Türkiye'de ilk Mobil & PC Aynı Anda Metin2 Oyna. Triarchonline kalıcı ve uzun ömürlü yapısı ile 24 Temmuz'da açılıyor. | 1-99 Mobil Metin2 Triarch HEMEN TIKLA!
5-16 Ekim 1925 tarihleri arasında İsviçrenin Locarno kentinde müzakere edilen ve 1 Aralık 1925te Londrada imzalanan antlaşma.
Birinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa ülkeleri arasındaki ilişkileri normalleştirmeyi hedefleyen çabaların bir zinciri olan Locarno Antlaşması Batı Avrupadaki sınırların değişmezliğini teyid ederken, Doğu Avrupadaki sınırların revizyona tâbi tutulmasına imkân tanıdı [1].
Sebepler
Fransa, Almanyanın Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalamak zorunda kaldığı Versailles Anlaşması ile 1871de kaybettiği Alsace-Lorraine bölgesini geri almıştı. Ancak, savaşın sonunda Almanyanın zamanlıca ateşkes teklif etmiş olması neticesinde, Alman ordusu örselenmeden kalmıştı.
Versailles Antlaşmasının kısıtlayıcı hükümleriyle tatmin olmayarak savaş sonrasında Almanya çevresinde bir ittifak zinciri kurmak isteyen Fransa, aynı zamanda Almanya'nın sınırlarının değişmeyeceği hakkında güvenceler istemekteydi.
Bu tarihlerde Almanya da, kötü giden ekonomisini tamirat ve tazminat sorununda Fransa ile iyi ilişkiler kurarak ferahlatmayı hedefliyordu. Bu nedenle Alman Hükümeti, Şubat 1925'te, Fransa'ya bir nota göndererek, bir karşılıklı güvenlik paktı kurulmasını önerdi. Böylece, Fransa ile Almanya arasındaki ilişkilerde, bir yumuşama başladı.
Anlaşma
Bunun üzerine Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, Belçika, Polonya ve Çekoslovakya arasında, 5 Ekim 1925'te, Locarno'da bir konferans toplandı. Müzakereler sonunda, 16 Ekim 1925'te, Locarno Antlaşması imza için hazırlanmıştır ve 1 Aralık 1925'te Londra'da imzalanmıştır. Antlaşmaya göre, Almanya, Fransa ve Belçika sınırlarının kesin ve sürekli olduğunu kabul etmiştir. Bu konuda bir anlaşmazlık çıkması halinde kuvvete başvurulmaması ve sorunun Milletler Cemiyeti'ne götürmesi hususunda da mutabık kalınmıştır. Bundan dolayı, Antlaşmanın Almanyanın Milletler Cemiyeti'ne üye olduğunda yürürlüğe girmesi kabul edilmiştir.
Sonuçlar
Almanya, Locarno Antlaşması ile yeniden dışlanmış olduğu uluslararası sisteme dahil edilmiştir. Antlaşmalardan hemen sonra da, bu ülke 1926'da, Milletler Cemiyeti'ne üye olmuştur. Öte yandan, Almanya bu antlaşma ile batı sınırlarının değişmezliğini kabul etmiş, ancak aynı güvenceyi doğu sınırları için vermemiştir. Bu durumda Fransa kendi sınırlarını garanti almaya çalışırken, Polonya ve Çekoslovakyaya kefil olmak zorunda kalmış ve bu ülkelere güvenilirlikleri şüpheli ilave taahhütler vermek zorunda kalmıştır. [2]
Antlaşma kırılgan diplomasinin örneklerinden biri olmaktan kurtulamadı. Antlaşmadan büyük düşkırıklığına uğrayan Polonyanın o dönemdeki Dışişleri Bakanı Józef Beck varılan mutabakatı "Almanyaya Batıdaki barışın korunmasını teminen Doğuya saldırması resmi olarak rica edilmiştir" şeklinde yorumladı [3].
1922 yılında Almanya ile imzaladığı Rapallo Antlaşmasına rağmen bu ülkenin yeniden Batı Avrupa eksenine girmesi, Sovyetler Birliğinin de dışlanmışlık hissini pekiştirdi.
Buna rağmen, anlaşma Batı Avrupada bir diplomasi zaferi olarak kutlandı. Anlaşmanın müzakerecilerinden İngiliz Dışişleri Bakanı Sir Austen Chamberlain 1925te, Fransız Dışişleri Bakanı Aristide Briand ve Alman Dışişleri Bakanı Gustav Stresemann 1926da Nobel Barış Ödülüne layık görüldüler.
Anlaşmanın anlamını yitirmesi
Barış ödüllerine rağmen barışın kendisi sağlanamadı. Weimar Cumhuriyetinin çöküşü ve Nazilerin iktidara gelişinden sonra Batılı devletlerin uyguladıkları Yatıştırma politikasının ilk kurbanı 1938de Çekoslovakya oldu ve İkinci Dünya Savaşı da 1939da Almanyanın Polonyaya taarruzu ile başladı. Bu iki devletten sonra da sıra Almanyanın batı sınırına geldi ve Belçika ile Fransa 1940ta Alman işgaline girdi.
Birinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa ülkeleri arasındaki ilişkileri normalleştirmeyi hedefleyen çabaların bir zinciri olan Locarno Antlaşması Batı Avrupadaki sınırların değişmezliğini teyid ederken, Doğu Avrupadaki sınırların revizyona tâbi tutulmasına imkân tanıdı [1].
Sebepler
Fransa, Almanyanın Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalamak zorunda kaldığı Versailles Anlaşması ile 1871de kaybettiği Alsace-Lorraine bölgesini geri almıştı. Ancak, savaşın sonunda Almanyanın zamanlıca ateşkes teklif etmiş olması neticesinde, Alman ordusu örselenmeden kalmıştı.
Versailles Antlaşmasının kısıtlayıcı hükümleriyle tatmin olmayarak savaş sonrasında Almanya çevresinde bir ittifak zinciri kurmak isteyen Fransa, aynı zamanda Almanya'nın sınırlarının değişmeyeceği hakkında güvenceler istemekteydi.
Bu tarihlerde Almanya da, kötü giden ekonomisini tamirat ve tazminat sorununda Fransa ile iyi ilişkiler kurarak ferahlatmayı hedefliyordu. Bu nedenle Alman Hükümeti, Şubat 1925'te, Fransa'ya bir nota göndererek, bir karşılıklı güvenlik paktı kurulmasını önerdi. Böylece, Fransa ile Almanya arasındaki ilişkilerde, bir yumuşama başladı.
Anlaşma
Bunun üzerine Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, Belçika, Polonya ve Çekoslovakya arasında, 5 Ekim 1925'te, Locarno'da bir konferans toplandı. Müzakereler sonunda, 16 Ekim 1925'te, Locarno Antlaşması imza için hazırlanmıştır ve 1 Aralık 1925'te Londra'da imzalanmıştır. Antlaşmaya göre, Almanya, Fransa ve Belçika sınırlarının kesin ve sürekli olduğunu kabul etmiştir. Bu konuda bir anlaşmazlık çıkması halinde kuvvete başvurulmaması ve sorunun Milletler Cemiyeti'ne götürmesi hususunda da mutabık kalınmıştır. Bundan dolayı, Antlaşmanın Almanyanın Milletler Cemiyeti'ne üye olduğunda yürürlüğe girmesi kabul edilmiştir.
Sonuçlar
Almanya, Locarno Antlaşması ile yeniden dışlanmış olduğu uluslararası sisteme dahil edilmiştir. Antlaşmalardan hemen sonra da, bu ülke 1926'da, Milletler Cemiyeti'ne üye olmuştur. Öte yandan, Almanya bu antlaşma ile batı sınırlarının değişmezliğini kabul etmiş, ancak aynı güvenceyi doğu sınırları için vermemiştir. Bu durumda Fransa kendi sınırlarını garanti almaya çalışırken, Polonya ve Çekoslovakyaya kefil olmak zorunda kalmış ve bu ülkelere güvenilirlikleri şüpheli ilave taahhütler vermek zorunda kalmıştır. [2]
Antlaşma kırılgan diplomasinin örneklerinden biri olmaktan kurtulamadı. Antlaşmadan büyük düşkırıklığına uğrayan Polonyanın o dönemdeki Dışişleri Bakanı Józef Beck varılan mutabakatı "Almanyaya Batıdaki barışın korunmasını teminen Doğuya saldırması resmi olarak rica edilmiştir" şeklinde yorumladı [3].
1922 yılında Almanya ile imzaladığı Rapallo Antlaşmasına rağmen bu ülkenin yeniden Batı Avrupa eksenine girmesi, Sovyetler Birliğinin de dışlanmışlık hissini pekiştirdi.
Buna rağmen, anlaşma Batı Avrupada bir diplomasi zaferi olarak kutlandı. Anlaşmanın müzakerecilerinden İngiliz Dışişleri Bakanı Sir Austen Chamberlain 1925te, Fransız Dışişleri Bakanı Aristide Briand ve Alman Dışişleri Bakanı Gustav Stresemann 1926da Nobel Barış Ödülüne layık görüldüler.
Anlaşmanın anlamını yitirmesi
Barış ödüllerine rağmen barışın kendisi sağlanamadı. Weimar Cumhuriyetinin çöküşü ve Nazilerin iktidara gelişinden sonra Batılı devletlerin uyguladıkları Yatıştırma politikasının ilk kurbanı 1938de Çekoslovakya oldu ve İkinci Dünya Savaşı da 1939da Almanyanın Polonyaya taarruzu ile başladı. Bu iki devletten sonra da sıra Almanyanın batı sınırına geldi ve Belçika ile Fransa 1940ta Alman işgaline girdi.
