-TuRKuaZ- 1
-TuRKuaZ-
farkmt2official 1
farkmt2official
Sevdamsın 1
Sevdamsın
mavzermete 1
mavzermete
xranzei 1
xranzei
Best Studio 1
Best Studio
Bvural41 1
Bvural41
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
Hikaye Ekle

Edirnekapi

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan turkmmo
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 899

HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!

EDİRNEKAPI
İstanbul surları üzerinde, kuzeybatı yönünde, kara yönüne açılan kapılardan biri ve yöresindeki semtin adı. İmparator II. Theodosios tarafından ikmal edilen ve bu sebeple Thedosios surları adı ile anılan Haliç’ten Marmara Denizi’ne kadar uzanan kara surları üzerinde olup, Osmanlı-Türk hakimiyeti devresinde Edirne karayolunun başlangıç noktası olmak itibariyle Edirne Kapısı (Edirnekapı) adlı olan bu kapının Bizans devrindeki adı Kharsia pyle veya Palykhandria idi. Parta tu Pemptu (Sulukule) ile Prokessos (Kerkoporta; Eğrikapı; Devriye kapısı) arasında bulunmakta olup Sulukule ‘ye 1000, Eğrikapı’ya ise 900 adım uzaklıktadır. İstanbul’un yedi tepesinden biri üzerinde bulunan bu kapının denizden yüksekliği 74m’dir. Bizans devrinde 14 idari bölgeye bölünen şehrin 10. bölgesinde bulunuyordu .

MİHRİMÂH veya MİHRÜMÂH SULTAN (1524-1578)
Kanuni Sultan Süleyman ile Hurrem Sultan’ın kızı. Sultan Süleyman’ın tek kız çocuğu olmakla büyük bir itina içinde yetiştirilmiş ve babasının şefkat ve muhabbetini ölünceye kadar muhafaza ederek, Cihan Padişah’ının üzerinde büyük bir nüfuza sahip olmuştur. Kanuni, kızına iyi bir izdivaç temin etmeyi öngörmüştür. Bunun için Ehderun’da yetiştirdiği kullarından Diyarberk beylerbeyi Rüstem Paşayı tercih etti. M., XVI. Yüzyıl Türk tarihinde ilgi çekici bir kadın olarak tanınmıştır. Gayet dindar ve hayır kuruları yaptırmaya meraklı bir kişilikte idi.
Kendisinin ve eşi Rüstem Paşa’nın servetini bu hayır işlerine harcamakla ün yapmıştır. İstanbul’da Edirnekapı’da cami, çeşme, hamam ve medrese ile Üsküdar’da iskele meydanında yine bir cami, çeşme ve misafirhane onun eseridir. Bunlardan başka Mekke’de Zübeyde kaynağı su yollarını da inşa ettirmiştir .

MİHRİMAH SULTAN KÜLLİYESİ (Edirnekapı)

Fatih ilçesinde, Hatice Sultan Mahallesi’nde, Edirnekapı girişinde, Feyzi Paşa caddesi ile Hacı Muhiddin Camii Sokağı arasında, Edirnekapı İSTANBUL.
Suriçi’nin Haliç’e egemen olan siluetini Edirnekapı’da sonlandıran Mihrimah Sultan Camii, Sinan’ın mimarideki plastik tasarım gücünü en iyi ifade eden yapılarından biri olarak haklı bir üne sahiptir.
Evliya Çelebi “Şair Selatin camilerinin kasrı makamındadır” der. Bütün masraflarının 1. Süleyman (Kanuni) tarafından yapıldığını söyleyen Evliye, cami ile birlikte odaları avlunun dört tarafı işgal eden bir medrese, hamam ve çarşının olduğunu, fakat darüzziyafe ve darüşiffasının ve sultan mahfisinin olmadığını, dış avlusunun çınar ağaçlarının gölgesinde bulunduğunu söyler.
Hadika’da ise caminin iki medresesi, mektebi ve mahfil-i hümayunu olduğu ve arka avluda bulunan türbenin Rüstem Paşa’nın damadı Güzel Ahmet Paşa’nın türbesi olduğu yazılmaktadır.
Peçevi ve Evliya külliyelerinin masrafının Kanuni tarafından verildiğinin yazılması ve babasının türbesinde yatan Mihrimah Sultan’ın ölümünün 964/1556-57 olarak hadika tarafından belirtilmesi Mihrimah Sultan’ın yapılarının babasına mal edilmesine ve tarihlerinin ona göre dönüşülmesine yol açmıştır. İhtifalci Ziya Bey 1555 tarihini verir. Bu bilgilerin kaynağını vermez. Fakat Süleymaniye külliyesi yapılırken Mihrimah Sultan külliyesinin yapılmadığını düşünmek zordur. C. Boysun kızının Kanuni’den çok sonra (1578) öldüğünü yazar. Madresenin ilk hocasının 975/1568-69’da atandığı bilindiğine (C. Baltacı) ve Atai camii’nin inşatının 970/1652-63’te bir kez durdurularak, sonradan tanımlandığını yazdığına göre Konyalının 1562-65 arasında yapıldığına ilişkin ve bu kaynaklara dayandığı anlaşılan tarihlemesi doğrudur. Avlu çevresindeki medresenin yine 1560’lı yıllarda bittiği anlaşılıyor. Medresenin sonradan eklendiği şekilde düşünceler varsa da, Edirnekapı yakınındaki bir zemin yükseltisi üzerinde bu külliye platformunun, başından medreseyi de içerecek şekilde tasarlanmış olduğunu yansıtır. Bir vaziyet planı sorunu yoktur. Camiin vakfiyesi 978/1570-71’den tanzim edilmiştir. Bu vakfiyede cami ve medresenin vakfı olarak cami civarında 63 dükkanlı bir çarşı, bir ev ve bir bakkal dükkanından söz edilmektedir. Baltacı daha önce burada bir han ve sebil yapılmasının düşünüldüğünü yazıyorsa da bu konuda bir kaynak göstermemektedir.
Bütün bu bilgiler derlendiği zaman Edirnekapı külliyesinin cami, medrese, çifte hamam, çarşı, türbe ve sıbyan mektebi olarak, belki aralıklarla fakat 1560’lı yıllarda tamamlandığı kabul edilmektedir.
Tarihi Raşid’de 29 Mayıs 1719’da İstanbul sularında da büyük tahribata neden olan büyük depremde Mihrimah Sultan Camii’nin kubbelerinin çöktüğü ve medrese kubbelerinin yıkıldığı yazılıdır. İkinci medresenin bu medrese olup olmadığı ve Hadika’da sözü edilen ikinci medresenin yeniden tamir edilmiş olabilecek bir medrese olup olmadığı bilinmiyor.
Edirnekapı yolu açıldığı sırada başlanan ve Menderes’in eski camilerin restorasyon programı içinde olan cami 1957de tekrar tamir edilmiş, fakat külliyenin tamiri uzun yıllar sürmüştür. Bugün medrese imam hatip okulu yatakhanesi olarak kullanılmaktadır.
CAMİ
Mihrimah Sultan Camii, Sinan sanatı içinde özel bir yer işgal eder. Bu yapının kompozisyonu, Selimiye ile birlikte, hatta belki ondan da fazla, Sinan’ın mimari biçim tasarımındaki yaratıcılığının ifadesidir. 1555 yılında Kanuni Süleyman tarafından Aya yorgi kilisesinin yerine mimar Sinan’a, kızı Mihrimah Sultan adına yaptırmıştır .

Gerçi Sinan her camide değişik bir kubbeli yapı tipolojisi denemiş ya da yaratmıştır. Fakat yapılarının hepsinin birbirleriyle bütünleşen, yakınlaşan, birbirlerindeki deneyleri anımsatan tasarımsal niteliklerine karşın, burada Sinan, eşi olmayan bir atlama yapar. Kare bir taşıyıcı kemer sistemiyle birlikte, yapının içinde yükseltir. Köşelerini barok bir vizyonla vurgular, bunu yaparken de, kendisinin bile daha önceki yapılarında kurtulamadığı temel biçimler volümetrisinin arkaizmini arkada bırakır. Kare üzerine kubbeyi bütün kemerlerin içini çok sayıda pencere kullanarak, bir ışıklı perde haline getirerek, hem yapının içinde, hem dışında olağanüstü bir mimari kafes haline sokar. Bu geç gotik mimarisinin yükselen tonuz örtülü sistemle ulaştığı kafes etkisinin kubbe örtülü kagir yapıda ulaşılan enileri noktasıdır.


Caminin büyük kubbeli orta bölümünün iki yanında, kubbe örtülü galerilerle enine geliştirilmesi de özgün bir denemedir. Böylece namaz alanını kıble duvarına paralel olarak genişleterek Mihrimah Sultan’ın Üsküdar’daki camiinde olduğu gibi, değişik bir kubbeli mekan şeması ortaya konmuştur. Orta hacim mukarnas başlıklı büyük ve nadir bulunacak boyutta granit sütunların taşıdığı yüksek bir üçlü kemerlerle yan sahınlara açılmakta ve burada, geri çekilmiş olarak alçak galeriler dolaşmaktadır. Bu galerilere revak altından alçak galeriler dolaşmaktadır. Bu galerilere revak altından ve cami içinden erişilebilir.
Tarzı inşası bir dereceye kadar Zal Mahmut Paşa Camii’ne benzer. Şu farkla ki orta kubbenin yanlarında üçer küçük kubbe daha vardır. Son cemaat revak sekiz direkli ve yedi kubbelidir. Caminin önündeki şadırvan meydanı ve etrafındaki revaklar ve gene yan tarafındaki müştemilat son derece haraptır .
Minaresi revakın sağ tarafındadır .
Ayvansarayı bu caminin minaresinin üst kısmındaki 18 basamağın 100 yıl kadar önce (1719 depremi olmalıdır) yıkıldığını yazar. Minare daha sonra yıkılmış olabilir. Bu nedenle özgün minare üzerinde kesin bir bilgimiz yoktur.
MEDRESE ve AVLU
Cami iç avlusunun güneybatı ve kuzeydoğu kenarlarında 19 hücre ve iki küçük eyvan vardır. Bunlardan yan girişlere en yakın iki tanesi imam ve kayyum odalarıdır. Fakat avlusunun uzun kenarına hücre konmamıştır. Medresenin dershanesi de yoktur. Helalar güneybatıdaki hücre sırasının arkasındaki küçük bir avluda düzenlenmiştir. Derslerin camide yapılması olasılığı varsa da, bütün Sinan medreselerinde olan dershanenin, Mihrimah Sultan gibi bir ünlü sultan kızının külliyesinde neden olmadığını açıklamak zordur. Derslerin arka bahçedeki sıbyan mektebinde verilmesi gibi yorumlar inandırıcı değildir. Evliya’nın söylediği gibi medrese odaları çepeçevre avluyu çeviriyorsa, burada bir dershane de olmuş olabilir. Bu yapıdaki bazı anomalileri doğal afetler ve sonradan yapılan ve doğasını belgeleyemediğimiz müdahalelerle açıklamak ya da daha ayrıntılı arkeolojik araştırmalara bırakmak zorundayız. Vaktiyle son cemaat mahallinin iki yanında olanlar gibi, geç dönemde yapılmış eklerdi. Restorasyonlarla kaldırılmışlardır.

Caminin girişi, asimetrik olarak surlar tarafından iki kapıdan iç avluya ve kuzeydoğuda kayyum odası altındaki bir merdivenden dış avluya yapılmıştır.
Avludaki onaltıgen mermer şadırvan payandaları ve onları karşılayan küçük sütunları ile ilginç bir pavyon oluşturur. Mihrimah Sultan bu külliye ve hamamı için özel bir suyu Fatih yöresinde Atik Ali Paşa ve Nişancı camileriyle birlikte birçok çeşme ve şadırvanı beslemiştir. Edirnekapı’dan giren bu suyolu 1930’a kadar kullanılmıştır.
SIBYAN MEKTEBİ
Güzel Ahmed Paşa türbesi ile bitişik olan darü’s-sıbyan üç kubbe ile örtülü olan restore edilmiştir. Büyük bir olasılıkla ortada kubbeyle örtülü bir sofa (ya da taşlık) ve tonozla örülü ve öndeki hazireden Güzel Ahmed Paşa Türbesi’ne geçiş veren tonoz örtülü bir koridor ve kubbeli sofanın güneybatısında bir dershaneden oluşuyordu. Türbe ile birlikte tasarlanmış olmaları her ikisinin de Mihrimah Sultan tarafından yapılmış olduğunu, türbenin kendi ailesi için, sıbyan mektebinin de hayır olarak inşa edildiği kanısını uyandırmaktadır. Mektep bugün meşruta olarak kullanılmaktadır.
ÇİFTE HAMAM
Girişlerin iki ayrı cepheden alınmaları dışında, bu hamamın kadın ve erkek bölümleri, ılıklıktaki ufak ayrıntılar dışında aynı şekilde planlanmıştır. Ortalama 13m çapındaki kubbelerle örtülü soğukluktan aynalı tonozla örtülü bir ılıklığa ve oradan da bir kubbeli ara odadan dört eyvanlı sıcaklığa geçilmektedir. Kadın ve erkek bölümlerinin arkasında külhan vardır. Bu hamamın 1894 depreminde ya da daha önce yıkıldığına ilişkin bilgi mevcut değildir. Soğukluk kubbelerinin ikisi de yoktur. Fakat ihtifalci Ziya Bey 1328/1912 tarihli yapıtında hamamın işler olduğunu yazmaktadır. Diğer bölümlerde de duvarlar ve örtü durmakta, fakat herhangi bir özgün bezeme ayrıntısı bulunmamaktadır. Bu hamama bitişik olan Cağalazade İbrahim Bey Çeşmesi’nin 1142/1729-30 tarihli kitabesinde, bu çeşmenin önce burada mevcut başka bir çeşme yerine Mihrimah Sultan tarafından yaptırıldığı, yangında tahrip olduğu için “evlad-ı vâkıfan”dan İbrahim Bey’in çeşmeyi yeniden yaptırdığı yazılıdır. Rüstem Paşa ailesi ile Cağalazade (ya da Ciğalazade) ailesi evlenme yolu ile birleşmişlerdir.
ÇARŞI
63 dükkandan oluşan çarşının biçimi konusunda bir fikrimiz yoktur. Bu çarşının 23 dükkanı, avlu kotunun altında ve avlunun kuzeydoğu, kuzeybatı duvarlarına bitişik olarak inşa edilmiştir. Yeni restorasyonda dükkanlar yapılmamıştır. Diğerleri yine dış avlı terasının altında hamama doğru yapılmış, bir arasta da olabilirdi. Fakat burada konutlar yapıldığı için şimdiye kadar bu olasılık incelenmemiştir .











KAYNAKÇA

ARSEVEN, C. Esad, Türk Sanatı Tarihi, İst., s.353.
BAYRAK, M. Orhan, Türkiye Tarihi Yerler Kılavuzu, s.338.
ETHEM, Halil, Camilerimiz, İst., 1932, s.60-61.
KUBAN, Doğan, İstanbul Yazıları, İst., s.127-130.
Türk Ansiklopedisi, C.XIV, S.358, Ank, 1966, Milli Eğitim Basımevi.
Türk Ansiklopedisi, C.XXIV, s154, Milli Eğitim Basımevi, Ankara, 1976.

 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst