- Katılım
- 7 Ağu 2012
- Konular
- 7,451
- Mesajlar
- 16,354
- Çözüm
- 5
- Reaksiyon Skoru
- 627
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 13 Yıl 10 Ay 4 Gün
- Başarım Puanı
- 385
- MmoLira
- -82
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Bilgiler
- İlçe nüfusu: 3.711
- Şehir nüfusu: 1.736
- Köy ve belde nüfusu: 1.975′
Genel bilgiler
- Ülke: Türkiye
- Coğrafi Bölge: Karadeniz
- İl: Trabzon
- Alan kodu: 0462
- Plaka: 61
Dernekpazarı (Kondu Altı). Karadeniz Bölgesi'nde, Trabzon İline bağlı bir ilçe olan Dernekpazarı, doğuda Hayrat, güneyde Çaykara, batıda Köprübaşı, kuzeyde de Of ilçeleri ile çevrilidir.
Dernekpazarı, 1925 yılında Of ilçesine bağlı bucak merkezi iken 1948'de Çaykara İlçe olunca, Of'tan ayrılıp köy konumuna dönüştürülmüştür. Ancak, 1949 yılında yeniden bucak, yakın tarihlerde de ilçe olmuştur.
Dernekpazarı İlçesinin tarihi,içindi yer aldığı Doğu Karadeniz Bölgesinin tarihi ile eski çağlardan günümüze kadar paralellik göstermektedir. Bu yüzden doğal olarak ilçenin geçmişini öteki ümüze kadar paralellik göstermektedir. Bu yüzden doğal olarak ilçenin geçmişini öteki birimlerden bağımsız olarak değerlendirmek mümkün olmamaktadır.Çünkü,diğer yerleşim birimleriyle birlikte aynı kaderi paylaşmış,aynı tarihi seyirleri izleyerek günümüze ulaşabilmiştir.
Doğu Karadeniz Bölgesi Tarihi veya bölgenin en önemli şehri olan Trabzonun Tarihi ele alındığında,özellikle batılı tarihçilerin büyük çoğunluğu genel olarak bazı yerleşmecilerin (kolonistlerin) bölgeye gelmelerini başlangıç safhası olarak değerlendirmektedirler. Halbuki bölgede bu Kolonistler gelmeden önce bir takım kabileler yerleşik durumda idi. Charles Texier, Fallmaerayer, Pullant, Horedot, Ş.Günaltay, vs. gibi tarihçilere göre, bu yerel kabileler Orta Asya kökenli Turani kavimlerin uzantılarıydı.
MÖ 800-300 yılları arasında Karadenizin kuzeyinde etkinlik sahasını genişleten Kimmerler ve ardından onları bölgeden söküp atan İskitler (Sakalar) Kafkasya üzerinden Anadolu ve Mezopotamyaya düzenledikleri askeri harekatlar sonucunda Doğu Karadeniz Bölgesinin dağlık ve denize bakan kesimlerine peyderpey yerleşmişlerdir. Yerleşenler çeşitli kabile isimleri altında birbirlerinden bağımsız biçimde küçük siyasi birimler kurarak etkinliklerini sürdürmüşlerdir. Oldukça hareketli, savaşçı ve madencilik alanında hayli ilerlemiş olan bu küçük topluluklar, ilerleyen dönemlerde bile bölgeye hakim olmak isteyen büyük güçlere karşı (Pres, Roma,vs.) coğrafi özelliklerin de yardımıyla direnebilmişlerdir.
Daha sonra Kara Deniz Bölgesine küçük gruplan halinde gelen Yunanlı kolonistlerden önce bölgede yerleşmiş olan ve koloni çağında bile etkinlikleri devam eden bu kavimlerin isimlerine ve yerleşim sahalarına ilişkin ilk bilgilere Ksenophon tarafından yazılan Anabasis (Onbinlerin Dönüşü) isimli eserde rastlamaktayız. Ona göre, Trabzonun merkez olduğu bölgede Driller, Khalybiler, Kolkhlar, Taokhlar, Makronlar (Çan-Tzan-Sanni), Mossynoikler, Tibarenler ve Heptakommenler yaşamaktaydı.
Yunanlı kolonistlerin Karadeniz kıyılarına yerleşmeleri ilk olarak MÖ 875te Sinopta gerçekleşti. Ardından yapılan ticaretin gelir getirmesi ve bölgenin potansiyelinin anlaşılması sonucunda bu kolonilerin sayısı artmış, Trabzona da MÖ 756 yılında gelerek kolonilerini kurmuşlardır. Roma İmparatoru Neron zamanında Trabzon Şehri ve çevresinin, Preslere karşı girişilen seferler için uygun bir ikmal merkezi olabileceği anlaşılınca, M.S. 64 yılında kesin olarak ele geçirilmiştir. Bu döneme kadar, bölge yaklaşık 3-4 asır bir Pres asilzadesi tarafından kurulan Pontos Devletinin yarı idaresi altında idi.Neticede,bölge Roma İmparatorluğunun sözde egemenliğine girse de,Romalılar yeril halka tam anlamıyla nüfuz edememiş ve denetim sağlayamamışlardı. Bölgenin coğrafi yapısının oldukça parçalanmış, yerlilerin savaşçı ve itaatsiz olması bu egemenliği kısıtlayan en önemli faktör olmuştur.
Roma İmparatorluğunun M.S. 395te Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrılmasından sonra bölge, Doğu Roma olarak nitelenen Bizans İmparatorluğunun payına düşer. Bu hakimiyet, 1204 yılında Latinlerin İstanbulu işgal etmelerine kadar sürer. Bu tarihten sonra 1461 yılına kadar, yine Bizans İmparatorluğunun uzantısı olan ve Bizans hanedanlarından Kommenosların kurmuş olduğu Trabzon Rum Devletinin egemenliğinde kalır. 4. yüzyıl başlarında Hıristiyanlığın Roma İmparatorluğunca resmen din olarak kabul edilmesinden sonra, bu din halk arasında hızla ve serbestçe yayılmaya başladı. Daha önce Doğu Karadenizde yaşayan sözünü ettiğimiz paganist inançlara mensup yerel kavimler de yavaş yavaş Hıristiyanlığa geçmeye başladılar. Bu durum, yerel halkın kendi dilleriyle karışık ve halk tarafından bilinen şekliyle Rumca konuşmalarına neden olmuştur.İzlenen bu Bizans siyaseti, yerel dillerin, inançların ve geleneklerin büyük bir çoğunluğunun belleklerden silinmelerine, kısaca yerli unsurların asimile olmalarına kadar varmıştır. Trabzon yöresi Bizans İmparatorluğu ve Trabzon Rum Devleti dönemindebile yoğun bir şekilde değişik boylara mensup Türkler tarafından iskana sahne olmuştur. Gerek tarihi kaynaklar, gerekse toponomi ve onomastik (yer ve şahıs isimleri) ilimleri bu iskan hareketlerinin nerelere ve ne zaman yapıldığını gün ışığına çıkarmaktadır.
Bizans İmparatorluğunun kurulduğu yıllarda M.S. 395) Anadoluya karşı yapılan ilk akın, Karadenizin kuzeyine yerleşmiş olan Hunlar tarafından gerçekleştirilmiştir.395-398 yıllarında Kafkasya geçitlerini aşarak Erzurum üzerinden Anadoluya giren Hunlar;Antakyayı ele geçirerek Suriye ve Filistine, arkasından geri dönerek Orta Anadoluya yönelmiş ve aynı rotayı izleyerek Kuzey-doğu Anadolu üzerinden bölgeyi terk etmişlerdir. Hunlardan sonra Sabar/Sibir/Sabirlerde (515-516) aynı doğrultuda hareket ederek Orta Anadoluya kadar ulaşmışlar,bir kısmı burada yerleşmiş, bir kısmı ise geri çekilerek Kuzey Kafkasyadaki merkez üslerine dönmüşlerdir. Bu ilk seferler bir tür bölgeyi keşif seferi olarak da nitelenebilir. İlerleyen devirlerde bir çok Türk boyu da bazen aynı yolları kullanarak, bazen de İran üzerinden Anadoluya ulaşarak ve bölgeyi yurt tutacaklardır. Özellikle Kafkasya üzerinden Anadoluya gelenler daha çok birer doğal geçit olan Kür ve Çoruh vadilerinden bu girişleri gerçekleştirmişlerdir. Bu akınlar sonunda bir kısım boylar maiyetleri ile birlikte Çoruh havzasının kuzey kısımlarında bulunan dağları aşarak Karadeniz kıyılarına hakim olan ve doğal sığınak konumunda bulunan vadilere yerleşmeye başlamışlardır. Meselâ, Çaykaranın güneyindeki Haldızen Geçidi, Solaklı Vadisine yerleşenler için önemli bir geçiş noktası olmuştur. Aynı biçimde Maçka ve Sürmenedeki yüksek yaylalar da aynı işlevi görmüşlerdir.
11. ve 14. yüzyıllarda Doğu Karadenize özellikle dağlık kesime damgasını vuranlar Kafkasya üzerinden Kuzey Anadoluya giren Kuman/Kıpçak Türkleridir. Karadenizin kuzeyindeki geniş steplerdeyaşayan Kumanların büyük bir kısmı batıya yönelerek Balkanlara göçerken, diğerleri bölgede kalmıştır. Gerek Rusların, diğer Türk boylarının baskıları ve gerekse kendi aralarındaki sorunlar nedeniyle bunların bir kısmı da kafileler halinde zaman zaman Kafkasları aşarak Gürcistana ve Kuzey-doğu Anadoluya gelerek bölgeyi yurt tutmuşlardır. İlk büyük kafile, 1118de Gürcü Kralı David tarafından davet edilmek suretiyle Gürcistana girdi. Yaklaşık 45.000 ailelik Kuman kitlesinin büyük bir kısmının Selçuklu sınırlarına yerleştirilmesi planlanmıştı. Kumanlardan teşkil etmiş olduğu birliklerle büyük başarı elde eden David, ülkesinin sınırlarını genişletmiş ve başkentlerini Tiflise nakletmişti. Aynı zamanda David Oltu, ve Çoruh vadisindeki Türkmenleri bölgeden uzaklaştırarak, Kumanları yerleştirmiştir. Böylece, Ardahan, Göle, Oltu, Çıldır, Tortum, Şavşat, Ardanuç, Yusufeli gibi yöreler Kumanlar tarafından iskan edilmiş oldu. Fatih Sultan Mehmet'in Trabzon ve yöresini 1461'de ele geçirmesiyle, Osmanlı Topraklarına katılmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde Maraş'tan gelenlerin Karamanoğullarının bir kısmı buraya yerleştiği söylenirse de bu iddia kesinlik kazanamamıştır. Bir söylentiye göre; Of İlçesi ve çevresindeki bataklık nedeniyle bölgelerde üreyen sivri sineklerin yaydığı sıtma hastalığından korunmak için; orada yaşayanlar, Dernekpazarı'na gelip yerleştirilmiştir. İlçenin 2000 Yılı Genel Nüfus Sayım sonuçlarına göre; toplam nüfusu 8.127'dir.
I. Dünya Savaşı sırasında Trabzon ile birlikte burası da Rus işgaline uğramış, burada yaşayanların bir kısmı batıya göç etmiş, yörenin kurtuluşundan sonra da geri dönmüşlerdir. Bu bakımdan her yıl 27 Şubat günü Mahalli Kurtuluş Günü olarak kutlanmaktadır.
YAŞANAN FELAKETLER
29 Temmuz 1929 yılında yağan şiddetli yağmurlar neticesinde Ulu cami Köyü'nde toprak kayması olmuştur. Bu heyelanla Solaklı Deresi'nin önü tıkanarak suni bir baraj haline gelmiştir. Daha sonra biriken suyun kuvveti önündeki toprak yığınının patlamasına neden olmuş, akan su merkezdeki bir çok dükkân içerisindeki mallarla birlikte tahrip olmuşlardır. O zamanki su yüksekliği 10-12 metreyi bulmuştu. Bu olay akıllarda öyle yer etmiştir ki artik tarih anılmaz olmuştur. Tarih yerine Sellerden şu kadar yıl önce-Sellerden şu kadar yıl sonra denir olmuştur.
19 Mayıs 1959 yılında benzer bir sel olmuş ancak hasar 1929 yılındaki kadar olmamıştır. 1958 yılında Merkezde çıkan bir yangında dört dükkân yanmıştır. 1965 yılında Yenicemi semtinde çıkan bir yangında 7 ev yanmıştır. Yörenin bilinen en büyük yangın afeti bu olmuştur. 1968 yılında çarsının en kalabalık olduğu bir Cumartesi günü çarsı merkezindeki petrol dükkânında çıkan yangın büyük bir panik oluşturmuştur. yangın petrol tanklarının patlama olasılığıyla çok ciddi bir tehlike arz etmekteydi. Ancak kısa zamanda söndürülerek tehlike önlendi.
DERNEKPAZARININ İLÇE OLMA SÜRECİ
10 Mayıs 1990 sarihli TBMM toplantısında alınan kararla Dernekpazarı ilçe oldu ve Kondu Mahallesi Dernekpazarı ilçesi'nin Merkez Mahallesidir kararı 20 Mayıs 1990 tarih ve 3644 şayili resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi.
1 Ağustos 1991 tarihinde göreve başlayan ilk kaymaca Efkan ALA ile birlikte diğer daireler de yavaş yavaş oluşmaya başladı. Belediye eski binasını yıktırarak yerine 5 katli büyük bir bina inşa ettirdi. Bu binanın zemin ve birinci katini resmi dairelere Verdi. Adli ve askeri şubeler dışında diğer daireler oraya yerleşti.
DERNEKPAZARI YÖRESEL YEMEKLERİ
MISIR ÇORBASI
Önce mısır yarması (Dinkde ya da Şoromilde ezilerek- parçalanarak elde edilir) bir süre kaynatılır sonra bakla eklenir ve iyice pişirilir. Bir küçük tavada içyağı iyice kavrulur son aşamada ince kıyılmış kuru zagoda eklenir çorbaya dökülür ve servise hazır olması için bir iki dakika pişirilir.
LAHANA ÇORBASI
Küçük parçalar halinde doğranan kara lahana yaprakları suda haşlanıp suyu süzülür üstüne suyla birlikte bakla konularak iyice pişirilir içindeki malzemeler piştikten sonra tavada kavrulan iç yağı üzerine dökülür bir iki kaynamadan sonra tuzu kontrol edilerek servise hazırlanır.
ĞULİYA
Mısır yarması ve renkli kuru fasulye suda bir süre pişirilir ayrı tencerede irice kırılan kara lahanalar haşlanarak suları süzülür. İki karışım birleştirilerek pişirilir. Ayrı tavada içyağı kavurması üzerine dökülür az kaynatıldıktan sonra suyu kontrol edilerek servise hazırlanır.
LAHANA SARMASI
Kara lahanalar suda haşlanarak suyu süzdürülür ince doğranmış soğan, bulgur, biber ve kıymanın(kıymanın döğme olması tercih edilir) karışımı yaprağın içine konur iyice sarıldıktan sonra iki ucu parmakla içe sokulur tencereye dizilen sarmaları geçmeyecek şekilde pişirilir.
KUYMAK
Peynir Kuymağı
Önce tereyağ eritilir ve üstüne mısır unu eklenerek kavrulur. Üzerine su ve yöresel tuzlu peynir (Dinsiz peynir) eklenir pişene kadar gudal ile karıştırılarak pişirilir.
Kavroto Kuymağı
Mısır unu tereyağında kızarana kadar kavrulur kavurma işi bittikten sonra tuz ve su ilave edilerek pişirilir (Yeni doğum yapmış kadınlara besleyici olarak yedirilir)
Kaymak Kuymağı
Kaymak mısır unu ile kavrulur üzerine tuz ve sulandırılmış yoğurt veya ayran ilave edilir ağır ağır pişirilirken bir süre kaşıkla karıştırılır. Yağın kuymağın üstüne çıkıncaya kadar pişirilir.
Süt Kuymağı
Süt ile buğday unu karıştırılarak pişirilir isteğe bağlı olarak başka bir tavada eritilen tereyağı kuymağın üzerine dökülür yine isteğe bağlı olarak karışıma kurutulmamış zagoda da karıştırılabilir.
Çalkama
Tereyağı ve buğday unu pembeleşene kadar karıştırılarak kavrulur az miktarda su ve yeterince şeker ilave edilerek pişirilir (Bebekler ve yaşlıların beslenmesi için yapılan bir yemektir).
HAŞİL
Kavut Haşili
Kavut ununa (Kavrulmuş arpa unu) kaynamış su dökülerek iyice karıştırılır elde edilen hamurun ortasına bir çukur oluşturulur.Hazırlanan (yağ,su ve şeker) bu çukura dökülür kaşıkla hamurdan alınan parça şerbete batırılarak yenir.
Süt Haşili
Kaynar suya mısır unu ilave edilerek karıştırılarak pişirilir. Elde edilen katı kıvamlı karışımın üzerine süt ya da yoğurt dökülerek servise hazırlanır.
MUHLAMA
Tereyağı eritilerek içine yöresel peynir (Dinsiz peynir) katılır eğer peynirde kurç varsa kurçlar ezilir. Kurçlar ezildikten sonra pişirilir isteğe bağlı olarak kurçların ezilmesinden sonra su konularak kaynatılır.
GAYĞANA
Eritilen tere yağının içine yumurta kırılarak pişirilir isteğe bağlı olarak karışıma kurçlu yöresel peynir (Dinsiz peynir) ilave edilir.
EKMEK ÇUMURU
Sıcak mısır ekmeğinin içi alınır içene eritilmemiş tereyağı ve yöresel peynir eklenerek karıştırılır ve servise hazır hale getirilir.
TURŞU KAVURMASI
Eritilen tereyağına eklenen zagoda hafifçe kızartılır daha sonra üzerine taze fasulye turşusu veya salut turşusu ilave edilir iyice kavrularak servise hazırlanır.
PATATES ÇORBASI
Tencerenin içine su,acı biber,soyulmuş parça patates ve bulgur karışımı pişirilir. Pişmiş yemeğin üzerine ayrı tavada iç yağı kavrularak son aşamada içine zagoda konularak az kızartılarak çorbaya dökülür bir iki dakika pişirildikten sonra servise hazır hale getirilir.
PİLAVLAR
Zagodalı pilav
Bulgurdan yapılan pilavın üzerine eritilen tereyağı ve zagoda karışımı dökülerek karıştırılır.
Kurufasülyeli Pilav
İnce fasulyeler suda pişirilir. Pirinç-Bulgur pilavı hazırlanırken pişirilmiş fasulyeler ilave edilir. Pilav suyu çekene kadar ağır ağır pişirilir.
BULAMA
Doğum yapan ineğin birinci sağımından sonra ilk üç gün boyunca sağılan süt belli bir kıvama gelene kadar karıştırılarak pişirilir.
NOROÇUMUR
Tereyağı eritilerek su ve yöresel peynir eklenir (Dinsiz peynir) karışımın içine mısır ekmeği doğranır (Etmeğin kabuk kısmı tercih edilir) karışım yavaş yavaş pişirilir.
EKMEK
Mısır Ekmeği
Mısır unu ılık su ile karıştırılır ve tuz eklenir.Pelte kıvamında iyice yoğrularak hamur oluşturulur. Ekmek hamuru pişirilmek için tepsiye konularak guzine sobasında pişirilir ve hazırlanan hamur ocak da odunlar üzerinde kızdırılan taş plakinin içine konularak üzeri sacla örtülür. Ateşteki korlar (Köz) yığılır. Korların kolay sönmemesi için üzerine kül serpilir. 6-8 saat sonra ekmek pişmiş olur.
Kızdırma
Kızdırılmış plekiye ekmek hamuru konduktan sonra korlanmış ateşin karşısına 70-80 derece diklenerek konulur. Zaman zaman döndürülerek pişirilir.
Zagodalı Ekmek
Mısır ununa bol miktarda zagoda kaymak, süt ve tuz dökülerek elde edilen ekmek hamuru plekide,ocak taşında veya fırında pişirilir.
Kabak Ekmeği
Soyulan beyaz kabak ince dilimlere ayrılır tereyağı, iç yağı, mısır unu ve tuz karıştırılarak ekmek hamuru oluşturulur.Ekmek pişirme yöntemleri ile pişirilir.
Hamsi Ekmeği
Mısır ekmek hamuruna temizlenmiş hamsiler dökülerek harmanlanır ve ekmek pişirme yöntemleri ile pişirilir.
KESME MAKARNA
Buğday unu tuz ve su karıştırılarak elde edilen orta kıvamdaki hamur bir süre dinlendirilir. Yumurta büyüklüğündeki hamurlar yufka haline getiriler yufkaların soba veya sac üzerinde yüzeylere pişirilir. Pişirilen yufkalar dürüm şeklinde katlanarak ince ince kıyılır. Kıyılan yufkalar bozulmadan saklanır. Yenmek istendiği zaman yenecek kadar makarna süzgeç üzerine konup su serpilir ve makarna sahanına alınır. Üzerine yöre peyniri ya da toz şeker serpiştirilir. Eritilerek hazırlanan tereyağı her noktasına gelecek şekilde dökülür.
ÇIRIHTA
Buğday unundan hamuru akacak şekilde karışım oluşturulur. Geniş tabanlı tavaya zeytinyağı iyice kızartılır. İçine avuç içi kadar genişliğinde hamurlar konur. Konulan hamur kümelerinin iki yüzü çevrilerek kızartılır. Genellikle kahvaltılarda yenir.
PATİÇ YEMEĞİ
Taze fasulye iki üç kere kırılarak suda pişirilir ve suyu süzdürülür. Soyulmuş sarımsak dibekte iyice ezilir tereyağı ile pişmekte olan fasulyenin üzerine dökülür. Kudalla iyice karıştırılarak pişmesi sağlanır.
GEZGİN GÖZÜYLE DERNEK PAZARI
Köprüler: Yöremizde, özellikle köy kesimlerinde belli bir mimari özelliği ve estetik bütünlüğü artık bozulmaya yüz tutmuştur.
MÖ 2000 yıllarına değin ulaşan yöre tarihimizde Eski Yunan, Roma Bizans, Pontus, Osmanlı Mimarileri belli bir sırayı izleyerek birbirlerinden etkilenmişlerdir. Bunlara bağlı doğa şartlarıda eklenince yöremize özgü bir mimari tarz ortaya çıkmıştır. Engebeli doğal yapı yerleşme şekli, iklim, bitki örtüsü ve yapı malzemeleri yöre mimari tarzını etkileyen etkenlerdir.
Ancak geleneksel mimari örneklerin çoğu artık günümüzde yıkılmaya yüz tutmuştur. Modern mimarinin araç ve gereçleri ile birlikte kendine has görüntüsü de yöresel mimariyi tarihin sayfalarına itmişti. Bu yozlaşmadan nasibini alanlardan biri de Ahşap Köprülerdir.
