FPS oyunlarının piyasaya tek tük sürüldüğü bir zaman dilimi içerisindeyiz. Zira önümüzdeki iki ay boyunca Battlefield 3 ve Modern Warfare 3 gibi köklü oyunların raflardaki yerini alacağını düşünürsek, kendimizi ha gayret az kaldı diye teselli edebiliriz. Bu süre zarfında eğer fps oyunu hastasıysanız, Bodycount gibi atıştırmalık tadındaki oyunlarla bir nebze de olsa idare edebilir, boş zamanlarınızı değerlendirebilirsiniz.
Codemasters`a bağlı Guildford Studio tarafından geliştirilen Bodycount, yine aynı stüdyo tarafından geliştirilmiş olan Black isimli oyunun mantalitesi baz alınarak geliştiriliyordu. En azından oyunun gelişim aşamasında Guildford`lu yetkililerin bizlerle paylaştığı bilgiler bu yöndeydi. Fakat oyun raflardaki yerini aldıktan sonra gördük ki, Bodycount ile kısmen başarılı bir yapım olan Black`in arasında dağlar kadar fark var. Gönül isterdi ki bu fark Bodycount`un üstünlüğünden dolayı ortaya çıkmış olsun ama ne yazık ki, Bodycount hiçte bizlerin beklediği kalitede bir yapım çıkmadı.
İki Grup Çatışırken Üçüncüye Ne Denir? Cevap = The Network
Bodycount`ta uluslararası sorunlara çözüm üretme gayreti içerisine girmiş The Network isimli kuruluşa bağlı bir ajan olan Jackson karakterini kontrol ediyoruz. The Network, genel itibari ile, terörist saldırıları, iç isyanlar (Libya`da olduğu gibi) gibi durumlara müdahale ederek durumu kontrol altına almaya çalışıyor. Bizde The Network adına bize verilen görevleri yerine getirerek, dünyadaki huzuru sağlamaya çalışıyoruz.
Oyunun genel yapısı verilen görevleri yerine getirme üzerine kurulmuş. Yani bir görevi tamamladıktan sonra merkeze dönerek başka bir göreve başlıyorsunuz. Bodycount`un bu stabil görev sistemi sizi kimi zaman ormanlar arasında kaybolmuş izbe köylere götürürken, kimi zaman ise yüksek binalar arasına gizlenmiş lüks mahallelere götürüyor. Görev yeriniz ve mekânınız neresi olursa olsun, karşınızda çatışmanız gereken birden fazla düşman grubu ile karşılaşıyorsunuz. Yani bir olayın ortasına giriş yaptığınızda birbirleri ile çatışan grup işi gücü bırakıp sizin üzerinize saldırıyor. Tabi bu arada birbirleri ile çatışmayı da ihmal etmiyorlar. Bir köşede durup beklerseniz düşman grupların birbirini katletmesini keyifle izleyebilir, daha sonra payınıza düşen birkaç düşmanı öldürerek yolunuza devam edebilirsiniz.
Bodycount`ta ki kontroller diğer fps oyunları ile kıyaslandığında bir hayli yavaş kalıyor. Bu yüzden fps oyunlarını seri bir biçimde oynamaya alışmış olan oyuncular Bodycount`un bu hantal kontrol sisteminden hiç memnun kalmayacaklardır. Konsollara özel olarak çıkmış olmasına karşın, auto aim özelliğinin kullanılmamış olması da oyunun kontrolleri açısından diğer bir eksiyi oluşturuyor.
Bodycount`un kontrollerine dair övebileceğim tek noktası oyundaki siper sistemidir. Herhangi bir cismin arkasına eğilerek, size belirtilen tuşa basarak siper pozisyonuna geçebiliyor ve siper arkasından anlık çıkışlar yaparak düşmanlarınızı haklayabiliyorsunuz. Şunu da belirtmeliyim ki, günümüzdeki bir çok oyunda kullanılan siperler arası geçiş sistemi, Bodycount`ta da kullanılsaymış çok daha iyi olabilirmiş. Ama o kadar çok eksikliğin arasında siperler arası geçiş sistemi niye yok diye düşünmüyorsunuz bile. Neyse, gelelim oyunumuzun üstün(!) yapay zeka sistemine.
Kendi Kendini Yok Eden Misafirperver Düşmanlar
Bodycount, Dirt 3`ün de geliştirildiği Ego isimli oyun motoru ile geliştirildi. Oyunun yapımcısı olan Guildford Studio, Bodycount`un Ego ile geliştirildiğini duyurduğunda, bu oyun dünyasında büyük bir meraka neden olmuştu. Acaba Dirt 3 gibi fiziksel etkileri müthiş olan bir yapımın geliştirilmesinde kullanılan Ego, Bodycount gibi bir fps`de nasıl bir sonuç verecekti. Açıkçası stüdyonun beceriksizliğinden midir bilemem ama Bodycount tam anlamıyla bir hayal kırıklığı oldu. Tabi bu durumda başarısızlığın nedenini Ego Engine`e bağlamak ne derece doğru olur bilemem. Gerçi oyundaki grafik ve kaplamalar kötü olsa bile, çevre ile etkileşim ve fizik unsurları son derece başarılı diyebilirim. Arada tek tük hatalar göze çarpsa bile, genel itibari ile etrafımızdaki eşyaların bir çoğunun paramparça olabilmesi, arkasına siper aldığımız taşların gelen mermiler ele harabeye dönüşmesi göze son derece gerçekçi geliyor. Fakat az önce de belirttiğim gibi, oyundaki kötü görseller bu fizik şölenini bastırarak önüne geçiyor.
Oyundaki yapay zekaya değinecek olursak, aslında hiç değinmesek daha iyi. Neden mi? Bunca senedir fps oyunu oynar dururum, siper arkasından bomba sallayıp, sipere çarptırarak yanına düşüren ve etrafındaki tüm arkadaşlarını havaya uçuran bir yapay zeka ile ilk defa karşılaştım. Tamam hadi bir aksiliktir çarptı yanına düştü, eee bari bir farkına varın da kaçın be arkadaşım. Kaçın ki biz de yapay zekânın işlediğine dair birkaç ip ucu edinmiş olalım. Üstelik Bodycount`ta ki yapay zekasızlık bununla da kalmıyor. Düşmanlar çoğu zaman sizi fark etmekte bir hayli sıkıntı çekiyorlar. Siz üzerlerine ateş açıp “hey bak ben bu taraftayım“ demediğiniz sürece dönüp size bakmıyorlar bile. Sonuç olarak böyle yapay zekasızlık ürünü düşmanlar ile dolu 14 farklı bölüm Bodycount`un Campaing modunda sizleri bekliyor.
Multiplayer ve Genel Yorum
Bodycount`ta Survivor, Deathmatch ve Team Deathmatch olmak üzere üç farklı çoklu oyuncu modu bulunuyor. Bu modlardan Deathmatch ve Team Deathmatch`ta tekil ve takımsal olarak klasik Counter Strike vari çatışmalara giriyoruz. Oyunun multiplayer modlarının da Campaing moduna kıyasla pek bir farklı olduğunu söyleyemeyeceğim. Zira oyunun geneline hakim olan başarısız çizgi, kendini çoklu oyuncu modlarında da devam ettiriyor.
Codemasters`ın Bodycount`un raflardaki yerini almasından kısa süre sonra Guildford Studio`yu kapattığını göz önüne alırsak, onlarında bu yapımdan pek memnun kalmadıklarını söyleyebilirim. Eğer bu aralar canınız çok sıkıldıysa, dandikten de olsa yeni bir oyun oynama arzusu içinizi kemiriyorsa işte o zaman Bodycount`u alıp vakit öldürün diyebilirim. Aksi takdirde eski ama Bodycount`tan çok daha kaliteli olan fps oyunlarına yönelmenizi tavsiye ederim. Unutmayın… Herkes Oyun Oynar!