Hikayeler

Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

TÜrkye Turzmnde klmn Etkler

turkmmo

Level 1
Gold Üye
Katılım
17 Eyl 2008
Konular
31,097
Mesajlar
0
Online süresi
310s
Reaksiyon Skoru
208
Altın Konu
0
Başarım Puanı
719
TM Yaşı
17 Yıl 7 Ay 8 Gün
MmoLira
40
DevLira
0

Metin2 EP, Valorant VP dahil tüm oyun ürünlerini en uygun fiyatlarla bulabilir, Item ve Karakterlerinizi hızlıca satabilirsiniz. HEMEN TIKLA!

TÜRKİYE TURİZMİNDE İKLİMİN ETKİLERİ
1. TURİZMİN TANIMI VE TURİZMİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER
Turizm insanların özellikle uzun süreli tatilleri esnasında bilgi ve görgülerini artırmak, çeşitli doğal güzelliklere ve tarihi eserlere karşı meraklarını gidermek, çeşitli ülkelerde ki toplumların kültürel özelliklerini ve geleneklerini incelemek, önemli tarihi-arkeolojik sahaları öğrenmek ve dinlenmek amacı ile yaptıkları seyahatları kapsar. Turizm seyahat ve gezmeyi kapsamakla birlikte esas amacı başka bir yerin kültürel, tarihi, geleneksel özelliklerini öğrenmek, çeşitli sportif ve eğlence faaliyetlerinden yararlanmaktır. Turizm faaliyetleri, değişik faktörlerden değişik şekillerde etkilenmektedir. Konunun daha iyi anlaşılması bakımından turizmi etkileyen faktörlerin ayrı ayrı değerlendirilmesi şüphesiz daha faydalı olacaktır. Turizmi etkileyen faktörlerin başlıcaları şunlardır:
1- İklim
2- Doğal tabiat zenginlikleri
3- Zengin tarihi ve kültürel miras
Biz, bu faktörlerden iklimin turizme olan etkilerini Türkiye ölçeğinde ele alacağız.
2. TURİZMDE İKLİMİN ETKİLERİ
Turistler tatillerini iyi geçirebilmek için, tatillerini geçirdikleri yerdeki iklim koşullarında fiziksel bir rahatlık elde etmek isterler. Tatil esnasında yapmayı planladıkları her türlü rekreasyon faaliyetlerini rahatsızlık duymadan gerçekleştirebilmelidirler. Aslında iklim bir tatil merkezi için başlı başına bir çekicilik oluşturmaktadır. Değişik iklim unsurlarının turist üzerinde ki etkileri de değişik şekillerde olur. Bunlardan bazılarını yakından tanımak, çeşitli iklim faktörlerinin turizm ve turistle ilişkisini değerlendirme açısından yararlı olacaktır.
2.1. SICAKLIK VE NİSPÎ NEM: insan vücudunun 36,5°C olan ortalama sıcaklığı fiziki bir zorlamayla yada bir ısı gücüyle (örneğin parlak güneş ışığı) karşı karşıya kaldığında, terleme olmadığı takdirde, bir saat içinde 2°C artar. Havanın nem tutma kabiliyeti onun nisbî nemliliğine bağlıdır. Şayet nisbî nem çok yüksekse; örneğin %70’in üzerinde ise, hava derinin üzerinden onu serinletecek miktarda nemi alamayacak ve vücudun gittikçe daha çok ısınması sonucu insan kendini rahatsız hissedecektir. Nispî nemin fazlalığı ise hava sıcaklığı 26°C iken kalp krizi riskini artırır; buna karşılık kuru hava, sıcaklık 36°C’ye yaklaşsa bile böyle bir risk çok daha düşüktür. Bu nedenledir ki turizm açısından, yüksek sıcaklık ile yüksek nisbî nemin bir arada olması bir iklim engeli olarak karşımıza çıkmaktadır.
Sıcak hava koşullarında eğer hava kuru ise doğrudan güneş ışınlarından korunuluyorsa daha dayanılabilirdir ve terleme ile kaybedilen su dışarıdan telafi edilebilir. Çölde iklim koşullarının yaratığı asıl rahatsızlık ve tehlike vücudun aşırı ısınması ve terleme ile olan su kaybıdır.
2.2. RÜZGAR: İnsanların hafif bir giyimle dışarıda dolaşabilecekleri sıcaklık dereceleri 16°C-18°C’nin üzerinde kalan sıcaklıklardır. Vücut, sıcaklığın 10°C’ye düşmesiyle üşümeye başlar; rüzgarla birlikte vücudun sıcaklık kaybı daha da artar.
Rüzgar nemin cilt üzerinden buharlaşma hızını artırdığı gibi, ısının deri üzerinden kaybolarak çevredeki havaya karışma hızını da artırır. Bundan dolayı bir esinti aşırı ısınmayı azalttığı gibi, yüksek sıcaklıklarda rahatlatıcı etki de yapar. Fakat rüzgar aynı zamanda vücudun hızla üşümesine ve bu kez düşük sıcaklıklarda bağlantılı hastalıklara yol açar. Kutup bölgeleri ve yüksek dağlık alanlarda sıcaklık yılın büyük kısmında donma noktasının altında olduğundan rüzgarın serinletici etkisi buraların kış spor faaliyetlerine elverişliliği azaltır.
2.3. YAĞIŞ: dünyanın en fazla turist çeken turizm alanlarının kuzey yarı kürede yoğunlaştığı görülmektedir. Bu yarı küredeki tatil merkezlerinin yaz ayları (haziran-eylül) boyunca kurak ve güneşli bir iklime sahip olması nedeniyle çekiciliği daha da artar. Güney yarı kürede ise aynı çekici durum buranın yaz ayları olan Aralık-Şubat ayları boyunca söz konusudur. Subtropikal ve Akdeniz İklimleri yaz ayları boyunca hemen hemen hiç yağış almayan kurak ve uzun bir yaz mevsimine sahiptirler. Aslında yağış tipi ve mekansal dağılımı aynı iklim tipinde bile topografya etkisi nedeniyle yerel farklılık gösterir. bu durum özellikle kendini dağlık alanlarda gösterir. turizm için yağışın şekli de önemlidir. Turizm açısından uzun ve kurak yaz ayları boyunca düşen kısa süreli sağanak yağışlar, Batı Avrupa’nın ılıman iklimli bölgelerinde sık sık görülen, uzun süreli kapalı hava ve hafifi yağışlara göre daha çok tercih edilmektedir.
2.4. BULUTLULUK: yağışla da yakından ilgili olan bulutluluk turizm açısından oldukça etkili bir faktör olarak göze çarpar. Bulutluluğun serin deniz sularının geçen sıcak havayı serinletmek, sisli- puslu bir ortam yaratmak ve hava akımının karaya varması sırasında çok az yağış oluşturmak gibi etkileri vardır (Örneğin Kaliforniya kıyıları). Böylece yüksek oranda ve uzun süreli sis yada bulutluluk gözlenebilir. Ekvatoral bölgeler her gün yağış almasına rağmen her gün, gün içinde güzel, güneşli dönemlere sahiptir.
2.5. GÜNEŞ IŞIĞI: ölçülmesi en zor iklim özelliğidir. Bazı tatil yerleri güneş ışığı kayıtlarında aşırı iyimser olabilmektedir (örneğin yılda 3.000 saatten fazla gibi). İşin zor tarafı gün içindeki güneşli saat toplamının değişik enlemlerin özelliklerine göre gün ışığı saatlerini geçemeyeceğidir. Yağış ve bulutlu zamanlar güneş ışığını kısıtlar. Hava kirliliği de güneş ışığının netliğini engelleyen önemli bir faktördür. Bazen hava kirliliği kirlilik örtüsü yaratarak güneş ışığının tamamen yer yüzüne varmasını engeller (örneğin Los Angeles). Mikroklimatik koşullarda bir yeri bölgesel bütünlükten ayırmaktadır. Turizmde yer seçiminde havuzları gölgede kalmayacak şekilde güneş ışığını en net şekilde alabileceği yerlere yapmak gerekmektedir.
3. TÜRKİYE TURİZMİNDE İKLİMİN ETKİLERİ
Akdeniz iklim kuşağında yer alan ülkemizin kıyı bölgelerinde turizm açısından oldukça elverişli iklim koşulları hüküm sürmektedir. Akdeniz bölgesi özellikle güneşlenme ve dolayısıyla denize girme ve deniz turizmi açısından en avantajlı bölgemizdir. Yıllık güneşlenme süreleri sırasıyla Akdeniz’de 3000, Ege’de 2750, Trakya’nın Karadeniz sahillerinde2500, Batı Karadeniz’de 2250, Doğu Karadeniz' de 2000 ve Hopa çevresinde ise 1750 saat civarındadır.
Akdeniz bölgesinde Mayıs-Ekim arasında altı ay açık gökyüzü şartları hüküm sürer. Bu dönem güneşlenme denize girme açısından oldukça elverişli bir dönemdir. Akdeniz kıyı kuşağında kış döneminde kar yağışı ve don olayı çok nadir olarak görülmektedir. Ocak sıcaklığı 10°C civarındadır. Yıllık ortalama deniz suyu sıcaklığı Akdeniz kıyılarında 20°C, Ege kıyılarında 17-20°C ve Karadeniz kıyılarında ise 14-16°C civarındadır. Kışın Akdeniz kıyılarında deniz suyu sıcaklığı 16°C’nin altına düşmez; Ağustos ayında 25°C’nin üzerine çıkmaz. Karadeniz bölgesinde Ağustos ayında 20°C’nin üzerinde olan deniz suyu sıcaklığı Ocak ayında 8°C’ye kadar düşmektedir. Karadeniz bölgesinde denize girebilmek için yalnızca Temmuz ve Ağustos ayları elverişli iken yağışlar bu iki ayı da kısıtlamaktadır.
Son yıllarda Karadeniz bölgesinde yayla turizmi de büyük önem kazanmıştır. (örneğin Kümbet, Kadırga, Perşembe ve Bolu Dağı yaylaları gibi)
Kışın kar yağan yüksek alanlar kış sporları açısından elverişli ortamlar oluşturması ve güzel manzaralar oluşturması nedeniyle turizm açısından büyük avantajlar sağlamaktadır. Erzurum-Palandöken dağı, Manisa-Spil dağı, Bey dağları vs.
4. İKLİM ŞARTLARINA GÖRE TURİZM TİPLERİ
4.1. KIŞ TURİZMİ
Tatillerini genellikle yaz mevsiminde geçiren insanlar, bu alışkanlıklarını, yaşam standardı yükseldikçe kış mevsiminde de sürdürmeye başlamışlar ve bunun sonucu olarak da kış turizmi olgusu ortaya çıkmıştır. Zamanla artan talebi karşılamak için ekonomik açıdan gelişmiş ülkeler, kış turizmine elverişli merkezleri geliştirme yoluna gitmişlerdir.
Türkiye, Alp-Himalaya Sıradağları üzerinde, yüzölçümünün yaklaşık yarısını (%55) 1500-3000m yükseklikte dağlık alanların kapladığı bir ülke görünümün-dedir. Bu sıradağlarının ülkemizdeki uzantıları Beydağları, Toroslar, Bolkarlar, Aladağlar, Munzurlar, Cilo ve Sat Dağları ile Kaçkarlar, Alpler ile aynı zaman diliminde oluşmuşlar, aynı yükseltide ve aynı floraya sahiptirler. Ama büyüklük-leri bakımından Alplerin 2-3 katıdırlar. Üstelik ülkemiz dağlarında Alplerde olma-yan Nemrut, Süphan, Ağrı, Erciyes, Hasan Dağı gibi volkanlar vardır. Batıdaki dağlarımız tanrılar tanrısı Zeus'un otağı, doğudaki dağlarımız Nuh'un Gemisi'nin indiği yerlerdir. Yüzyılların birikimi kültürel değerlerle doludurlar. Ayrıca kış mevsimi boyunca kar yağışı alan bu yörelerimiz, 4-6 ay süre ile karlarla kaplı kal-maktadır.
Tüm bu özellikleri ile dağlarımız, hem dağ turizmi (dağcılık, doğa yürüyüşü vb.) hem de kış turizmine yönelik büyük bir potansiyel sunmaktadır. Bu potan-siyelin değerlendirilmesi amacı ile Turizm Bakanlığı'nca başlatılan planlama ve altyapı çalışmaları hızla sürdürülmektedir.
Kış turizmi çerçevesinde ülkemizdeki kayak merkezlerine kısaca değinelim. ülkemizdeki belli başlı kayak merkezleri şunlardır:
1) Ağrı-Bubi Dağı Kayak Merkezi
2) Ankara-Elmadağ Kayak Merkezi
3) Antalya-Saklıkent Kayak Merkezi
4) Bingöl Kayak Merkezi
5) Bitlis-Sapgör Kayak Merkezi
6) Bolu-Kartalkaya Kayak Merkezi
8) Elazığ-Sivrice-Hazarbaba Kayak Merkezi
7) Bursa-Uludağ Kayak Merkezi
9) Erzincan-Bolkar Kayak Merkezi
10) Palandöken Kayak Merkezi
11) Gümüşhane-Zigana Kayak Merkezi
12)Isparta-Davraz Kayak Merkezi
13)İzmir -Ödemiş-Bozdağ Kayak Merkezi
14)Kars-Sarıkamış-Cıbıltepe Kayak Merkezi
15)Kastamonu-Ilgaz Kayak Merkezi
16)Kayseri-ErciyesKayak Merkezi
Şimdi bu kayak merkezlerinin birkaçı hakkında özlü bilgiler verelim:
4.1.1. Ağrı-Bubi Dağı Kayak Merkezi
Doğu Anadolu Bölgesi’nde Ağrı ili sınırları içinde yer almaktadır. Ağrı şehir merkezine 18 km. mesafede Bubi dağındadır. Ankara’ya 1063, İzmir’e 1645, İstanbul’a 1413 km uzaklıktadır. Ulaşım kişilerin kendi imkanları ile sağlanmaktadır.
Kayak merkezinin bulunduğu saha Alpin çayırların yer aldığı sahaya tekabül etmektedir. Merkezde karasal iklim etkin olup Aralık-Nisan arasında kayak yapılmaktadır. Kar kayak mevsiminde ortalama olarak 1-2 metre dolaylarındadır.
4.1.2. Bolu-Kartalkaya Kayak Merkezi
Bolu şehir merkezine 54 km uzaklıkta yer alan kayak merkezi 2200m yükseltiye sahip olup karasal iklim şartlarının etkisindedir (Karadeniz zono-biyomuna dahil olan bu kayak merkezinde karasal iklimin etkin olması yük-seltinin bir sonucudur.). Bolu-Kartalkaya Kayak Merkezi’nde kayak sezonu 15 Aralık ile 15 Nisan arasına denk gelmektedir. Kar kalınlığı ortalama 250 cm civarındadır. Kar kalınlığının bu kadar fazla oluşu kayak merkezinin denizden gelen nemli hava kütlelerine fazla uzak olmamasındandır. Zira nemli hava kütleleri bu kayak merkezinin bulunduğu sahaya gelene kadar enerjilerini tam deşarj etmemekte ve bol yağış bırakmaktadırlar. Bolu-Kartalkaya Kayak Merkezi’nde kayak alanları 1850 ile 2200 metreler arasında yer alır.
4.1.3. İzmir-Ödemiş-Bozdağ Kış Sporları Merkezi
Bozdağlar üzerinde yer alan kayak merkezi iç turizm için önemli bir potansiyel oluşturmaktadır. Ancak merkezde fiziki şartlar tam anlamıyla sağlanabilmiş değildir; İzmir-Ödemiş-Bozdağ Kış Sporları Merkezi kapsamında özel idare tarafından üç adet mekanik tesis tamamlanmıştır. Ancak günübirlik hizmet verebilecek tesislerin ve yatak ünitelerinin inşaatı devam etmektedir.
4.1.4. Kayseri-Erciyes Kayak Merkezi
Kayseri şehir merkezine 25 km mesafede Erciyes dağında kurulmuştur. Karasal iklim şartlarının hüküm sürdüğü kayak merkezinde sezon Aralık-Nisan arasına denk gelmektedir. Kar kalınlığı 50-100 cm arasında değişir. Kayak alanları ise 1800-3000 m arasında ter alır. Merkezde Coşkun ve Bedük olmak üzere iki tane pist yer almaktadır.
4.1.5. Gümüşhane-Zigana Kayak Merkezi
Karadeniz Bölgesinde yer alan Zigana Kayak Merkezi, Trabzon’a 60 km, Gümüşhane’ye 40 km mesafededir. Alt seviyeleri çam ağaçları ile örtülü olan merkezde arazi genelde ormanlıktır. En uygun kayak zamanı, Aralık-Nisan arasıdır. Kar kalınlığı 100-150 cm arasındadır.
4.1.6. Kastamonu-Ilgaz Kayak Merkezi
Karadeniz Bölgesi’nde, Kastamonu ve Çankırı illeri sınırında Ilgaz Sıradağları üzerinde yer alır. Kastamonu şehir merkezine 40 km mesafede Ilgaz dağında kurulmuştur.
Kayak Merkezi Ilgaz Dağlarının 1050-2000 m yükseklikleri arasında bulun-maktadır. Kayak merkezi aynı zamanda “Ilgaz Dağı Milli Parkı” sınırları içinde-dir. Kayak mevsimi Aralık-Nisan arasına denk gelmektedir. Kar kalınlığı 50/200cm arasında değişir.
Kayak Merkezi yaklaşık 200 m uzunluğunda ve 85 m genişliğinde bir açık alanda kurulmuştur. Çevre Göknar ormanlarıyla kaplı olup kış sporlarının yanı sıra, mesire ve avcılık olanakları da bulunmaktadır.
4.1.7. Erzurum-Palandöken Kayak Merkezi
Erzurum şehir merkezine 4 km uzaklıktadır. Erzurum-Palandöken Kayak Merkezi, karasal iklimin etkisindedir. Aralık-Mayıs arasında 15 değişik pistte sürekli olarak 5 km. kayma imkanı var. Bu merkezde kayak sezonunun Mayıs ayına kadar devam etmesi karasallığın ileri düzeyde olması ve karların geç erimesidir. 2150-3100 metreler arasında yer alan kayak alanlarında kar kalınlığı 60-120 cm arasında değişir. Merkezde Ejder ve Kapıkaya olmak üzere iki pist yer alır.
4.1.8. Bursa-Uludağ Kayak Merkezi
Bursa şehir merkezi 30 km uzaklıktadır. Uludağ Kayak Merkezi, ılıman iklim ve karasal iklim geçiş kuşağında yer alır. Kayak sezonu Aralıktan Mayıs ayının 15’ine kadar devam eder. Kayak alanları 1900-2500 m. yükseklikler arasında yer alır.
Kuşaklıkaya Pisti de F.I.S (Uluslararası Kayak Federasyonu) tarafından tescil edilmiştir.
Tutyeli kayak pisti ile İtalyan Yokuşu kayak pistlerinin F.I.S. tarafından tescil edilmesi için çalışmalar başlatılmıştır.
4.2. YAYLA TURİZMİ
Dünyadaki hızlı ekonomik, siyasal, teknolojik gelişmeler ve değişmelere paralel olarak, turizm talebi de farklılaşmaktadır. Giderek lüks turizm hareketlerine katılım azalmakta, bir tür doyum sınırına gelen alışılmış turizm merkezlerinden uzaklaşma yönünde bir eğilim yaşanmaktadır. Zamanla daha da belirginleşen bu talep, "deniz,kum ve güneş" üçgeninden uzak, doğa ile iç içe
abartılı olmayan tesislerde iyi bir oda, iyi hizmet ve tüm bunların başında bozulmamış ve temiz bir çevre de aktif bir tatil şekline dönüşmüştür.
Eko turizm olarak adlandırılan bu turizm talebinde en önemli yeri yaylalar almaktadır. Ülkemizde yaylalarımız, doğal güzellikleri ve diğer çekicilik yaratan özellikleri ile eko turizme yönelik çok çeşitli ve eşsiz olanaklar sunmaktadır.
Türklerde yaylacılığın önemli bir yeri vardır. Yaylaya çıkmak farklı amaçlar için yapılmaktadır:
 Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesinde yaşayan ve bugün göçer durumda olan aşiretler hayvanlarını otlatmak için yaylalara göç ederek yaylaklar kiralamaktadırlar.
 Akdeniz, İç Anadolu ve Doğu Karadeniz bölgelerinde yaşayan ve hayvancılıkla uğraşanlar hem hayvanlarını otlatmak ve hayvanlarının kışın yiyecekleri otları toplamak için hem de yaz şartların göre daha serin ve uygun şartlarda yaşamak için yaylalara çıkmaktadırlar.
 Akdeniz ve Ege Bölgelerinde yaşayanlar sıcak havadan, sivri sinek ve benzeri haşerelerden kurtulmak, doğa ile baş başa olmak ve sağlıklı bir yaşam için yaylayı tercih etmektedirler.
İşte insanların bulundukları yerden ayrılarak yaylalara gitmeleri ve orada konaklayarak tüm ihtiyaçlarını temin etmeleri bir turizm hareketi oluşturmaktadır. Ayrıca. yayla etkinlikleri, yayla kültürü ve bozulmamış doğada yaşamak, diğer insanların da ilgisini çekmiş ve bu yaşama tarzına katılmalarını sağlamış, sonuç olarak da "yayla turizmi" şeklinde bir turizm çeşidini meydana çıkartmıştır.
Turizme elverişli yaylalarımızdan başlıcaları bölgelere göre şunlardır:
Karadeniz Bölgesi Yaylaları:
Karadeniz Bölgesi’nde yaylalar özellikle Doğu Karadeniz Bölümünde yoğunlaşmıştır. Bölgede yer alan yaylaların başlıcaları bulundukları illere göre şunlardır:
Trabzon: Uzungöl, Şolma, Karadağ, Eriklibel
Rize: Ayder, Anzer, Elevit, Trovit, Kavron
Artvin: Sahara, Karagöl, Kaçkar
Giresun: Kümbet, Bektaş
Ordu: Çambaşı, Keyfalan
Samsun: Gürcü, Vezirköprü, Sarıçiçek
Sinop: Ayancık, Akgöl
Akdeniz Bölgesi Yaylaları:
Hatay: Çamlıyayla(Soğukoluk ), Teknepınarı, Alan
Osmaniye: Zorkun, Maksutoğlu, Bağdaş
Adana: Tehir, Bürücek, Kızıldağ, Meydan, Göller Yaylaları
İçel (Mersin ): Çamlıyayla(Namrun), Gözne, Soğucak, Fındıkpınarı, Sorgun, Kozlar, Abanoz
Antalya: Finike-Karabel, Ağla, Kuyucak, Gökçukuru, Yerküpe
4.2.1. Turizm Bakanlığı’nın Yayla Turizmine İlişkin Projeleri
Turizmin çeşitlendirilmesi, tüm yıla ve ülke sathına yaygınlaştırılması, değişik yörelerin mevcut turizm potansiyelinin geliştirilerek harekete geçirilmesi yönünde başlatılan çalışmaların önemli bir bölümünü; yaylaların turizme kazandırılması amacı ile 1990'da başlatılan "Yayla Turizmi Projesi" kapsamındaki araştırma planlama ve altyapı uygulamaları oluşturmaktadır.
Proje ile; yaylalarımızın doğal güzellikleri, etnolojik ve diğer çekicilik yaratan özellikleri ile eko turizme yönelik sundukları çok çeşitli ve eşsiz olanakların koruma-kullanma dengesi içerisinde turizm amaçlı değerlendirilmesi hedeflenmektedir.
Bu kapsamda, uzun yıllar öncesinden süregelmekte olan yayla geleneğine bağlı birçok sosyal etkinliğin yoğunlaştığı, değişik özellikli yayla şenliklerinin tertiplendiği Doğu Karadeniz yaylalarından (62 yayla incelenerek) başlatılmış olup, Batı Karadeniz, Orta Anadolu bölgeleri ile Batı, Orta ve Doğu Toroslar'da belirgin özellikleri olan yaylalarda halen sürdürülmektedir. Çalışma bütünü içinde bugüne kadar;
Sinop: Ayancık-Akgöl,Gerze-Kozfındık-Bozarmut, Türkeli, Kurugöl yaylaları
Ordu: Çambaşı, Akkuş-Argın, Aybastı, Perşembe yaylaları Giresun:Bektaş,Kümbet,Yavuzkemal yaylaları
Trabzon: Çaykara-Uzungöl, Akçaabat Karadağ, Tonya-Erikbeli, Maçka-Şolma,Araklı-Pazarcık yaylaları
Rize: Anzer, Ayder (Kaplıcası) yaylaları
Artvin: Kafkasör, Kaçkar yaylaları
Gümüşhane: Zigana (Kayak Merkezi)
Bayburt: Kop Dağı (Kayak Merkezi) olmak üzere toplam 20 adet yayla turizm merkezi ilan edilmiştir.
Ayrıca, yöre halkının geleneksel yayla kullanımına kısıtlama getirilmemiş, planlama alanının büyük bir bölümü için doğal karakteri korunacak alanlar, yeşil alanlar hükümleri getirilmiştir. Mevcut yayla yerleşim alanı içinde mevcut yapı dokusuna uygun geleneksel yapı malzemesi olan taş ve ahşaptan pansiyon olarak da kullanılabilecek konut yapımına olanak sağlanmış, en çok iki katlı yapı öngörülmüştür. Yayla yerleşim alanlarında yapılacak bu yapılar yürürlükte bulunan mevzuata uygun olarak yapılabileceğinden yalnızca o yaylanın kullanma hakkına sahip kişilerce gerçekleştirilebilecektir. Bu da yaylaların aşırı derece nüfuslanmasını kısmen sınırlandıracaktır.
4.3. KIYI TURİZMİ
Üç tarafı denizlerle çevrili olan ülkemiz kıyı turizmi için oldukça elverişli şartlara sahiptir. Büyük bölümü Akdeniz iklim kuşağına dahil olan Türkiye’de güneşlenme süresi 1800 ile 3000 saat/yıl arasında değişmektedir. Hatta Antalya’nın güneyi 3000 saatten fazla güneşlenmektedir.
Bilindiği gibi ülkemizde kıyı turizmi yıllık ortalama sıcaklığın ve güneşlenme süresinin yüksek; açık gün sayısının fazla olduğu güney sahillerimizde yoğunlaşmıştır. Güney sahillerimizin cazibesini iklimin yanında nitelikli plajlar da artırmaktadır. Ekte sunulan mavi bayraklı plajların haritasına bakıldığında özellikle Alanya-Bodrum arasında oldukça fazla plaj olduğu görülür. Bu plajları şöyle sıralayabiliriz:
 Antalya’da yer alan plajlar:
1- Alantur (Kestel)
2- Damlataş (Cleopatra)
3- Keykubat
4- Titreyen Göl
5- Titreyen Göl II
6- Sorgun
7- Çolaklı
8- Lara
9- Beldibi
10- Göynük I
11- Göynük II
12- Palmiye
13- Kemer
14- Tekirova I
15- Tekirova II
16- Patara
 Muğla’da yer alan plajlar:
17- İçmeler
18- Yalıçiftliği
19- Kumbahçe
20- Gümbet
21- Bodrum Aktur
22- Datça Tur
Bunlardan başka Balıkesir’de Ortunç plajı, Bolu’da Kale plajı ve Elazığ’da Hazar Gölü kıyısında Tur-Pol plajı yer almaktadır.
Kıyı turizmi çerçevesinde ülkemiz açısından ele alınması gereken bir diğer nokta yat limanlarıdır. Türkiye’de yat limanlarının hemen tamamı Ege ve Akdeniz’de yer almaktadır (Yine ekteki haritada bu durum açıkça görülmek-tedir.). Şüphesiz bunun da sebebi buralarda kıyıların gezinti için uygun oluşu ve iklimin elverişliliğidir. Başlıca yat limanlarımız şunlardır:
1- Amiral Fahri Korutürk (İstanbul)
2- Ataköy
3- Çanakkale
4- Eski Foça
5- Altınyunus
6- Kuşadası
7- Bodrum
8- Datça
9- Marmaris
10- Fethiye
11- Club Marina (Antalya)
12- Kaş
13- Kemer
14- Setur (Antalya)
15- Antalya Kale İçi
4.4. BOTANİK TURİZMİ
Botanik turizmi eko-turizm çerçevesinde ele alınması gerekli olan bir konu iken burada değinmemizin nedeni ülkemizin sahip olduğu bitki çeşitliliğinde en önemli rolü iklimin oynamasıdır. İklim bazı yerlerde direkt olarak değil de dolaylı etkiye sahiptir; ancak her ne olursa osun Anadolu üzerinde bu kadar fazla türde bitki oluşu şüphesiz iklim çeşitliliğiyle alākālıdır.
Ülkemiz, üzerinde yetişen bitki türleri açısından dünyanın en zengin ve ilginç ülkelerinden birisidir. Avrupa kıtasında 11.500 civarında çiçekli bitki türü yetiştiği halde, bu sayı yurdumuzda 9000 civarındadır. Bunlardan yalnız ülkemizde yetişen endemik tür sayısı ise 2750 kadardır. Bu zenginlik, turizm açısından değerlendirilecek önemli bir potansiyeldir. Ancak ülkemizde botanik turizmi henüz emekleme aşamasındadır. Ama şu da bir gerçek ki gittikçe yön değiştiren ve yeni arayışlar içine giren turizm içersinde ileride botanik turizmi de büyük bir potansiyel oluşturacaktır.
5. KÜRESEL ISINMANIN TURİZME ETKİLERİ
Öncelikle küresel ısınmanın ne olduğuna kısaca değinelim. Sera etkisi, Dünyadaki ısıyı yaşanabilir seviyede tutan doğal bir süreçtir. Güneş enerjisi Dünyayı ısıtır ve Dünya, Güneşâ€™ten gelen ısıyı emerek yayar. Bu ısı, kızılötesi ışıma olarak uzaya geri döner. Dünya atmosferinin yüzde birinde “sera gazları” diye bilinen su buharı, karbondioksit, ozon, metan, nitroksit bulunur. Kızılötesi ışıma ve sera gazları, bir araya gelerek atmosferdeki sıcaklığın ortalama 15 derecede kalmasını sağlayacak bir yansıma oluşturur. Sanayi devriminden bu yana, insan faaliyetleri sonucu bu gazlarda artış olmaya başlamış ve bunun sonucu olarak da doğal geri emme süreçleri zorlanmış; atmosferdeki sera etkisi konsantrasyonlarının yükselmesi sonucu küresel ısınma denilen sonuç ortaya çıkmıştır.
Küresel ısınma problemi ne yazık ki önlenemez bir biçimde etkisini göstermeye devam ediyor. Bilim adamlarına göre en azından önümüzdeki yüz yıl içinde bu etkilerin durdurulması için alınacak çok fazla önlem yok. Giderek artan hava sıcaklığı ve yağmurun azalması, kış turizmi yapılan bölgelerimizde kar yağışının azalmasına neden oldu. Mevsimsel özelliklerin değişmesi gibi problemlere, küresel ısınmanın yol açtığını söyleyen iklimbilimcilerin sayısı her geçen gün artıyor. Daha da önemlisi bu etkilerden en fazla zarar görecek sektörlerin başında turizm geliyor.
Dünyada iklimbilimciler, hükümetler, üniversiteler küresel ısınmanın etkilerinden daha az zarar görmemiz için yıllardır uğraşırken, ne yazık ki ülkemizde bu konu hakkında birkaç kurumun yapmış olduğu sınırlı çalışmalardan öteye gidilemiyor. Durum böyle olunca, bizleri yakından ilgilendiren “Turizm sektörüne küresel ısınmanın etkisi ne olur, ne gibi önlemler alınmalı?” gibi sorulara bilimsel anlamda yanıt bulmak da neredeyse imkansız görünüyor. Öyle ki, kimi yatırımcılar bu konuda yapılan bilimsel çalışmalara şimdiden yatırım yapıyorlar. Bunlardan en önemlileri de Antalya, Isparta, İzmir, Aksaray hatta Adana gibi illerimize kış merkezi yapımının planlanması ve kimi programların başlatılmış olmasıdır. Bilim adamlarınca yapılan araştırmalara göre önümüzdeki 50-100 yıl içinde güney kıyılarımızdaki yaz turizmi bile yüzde 35-67 gibi bir riskle karşı karşıya. Bunun yanında varolan kış merkezlerimizin bile kar yağışlarının azalması nedeniyle tehlike altında olduğu düşünülürse, yapılan bu planların ve yeni projelerin bilimsel bir araştırma ışığında mutlaka bir kez daha gözden geçirilmesi gerektiği gerçeği ortaya çıkıyor.
Küresel ısınmanın turizme etkilerini maddeler halinde genel hatlarıyla sıralayalım:
 Isının yükselmesi sonucu sıcak rüzgarlar esecek, deniz seviyesi yükselecek ve bu da geleneksel turizm destinasyonlarının değişmesine neden olacak.
 İklimlerde yaşanacak değişiklikler, tatil destinasyonlarındaki rekabetin dengesini de değiştirecek.
 Küresel ısınma, tatil sürelerinin uzamasına neden olacak ve tatil merkezleri kuzeye doğru genişleyecek.
 Sıcak rüzgarlar, yaz aylarında Akdeniz’e olan talebi azaltacak.
 Akdeniz 2050 yılına kadar 50 cm yükselecek. Bu da bölgedeki turizmi etkileyecek.
 Son zamanlarda kar yağışlarında görülen azalma nedeniyle kayak merkezleri de risk altında kalacak.
Şubat 2001 tarihinde, Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO-World Meteorology Organization) ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP-United Nations Envioronment Project) tarafından ortaklaşa yürütülen kısa adı IPCC (International Project on Changing Climate) olan “Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli’nde, yaklaşık 2500 bilim adamının katkısıyla “İklim Değişikliği 2001” adlı bir rapor hazırlandı. Bu rapora göre dünyada şu olası değişmeler yaşanacak:
 Hava sıcaklığı 20. yüzyılda 0.2 ile 0.6°C arasında yükseldi ve artışın 2100 yılında 1.4 ile 5.8 °C arasında olması bekleniyor.
 Bu artışa bağlı olarak deniz seviyesinin de 9 ile 88 cm arasında yükse-leceği tahmin ediliyor.
 Özellikle kutuplara yakın yerlerde, Güneydoğu Asya’da, Orta Asya’da, Akdeniz çevresinde nehir ya da akarsu taşmaları artacak. Pek çok buzul azalacak ve küçük bir bölümü de yok olacak.
 Dünyanın üçte biri (1.7 milyar insan) suların sınırlı olarak kullanıldığı ülkelerde yaşıyor. Dünya nüfusunun artması nedeniyle bu rakamın 2025’te 5 milyara ulaşması bekleniyor. Bu nedenle iklim değişikliği, özellikle Orta Asya, Güney Afrika ve Akdeniz çevresinde sualtı kaynaklarının azalmasına neden olacak.
 Bir çok iklimbilimci, sağanakların şiddetini artıracağını öngörüyor, bu da suyun toprakta süzülmesinin azalarak sellerin artacağı anlamına geliyor.
 Ürün rekoltesinde, tarım gelirlerinde, ürün fiyatlarında yaşanan değişiklik, ürün ekim tarihlerinin değişmesine, otlak ve mera yerlerinin seçiminde değişiklikler yapılmasına neden olacak.
 Deniz suyu ısısında artış, su seviyesinin yükselmesi, sel felaketlerinin ve diğer doğal afetlerin artması anlamına geliyor.
 İklim değişikliği, yerleşim bölgelerini destekleyen ekonomik sistemlerde değişiklikler olması sebebiyle (enerji üretimi ve dağıtımında yaşanan problemler, binaların durumu, ulaştırma, turizm gibi endüstrilerde yaşanan değişiklikler) göçe sebep olabilecek.
 İnsan sağlığı açlık, susuzluk, yüksek ısıdan dolayı stres ve sıtma gibi hastalıklarla karşı karşıya gelecek.
 Dağlardaki buzullar ve kar örtüsünün azalmasından dolayı hidrolojik sistemler ve toprak stabilitesinde bozulmalar olacak. Ekosistemler ve türler tepelere doğru yer değiştirmeye zorlanacak. Tarım, turizm, kerestecilik ve diğer ekonomik aktiviteler bu durumdan olumsuz etkilenecek. Gelişmekte olan bir çok ülkede yerli halkın beslenme ve yakıt kaynakları yok olacak.
 Tatlı su kaynaklarının kalitesinde, tuzlu su karışımı nedeniyle, düşüş olacak.
 Beslenme ile ilgili olarak kıyı bölgelerindeki balıkçılık ve tarım üretimi özellikle risk altında. Diğer riskli sektörler ise turizm, yerleşim ve sigortacılıktır. Deniz seviyesindeki muhtemel yükselme sonucu düz alanlar seller altında kalarak kıyı üretim alanları zarar görecek. Bunun sonucu milyonlarca insan kıyı alanları ve küçük adalardan göç edecek.
2000 yılında 27 Avrupalı iklimbilimci bir araya gelerek üç yıllık bir çalışma sonucunda “ACACIA Project” adı verilen bir rapor hazırladılar. Avrupa Birliği için hazırlanan raporda, iklim değişikliğinin Avrupa’ya olası etkisi ve bu etkilere adaptasyon sağlamanın yollarına ilişkin bilgiler veriliyor. Rapordan elde edilen sonuçlar şu şekilde özetlenebilir:
 İklim değişikliğinin etkisi güneyde, kuzeyden daha fazla olacak.
 Yaz yağmurlarında azalma, su sıkıntısı, toprak neminde azalma Güney Avrupa’da daha fazla yaşanacak. Özellikle İtalya, Yunanistan ve İspanya’da kuraklık artacak. Bu da Güney ve Kuzey Avrupa arasındaki farkı gittikçe artı-racak.
 Sıcaklık artışı güneyde, kuzeyden iki misli fazla görülecek.
 Kışları her on yılda bir yaşanan aşırı soğuklara 2080 yılında neredeyse hiç rastlanmayacak.
 Alplerdeki buzların yarısı 21. yüzyılın sonunda yok olacak. Bu da özellikle İsviçre gibi ülkelerdeki kış turizmini olumsuz yönde etkileyecek.
 Nehirlerin ve ırmakların taşması tüm Avrupa’yı etkileyecek. Sahil kıyılarında ortaya çıkacak seller, erozyon, toprağın kuruması vs. turizmi, yerleşim bölgelerini, tarımı, sahil alışkanlıklarını (balıkçılık gibi) riske sokacak.
 Tarımsal üretim, Güney ve Doğu Avrupa’da azalacak.
 Orman yangınları, karbondioksit artışı nedeniyle, Güney Avrupa’da artacak. (1998 yılında Yunanistan’da meydana gelen yangınlar, 14 kişinin ölmesine ve 675 milyon dolarlık ekonomik zarara neden olmuştu.). Bu şekilde yeşil alanların azalması, Akdeniz turizmine oldukça fazla zarar verecektir.
 Dağlık bölgelerde yüksek ısı, ekosistemlerin sınırların değişmesine ve bazı turizm değeri olan türlerin yok olmasına neden olacak.
Devlet Meteoroloji İşleri’nden Dr. Murat Türkeşâ€™e göre Türkiye’de olası değişiklikler özetle şunlar olacak:
 Sıcak ve kurak devrenin, uzunluğundaki ve şiddetindeki artışa bağlı olarak, orman yangınlarının frekansı, etki alanı ve süresi artabilir.
 Tarımsal üretim potansiyeli değişebilir.
 Doğal karasal ekosistemler ve tarımsal üretim hastalıklardaki artışlardan daha çok zarar görebilecek.
 Türkiye’nin kurak ve yarı kurak alanlarındaki, özellikle kentlerdeki su kaynakları sorunlarına yenileri eklenecek, tarımsal ve içme amaçlı su gereksinimi daha da artabilecek.
 Kurak ve yarı kurak alanların genişlemesine ek olarak yaz kuraklığının süresi ve şiddetindeki artışlar çölleşme süreçlerini, tuzlanma ve erozyonu destekleyecek.
 Kentsel ısı adasının etkisi sonucu, özellikle büyük kentlerde, sıcak devre-deki gece sıcaklıkları belirgin bir biçimde artacak, bu da havalandırma ve soğutma amaçlı enerji tüketiminin artmasına neden olabilecek.
 Deniz seviyesinin yükselmesine bağlı olarak, Türkiye’nin yoğun yerleşme, turizm ve tarım alanları durumundaki alçak taşkın-delta, kıyı ovaları ve Haliç tipi kıyılar sular altında kalabilecek.
 Mevsimlik kar ve kalıcı kar-buz örtüsünün kapladığı alanların ve karla örtülü devrenin uzunluğu azalabilecek, ani kar erimeleri nedeniyle kar çığları artabilecek. Bu da ülkemizin kış turizmini olumsuz yönde etkileyecek.
 Kar erimesinden kaynaklanan sellerin zamanındaki ve hacmindeki değişiklik su kaynakları ile tarım, ulaştırma ve rekreasyon sektörlerini etkileyebilecek.
Murat Türkeş, turizmin ısı artışından doğrudan etkileneceğini, güneydeki turizm bölgelerinin ve kış turizmi yapılan bölgelerin risk altında olduğunu, genel talebin kuzeye kayacağını, yapay karın uzun vadede çözüm olmadığını da ifade etmektedir.
Avrupalı iklimbilimcilere göre, en azından önümüzdeki yüzyılda, küresel ısınmayı tersine döndürmek imkansız gözükmektedir. Buna karşın hükümetler, vatandaşlarının karşı karşıya kalacağı problemler için önlem almak zorundalar. Mesela:
 İklim değişikliğinden en fazla etkilenecek sektörlerden biri olan turizm sektöründeki otoriteler, henüz bu problemin varlığından yeterince haberdar değiller. Bu konuda bilgilendirme çalışmaları yapılmalı.
 Turizmin kuzeye doğru kayma olasılığına karşı, kuzey bölgelerinde yer alan yolların gözden geçirilmesi, ek yolların yapılması gibi tedbirlerin alınması gerekiyor. Turizm otoritelerinin, yatırımların ileride iklim değişikliğinden daha az zarar görecek kıyı şeritlerindeki ve kırsal bölgelerdeki alanlara yapılması için yatırımcıları motive etmesi ve bu konuda bilgilendirmesi gerekiyor.
 Turizm endüstrisi için interaktif bir çalışma yapılması gerekiyor. Bakanlık, özel sektör ve iklim uzmanlarının ortak bir çalışma yaparak proje üretmeleri yerinde olacaktır.
 Gelecekte su kaynakları günümüzdeki gibi olmayacak, bu nedenle bu sektör otoritelerinin, suların en verimli şekilde kullanılması ve saklanılması konusunda ciddi önlemler alması gerekiyor. Uzun vadeli çalışma stratejileri olarak; su kullanımının direkt kontrolü için teknolojiler, yeni havzaların oluşturulması, su kirliliğinin azaltılması, nehir kanallarının yenilenmesi, kıyı bitki örtüsünün korunması çalışmaları ciddi şekilde yürütülmelidir.
 Güneydeki ülkeler, varolan ormanlık arazilerin korunması için daha fazla çaba sarf etmeliler.
Bütün bu açıklamalar ve vurgulanan noktalar ışığı altında vardığımız sonuç olası bir küresel ısınma neticesinde en fazla etkilenecek sektörlerden biri turizm-dir. Bu konuda kısa vadeli çözümler üretilemeyeceğine göre Kyoto Protokolü gibi uluslararası oluşumlar hayata geçirilmeli ve alınacak kararlar küresel boyutta ele alınmalıdır.
KAYNAKÇA
 ATALAY, İ. 1997.‘Türkiye Coğrafyası’. Ege Üniversitesi Basımevi. İzmir.
 ATALAY, İ./MORTAN, K. 1997. ‘Türkiye Bölgesel Coğrafyası’. İnkı-lap Kitabevi. İstanbul
 Turizm Bakanlığı İnternet Sitesi
 
Moderatör tarafında düzenlendi:

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 1, Üye: 0, Misafir: 1)

Geri
Üst