecek olan bile, yakınlarının ve hastane çalışanlarının gayretlerini fark ettiğini göstermek ve bunların etkili olduğunu onlara kanıtlamak için oyuna katılır.
Doktorun ölmekte olanlara yönelik görevi, onların biyolojik birer nesne olarak değil, düşünen, anlayan, sosyal konumu ve anıları olan "bireyler" olarak ölebilmelerini sağlamaktır. Bu, insanı yaşatmaya çalışmaktan daha az kutsal değildir.

