Sitemize reklam vermek için [email protected] adresine mail atabilirsiniz
For Advertising Contact [email protected]


Anadolu Corafyas ve Yerleme

turkmmo

Level 1
Üye
Katılım
17 Eyl 2008
Konular
111
Mesajlar
0
Reaksiyon Skoru
203
Online Süresi
0
Başarım Puanı
530
Madalyalar
0
MmoLira
2
DevLira
0
En İyi Cevap Puanı
0
Takipçiler
125
ANADOLU COĞRAFYASI ÜZERİNE TESPİTLER

Anadolu’da yerleşmeye elverişli yerler dikkate alındığında arazinin yaklaşık % 60’ı yüksek dağlık ve plato sahalarına tekabül etmekle beraber yerleşmelerin yoğunluk kazandığı 500 m.den alçakta bulunan yerler kıyı boyları ile ovalık sahalara rastlamaktadır.Bu mevcut ülke arazisinin %20’si civarındadır.Nitekim nüfus fazlası eski medeniyet merkezlerini barındırmış bulunan yerleşim birimleri daha çok kıyı kesimlerde ki ova kenarları ve alçak platoları ile kıyı gerisinde oldukça geniş ova kenarlarında görülmektedir.Yerine göre mesela bir gölün kenarında tarihi devirlerden beri önemini korumuş ve hala bu önemini sürdüren yerleşim birimlerinin mevcudiyeti bulunduğu yörenin coğrafi potansiyeline bağlıdır .

Anadolu’nun yeryüzü şekilleri ve iklim şartları da Anadolu tarihinin meydana gelmesinde büyük ölçüde rol oynamıştır.Gerçekten,Anadolu’nun kuzeyden ve güneyden yüksek sıradağlarla kuşatılmış olması ve pek az yerlerden geçit vermesi bu yönlerden yapılacak bir çok kavimler göçüne imkan tanımazken,Batı Anadolu bölgesindeki dağların denize dik olarak uzanması pek çok istilacının bu dağların oluklarından geçit bularak Anadolu’nun ortalarına ulaşmalarını mümkün kılmıştır.Ayrıca kuzey ve güney yönlerine denize paralel olarak uzanan sıradağlar Orta Anadolu’da yerleşen kavimlerin bu dağların arkasında oturan kavimlerle kültürel münasebetlerini de engellemiştir.

Van merkez olmak üzere Doğu Anadolu bölgesinde m.ö.5.ve 6.yy.arasında önemli bir siyasi güç olarak ortaya çıkan Urartu Devleti de bulunduğu mevkinin çok sağlam ve ulaşılmaz olması nedeniyle uzun süre Asur krallarına karşı koyabilmiştir.Dikkat edilirse Anadolu’daki yerleşme merkezleri dünyanın her tarafında olduğu gibi büyük akarsu ve göl kenarlarına kurulmuştur.Örneğin bir Hitit Devleti Kızılırmak ve Yeşilırmak nehirlerinin bulunduğu bölgeleri tercih ederken bir Urartu Devleti Van gölü ile Urmiye gölü arasındaki bölgeyi kendisine yurt olarak seçmiş.Bir Lidya Devleti ise,Gediz,B.Menderes ve K.Menderes nehirlerinin sulamış olduğu verimli topraklarda kurulmuştur .

Fiziki Coğrafya’ya yönelik potansiyelin iki ciheti olduğu bilinmektedir:Fiziki ciheti,doğal ortamın,fiziki şartların sunduğu ortamlardır.Beşeri ciheti ise,doğal ortamdan yaralanarak insanın oluşturduğu imkanlardır.

Türkiye’de nüfusun genel dağılışı elbette eşit değildir.Kimi çok sık nüfuslu iken bazı bölgelerimiz ise seyrek nüfusludur.Marmara,Ege ve Akdeniz bölgelerimiz sık nüfuslu iken Karadeniz,İç Anadolu,Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimiz sürekli göç verdiğinden nüfusları iyice azalmıştır.Bu bölgelerimizdeki çoğu köy yerleşmelerimiz artık haritadan silinmeye başlamıştır.

Anadolu yarımadasını bu görüşler çerçevesinde ele aldığımızda Karadeniz Bölgesi’nde nüfusun sahil şeridinde yoğunlaştığı dikkati çeker.Özellikle Doğu Karadeniz kıyı kesimi ılık,düzenli ve bol yağışlı iklimi yanında,engebeli ve dar fakat bereketli toprak özellikleri ile çeşitli zirai faaliyetlere imkan tanıması ve ayrıca,balıkçılık ve deniz ulaşım olanaklarına bağlı olarak bölgenin en yoğun nüfuslanmış kesimidir.Karadeniz Bölgesi genelinde kıyıya paralel uzanan ve yaklaşık 4000 metre yüksekliğe ulaşan dağlar yerleşime uygun olmadıkları gibi iç kesimlerle ilişki imkanlarını da zorlaştırmaktadır.Yeterli yağış alan ve tabii bitki örtüsünü nispeten koruyan Orta ve Batı Karadeniz kıyı kesimlerinde de benzer bir görünüm hakimdir.Anadolu Yarımadası’nın Marmara Bölgesi’nde yer alan ova ve havzalar da sık nüfus yapıları ile dikkati çeker.Buna karşılık,Kocaeli Platosu’nun kuzey ve Biga Yarımadası’nın iç kesimlerinde nispeten seyrek nüfuslu olduğu görülür.Ege Bölgesi’nde de benzer bir görünüm hakimdir.Nitekim,bölgedeki çöküntü(graben)ovaları yoğun bir biçimde nüfuslanmış yerlerdir.Buna rağmen depresyonlar arasında bulunan dağlık kesimlerde nüfus yoğunluğu azdır.Akdeniz Bölgesi’nde ise Antalya,Adana ve Hatay ovaları haricinde bilhassa da kayalık ve sarp yamaçları ile Toros Dağları’nın denize kadar indiği Teke ve İçel kıyıları umumiyetle seyrek nüfuslanmıştır.Bunda fiziki coğrafya şartlarının insan faaliyetlerini kısıtlamasının önemli rolü vardır.Ayrıca,Toroslar’ın yüksek kesimlerinin mevsimlik yerleşmeler görülen alanlar haline gelmesinde de benzer olumsuzlukların etkisi vardır.Anadolu Yarımadası üzerinde kıyı kesim ile iç bölgelerin ova ve platoların arasında bir duvar gibi uzanan sıradağlar üzerinde de nüfus oldukça seyrektir.İskanın ortalama irtifa sınırının yaklaşık 1750 metre olarak ele alındığı Anadolu Yarımadası’nın yükseltisinin artmasına bağlı olarak mezra ve yayla yerleşmesi benzeri geçici yerleşme şekilleri ortaya çıkar.Bu bölgede sık rastlanan bu görünüm kır yerleşmelerinin dağılış düzensizlinin doğal coğrafya şartlarına bağlı odlunun en bariz göstergesidir.Bu dağlık sahalardan iç bölgelere geçildikçe yoğun nüfuslu meskun sahaların hakimiyeti başlar.Bu durum Doğu Anadolu Bölgesinde de aynıdır.Saha bakımından Türkiye’nin %21’ine sahip olan bölgede toplam ülke nüfusunun %11’inin yaşaması ortalama nüfus yoğunluğunun düşük olduğunu ortaya koyarken tarım,hayvancılık ve ulaşıma elverişli yerler civarındaki nüfus yoğunlaşmaları tabiat şartlarının etkisini göz önüne sermektedir.Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde de yükselti,rölyef ve yağışın nüfusun dağılışı üzerinde etkisi vardır bu durum,bölgenin batısında tenha Şanlıurfa platoları ile doğusundaki kalabalık nüfuslu Mardin eşiği ve Diyarbakır havzalarında da gözlenmektedir .

ANADOLU YERLEŞME TİPLERİNİN ORTAYA ÇIKIŞINDAKİ COĞRAFİ ETKENLER

Yerleşme olayı,köy,kasaba ve şehir gibi belirli üniteler yanında, barınmak içim kullanılan türlü meskenler ile köy arasında göçebe yahut sedanter bir takım iskan tiplerini de içine alan geniş bir kavramdır.Tanımdan da anlaşıldığı üzere doğal çevrenin yerleşmelerin kuruluşundaki belirleyici rolü oldukça fazladır.Mesela,yarı kurak iklim şartlarının etkisini hissettirdiği Anadolu’nun iç kesimlerinde özellikle toprağın ve su kaynaklarının yerleşmelerin kuruluşunda ve belli bir düzen .içerisinde gelişmelerinde önemli etkisi olmaktadır.Doğal çevrenin,kır meskenlerinin inşasında kullanılan malzemeler bakımından bir takım farklılıklar ortaya koyduğu da dikkati çekmektedir.Örneğin orman alanlarında ağaç kullanılırken,ovaların alüvyal dolgu kesimlerinde kerpiç,taşkınlara maruz kalan akarsu boylarında evlerin temellerinde ise yaklaşık bir metrelik taş örgüsünün ağırlıkla kullanılması bu durumun bir sonucudur .

Türkiye’nin yerleşmelerini şehir ve kır yerleşmeleri olarak iki grupta toplamak mümkündür.Kır yerleşmeleri ise,daimi ve geçici olmak üzere iki alt gruba ayrılır.Bir diğer ayrıma göre Kır Yerleşmeleri köy ve köye bağlı olan yerleşmeler olarak da ikiye ayrılmaktadır.

1 - Kırsal (kır) Yerleşmeleri:

Türkiye’de kırsal yerleşmeler dendiğinde aklımıza hemen köyler gelir.Ayrıca yayla,kom,oba,mezra gibi kırsal yerleşme birimlerimizde vardır.Ancak bu yerleşmeler idari bakımdan köy ve mahallelere bağlıdırlar.Yurdumuzda yaklaşık 35 bin kadar köy ve 50 bin kadar köye bağlı kırsal yerleşme birimleri vardır.bu özelliğiyle ülkenin merkezden yönetiminde çeşitli aksaklıklar görülmektedir.Özellikle köy ve köye bağlı küçük yerleşim birimlerine eğitim,sağlık,elektrik ve yol gibi hizmetlerin götürülmesi hayli zor olmakta ve büyük harcamalar gerekmektedir.bu zorluk,kırsal gelişme ve kalkınmayı yavaşlatmakta ve bunun sonucunda kırsal yerleşmelerden şehirsel yerleşmelere doğru hızlı bir nüfus hareketi yaşanmaktadır.Köy sayısındaki azalmanın(1927-40 bin köy)sebepleri; bazı köylerimizin fazla nüfuslanarak şehir konumuna gelmeleri,bazı köylerimizin göçler dolayısıyla tamamen boşaltılmaları bazı köylerimizin de çeşitli sebeplerden dolayı boşaltılmalarıdır.Türkiye’de köyler biçimsel olarak toplu ve dağınık köy olmak üzere ayrılırlar.Evler birbirinden uzakta ise bunlara dağınık köy denir ve bu tip köyler Karadeniz Bölgesi’nde yaygındır.bunun başlıca sebebi ,arazinin çok dağlık ve engebeli olması, yerleşmeye müsait düz alanların yokluğudur.Evler birbirine bitişmiş gibi sokulu yapılmışsa bu tip köylere toplu köyler denir.Karadeniz Bölgesi dışındaki bölgelerimizin çoğu bu türdendir

Kır Yerleşmeleri,insanların yaşadıkları ortamın kendilerine sağladığı coğrafi potansiyel doğrultusunda geçimlerini sağlayabildikleri yerlerdir.Buralarda genellikle tarım ve hayvancılık faaliyetleri özellikli ekonomik aktivitelerdir.Kır Yerleşmeleri,”geçici” ve “devamlı” yerleşmeler olarak 2’ye ayrılır.

-Geçici Kır Yerleşmeleri; umumiyetle hayvancılıkla geçinen göçebe toplulukların yaz ve kış aylarında yaylak ve kışlaklar arasında barındıkları yerleşmelere verdikleri addır.

-Devamlı Yerleşmeler;Kır Yerleşmelerinin diğer şeklini ise “devamlı” yerleşmeler teşkil eder.Bunlar,çeşitli tipte köy yerleşmelerinden (toplu,dağınık,ara şekiller…)meydana gelir .

2 - Şehir Yerleşmeleri :

Türkiye’de köyden büyük yerleşmelere kasaba ya da şehir denir.Kasaba ve şehirler,köylerden farklıdır.Bu farklılık hemen dış görünüşten anlaşılır.köylerde genellikle tek katlı ve basit evler yer alırken,kasabalar da ve özellikle şehirler de çok katlı ve betonarme binalar görülmektedir.Sosyal ve ekonomik faaliyetler çok çeşitli olduğu için kasaba ve şehirler köylerden sürekli olarak nüfus çeker.Bunun sonucu olarak,kasaba ve şehirlerin nüfusu hızla artmaktadır .Şehirler toplu hayatın en yüksek,en karmaşık tiplerinin fiziki şekli olan fonksiyonları itibariyle kırdan farklı bir özellik gösteren,yine nüfus miktarları ile de ayrıcalık taşıyan yerlerdir.Sanayi,ticaret,idari,sağlık,turistik,askeri vb.fonksiyonları bakımından gelişmiş olan şehir yerleşmeleri çevreleri ile kültürel ve iktisadi ilişkileri bulunan toplulukların coğrafi görünümde meydana getirdikleri eserlerdir .​

 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 1, Üye: 0, Misafir: 1)

Üst