Reklam vermek için [email protected]

Karan Maarasi (hÖyÜk)

turkmmo

Level 1
Üye
Katılım
17 Eyl 2008
Konular
31,096
Mesajlar
0
Reaksiyon Skoru
206
Altın Konu
0
Başarım Puanı
711
TM Yaşı
14 Yıl 15 Gün
Online Süresi
0
MmoLira
9
DevLira
0
Takipçiler
127
KARAİN MAĞARASI (HÖYÜK)
Antalya-Burdur karayolunun 13. km.'sinde Karain işaret levhasından sola dönülerek Karain Mağarası yoluna girilir. Antalya'ya uzaklığı 27 km.'dir.1946 yılından beri kazılar yapılmaktadır. Yapılan kazılardan, bölgenin günümüzden 50 000 yıl kadar öncede yerleşim merkezi olarak kullanıldığı sonucuna varılmıştır. Türkiye'nin içinde insan yaşamış en büyük mağarasıdır. Buluntular Karain'deki küçük bir müzede ve Antalya Müzesindeki Tarih Öncesi bölümünde sergilenmektedir.
ASPENDOS (ANTİK ŞEHİR)
Aspendos kenti, Side ile birlikte daha İÖ 5. yüzyılda kendi adına gümüş sikkeler basması, kentin zengin hayat sürdüğünü göstermektedir. Truva Savaşı’ndan sonra güneye inen Argoslu kolonistler tarafından kurulduğu bilinen kent, sık sık Pers istilasına uğramıştır. Strabon ise Aspendos hakkında şu bilgileri verir: “Syllion’dan, sonra geniş bir göle Kapria’ya, sonra da Eurymedon nehrine; ve gemiyle altmış stadia nehir yukarı gidilirse Argoslular tarafından kurulmuş, kalabalık bir kent olan Aspendos’a gelinir. Aspendos’un üstünde Pednellssos bulunur.”
Yunanlı Komutan Kimon, Aspendos’u Akdeniz’e bağlayan ve Aspendos kentinin yanından geçen Eurymedon (Köprüçay) ırmağı üzerinde Perslere karşı deniz ve kara savaşında (İÖ. 469) büyük bir zafer kazanmış; böylece Aspendos ile birlikte güney Akdeniz kentleri Attika-Delos Deniz Birliği’ne katılmışlardı. Fakat çok geçmeden Persler İÖ. 425’de yine Pamfılya’yı kontrolları altına aldılar. Buna karşılık Atinalılar bir haraç kaynağı olarak gördükleri Aspendos’u 425 yılına kadar ellerinde tutmayı başardılar.
İÖ 411 de Persler bu kenti donanma üssü olarak tekrar kullandılar. İÖ. 389’da Atina Generali Traybulos Pelepones Savaşlarından sonra meydana gelen yenilgi ile Atina’nın onurunu tekrar kazanmak üzere (bunun yanında kendisine bir servet sağlamak için Küçük Asya kıyılarına yöneldi. Traybulos Eurymedon’a ulaşarak Aspendos önünde demir attı. Onunla bir savaş yapmaktansa bir miktar para ile bu tehlikeyi atlatmak isteyen Aspendoslular halk arasında toplatılan bir miktar parayı kendisine verdiler Fakat askerleri bütün tarlalardaki ekinleri çiğneyerek Aspendosluları zarara uğrattıklar ıçin Aspendoslular harekete geçerek Traybulos’u çadırında öldürdüler.
Büyük İskender İÖ 334’te Aspendosa geldiği zaman burası hala Pers egemenliği altında idi. Önce B.İskender ile anlaşma yoluna giden Aspendoslular, Büyük İskender Side’den sonra tekrar Perge yönüne ilerlediğinde bu anlaşmadan caymaya karar vermişler ve Büyük İskender’in bir daha geri dönebileceğini hiç hesaba katmamışlardı Hatta neyi var neyi yoksa bütün her şeylerini Akropolis’e taşımışlar, kalenin yıkıl’ kısımlarını onarmışlar, savunma için her türlü önlemi almışlardı 0 sırada Sillyon’u kuşatmakta olan B.İskender kuşatmadan vazgeçerek bütün kuvvetiyle Aspendos üzerine yürüdü ve aşağı Aspendos’u ele geçirerek esas kentin bulunduğu Akropolis’ kuşattı. Ancak bunun yanında Aspendoslular –herhalde araları açık olan Side tarafından olacak- komşuları tarafından kendilerine ait olmayan toprakları zorla almak ve tecavüz etmekle suçlandılar.
Bugüne kadar B.İskender hiçbir yenilgiye uğramadığı için, Aspendoslular korktular ve teslim olmayı en iyi sonuç olarak kabullendiler. Bu yeni koşullara göre; Aspendos yıllık 100 altın Talent vergi (1 Talent = 30,2 kg), her yıl Pers kralına verilen 4.000 al ve kentin ileri gelenlerinden esirler verilecek, bir Makedonya askeri grubu kentte bırakılacak ve B.İskender’in belirleyeceği valiye boyun eğilecekti. Aspendoslular bu yeni koşulları kabul etmekten başka çare bulamadılar.
İS 129’da Roma’ya tabi olan Aspendos, Perge’de olduğu gibi Romalı Siyaset adamı Verres’ in soygununa uğradı. Bu kişi, binalardaki ve tapınaklardaki heykelleri söküp götürdü. Verres daha sonra Cicero tarafından Roma Senatosu’na dava edildi. Cicero, Sayın Baylar. Sizlerin de bildiği gibi” diye başlayan konuşmasını şöyle sürdürmüştür:
“Aspendos, Pamfılya’nın eski bir tarihe sahip ve birbirinden güzel heykellerle dolu ünlü bir kentidir. Benim şikayetim, bu kentten şu veya bu şekilde bir tane heykelin alınması değildir. Benim şikayetim, Verres’in kentte tek bir heykel bile bırakmaması nedeniyledir. Verres bütün tapınak ve meydanlardaki heykelleri alıp götürmüştür. Evet, hatta bu heykeller arasında, Greklerde atasözü haline gelmiş olan hikayesini duymuş olduğunuz kendi müziğini kendi yapan Aspendos’un ünlü•”Harb Çalan Heykeli” ni de alıp götürmüştür.” Bu nedenledir ki, bugün Aspendos’ta yapılan araştırmalarda bir tek heykele dahi rastlamak mümkün değildir.
Kentin ünlü kişilerinden Aspendoslu filozof Diodoros biliniyor. Ancak kurduğu felsefe hakkında elimizde yeterli bir bilgi yoktur. Aspendos halkı zengin olduğu kadar kibar insanlarmış. Bir korsan kenti olan ve Aspendos’u hiç çekemeyen Sideli’ler birisini alaya almak için “Aspendoslu gibi çıtkırıldım olma”; Aspendoslular ise kabalık yapan birisini azarlamak için “ Sideli gibi kaba olma “ derlermiş.
Roma İmparatorluğu devrinde Aspendos önemli bir ticaret merkezi idi. Sahilde oturmadığı için korsanların saldırısından uzak, fakat deniz trafiğine elverişli olan Eurymedon nehrinden kentin kenarına kadar gelen gemiler sayesinde bir sahil kentinin bütün avantajlarını elinde tutan Aspendos; çok verimli ve hayvan yetiştirmeye çok uygun topraklara sahip olması ve sanat merkezi olması nedeniyle kısa zamanda parlamış zengin olmuştur. Doğudan batıya giden büyük bir ticaret yolu üzerinde yer alması da, ticarette büyük bir önem kazanmasına yol açmıştır.
Aspendos’un en büyük ticareti, Aspendos’ta dokunan sırmalı kilimler ve Roma pazarlarında büyük bir alıcı kitlesi bulan limon ağacından yapılmış möble ve biblolar yanında Strabon’un söz ettiği Aspendos’un kuzey kısmında yer alan Kapria gölünden elde edilen tuz idi.
Aspendos kelimesi “hediye etmeyi sevmeyen” anlamına gelmekte olduğu ileri sürülmektedir. Burada da diğer kentlerde de olduğu gibi, bağcılık ve bu nedenle şarapçılık başta geliyordu. Ancak Aspendoslular Tanrıya hiç şarap sunmazlardı. Buna neden olarak şu fikri ileri sürüyorlardı: “Eğer şarap yalnız tanrılara ait olsaydı, kuşlar üzümleri yemeye cesaret edemezlerdi” Aspendos’ta tanrılara şarap adamayışlarını böyle izah etmeye çalışmış Aspendoslular.
ULU CAMİİ (ŞIRNAK)
Cizre'nin İslam'ı kabul etmesiyle 639 yılında kiliseden camiye çevrilmiştir. Abbasiler döneminde cami yıktırılıp, onarıma alınmıştır. 1160 yılında Cizre Beyi Baz Şah'ın oğlu Al Sencer tarafından yeniden yaptırılmıştır. 1156 da dörtköşe inşaa edilen minaresi 1945-1946 ve 1971 yıllarında 2 kez onarım görmüştür.
Cizre Ulu Camii kapılarında bulunan Ebul-İz'in yaptırdığı ünlü ejder figürlerinden biri İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesinde bulunmaktadır.
ANITKABİR
Atatürk’ün anıt niteliğindeki mezarıdır. Atatürk’ün ölümünden on beş yıl sonra tamamlanmış ve na’şı, 10 Kasım 1953 yılında buraya taşınmıştır.
Yapımına 9 Ekim 1944 yılında başlanmıştır. Anıtkabir’in Kale’den sonra şehrin en hakim yerinde olması amacıyla Rasattepe uygun bulunmuştur. Anıt, Giriş Yolu, Zafer Alanı ve Şeref Holü olmak üzere üç bölümde incelenir.
DOLMABAHÇE SARAYI
Dolmabahçe Sarayı'nın bulunduğu alan, bundan dört yüzyıl öncesine kadar Boğaziçi'nin büyük bir koyuydu.
Osmanlı Kaptan Paşalarının gemilerini demirledikleri, geleneksel denizcilik törenlerinin yapıldığı bu koy zamanla bataklık haline gelmiş ve 17'nci yüzyıldan itibaren başlayarak doldurulmuş, padişahların dinlenme ve eğlenceleri için düzenlenen bir "hasbahçe"ye dönüştürülmüştü. Bu bahçede, çeşitli dönemlerde yapılan köşkler ve kasırlar topluluğu, uzun süre Beşiktaş Sahil Sarayı adıyla anıldı.
Beşiktaş Sahil Sarayı, Abdülmecit döneminde (1839-1861), kullanışsız olduğu gerekçesiyle ve 1843 yılından itibaren bölüm bölüm yıktırıldı. Aynı yıllarda, Dolmabahçe Sarayı'nın 15.000 m2'lik bir alanı kaplayan temelleri, meşe kazıklar ve ağaç hasırlar üstünde yükselmeye başladı.
Yapımı, çevre duvarları ile birlikte 1856'da bitirilen saray 110.000 m2'yi aşan bir alan üstüne kurulmuş ve ana binası dışında onaltı ayrı bölümden oluşmuştur. Bunlar saray ahırlarından değirmenlere, eczanelerden mutfaklara, kuşluklara, camhane, dökümhane, tatlıhane, mefruşat dairesi ve işliklere kadar uzanan bir dizi içinde, çeşitli amaçlara ayrılmış yapılardır.
 
Moderatör tarafında düzenlendi:

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 1, Üye: 0, Misafir: 1)

Üst