- Katılım
- 17 Eyl 2008
- Konular
- 31,097
- Mesajlar
- 0
- Online süresi
- 310s
- Reaksiyon Skoru
- 208
- Altın Konu
- 0
- Başarım Puanı
- 719
- TM Yaşı
- 17 Yıl 7 Ay 8 Gün
- MmoLira
- 40
- DevLira
- 0
Metin2 EP, Valorant VP dahil tüm oyun ürünlerini en uygun fiyatlarla bulabilir, Item ve Karakterlerinizi hızlıca satabilirsiniz. HEMEN TIKLA!
Babür Şah
Osmanlı İmparatorluğu'nun, Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarında, yüz ölçümü 8 milyon kilometrekarelik bir araziye sahip olduğu XVI. yüzyıl, Türk tarihinin altın devirlerinden biridir. Çünkü bu dönemde, 5 milyon kilometre yüz ölçümü olan Hindistanâda da bir Türk İmparatorluğu kurulmuş bulunuyordu. Hindistan; zenginliği, enginliği esrarla dolu bir dünya olarak, insanlık aleminin hayalinde her devirde yaşamış bir kıtadır. Asırlar boyunca Hindistanâa bir sel gibi akınlar olmuş, birçok kavimler Hindistanâın her bucağında medeniyetler kurmuşlardır. Arîler, Persler, Büyük İskender ve nihayet Türkler, Hindistan topraklarına girerek birçok devletler meydana getirmişlerdi. Bu devletlerin içinde Hindistanâın en büyük medeniyetini Babür Şah ve oğulları kurmuştur. Hindistanâın büyük fatihi Babür Şah, Ferganalı bir Türkâtür. Babür, Türk Barlas Kabilesi'ne mensup olup, Timur'un torunudur. Fergana hükümdarı Ömer Şeyh Mirzaânın oğludur. 14 Şubat 1483 tarihinde Batı Türkeli'nde bulunan Ferganaânın Andican kasabasında dünyaya gelmiştir. O zamanlar Timur'un kurduğu devlet parçalanmış, torunları ayrı ayrı devletler kurmuşlardı.
Bunlardan Ebu Said, Maveraünnehirâde, Hüseyin Baykara Horasanâda, Babürâün babası Şeyh Mirza ise Ferganaâda hükümdar bulunmakta idi. Şeyh Mirzaânın son zamanlarında kardeşler arasında kavga başlamıştı. Bu iç mücadeleler devam ederken 1494 tarihinde Şeyh Mirza vefat etti. Babür Şah, 11 yaşında babasının tahtına oturduğu zaman amcası Semerkant Hanı Sultan Ahmet ve dayısı Taşkent Hanı Mehmet Ferganaâya hücum etmekte idiler. Babür, babasının kudretli kumandanları sayesinde bu tehlikeyi atlattı. Fakat Babürâün gençlik hayatı, bundan sonra, tehlikeli ve pek heyecanlı maceralarla geçti. Her hadise, zekî ve cesur olan Babürâün tecrübesini arttırmakta idi.
Babür, büyük atası Timurâun muhteşem hükümet merkezi olan Semerkantâı zaptetmeye muvaffak oldu. Fakat Özbeklerin Hanı Şeybânîâye mağlup oldu. Fergana Hanlığını kaybedip etrafındaki askerlerin dağılmasını önleyemedi. Tek başına kalan bu genç Han, Pamir Dağları'na çekildi. Büyük bir felakete uğramış olmasına rağmen ümidini kesmedi. Yanında bulunan birkaç kişi ile bir Türk kadınının evinde saklandı. Bu kadının kardeşi, Timur'la Hindistan seferlerine katılmış ihtiyar bir askerdi. O gün için aksakallı bir savaşçı olan tecrübeli koruyucusu, durmadan, Hindistanâın zenginliğini, buraya ait efsaneleri, Hindâin eski tarihini her gece Babürâe anlatıyordu. Babür de bunları can kulağı ile dinliyordu. Edebiyata da ilgisi olan Babür, bu defa tarihe merak sardı. Atası Timurâun tarihini bularak okumaya başladı. Ruhunda yepyeni bir mefkure alevlenmişti: Hindistanâı zaptetmek, orada büyük bir Türk İmparatorluğu kurmak... Esasen kendisine, yeni bir devlet kurmak, kurabilmek için lazım olan özellikler mevcuttu. Bu idealle, Babür; Horasan İllerindeki Türklere haber gönderdi. Kısa bir süre içinde etrafında 20,000 cesur ve yiğit bir asker kalabalığı toplamaya muvaffak oldu. Bu ordu ile Hindikuş Dağları'nı aşarak Afganistanâın merkezi olan Kabil şehrini zaptetti. Artık, Hindistanâın kapısında karargahını kurmuş bulunuyordu.
Saka Türkleri, Hun Türkleri, Gazneli Türkler ve hatta Timur bu noktadan geçerek Hindistanâı istila etmişlerdi. Babürâün talihine yeni bir güneşin doğma zamanı yaklaşmıştı. Kabilâde kendisini şah olarak ilan etti. Bu sıralarda da en büyük düşmanı olan Şeybanî de, düşmanları tarafından öldürülmüştü. Böylece Hindistan seferi hazırlıklarına başlamak için en önemli engel ortadan kalkmış oluyordu. O zamanlar Hindistanâın Pencap valisi bulunan Devlet Han, Hindistanâın Delhi hükümdarlarından Sultan İbrahim ile bozuşmuş olduğundan Babür Şahâı, Hind Seferine teşvik etmekte idi. Bunun üzerine Babür Şah Delhi Sultanına, bu ülkenin, atası Timur'dan kendisine miras kaldığını bildirdi. Bu haber Sultan İbrahimâe ulaştırıldığı sıralarda Babür Şah, Hindistanâa sefer yapacak olan ordusunu da hazırlamış bulunuyordu. Ordusunda kuvvetli bir de topçu bataryası vardı. Kuvvetleri 13,000 kişiyi bulmuştu. Hindistan Hükümdarı Sultan İbrahimâin ordusu ise 100,000 kişi idi. Hind ordusunda 1000 kadar da fil bulunmaktaydı. Türk ordusu Hayber geçidini aşarak Hindistanâın Pencap bölgesine girdi. Türk askerleri, ataları gibi çelik miğfer ve elbiseler giyinmiş, vakurane bir surette, efsaneler diyarı olan Hindistan içlerine doğru ilerliyorlardı. Türklerin Sind nehri boylarından ilerlemekte olduğunu haber alan Sultan İbrahim, ordusunun başına geçti. İki taraf kuvvetleri, Hindistanâın Panipat mevkiinde karşılaştılar. Babür Şah; uzun hortumlu, dev cüsseli fillerin ağır ağır üzerlerine geldiklerini görünce, bu ağır kuvvetlere mukavemet için ordusunun, önüne birçok arabalar dizdirip bunları zincirlerle birbirine bağladı. Aralarına da topları yerleştirdi. Böylece iki ordu 21 Nisan 1526 tarihinde kanlı bir savaşa giriştiler. Kılıçlar oynuyor, kalkanlar ses veriyor, Türklerin yıldırımı andıran naraları Hindistan semasına yükseliyordu. Bu yiğit sipahilerin önünde durmak ne mümkündü. Kısa bir zaman içinde Hind kuvvetleri birbirine karıştı. 25,000 ölü verdiren Türk askerleri bu savaştan muzaffer olarak çıktılar. Türk süvarileri kaçanları kovalayarak Delhi şehrine girdi.
Aynı yıl içinde Osmanlı Türkleri de Mohaç Meydan Muharebesini kazanarak bütün Macaristanâı fethetmişlerdi. Babür Şah, Hindâin büyük şehirlerinden olan Delhiâye girdiği zaman şehirde bulanan Ulu Camiâde cemaatle birlikte namaz kıldı. Kendisini Hind Padişahı olarak ilan ettiler. Babürâün oğlu Humayun da öncü kuvvetlerle ilerleyerek Hindâin meşhur bir şehri olan Ağraâyı zaptetmişti. Humayun, Sultan İbrahimâin Ağraâda bir eve sığınmış olan ailesini esir aldı. Bunlara fazlasıyla saygı gösterdiğinden Sultan İbrahimâin eşi, bütün mücevherlerini Humayunâa hediye etti. Bu mücevherler içinde bir tek taş pırlanta vardı ki bu pırlanta Hind Türk padişahlarının giydiği taca konuldu. Bu pırlantaya Avrupalı kuyumcular 880,000 İngiliz lirası kıymet takdir etmişlerdi. Babür Şahâın eline Hindistanâın hadsiz hesapsız servetleri geçti. Fakat gözü pek tok olan Babür Şah, bütün bu hazineleri askerlerine dağıttı. O zamanlar Hindistanâda bir çok Müslüman Hint racaları hüküm sürmekte idiler. Türkler bu racaları teker teker kendi hakimiyetleri altına alarak ilk defa Hindistanâın birliğini temin ettiler. Bu racalarla mücadele tam beş yıl sürmüştü. Babür Şah, bu zaferleri neticesinde, Hint-Türk İmparatorluğuânu kurmaya muvaffak oldu.
Babür Şah iyi ruhlu, cömert ve adaleti sever bir Türk hükümdarı idi. Devlet kuruculukta müstesna bir zekaya sahip olan Türkler, Hindistanâda da kuvvetli bir devlet teşkilatı kurdular. Hakimiyetlerine aldıkları çeşitli kavimlerin vicdan ve hürriyetlerine büyük saygı gösterdiler. Hindistanlılar dinlerinde ve adetlerinde serbest bırakıldı. Hindistanâın her bucağında Türk kanunları hakim olduğundan halk saadete erişti. Bunun neticesi iktisadi hayatta bir faaliyet görüldü.
Türkler zamanında Hindistanâda çok kuvvetli bir medeniyet meydana geldi. Hindistanâın her tarafı, imar edilerek mermerden saraylar, camiler, köprüler ve birçok hayır müesseseleri meydana getirildi. Hintâin her tarafına yollar açıldı. Benares, Ağra, Delhi şehirleri cihanın en güzel sanat eserleriyle dolup taştı. Mimar Sinanâın kalfaları Hindistanâa gelerek birçok abideler meydana getirdiler. Babür Şahâtan sonra gelen Türk hükümdarları zamanında yapılan Taç Mahal Türbesi, Hümayun Türbesi, Türk Sultanı denilen beş katlı Saray ve İnci Camii, Hindistanâın en büyük sanat eserleri arasındadır. Babür Şah, kuvvetli bir şairdi de... Hindistan hatıralarına ait bir de eser yazmıştır. Buna Babürnâme denilmektedir.
Babür Şah, bütün şiirlerini öz Türkçe ile yazmıştı. Bu şiirlerde canlı, ince ve neşeli bir ruh hakimdir. Şiirleriyle aşkı pek güzel bir şekilde terennüm etmiştir. Bir şiirinde şöyle demektedir: Canımdan başka yâr-ı vefadâr bulmadım Gönlümden başka mahrem-i esrâr bulmadım Canım kadar başka dil-i efkâr görmedim Gönlüm gibi gönlü giriftâr görmedim Bir rubaisinde de şöyle diyor: Aşkınla gönül haraptır ben ne ideyim Hicrinle gözüm pür âbdır ben ne ideyim Cismim bükülmüştür ben ne ideyim Canımda çok ıstırap vardır ben ne ideyim. Hindistanâda büyük imparatorluk kuran büyük devlet adamı ve şair Babür Şah, 26 Aralık 1530 tarihinde Agraâda ölmüş ve cenazesi sonradan Kâbilâe götürülerek şehir dışında mükemmel bir türbeye gömülmüştür.
Babürnâme adıyla Çağatay Türkçeâsi ile hatıralarını yazdığı eser, Abdurrahman Han tarafından Farsçaâya ve Pavet de Courteille tarafından da İngilizceâye çevrilmiştir. Bundan başka Türkçe ve Farsça şiirleri, bir aruz risalesi, Mübîn veya Mübeyyen adlı manzum bir fıkıh kitabı da vardır. Kurduğu, büyük devlet ise 1858 yılında İngilizlerin Hindistanâı istilası ile sona erdi. Aynı topraklar üzerinde bugün, kardeş Pakistan ve Hindistan hakimiyeti devam etmektedir.
Bunlardan Ebu Said, Maveraünnehirâde, Hüseyin Baykara Horasanâda, Babürâün babası Şeyh Mirza ise Ferganaâda hükümdar bulunmakta idi. Şeyh Mirzaânın son zamanlarında kardeşler arasında kavga başlamıştı. Bu iç mücadeleler devam ederken 1494 tarihinde Şeyh Mirza vefat etti. Babür Şah, 11 yaşında babasının tahtına oturduğu zaman amcası Semerkant Hanı Sultan Ahmet ve dayısı Taşkent Hanı Mehmet Ferganaâya hücum etmekte idiler. Babür, babasının kudretli kumandanları sayesinde bu tehlikeyi atlattı. Fakat Babürâün gençlik hayatı, bundan sonra, tehlikeli ve pek heyecanlı maceralarla geçti. Her hadise, zekî ve cesur olan Babürâün tecrübesini arttırmakta idi.
Babür, büyük atası Timurâun muhteşem hükümet merkezi olan Semerkantâı zaptetmeye muvaffak oldu. Fakat Özbeklerin Hanı Şeybânîâye mağlup oldu. Fergana Hanlığını kaybedip etrafındaki askerlerin dağılmasını önleyemedi. Tek başına kalan bu genç Han, Pamir Dağları'na çekildi. Büyük bir felakete uğramış olmasına rağmen ümidini kesmedi. Yanında bulunan birkaç kişi ile bir Türk kadınının evinde saklandı. Bu kadının kardeşi, Timur'la Hindistan seferlerine katılmış ihtiyar bir askerdi. O gün için aksakallı bir savaşçı olan tecrübeli koruyucusu, durmadan, Hindistanâın zenginliğini, buraya ait efsaneleri, Hindâin eski tarihini her gece Babürâe anlatıyordu. Babür de bunları can kulağı ile dinliyordu. Edebiyata da ilgisi olan Babür, bu defa tarihe merak sardı. Atası Timurâun tarihini bularak okumaya başladı. Ruhunda yepyeni bir mefkure alevlenmişti: Hindistanâı zaptetmek, orada büyük bir Türk İmparatorluğu kurmak... Esasen kendisine, yeni bir devlet kurmak, kurabilmek için lazım olan özellikler mevcuttu. Bu idealle, Babür; Horasan İllerindeki Türklere haber gönderdi. Kısa bir süre içinde etrafında 20,000 cesur ve yiğit bir asker kalabalığı toplamaya muvaffak oldu. Bu ordu ile Hindikuş Dağları'nı aşarak Afganistanâın merkezi olan Kabil şehrini zaptetti. Artık, Hindistanâın kapısında karargahını kurmuş bulunuyordu.
Saka Türkleri, Hun Türkleri, Gazneli Türkler ve hatta Timur bu noktadan geçerek Hindistanâı istila etmişlerdi. Babürâün talihine yeni bir güneşin doğma zamanı yaklaşmıştı. Kabilâde kendisini şah olarak ilan etti. Bu sıralarda da en büyük düşmanı olan Şeybanî de, düşmanları tarafından öldürülmüştü. Böylece Hindistan seferi hazırlıklarına başlamak için en önemli engel ortadan kalkmış oluyordu. O zamanlar Hindistanâın Pencap valisi bulunan Devlet Han, Hindistanâın Delhi hükümdarlarından Sultan İbrahim ile bozuşmuş olduğundan Babür Şahâı, Hind Seferine teşvik etmekte idi. Bunun üzerine Babür Şah Delhi Sultanına, bu ülkenin, atası Timur'dan kendisine miras kaldığını bildirdi. Bu haber Sultan İbrahimâe ulaştırıldığı sıralarda Babür Şah, Hindistanâa sefer yapacak olan ordusunu da hazırlamış bulunuyordu. Ordusunda kuvvetli bir de topçu bataryası vardı. Kuvvetleri 13,000 kişiyi bulmuştu. Hindistan Hükümdarı Sultan İbrahimâin ordusu ise 100,000 kişi idi. Hind ordusunda 1000 kadar da fil bulunmaktaydı. Türk ordusu Hayber geçidini aşarak Hindistanâın Pencap bölgesine girdi. Türk askerleri, ataları gibi çelik miğfer ve elbiseler giyinmiş, vakurane bir surette, efsaneler diyarı olan Hindistan içlerine doğru ilerliyorlardı. Türklerin Sind nehri boylarından ilerlemekte olduğunu haber alan Sultan İbrahim, ordusunun başına geçti. İki taraf kuvvetleri, Hindistanâın Panipat mevkiinde karşılaştılar. Babür Şah; uzun hortumlu, dev cüsseli fillerin ağır ağır üzerlerine geldiklerini görünce, bu ağır kuvvetlere mukavemet için ordusunun, önüne birçok arabalar dizdirip bunları zincirlerle birbirine bağladı. Aralarına da topları yerleştirdi. Böylece iki ordu 21 Nisan 1526 tarihinde kanlı bir savaşa giriştiler. Kılıçlar oynuyor, kalkanlar ses veriyor, Türklerin yıldırımı andıran naraları Hindistan semasına yükseliyordu. Bu yiğit sipahilerin önünde durmak ne mümkündü. Kısa bir zaman içinde Hind kuvvetleri birbirine karıştı. 25,000 ölü verdiren Türk askerleri bu savaştan muzaffer olarak çıktılar. Türk süvarileri kaçanları kovalayarak Delhi şehrine girdi.
Aynı yıl içinde Osmanlı Türkleri de Mohaç Meydan Muharebesini kazanarak bütün Macaristanâı fethetmişlerdi. Babür Şah, Hindâin büyük şehirlerinden olan Delhiâye girdiği zaman şehirde bulanan Ulu Camiâde cemaatle birlikte namaz kıldı. Kendisini Hind Padişahı olarak ilan ettiler. Babürâün oğlu Humayun da öncü kuvvetlerle ilerleyerek Hindâin meşhur bir şehri olan Ağraâyı zaptetmişti. Humayun, Sultan İbrahimâin Ağraâda bir eve sığınmış olan ailesini esir aldı. Bunlara fazlasıyla saygı gösterdiğinden Sultan İbrahimâin eşi, bütün mücevherlerini Humayunâa hediye etti. Bu mücevherler içinde bir tek taş pırlanta vardı ki bu pırlanta Hind Türk padişahlarının giydiği taca konuldu. Bu pırlantaya Avrupalı kuyumcular 880,000 İngiliz lirası kıymet takdir etmişlerdi. Babür Şahâın eline Hindistanâın hadsiz hesapsız servetleri geçti. Fakat gözü pek tok olan Babür Şah, bütün bu hazineleri askerlerine dağıttı. O zamanlar Hindistanâda bir çok Müslüman Hint racaları hüküm sürmekte idiler. Türkler bu racaları teker teker kendi hakimiyetleri altına alarak ilk defa Hindistanâın birliğini temin ettiler. Bu racalarla mücadele tam beş yıl sürmüştü. Babür Şah, bu zaferleri neticesinde, Hint-Türk İmparatorluğuânu kurmaya muvaffak oldu.
Babür Şah iyi ruhlu, cömert ve adaleti sever bir Türk hükümdarı idi. Devlet kuruculukta müstesna bir zekaya sahip olan Türkler, Hindistanâda da kuvvetli bir devlet teşkilatı kurdular. Hakimiyetlerine aldıkları çeşitli kavimlerin vicdan ve hürriyetlerine büyük saygı gösterdiler. Hindistanlılar dinlerinde ve adetlerinde serbest bırakıldı. Hindistanâın her bucağında Türk kanunları hakim olduğundan halk saadete erişti. Bunun neticesi iktisadi hayatta bir faaliyet görüldü.
Türkler zamanında Hindistanâda çok kuvvetli bir medeniyet meydana geldi. Hindistanâın her tarafı, imar edilerek mermerden saraylar, camiler, köprüler ve birçok hayır müesseseleri meydana getirildi. Hintâin her tarafına yollar açıldı. Benares, Ağra, Delhi şehirleri cihanın en güzel sanat eserleriyle dolup taştı. Mimar Sinanâın kalfaları Hindistanâa gelerek birçok abideler meydana getirdiler. Babür Şahâtan sonra gelen Türk hükümdarları zamanında yapılan Taç Mahal Türbesi, Hümayun Türbesi, Türk Sultanı denilen beş katlı Saray ve İnci Camii, Hindistanâın en büyük sanat eserleri arasındadır. Babür Şah, kuvvetli bir şairdi de... Hindistan hatıralarına ait bir de eser yazmıştır. Buna Babürnâme denilmektedir.
Babür Şah, bütün şiirlerini öz Türkçe ile yazmıştı. Bu şiirlerde canlı, ince ve neşeli bir ruh hakimdir. Şiirleriyle aşkı pek güzel bir şekilde terennüm etmiştir. Bir şiirinde şöyle demektedir: Canımdan başka yâr-ı vefadâr bulmadım Gönlümden başka mahrem-i esrâr bulmadım Canım kadar başka dil-i efkâr görmedim Gönlüm gibi gönlü giriftâr görmedim Bir rubaisinde de şöyle diyor: Aşkınla gönül haraptır ben ne ideyim Hicrinle gözüm pür âbdır ben ne ideyim Cismim bükülmüştür ben ne ideyim Canımda çok ıstırap vardır ben ne ideyim. Hindistanâda büyük imparatorluk kuran büyük devlet adamı ve şair Babür Şah, 26 Aralık 1530 tarihinde Agraâda ölmüş ve cenazesi sonradan Kâbilâe götürülerek şehir dışında mükemmel bir türbeye gömülmüştür.
Babürnâme adıyla Çağatay Türkçeâsi ile hatıralarını yazdığı eser, Abdurrahman Han tarafından Farsçaâya ve Pavet de Courteille tarafından da İngilizceâye çevrilmiştir. Bundan başka Türkçe ve Farsça şiirleri, bir aruz risalesi, Mübîn veya Mübeyyen adlı manzum bir fıkıh kitabı da vardır. Kurduğu, büyük devlet ise 1858 yılında İngilizlerin Hindistanâı istilası ile sona erdi. Aynı topraklar üzerinde bugün, kardeş Pakistan ve Hindistan hakimiyeti devam etmektedir.

