Reklam vermek için [email protected]

Sultan Ii. Bayezd KÜllyes, Salik MÜzes

turkmmo

Level 1
Üye
Katılım
17 Eyl 2008
Konular
31,096
Mesajlar
0
Reaksiyon Skoru
206
Altın Konu
0
Başarım Puanı
711
TM Yaşı
14 Yıl 15 Gün
Online Süresi
0
MmoLira
9
DevLira
0
Takipçiler
127
SULTAN II. BAYEZİD KÜLLİYESİ, SAĞLIK MÜZESİ
YER:
Edirne Merkez Yeniimaret Mahallesi'nde bulunan Sultan II.Bayezid Külliyesi'nin Darruşifa Bölümü'ndedir.
NASIL GİDİLİR?
İstanbul Edirne arası ulaşım 220 km'dir. Şehirler arası otobüsler otobandan non stop olarak bu mesafeyi 2,5 saatte almaktadırlar. Özel aracıyla gelenler için bu süre 1,5 saate kadar düşmektedir.
Edirne'ye gelenler, müzeye ulaşabilmeleri için Edirne Valiliği binasını bulmaları gerekir. Valilik binasından Yeniimaret mahallesine doğru hem sağdan, hem de soldan iki yol inmektedir.
Soldan inilen yol yaklaşık 1 km sonra, Yanlızgöz ve Yıldırım Bayezid köprülerini geçtikten sonra hemen müzeye ulaşır. Bu yoldan yürünerek dahi müzeye ulaşmak mümkündür.
Minübüsler ise Merkez Bankası yanından kalkmaktadır. Sağdan inen yol ise Edirne Saray kalıntıları ve Kırkpınar alanına uğradıktan sonra müzeye geçebilir. Bu yol ilkine göre uzun bir yoldur.
TARİHÇE
Müze, Sultan II.Bayezid Külliyesi içindeki Darrüşşifa bölümünde yer almaktadır. Külliye ise Fatih Sultan Mehmet'in oğlu ve 8. Osmanlı Padişahı Sultan II.Bayezid tarafından yaptırılmıştır. Sultan II. Bayezid'in Akkirman seferine çıkarken 1484 yılında temelini attığı, yapılar topluluğu 4 yıl kadar kısa bir süre içinde bitirilerek hizmete açılmıştır. Sitenin mimarının Hayrettin olduğuna dair yaygın bir görüş vardır. Ancak bu görüş bugün kesin tarihi belgelerle güçlendirilmemiştir. Bazı araştırmacılar, site mimarının Yakup Şah Bin Sultan Şah olduğunu ileri sürüyorlar
Yüzyıllar boyunca bu Külliye'de tıp öğrencileri yetiştirilmiş, hastalara şifa dağıtılmış ve fakir fukara doyurulmuştur. Külliye'nin İslam Aleminin en saf ve yalın anlatımlı camiilerinden biri olarak kabul edilen camiisi önemli bir ibadet yeri olmuş, mumhanesinde Edirne'yi aydınlatıcı mumlar dökülmüş ve tabhanelerinde ise misafirler ağırlanmıştır.
Darrüşifa kısmı ise dönemin en önemli sağlık merkezlerinden biridir. Kuruluşunda her türlü hastalara hizmet vermiştir, öyleki kuruluş vakfiyesinde hastanenin personeli sayılırken 2 cerrah ve 2 göz doktorundan da söz edilir. Demekki 1500 lü yıllarda bu mekanlarda göz hastalıklarına dahi bakılmaktaydı.
Daha sonraki yıllarda şifahane, ruh hastalarına yönelik hizmet vermeye başlar. Hastalar dönemin tıb bilgi ve ilaçlarının yanı sıra, su sesi, musiki, güzel kokular ve çeşitli meyşguliyetlerle tedavi edilirler.
Uzun yıllar boyunca hastalara şifa dağıtan bu şifahane, 1850 li yıllarda, sadece ruh hastalarının tecrit edildiği bakımsız bir kurum haline gelmiştir. Bina bir yandan bakımsızlıktan, diğer yandan yatağı dolan tunca nehrinin taşkınları sonucu büyük zararlar görmüştür.
1875 yılında Edirne'yi ziyaret eden Saffet Paşa, Külliye'ye de uğramış ve buradaki içler acısı durumu görüp, sadrazama rapor etmiştir. Hemen ardından patlayan 1876-77 Osmanlı Rus savaşı esnasında Edirne işgal edilince, buradaki hastalar İstanbul'a gönderilmiştir. Bunun üzerine İstanbul'dan Edirne Valiliğine bir emir gönderilerek, İstanbul'da bu tür hastalar için yer kalmadığı belirtilmiş ve Şifahane'nin onarılarak tekrar kullanıma açılması istenmiştir. Bunun üzerine 1896 yılında onarım görmüş ve ruh hastalarının tecrit ve tedavilerinde bir süre daha kullanılmıştır. 1910 yılında Alman mimar Cornalius tarafından bir onarımı daha gerçekleştirilmiştir
Külliye'nin Trakya Üniversitesi'ne Devri
Külliye'nin, camii hariç diğer bölümleri Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1984 yılında Trakya Üniversitesi'ne devredilmiştir. Bir süre Trakya Üniversitesi Edirne Meslek Yüksekokulu'nun Restorasyon ve Duvar Süsleme Bölümleri burada eğitim öğretimini sürdürmüştür.
Darüşşifa'nın, Trakya Üniversitesi bünyesinde Sağlık müzesine dönüştürülmesi çalışmalarına ise 1993 yılında başlanmıştır. Rektör Prof.Dr. Osman İnci'nin büyük çabaları ve uzun süren çalışmalar sonucunda Kültür Bakanlığı'nın 11.04.1997 tarihli onayı ile müze olması resmileşmiştir. Ruh Hastalarını Readaptasyon Derneği'nin katkılarıyla 30 Haziran 2000 tarihinde de Şifahane kısmı, Psikiyatri Tarihi Bölümü olarak düzenlenmiştir. Tasarım Sanat Yönetmenliğini Türkan Kafadar'ın yaptığı çalışmalarla burası tarihine uygun bir şekilde mankenlerle canlandırılmıştır. Dönemin bütün özelliklerini yansıtan kostüm ve aksesuarla donatılan bu bölüm büyük ilgi çekmektedir.
GENEL BİLGİLER
Külliye'nin kuruluş amacı, dönemin en önemli şehirlerinden ve 2. başkent konumundaki Edirne'yi bir darruşşifaya (Hastane) kavuşturmaktı. Geniş amaçlı düşünülen,Külliyedeki diğer üniteler ise hastane hizmetini doğrudan veya dolaylı olarak tamamlayan sosyal, kültürel ve dini nitelikteki yapılardır.
Tüm birimlerin aynı amaca yönelik hizmetleri döneminin sağlık ve sosyal yardım anlayışını yansıtmaktadır. Tüm yapılar topluluğunun 4 yıl gibi kısa bir sürede bitirilmesi ise imparatorluğun ekonomik ve teknik gücünün bir göstergesidir
Külliye'nin içinde şu üniteler bulunmaktadır:
1- Darüşşifa (Hastane)
2- Tabhane (Misafir ve Dinlenme Evi)
3- Tıp Medresesi (Temel Bilimler Fakültesi)
4- Camii
5- İmaret (Mutfak, yemekhane, depo, v.s)
6- Köprü (Tunca Nehri üzerinde)
7- Hamam
8- Değirmen ve su deposu
9- Sıbyan Mektebi (İlkokul)
10- Mehterhane (Dönemin musiki konservatuarı)
11- Muvakkithane (Günün saatlerini, takvimi bildiren kuruluş)
Bu ünitelerden günümüze kadar ayakta kalmış olanlar 1-6 numarada yazılmış olanlardır. 7-11 numarada belirtilenler yıkılmışlardır. 9-10 ve 11 numarada belirtilenler ise külliyenin vakfiyesinde gösterilmemiş olup, bunlar sonradan yapılmışlardır.
Hastanenin Kuruluş Yıllarındaki Kadrosu
Hastane kadrosunda, 1 baştabip, 2 tabip, 2 göz mütehasısı, 2 operatör , 1 eczacı vardı. Diğer personelle birlikte personel sayısı toplam 21'ye ulaşıyordu. Çeşitli dönemlerde bu personel sayısında değişiklikler olmuştur.
BÖLÜMLER
Müze üç ana bölümden meydana gelmiştir.
Birinci Avlu:
İlk avlunun bulunduğu birinci bölümde geçmişte poliklinik odaları olarak kullanılan sütunlar yanındaki sıra odalarda, çeşitli sergiler yer almaktadır. Hizmet Odaları olarak kullanılan mutfak, çamaşırhane, ve şuruphane gibi odalarda ise, külliyenin eski mutfağı canlandırılmıştır.
Burada ayrıca eski Edirne fotoğrafları sergisi vardır. Aynı avluda geçmişte eczane ve ilaç depoları olarak kullanılan 2 geniş salonun birinde hekimliğin tarihini anlatan bir sergi bulunmakta, karşısındaki odada ise Edirne Valiliği'nin armağan ettiği Mimar Sinan Eserleri Sürekli Fotoğraf Sergisi yer almaktadır.
İkinci Avlu:
İkinci avluda küçük bir bahçe ve karşılıklı yer alan 4 oda vardır. Bu odalar geçmişte yönetici odaları olarak kullanılmıştır. Şu an ise 2 oda yine müze yöneticileri tarafından kullanılmaktadır. Karşısında ise Dr. Rıfat Osman ve Ord.Prof.Dr. Süheyl Ünver'e adanan 2 oda bulunmaktadır.
Şifahane Bölümü:
Üçüncü bölüm geçmişte hastaların yatırıldığı bölümdür. Burada 4 yazlık, 6 kışlık oda ve bir musiki sahnesi vardır. Ortadaki havuzun şadrıvanından su akmaktadır. Geçmişte ruh hastalarının musiki, su sesi ve güzel kokularla tedavi edildiği
akustiği ile ünlü bu mekan İstanbul Ruh Hastalarını Readaptasyon Derneği tarafından dönemin atmosferine uygun manken ve ışık sistemi ile düzenlenmiştir. Bu bölümü gezen ziyaretçiler, son derece başarılı yapılmış mankenler, muusiki ve şadrıvandan akan su sesi ile geçmişteki tedavi ortamını bire bir yaşamaktadırlar.
Medrese:
Geçmişte tıp medresesi olarak kullanılan ve dönemin hekimlerinin yetiştirildiği ve Medrese-i Etiba adı verilen eğitim bölümü şu an Trakya Üniversitesi tarafından Çağdaş Resim ve Heykel Müzesi olarak düzenlenmiştir. Burada 18 öğrenci odası, bir dershane ve bunların açıldığı bir orta avlu vardır.Bu bölümde sağlık müzesi kadar ilgi çekmektedir.
EVLİYA ÇELEBİ'NİN ANLATTIKLARI
1682 yılında Edirne'yi i ziyaret eden Evliya Çelebi, külliyeden; "Orada bir Darüşşifa vardır ki dil ile tarif ve kalemler ile yazılmaz "..diye bahseder. Ünlü seyyah, ayrıca külliye için şu ilginç tanımlamaları kullanmıştır:
"Adı geçen bağın ortasında, göğe baş uzatmış bir kağir yüksek kubbedir ki güya aydınlık hamam camekanı gibi tepesi açıktır. Bu açık yerde altı adet ince mermer sütunlar üzerinde Kiyanıyan tacı gibi bir kubbecik vardır.
San'atkar iş üstadı, bu küçük kubbenin ta tepesine halis altın ile yaldızlanmış bir çeşit demir mil üzerine bir bayrak yapmış, ne taraftan rüzgar eserse, o bayrak o tarafa döner. Garip görünüşlüdür. Ama aşağı büyük kubbe sekiz köşelidir. Bu kemerli kubbe içinde dahi sekiz kemer vardır. Her kemerin altında bir kış odası vardır. Bu odaların her birinde ikişer pencere vardır. Bir penceresi odanın dışında olan gülistanlı ağaçlığa bakar, diğeri de bu büyük kubbenin ortasındaki büyük havuz ve şadırvana bakar. Bu sekiz adet kış odalarının önünde , yine büyük kubbe içinde sekiz adet yazlık odalar vardır.
Üç tarafları kafesli mermerler ile yapılmış bu büyük kubbe altındaki büyük havuzun çevresindeki sel sebillerden berrak su çağlayıp havuza girince , fıskiyelerden berrak su, kemerli kubbenin göbeğinde nihayet bulur.
Böyle dikkat ve özenle yapılmış şifa yurdunun anlatılan odalarında çeşitli hastalıklara tutulmuş zengin ve fakir, ihtiyar ve genç doludur" .
"Bazı odalarda ilkbaharda delilik mevsiminde Edirne'nin aşk denizi derinliğine düşmüş sevdalı aşıklar çoğalıp, hekimin emriyle bu tımarhaneye getirilerek altun ve gümüş yaldızlı zincirlerle kerevetlerine takılıp, her biri aslan yatağında yatar gibi kükreyip yatarlar... Kimisi havuz ve şadırvanlara bakıp kalender hülyası kabilinden sözler eder, nicesi dahi o kemerli kubbenin etrafında olan gülistan ve bağ ve bostan içindeki binlerce kuşların cıvıltılarını dinleyip, delilerin perdesiz ve ölçüsüz sesleriyle feryada başlarlar.
Bahar mevsiminde çiçek kısmından sim ve zerrin, deveboynu, müşkü rumi, yasemin, gülnesrin, şebboy, karanfil, reyhan, lale, sümbül gibi çiçekler hastalara verilip güzel kokuları ile hastalar iyileştirilirler. Fakat delilere bu çiçekleri verince kimini yerler, kimini ayakları altında çiğnerler. Bazıları dahi meyveli ağaçları seyredip, ah daha hel hope pe pohe pelo deyip, çimenlik temaşası ederler. ..."
Evliya Çelebi, hastanenin musiki ile tedavi konusunu da şu şekilde anlatmıştır:
" Merhum ve Mağfur Bayezid Veli Hazretleri Vakıfiyesinde, hastalara deva, dertlere şifa, divanelerin ruhuna gıda ve defi seva olmak üzere 10 adet hanende ve sazende gulan (genç erkek) tayin etmiş ki, üçü hanende, biri neyzen, biri kemancı, biri musikarcı, biri santurcu, biri çengi, biri çeng santurcu, biri udçu olup, haftada 3 kez gelerek hastalara ve delilere musiki faslı ederler. Allah'ın emriyle , nicesi saz sesinden hoşlanır ve rahat ederler.
Doğrusu musiki ilminde neva, rast, dügah, segah, çargah,suzinak makamları onlara mahsustur. Ama zengule makamı ile buselik makamında rast karar kılsa insana hayat verir. Bütün saz ve makamlarda ruha gıda vardır.".
AVRUPA’NIN EN İYİ MÜZESİ ÖDÜLÜ T.Ü.SAĞLIK MÜZESİ’NDE
Avrupa Konseyi tarafından 2004 yılı Avrupa Müzesi Ödülü’ne layık görülen Trakya Üniversitesi Sultan II.Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi, 27 Nisan tarihinde Fransa’nın Strasbourg kentinde düzenlenen törenle ödülünü aldı.
Ülkemizin ve Edirne’nin tanıtımı açısından oldukça önemli olan bu ödülü almak için Strasbourg’a giden Trakya Üniversitesi Rektörü Prof Dr. Osman İnci, Müzenin Kurucusu Ydr. Doç.Dr. Ratıp Kazancıgil, Müze Müdürü Enver Şengül ve diğer üniversite temsilcileri, Strasbourg’un saray müzelerinin en önemlisi olan Palace Rohan’daki, ödül törenine katıldılar.
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı Peter Schieder, Strasbourg Belediye Başkanı Fabienne Keller, Avrupa Müzeler Formu Temsilcisi Hans Woodtli, Avrupa Konseyi Türk Parlamenterler Birliği Başkanı Mesut Mertcan, Türkiye Büyükelçisi Daryal Batıbey, Avrupa Konseyi Kültür Komisyonu Üyesi Zülfü Livaneli ve çok sayıda davetlinin katıldığı ödül töreninde, kültürel miras ve doğu ve batı Avrupa kültürlerinin kaynaşmasına yönelik konuşmalar yapıldı.
Strasbourg Belediye Başkanı Keller, böylesine anlamlı bir ödüle Strasbourg’un ev sahipliği yapmasından duyduğu memnuniyeti dile getirirken, Wodtli ödülün Türk müzesine verilmesinin gerekçelerini anlattı. Avrupa Konseyi Parlamenterler Birliği Başkanı Schieder ise Türkiye’nin kültüre verdiği öneme değinerek, bir islam ülkesi olan Türkiye’nin, laik yapısıyla, bu tür zenginlikleri ön plana çıkarma başarısı gösterdiğini söyledi. Konuşmasının ardından Joan Miro heykeli ile, diplomayı Rektör Prof.Dr. Osman İnci’ye takdim etti.
Temaslar esnasında hem Avrupa Konseyi binasında, hem de ödül töreninin yapıldığı Palace Rohan Sarayı’nda, Edirne’yi, Üniversiteyi ve müzeyi tanıtıcı sergiler açıldı. Sergiler büyük ilgi gördü.
Trakya Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Osman İnci başkanlığındaki müze heyeti 5-8 Mayıs tarihleri arasında da Atina’da gerçekleştirilen Avrupa Müze Forumuna da katılarak aynı tanıtım çalışmasını burada da yapacaklar. Bu foruma Avrupa Müze Ödülüne aday 60 civarındaki müzenin sunumları gerçekleştirilecek.
 
Moderatör tarafında düzenlendi:

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 1, Üye: 0, Misafir: 1)

Üst