Sitemize reklam vermek için [email protected] adresine mail atabilirsiniz
For Advertising Contact [email protected]


Efsane: Ejderhalar mirası / Dwar Uborgların Tarihi (Adill55)

adill55

Level 11
Fahri Üye
TM Üye
Ticaret - 0%
0   0   0
Katılım
6 Ara 2009
Mesajlar
6,622
Beğeniler
113
Yaş
33
MmoLira
0
DevLira
0
#1
Uborg çok karışık bir olgudur ve bir araştırmacı için cazibeli bir egzersizdir. Ben ,büyük bir çabayla kendi araştırmalarımda bu canavarla ilgili bütün bilgileri topladım ve kaydettim. Uborg'un Feo dünyasına gelmesi ile ilgili anlatılan birçok hikayeden sadece bir tanesi bana gerçekci geliyor. Burada bu hikayeyi en küçük detayına kadar anlatmak istiyorum.

Feo dünyası tarihçilerinin de bildiği gibi , güçlü büyücü ustası olan toprak büyücüsü Goroschan/ın uzun zamanlar sakladığı hazine hakkında anlatılanlar, yüzyıllar öncesindeki genç maceracıları heyecana düşürdü. Ölümünden çok kısa bir zaman önce bütün büyü güçlerinin bilinmeyen derinliklere battığı ve Toprak Ana'nın, büyücüye hazineyi , sanki daha önceden böyle bir hazine yokmuş gibi üstünü örtüp korumaya almayı teklif ettiği söylenir. Birçok kişi bu hazineyi bulmak için uğraştı, ve hepsi bu hazinenin sahibi olmayı düşledi ama şimdiye kadar kimse bunu başaramadı. Belki bu sadece ondan miras kalan bir hikaye ya da sadece bir söylenti. Ama Feo dünyası yaşayanları bunun gerçek olduğuna inanmak istiyor ve bu tehlikeli arayışa kaldıkları yerden tekrar devam ediyorlardı. Hazineyi arayanların içinden sadece kötülük yapanlardan dört kişi diğerlerinden daha fazla yol katetmeyi başardılar. Bunlar dört tane genç ama yetenekli büyücüydüler ve antik hazineyi bulmak için uzun yıllar dünyayı dolaştılar. Ama bütün çabaları başarısızlıkla sonuçlandı.

Ve sonunda sanşlarını zorlayarak,Toprağı aradıkları hazineyi kendilerine vermesi için zorlamaya karar verdiler. Büyücüler Toprak Ananın kutsal tapınağına vardıktan sonra kötü büyülerini yapmaya başladılar. Gerçekten çok korkunç şeylere sahiptiler çünkü Kara Büyü nün yokedici bir gücü vardı. Kötülük Yapanlar korkunç bir orduyu yönetiyorlardı, bu ordu canlı canlı hayvanları yakıyor ve kasabanın cevresindeki hiçbir suçu olmayan halkı öldürüyorlardı. Yeraltında gömülmüş olanları rahatsız ettiler, binlerce yıl öncesinden ölmüş yaratıkların sayısız kemikleri vatanları yok edilirken çıldırmış bir şekilde oradan buraya savruldular.

Önceden ışık saçan ve çok güzel olan Toprak Ananın bu kutsal tapınağının yerini yanmış ve parçalanmış ceset yığınlarının kapladığı küllerle ve kanlarla dolu bir savaş alanı almıştı. Yer kapkara oldu ve çatlaklar oluştu ama büyücüler kötülüklerini ve kara güçlerini uygulamaya devam ettiler. '' Bize istediğimizi ver'' diye Toprağa seslendiler. Ve günlerden bir gün bu işkenceye daha fazla dayanamayan Toprak Ana onlara istediklerini vermeyi kabullendi ama kendi istediği şekilde. Yeryüzü yarıldı ve açgözlü kötülük yapanlar kendi kabuslarıyla karşı karşıya geldiler. Yüzyıllar öncesinden gün ışığına çıkan bu canavar içinde ,toprağın acısını ve kötülük yapanların sebep olduğu acıları, ölümleri, korkunçlukları, barındırıyordu. Bu kocaman yüzlerce gözlü ve binlerce dişli vahşi yaratık, büyücüleri kemikleri toz olana kadar parçaladı ve vücutlarında tek bir damla kan kalmayana kadar sıktı. Bu tuhaf günden sonra yeryüzünde yaşayanlardan kimse kendini güvende hissedemedi. Kimse korkmadan toprağa basamıyordu, toprak ayaklarının altından kayıp gidecek ve bu hiç doymayan yaratık tekrar yeryüzüne çıkıp onları yokedecek diye korkuyorlardı. Kötülük yapanların bu çılgınca girişimi yeryüzünün derinliklerine hapsedilmiş bu en korkunç ,en kara ve hep kötü olarak kalacak korkunç yaratığı tekrar yeryüzüne çıkarmışlardı. Uborg'un kana susamışlığı hiçbir zaman durdurulamayacak ve bu sadece onu öldürerek başarılabilir.

Çalışmalarımda Uborg 'u görenlerden aldığım bilgilerde yer almaktadır. Bu bilgileri toplamak hiç de kolay olmadı, bu vahşi yaratıkla karşılaşıp da hayatta kalanların çoğu ya akıllarını kaybettiler ya da korkudan dilleri tutuldu. Sadece bu yaratığı görüpte aklını kaçırmayan birkaç tane Feo dünyası yasayanı vardı onlarında saçları birkaç saniye içerisinde bembeyaz olmuştu ve elleri hiç durmadan titriyordu.

Bana anlatılanlara göre Uborg kocaman bir solucanı andırıyordu. Söylentilere göre kuyruğu ile yeryüzünün tam orta noktasına bağlıydı, tabiki bu sadece bir efsane. Bunun yanında vücudunun ne kadar uzun olduğunu tahmin etmek biraz karmaşık bir işti ,çünkü normalde avlanmaya giderken sadece kafasını yeryüzüne çıkartıp avlanıyordu. Uborg'un kocaman bir kafası vardı ve ağzı birsürü bıçak kadar keskin ve uzun dişlerle doluydu. En cesur savaşçıların bile aklını kaçırtacak ve hayvanları delirtecek kadar çok sayıda gözleri vardı. Kafasının biraz altında bulunan iki antenine dokunulduğunda deride siyah yanıklar bırakıyordu. Uborg'un gövdesi çok güçlü bir panzer ile kaplıydı ve en güçlü ve keskin bıçakların ucuyla bile uzun uğraşlardan sonra zor delinebiliyordu.

Uborg dünyanın acılarından doğan herşeye karşı hassas bir tepki verir. Ne zaman yeryüzünde bir savaş başlar ve kan dökülmeye başlanır tamda o anda Uborg yerin altından çıkagelirdi. Birkaç bilgin Uborg'un yerin üstündekileri titreyişlere hassasiyet gösterip yeryüzüne cıktğı görüşüne inanıyorlar. Ne yazık ki ben burada onlara katılmadığımı belirtmek istiyorum bence : Savaşçılar, seyahat eden tüccarlar kadar yeryüzünde titreşimlere neden olmuyorlardı. Ve kara toprakların çocuğu Uborg , nerede ölenlerin ve yaralananların çığlıkları duyuluyorsa orada meydana çıkıyordu. Ne yazık ki cevabı sır olarak kalan tek soru var ,Uborg nasıl altedilir? Sayısız kahramanlar bu kocaman solucanının vücüdunun yaralanabilir, zayıf noktasını bulabilmek için canlarını feda ettiler. Eğer bir şey buldularsa bile, bildikleri ile birlikte birdaha dönmemek üzere toprağın derinliklerine, yani Uborg'un kurbanlarını götürdüğü yere gittiler...
 
Üst