- Katılım
- 25 Eki 2011
- Konular
- 293
- Mesajlar
- 999
- Reaksiyon Skoru
- 112
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 14 Yıl 7 Ay 16 Gün
- Başarım Puanı
- 125
- MmoLira
- 0
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Şu anda NBAde 25 sayı, 5 ribaund ve 5 asist ortalamasıyla shooting guard oynayabilen sadece iki isim var. Birisi üç şampiyonluk yüzüğü sahibi Kobe Bryant diğeri ise Tracy McGrady. Üstelik McGrady, Shaquille ONeil gibi NBAin en güçlü pivotuyla hatta ve hatta en dominant oyuncusu ile oynama lüksüne de sahip değil. Yani Kobe gibi savunmacısı ikili sıkıştırmalara yardım için gittiğinde boş şut pozisyonları yakalamıyor. Aksine takımının tek büyük yıldızı olması nedeniyle ikili hatta kimi zaman üçlü sıkıştırmalarla boğuşmak zorunda. İşte bu yüzden geceleri yatmadan önce Grant Hillin parkelere sağlam bir şekilde ve temelli olarak dönmesi için dua ediyor. Yine de Hill dönsün ya da dönmesin T-Mac yolunu bilir. Çünkü o NBAin sayı kralı. Ve dikkat etmezseniz her an potanıza en az 30 sayı atmaya hazır!!
Eyvah Dr. J Emekli Oluyor, Gitti Paracıklar!!
Julius Erving, yani Dr.J, basketbol tarihinin havada yürüyebilen ilk büyük yıldızıydı. Ayaklarının yer ile teması kesildikten sonra yapabileceklerini hayal etmek bile o günün basketbol şartları içinde zordu. Sadece onu seyretmek için salonlara doluşan binlerce kişi vardı. O basketbolu birçok insana sevdirmiş bir süper stardı. Kimi basketbol yazarlarınca belki de yer yüzüne gelmiş en inanılmaz oyuncu olarak nitelendiriliyordu. Önce ABAdaki sonra da NBAdeki muhteşem yılların ardından Dr. Jde her ölümlü gibi yaşlanarak NBAdeki kariyerinin sonuna doğru yaklaşınca insanlar birden paniğe kapılmaya başladı. Ligin en spektaküler yıldızını kaybedeceklerdi. Ya bir daha asla onun gibisi bu lige gelmezse sorusu kafalarda dolaşıyordu. Dr.Jin oynadığı her sezon NBAe yönelen ekstra ilgi, izleyici ve para demekti. Dr. Jin basketbolu bırakması ise NBAin popülaritesinin azalmasına yol açabilirdi. Ama önce Larry Birdün sonra da Magic Johnsonın sahneye çıkmasıyla pazarlayabilecekleri yeni bir Chamberlain & Russell rekabeti yaratmayı başarabildikleri için NBA yönetiminin korktuğu başına gelmedi ve Dr. J bir kaç sezon daha bu yeni yıldızlarla boğuşup emekliye ayrıldığında NBAdeki seyirci oranları önceki yıllara oranla artış bile göstermişti. 90lı yıllara gelinirken bu kez de Bird ve Magicin yaşlanıyor olmasının yarattığı telaş vardı. Ama NBA bir kez daha süper bir yıldız yaratarak durumu kurtardı: Michael Jordan!!
Veliahtı ararken
Majestelerinin basketbol tarihindeki önemini belirtmeye sanırım gerek yok. MJ basketbolu bıraktığını açıkladığında binlerce kişi basketbola küstü, geri dönüşlerinde milyonlarca insan sevince boğuldu. Maalesef bu kez majesteleri gerçekten basketbolu bıraktı ama NBA hala yeni süper yıldızını bulamadı. Önce Dukeun beyaz atlı kibar prensi Grant Hill yeni veliaht olarak takdim edildi ama geçen her sezonun ardından Hillin aradıkları isim olmadığını anladılar. Sonra havada bir kaç adım attıktan sonra yaptığı smaç jenerik olan Anfernee Penny Hardaway üzerinde kısa bir promosyon bombardımanı yapıldı. Ne yazık ki Penny de Orlandoyu Shaq olmaksızın bir yere taşıyamayarak NBA yönetimini büyük hayal kırıklığına uğrattı. Sonra Allen Iverson basketbol yeteneğinin yanında Generation X olarak adlandırılan ve eskiler tarafından kayıp gençlik diye nitelendirilen kuşağın olumlu olumsuz bir çok özelliğini de taşıdığı için yeni yüzyıla yeni bir kahraman mantığı ile topluma sunuldu. Iversonın sorunlu geçmişi nedeniyle adeta bir saatli bomba olması temiz topluma temiz kahraman diyenleri tedirgin etti. Ardından iki North Carolinalı; Jerry Stackhouse ve Vince Carter ard arda Yeni Jordan ambalajı ile market raflarındaki yerini aldı. Onlar hala beklemedeyken Kobe Bryant isimli bir liseli herkesi sollayarak 3 şampiyonluğa ulaştı ve veliahtlık yarışında herkesin bir adım önüne geçti. Ne var ki Kobeyi de gölgeleyen Shaquille ONeil isimli büyük bir etken vardı. Bu arada hem kişilik hem yetenek bakımından üstün özelliklere sahip bir oyuncu medyanın gözünün önünde durmasına rağmen uzun süre -maç başına 20li sayılara çıkana dek- farkedilemedi. Çünkü artık günümüz toplumunda, A malının B malından iyi olması önemli değil. Asıl önemli olan elinizdeki malı diğerinden iyi pazarlamak. NBAin pazarlamacıları ise geç uyandı. Şu an ligdeki belki hiçbir oyuncu maç içinde onun gibi smaç yapamıyor. Tek başına rakiplerini bozguna uğratıp takımını play-offa taşımıyor. O adeta tek başına bir takım: Ve karşınızda Tracy McGrady. Namı diğer T-MAC!!
Big Macten T-Mace
Tracy Lamar McGrady Jr., 24 Mayıs 1979da Orlando ve Tampa arasında göllerle çevrilmiş küçük bir kasaba olan Auburndalede doğdu. Tracynin ailesi o daha 4 yaşındayken boşandıkları için annesinin ve büyükannesinin yanında büyüdü. Aslında annesi Disneylandde çalıştığı için büyükannesi Tracynin hayatında adeta ikinci bir anne olarak çok önemli bir rol oynadı. Bu arada T-Mac babasının, annesiyle ayrı olmasına ve kendisine ait hir hayata sahip olmasına rağmen ilgisiz bir baba olmadığını ve kendisiyle her fırsatta ilgilendiğinin de altını çiziyordu. Tracy küçüklüğünde spor yapmaya basketbolla başlamadı. Onun ilk göz ağrısı baseballdu ve onu seyreden tüm antrenörler gelecekte çok büyük bir baseball yıldızı olabileceği konusunda birleşiyorlardı. Tabii hayat Tracynin önüne çok daha farklı bir senaryo çıkarttı. Yine de T-Macin baseballa karşı bugün bile büyük bir sevgi beslediği gerçek. O kadar ki eğer kendisine profesyonel beyzbol takımlarından teklif gelirse bu teklifi kabul edeceğini çünkü en büyük hayalinin aynı anda basketbol ve beyzbol oynamak olduğunu söylüyor. Zaten Tracy, Baseball ligindeki lakabını bile yıllar önceden belirlemiş: Big Mac
ADIDAS ABCD
Tracynin basketbol macerası tam anlamıyla lise 3. sınıfta başlamakta. Auburndale lisesine giden T-Mac, o yıl 23.1 sayı, 12.2 ribaund, 4.9 blok ve 4.0 asist ortalamalarıyla oynayıp takımını galibiyetlere taşıyınca yerel haberlerde adı anılmaya başladı. Ama bu mükemmel ortalamalara rağmen NCAA Division I takımlarından kendisine ilgi gösteren pek olmamıştı. Sadece aynı bölgede olan Florida ve Miami üniversiteleri kendisini birkaç kez izlemek üzere temsilci yollamıştı ama ortaya somut bir şey çıkmadı. Yıl sonunda düzenlenen Adidas ABCD Turnuvası ise T-Macin hayatını değiştirdi. Karşılaşmalarda yaptığı akıl almaz hareketler seyircilerin büyük tezahuratlarıyla ayakta alkışlanıyordu. MVP seçildiği bu turnuva sonrası T-Mac, şu an Clippersta oynayan Lamar Odomun ardından bir anda Amerikanın ikinci büyük lise oyuncu olarak anılmaya başladı. Bu sırada onun oyunundan etkilenen Mt. Zion Hristiyan Akademisi, Tracye burs teklif ederek lisedeki son yılını kendilerinde geçirmesini istedi.
Koleje gitmeyi düşünüyordum ama benim hayalim zirveye ulaşmaktı. Şu anda bu hayalimi gerçekleştirme şansına beklediğimden dana önce sahip oldum. Tracy McGrady
Papa I. Tracy McGrady!!
Sıkı, disiplinli, aşırı dindar hatta kimi zaman insanı depresif bir hale sokan bu kilise okuluna kayıt yaptıran Tracy, başlarda çok zor günler geçirse de basketbol sayesinde öyle ya da böyle okuluna alışmayı başardı. Mount Zionu maç başına 27.5 sayı, 8.7 ribaund, 7.7 asist istatistikleriyle 20 galibiyet ve 1 mağlubiyetlik bir seriye sürükledi. Mount Zion, Amerikanın en yüksek tirajlı gazetelerinden USA Todayin anketlerinde ikinci sıraya kadar çıktı. Bu arada T-Mac şov devam ediyordu. McGrady, 54 takımın katıldığı Reebok Holiday Prep. Turnuvasında takımını şampiyon yaparken sahada 37 sayı ve 17 ribaund gibi inanılmaz performanslar ortaya koydu. Daha da spektaküler olan şey coachunun Tracyi maç esnasında tüm pozisyonlarda oynatmasıydı!. Böylelikle USA Today tarafından yılın lise oyuncusu ve AP tarafından da North Carolina Eyaleti yılın oyuncusu seçildi. Tabii doğal olarak Mc Donalds All-America maçına davet edilerek Baron Davis, Elton Brand, Lamar Odom, Brendan Haywood ve Larry Hughes gibi oyuncularla ter döktü. Bir yıl önce hiç bir büyük NCAA takımının ilgisini çekmeyen Tracy McGrady için artık takımlar sıraya girmeye başlamıştı ve sezon daha bitmeden Tracynin Rick Pitinonun Kentuckysine katılacağı neredeyse kesin gibiydi. Ama tam bu sırada ortaya çıkan NBA scoutları ortalığı karıştırdı. Mount Zionun son maçları meraklı scoutların saldırısına uğradı. Tracy nin kulağına birinci turda ilk beş sıra içerisinde seçilebileceği de fısıldanınca T-Mac, NCAA düşünü ve Kentuckyi bir kenara bırakarak NBA Draftına katılmaya karar verdi. McGrady basın mensuplarının NBAe gitmek için erken olup olmadığı şeklindeki sorularına: Sanırım bu ben ve ailem için en iyi karar. Koleje gitmeyi düşünüyordum ama benim hayalim zirveye ulaşmaktı. Şu anda bu hayalimi gerçekleştirme şansına beklediğimden daha önce sahip oldum. sözleriyle cevap veriyordu.
Krauseun suya düşen, PippenMcGrady takası
Tracy, 1997 NBA draftına katılarak Kevin Garnettle başlayan Kobe Bryant ve Jermaine ONeilla devam eden liseli yıldız zincirine eklenen yeni bir halka oldu. Draft gecesine yaklaşılırken Tracy McGradynin en büyük taliplisi Chicago Bullstu. Michael Jordan, Scottie Pippen ve Dennis Rodmanlı efsanevi kadro yıldan yıla yaşlanmaktaydı. Bir anda Jordanın veya Pippenın emekli olmasıyla büyük bir çöküş yaşamaktan korkan Chicago GMi Jerry Krause, draft planlarını Tracy üzerine kurmuştu ve takımın geleceğinin T-Mac olduğu inancındaydı. Bu yüzden Scottieyi Vancouvera gönderip onların 4. sıradaki seçme haklarıyla T-Maci kapmayı düşünüyordu. Ama bu plan Jordanın kulağına gidince majestelerinin tepkisi korkunç oldu. Hemen Krauseu arayarak böyle bir takasın gerçekleşmesi halinde bir sonraki gün düzenleyeceği bir basın toplantısıyla emekliliğini açıklayacağını söyleyerek tehdit etti. Çünkü Pippen, Jordanın en yakın arkadaşlarından biriydi. Birlikte iyi-kötü anıları vardı ve aslına bakarsanız bu birliktelik her iki oyuncunun kariyerine de karşılıklı olarak çok şey katmıştı. Krause bu telefon konuşmasının ardından artık T-Macin bir hayal olduğunu anlamıştı. NBAin en büyük yıldızını gelecekte ne olacağını bilmediği bir yıldız adayı uğruna feda edemezdi. Bunu üzerine T-Maci cep telefonundan arayarak üzgün olduğunu, artık onu draft edemeyeceklerini söyledi. Tracy işe şoktaydı çünkü bu telefon konuşmasını yaptığı sırada Drafta sadece 8 saat vardı ve o an bir hastanede Bulls doktorları tarafından sağlık kontrolünden geçiriliyordu.
Hayatımda ilk kez basketbol oynamaktan keyif almıyordum. Tanrım ligin en kötü takımıydık!! Madem beni seçti niye oynatmıyordu ki?! Play offlara falan da gittiğimiz yoktu. Öyleyse beni biraz takıma koysaydı. Sisteme alışırdım böylelikle. Sonraki sezon da takıma daha iyi bir oyuncu olarak katkıda bulunabilirdim Tracy McGrady
Darrel Walker Bunalımı
Chicago tarafından hayal kırıklığına uğratılan McGrady, ilk 10 sıra içerisinde seçilme ümitlerini kaybedip ilk tur için dua etmeye başladığı bir anda 9.sırada Toronto Raptors tarafından seçildi. Bu sırada Isiah Thomas, Damon Stoudamire ve Marcus Cambynin etrafında yeni bir takım oluşturmaya çalışıyordu. Takımın başına getirilen Darrel Walker ise, genç dinamik ama tecrübesiz bir coachtu. Büyük umutlarla girilen 1997-98 sezonuna 2 galibiyet ve 22 mağlubiyet ile başlanınca bir anda gelecekle ilgili kurulan pembe hayaller unutuldu ve takımda, Isiah Thomasın yöneticiliği bırakması ve en büyük yıldızları Damon Stoudamireın takas olmak istediğini söylemesiyle, büyük bir dağılma başladı. En sonunda Raptorsta kalan tek elle tutulur oyuncu 16.5 sayı ortalaması ile takımının en büyük skor gücünü teşkil eden Doug Christieydi. Haliyle basın, Darrel Walkera eleştiri oklarını yönelterek Walkerın üzerinde güzel bir atış talimi yaptı. Walker da hırsını elinin altındaki çaylak McGradyden çıkartmaya başladı. Onu antrenmanlarda hırpaladı. Belki de herkesten çok bağırdı, çağırdı. T-Mac, Walkerın odasında durumdan rahatsız olduğunu söylediğinde aldığı tek cevap daha sıkı çalışması gerektiği yönündeydi. Tracy bu dönemi hayatının en kötü günleri olarak niteliyor: Hayatımda ilk kez basketbol oynamaktan keyif almıyordum. Tanrım ligin en kötü takımıydık!! Madem beni seçti niye oynatmıyordu ki?! Play offlara falan da gittiğimiz yoktu. Öyleyse beni biraz takıma koysaydı. Sisteme alışırdım böylelikle. Sonraki sezon da takıma daha iyi bir oyuncu olarak katkıda bulunurdum.
Kobe Psikolojik Yardım Servisi
T-Mac bu zor günlerini o zamanki en iyi arkadaşlarından Kobe Bryantın da yardımıyla atlatmaya çalıştı. Kobe de liseyi bitirdikten sonra sonra Kolej yerine doğrudan NBAe geçiş yaptığı için kimi zorluklara göğüs germek zorunda kalmıştı. Bu yüzden T-Mac, kendisini en iyi anlayacak kişinin Kobe olacağını düşünüyordu. Bu dönemde T-Mac her fırsatta Kobenin evinde yatıya kalmaktaydı. İkili eski karate filmleri seyredip play station oynayarak, birbirleriyle kızlardan tutun da hayatın anlamına kadar derin konularda dertleşerek vakit geçiriyorlardı. Tabii her fırsatta da beraber idman yaptıklarını söylememize gerek yok sanırım. Bugün bu arkadaşlık ilişkisinin nasıl olduğunu merak ediyorsanız. Doğal olarak eskisi gibi değil. Tracy, Kobeyi sevdiğini belirtmesine rağmen onun değiştiğini söylüyor. Zaten Kobenin de üç şampiyonluk yüzüğüne rağmen NBAin hem en sevilen hem de en çok nefret edilen genç yıldızı olmasının nedeni kişiliğindeki bu değişim. Konumuza geri dönersek; Tracy, Walkerla olan problemlerini kendi eksikliklerine ve yeteneksizliğine bağlıyordu ve gittikçe kendisine olan güvenini kaybetmekteydi. Walker da T-Macin gözünün yaşına bakmıyordu. T-Macin neredeyse depresyona girdiği bu günler, Walkerın şutlanmasıyla sonra erdi.
Butch Bizi Gözetliyor
All-Star haftasonundan sonra Walkera kapının gösterildiğini ve yerine çok sevdiği asistan coach Butch Carterın getirildiğini öğrenen T-Mac seviçten havalara uçuyordu. Butch Carterın ilk yaptığı iş Tracye ne kadar güvendiğini ve onun ileride bir yıldız olacağına inandığını söylemek oldu. Ve ondan tek bir şey rica ettiğini, her idmandan sonra yaklaşık bir saat şut atmasını istediğini söyledi. Tabii Tracynin bilmediği birşey vardı. Butch Carter, Tracynin çekingenliğinin farkında olduğu için salonun çeşitli noktalarına doğrudan kendi odasına bağlanan kameralar yerleştirtmişti. Böylelikle Carter, T-Maci tedirgin etmeden şut idmanlarını takip edebiliyordu. Butch Carterın Tracy üzerindeki ilgisi bu kadarla da kalmadı. Carter, Tracy için kendisini ifade etmekte zorlandığını farkederek özel bir basın danışmanı ve beslenme düzenine dikkat etmesi için de bir aşçı tutmuştu. T-Mac çalkantılı geçen çaylak sezonunu 7.0 sayı, 4.2 ribaund ve 1.5 asist ortalamasıyla tamamladı. Sezon bitimiyle beraber Carter, Floridada Tracynin evini ziyaret ederek onu yaz ayları boyunca özel olarak çalıştırdı. Onu kardeşine ait basketbol yaz kampına götürdü. Birlikte T-Macin gelişimi için neler yapabileceklerini konuştular. Böylelikle Tracynin ona duyduğu güven gün geçtikçe artıyordu.
Kuzen Vince
Belki hatırlarsınız bir dönem Chicagoda yaşayan ve bir gazetede çalışan Larry ve Balky isimli iki sempatik kuzeninin komik maceralarını konu alan bir televizyon dizisi vardı. Bu dizide, ne olursa olsun her bölümde kuzenler, birbirlerini koruma iç güdüsüyle hareket ederek karışık olaylardan kurtulmayı beceriyorlardı. Tracynin kuzeni Vince Carter, North Carolinada geçirdiği başarılı NCAA kariyerinin ardından NBAe ilk adımını attığında ve draftta takas yoluyla Raptorsa geldiğinde aklımda bu dizinin Toronto versiyonu canlanmıştı bir anda. Vince, NCAAde en sevdiğim oyunculardan biriydi. Antawn Jamison, Ed Cota ve Shammond Williamsla beraber Tar Heelsde ortaya koyduğu oyun bir çok kişiyi büyülemişti ve Vince de McGrady gibi çemberi gördüğü zaman acıması olamayan bir oyuncuydu. Bu yüzden ikisinin birlikte oynadığı maçlar hele T-Mac bir yaz boyunca şut idmanı yapıp ağırlık çalışarak kendisini güçlendirdikten sonra şova dönüşmeye adaydı. Ama Tracy 1998-99 sezonunda hep spektaküler kuzeninin gölgesinde kaldı ve bir türlü hedeflediği ilk beş içindeki yeri alamadı. Kuzeni VC, 18.3 sayı ve 5.7 ribaund ortalamalarıyla Yılın çaylağı ödülünü (Rookie of the year) kaparken NBAdeki ikinci sezonunda T-Mac, 9.3 sayı ve 5.7 ribaund ortalamarıyla ancak benchten katkı yaptı.
Merhaba Play-off
Tracy, 1999-00e yine takımın benchten gelen gizli silahı olarak başladı. Ama T-Mac, sezon ilerledikçe takım için ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu gösterdi. Öncelikle pivot dışındaki tüm pozisyonlarda oynayabiliyordu. Sonra savunması da yaptığı ağırlık idmanlarıyla güçlenmesi sonucunda gelişmişti. T-Mac, hem kritik anlarda ekstra sayılara imza atıyor hem de rakibin en skorer isimlerine göz açtırmıyordu. Saha içindeki bu gayreti sonunda kendisini ilk beşe taşıdı ve kuzeni Vince Carterla beraber NBAin en tehlikeli ikililerinden birini oluşturdular. Bu ikilinin ne kadar etkili olduğu All-Star haftasonunda gözler önüne serilecekti. Slam Dunk yarışmasına katılan Vince&T-Mac birbirinden enfes smaçlara imza attı. Vince, finalde Steve Francis ile giriştiği inanılmaz mücadeleden galip ayrılırken T-Mac 3.lükle yetinmek zorunda kaldı. Tabii Vincein kendisine şampiyonluğu kazandıran son smaç denemesinde T-Mac in yardımını istediği ve Vincee verdiği mükemmel bounce pass ile kuzeninin şampiyonluğunda önemli bir rolü üstlendiğini belirtelim. Yalnız bahsettiğimiz bu smaç sonrasında Vincein bu ekstra hareketle Tracyi kullandığı. Birlikte daha sıkı çalışmaları halinde ikisinin de finale çıkabileceği ama Vincein bencillik yaparak en baba hareketi kendisine sakladığı yönünde dedikodular da ortada dolaşmaya başlamıştı. Sezon sonuna gelindiğinde Vincein 25.7 sayı ortalaması ve Tracynin 15.4 sayı, 6.3 ribaund ve 3.3 asistlik çok yönlü oyunu Torontoya tarihinde ilk kez playoffa katılma hakkını kazandırdı. Ve ilk turdaki rakip güçlü New York Knicksti. Takımın 1 numaralı yıldızı Vince, seride inanılmaz derecede heyecanlı ve gergin gözükürken %30 gibi düşük bir şut yüzdesiyle oynadı. T-Mac ise kuzeninin aksine oldukça rahattı bu kez. Sanki sinirleri alınmış gibiydi ki bu rahatlığın sebebi belki de daha playofflar başlamadan Torontodan ayrılmayı kafasına koymuş olmasıydı. T-Mac, serinin daha ilk maçında 25 sayı ve 10 ribaundla oynayıp sahada olduğu dakikalarda Knickse büyük eşleşme problemleri yaratacağını gösterdi. Ayrıca Knicksten hangi oyuncuyu savunursa savunsun bunda başarı sağlaması bir başka artısıydı. T-Mac Kaybedecek hiç bir şeyim olmadığını hissediyordum. Özgürdüm. sözleriyle bu serideki ruh halini anlatıyordu. Ama daha komplike bir takım olan Knicks, Vincein durduğu bu seride T-Macin çabalarına (16.7 sayı, 7.0 ribaund, 3.0 asist) rağmen Torontoyu 3-0 ile süpürdü. Serinin hemen ardından Tracy, Torontodaki tüm eşyalarını toplayak Floridaya uçtu. Bu onun bir Raptor olarak son kez Torontoya gelişiydi
Torontodan ayrılamam kişisel birşey değildi. Ama evimden bu kadar uzakta, soğukta, ailem olmadan -sahip olduğum tek aile takımken- burada yaşamak çok zordu. Tracy McGrady
Elveda Toronto
Tracy artık free agent olmuştu. Ve aslına bakarsanız Torontodaki hemen hemen hiçbir şeyden memnun değildi. Her ne kadar Tracy: Torontodan ayrılamam kişisel birşey değildi. Ama evimden bu kadar uzakta, soğukta, ailem olmadan -sahip olduğum tek aile takımken- burada yaşamak çok zordu. diyerek takımdan ayrılmasıyla Vincein hiçbir ilgisi olmadığı ima etse de Carterın gölgesinde kaldığı yönünde basında yer alan haberler moralini bozuyordu. Üstelik Vince the Princein en formda olduğu dönemdi. Düşünün neredeyse her hafta NBA Action Top 10a 2-3 kez konuk olan Vincein kimi hareketleri T-Macin yediği bir bloktan ya da kaçırdığı bir şuttan sonra kaptığı topla yaptığı smaçlardı ki T-Mac, televizyonda bu pozisyonları izlerken bile sinirlerini bozulmaya başlamıştı. Bunların üstüne bir de çok sevdiği Butch Carterın menajerlik talepleriyle Raptors yönetimine başvurmasının ardından takımdan kovulmasını da eklerseniz Tracynin Raptorsla tekrar anlaşması imkansızdı. Tabii bir de bütçelerinde yer açarak Tracy ve Duncanı kapmayı hedefleyen Chicago ve Orlandonun cazip tekliflerini belirtmemize gerek yok. Şimdi Tracynin önünde iki seçenek vardı. Chicagoda Michael Jordan karşılaştırması altında ezilmek ya da yıldızsız Orlandoda kral olmak
Gitmedim çünkü Chicagonun Orlandoya göre hiçbir artısı yoktu. Ben her yıl Playofflara katılan takımlardan birine gitmek istiyordum. Bence Orlando da bunun için uygun bir takımdı. Diğer bir nedeni de Floridanın evime yakın olması. Evime, arkadaşlarıma ve aileme Tracy McGrady
Orlandonun yeni sihirbazı
NBAin en genç takımlarından Orlando Magic, lige dahil olduğu tarihten günümüze kadar, akıllı oyuncu seçimleri, yüksek bütçesi ve Florida takımı olması sayesinde hep elit bir konumda olmayı başardı. 14 sezon boyuna sadece ilk üç sezonunda .500 galibiyet yüzdesinin altında kalan Magic, takıma kattığı genç yıldızlarla çok hızlı bir şekilde şampiyon adayları arasında yerini aldı. Önce skorer Nick Anderson ve üç sayı bombacısı Dennis Scottla güçlendiler. Sonra Shaquille ONeil denen tuhaf isimli ama çok sempatik bir uzun onları NBAin en tehlikeli takımlarından biri yaptı. Ardından 1993-94 sezonunda Chris Webber takasıyla takıma süper guard Anfernee Penny Hardaway de dahil edilince Orlando, NBA Finali oynayan kadrosunu kurmuş oldu. Ama iki sezon içinde bu süper kadro dağıldı. Shaq, Lakersa gitti. Takımın çekirdek oyuncuları yapılan takaslarla değişti. Tek başına çırpınan Penny de sonunda vazgeçip Arizona çöllerinin yolunu tuttu. Bu arada Orlando yönetimi FA olacak Tim Duncan için salary capte önemli bir boşluk yaratma çabasıyla takımı kuvvetlendirmiyordu. Ne var ki Orlando hedeflediği Duncanı kadrosuna katamadı. Ve farklı bir strateji izleyerek Detroitin süper yıldızı Grant Hille ve memleketinde oynamak isteyeceğini düşündükleri T-Mace bol sıfırlı anlaşmalar önerildi. İki oyuncunun da aklını çelerek takıma getiren Orlando, böylelikle sezon öncesinde doğunun en büyük şampiyon adayı haline gelmişti. Tracy kendisini yıllardır çok isteyen Chicago yerine Orlandoya gitmesinin nedenini şöyle açıklıyor: Gitmedim çünkü Chicagonun Orlandoya göre hiçbir artısı yoktu. Ben her yıl Playofflara katılan takımlardan birine gitmek istiyordum. Bence Orlando da bunun için uygun bir takımdı. Diğer bir nedeni de Floridanın evime yakın olması. Evime, arkadaşlarıma ve aileme Tabii T-Mac, sevgilisi Clarenda Harrisle daha çok zaman geçirebildiği için de oldukça mutluydu. Tracy daha NBAe adım atmadan önce kendisine araba bakmaya gittiği bir oto galerisinde tanıştığı bu kıza o günden beri aşık. Harrisin konuşma yöntemleri uzmanı olması ve Tracye basın toplantılarında hangi ses tonuyla nasıl konuşacağını göstermesi çoğu zaman T-Macin oldukça işine yarıyordu. Çiftin ilk randevusu da oldukça ilginç. O zamanlar daha züğürt olan Tracy, kız arkadaşını ucuz bir spor barına götürmüş ve birlikte tavuk kanadı yiyip 1997 NBA Final Serisinin ilk maçını seyretmişler. Ne kadar romantik değil mi?? Sanırım normal şartlar altında bundan daha kötü bir ilk randevu ancak işkembe salonunda gerçekleşir. Yalnız Tracynin bu olaydan yıllar sonra kızı 5 kıratlık bir elmaz yüzükle kandırarak evlenmeye ikna ettiğini de belirtmeden geçmeyelim.
Bu arada Vince Carter kendisiyle bir kez bile konuşmadan Torontodan ayrılan kuzenine oldukça kızgındı. Vince ve T-Mac aylarca birbirleriyle konuşmadılar. Bu durum böylece devam etti ta ki Vince Like Mike filminin çekimleri için gittiği Los Angelestaki bir gece kulübünde T-Macle karşılaşıp iki süper yıldız, komedyen Eddie Griffin tarafından barıştırılıncaya kadar.
Carterın gölgesinden kurtulmak ve tek olmak
Grant Hillle birlikte oynayacak olmak T-Maci hem heyecanlandırıyor hem de endişelendiriyordu. Hill gibi tecrübeli bir oyuncu kendisine çok şey öğretebilirdi ama Tracynin Orlandoya gelmesinin nedeni Vince Carterın gölgesinden kurtularak tek başına yıldız olabileceği bir takımda oynaktı. Bu kez de Hillin gölgesinde yıllarını harcamak istemiyordu. Ama Hill, Detroite kazık attığı için takdir-i ilahi mi dersiniz, T-Mace verilen bir şans mı? Yoksa dandik ayakkabılar sonucu meydana gelen bir sakatlık mı yorumu size bırakıyorum; Hill, sadece 4 maç oynadıktan sonra bir daha kendisini adam gibi toparlayamayacağı ve sürekli tekrarlanan meşhur sakatlığını yaşadı ve takımın tüm sorumluluğu bir anda T-Macin omzuna yüklendi. T-Mac ise halinden memnun bir şekilde sahaya çıkıp önüne gelen tüm takımların üzerine kabus gibi çökmeye başladı. Tracy attığı 30lu 40lı sayılarla takımını galibiyetlere taşıyınca Orlando coachu Doc Rivers, T-Macin şımartılmasından ve basın tarafından ona kaldırabileceğinden çok sorumluluk yüklenmesinden korktuğu için açıklamalarda bulunmaya başladı: Ben takımda kimseden yıldız olmasını beklemiyorum. Sadece onun iyi oynamasını istiyorum ve ümit ediyorum ki oyunu onu bir yıldız haline getirir. Birçok oyuncudan yıldız olmasını bekleyebilirsiniz ama olamazlar. Sizin yapmanız gereken onları en etkili oldukları pozisyonda oynatmak. Böylelikle verimli olabilirler. Eğer bu şekilde yıldız olmayı başarıyorlarsa bu herkes için muhteşem. Bence Tracy, yıldız bir basketbol oyuncusu olacak. Benim beklentilerim yüzünden değil, kendi beklentileri sayesinde. Onun standartları çok ama çok yüksekte. Siz daha sadece Tracy McGradynin başlangıcını seyrettiniz. Hala tam kapasitesine ulaşabilmiş değil. Ama herkesten çok bunun farkında olan yine kendisi. İşte bu yüzden onu bu kadar çok seviyorum. Tracynin Scottie Pippen ile kıyaslandığını duyuyorum. Bu bence mükemmel olur. Bence onun kadar iyi olacak. Şu anda değil ama olacak Ama Rivers bile T-Macten bir anda böyle büyük bir çıkış beklemediğini itiraf ediyordu: Tracynin sayı atabildiğini biliyordum ama böyle şut atabildiği konusunda en ufak bir fikrim bile yoktu.
Takım arkadaşları ise Tracynin yeteneklerinden bahsederken, coachları Doc Rivers kadar temkinli yaklaşmıyordu. Mesela Monthy Williams, Tracynin yeteneklerini ancak Michael Jordanla kıyaslıyordu: Onun yetenekli olduğunu bekliyordum. Ama Jordandan beri her gece karşısındakileri geberten başka bir oyuncu görmemiştim. Eğer bakarsanız bunu yapan adam 2.00-2.02. Shaq ve Tim Duncan adamlarını harcayabilir çünkü onlar uzun. Ama McGradynin sizeında ve o yaşta, bir yıl bounca bu kadar oyunu domine eden birini uzun zamandır görmemiştim. Tracy, belki majesteleri gibi olmasa da gerçekten attığını sokmaya başlamıştı ve yavaş yavaş sahadaki karakteri de yerine oturmaktaydı.
Abra Kadabra Şutlar Potaya
İnsanlar merak etmekteydi: Bu çocuk Torontodayken böyle şut atamıyordu ki!! Orlandoya gidince takımın ismi gibi sihirli bir değnek mi değmişti yoksa?? Dilerseniz cevabı T-Macten alalım: Jump shotlarım kesinlikle Torontodakine kıyasla daha iyi. Ben Torontodayken de iyi şut atabiliyordum. Ama kendime güvenim yoktu. Sanırım asıl fark bu. Şimdi kendime güvenim var ve sanki her attığım şut girecekmiş gibi hissediyorum. Tamamen kendine güven duygusuyla ilgili. Ben her zaman şut atabiliyordum. Eğer kendinize güveniniz yoksa şutlarınız da girmez. Ayrıca Walkerın üzerinde kurduğu psikolojik baskının oyununu ne kadar çok etkilediği her cümlesinden de anlaşılıyordu: Umarım Doc Rivers, kariyerimin sonuna kadar benim coachum olur. Çünkü O, yaptığınız hatalardan çok herşeyinizi vererek oynayıp oynamadığıza önem verir. O, oyuncularını kollayan coachlardan biri. Sürekli bunu belli eder. Yaptığınız hataları önemsemez. Ama sahanın iki ucunda da kendinizi kasmanızı ister. Bu tutumu gerçekten oyunculara güven veriyor çünkü ben kariyerimde güvensizlik duygusunu birkaç kez yaşadım. Hata yapacağımdan korkuyordum ve sürekli kenarda bir hareket var mı diye göz atıyordum. Şimdi Doc, bizim sahaya çıkıp oynamamıza izin veriyor ve hatalarımızı çok da önemsemiyor. Bu gerçekten oyuncuların kendilerine olan güvenlerinin gelişmesine yardım ediyor. Tracy zihinsel bir rahatlamanın getirdiği yükselen performansı sayesinde All-Starda ilk beş için kendisine yer ayırttı. Sezon sonuna gelindiğinde ise 26.8 sayı, 7.5 ribaund ve 4.6 asist ortalaması onu ligin en çok gelişme gösteren oyuncusu seçilmesini sağladı. 26.8 sayı ise o güne kadar 21 yaş ve altı bir oyuncunun sezon boyunca ulaştığı en yüksek rakamdı. Böylece takımın dizginlerini eline alan McGrady, Hillin yokluğuna rağmen takımını yetenekli guard Darrell Armstrong ve çaylak Mike Millerla playoffa taşıdı. Torontoyla ilk turda elenen T-Mac bu kez ikinci tur sevinci yaşamak arzusundaydı. Ama rakip de Milwaukee Buckstı. Tracy tüm sezon boyunca Grant Hillin yokluğunun keyfini sürmüştü ama iş playoffa gelince tek başına 3 süper yıldız: Ray Allen, Sam Cassell ve Glen Robinsonı devirebilecek miydi? Tracy bu seride adeta tek başına bir takım gibi oynayarak sahada kaldığı ortalama 44 dakikada 33.8 sayı, 8.3 asist ve 6.5 ribaundluk performansıyla Bucksa kafa tuttu hatta bir maç da aldı ama T-Macin play off rüyası yine erken sona ermişti.
Müzmin Sakat: Grant Hill
T-Mac artık hem kendisini NBAe kanıtlamış hem de kendisine olan güvenini pekiştirmişti. Ama yaşlı oyuncuların 21 yaşındaki bir veledi lider olarak kabul etmekte zorlanması ve Bucks karşısında tek başına kalmanın verdiği sorunlar nedeniyle artık Grant Hillin sağlıklı bir şekilde oynamasını diliyordu. Üstelik Patrick Ewing gibi veteran bir NBA devi ve Horace Grant gibi usta bir oyuncu da takıma katılarak pota altının güçlenmesini sağlamıştı. Tam kadro olurlarsa belki playofflarda iyi işler yapabilirlerdi. Ama Hill, yine birinden beddua işitmiş olacak ki daha lige yeni başladık derken sezonu kapattı. Ve bir kez daha tüm sorumluluk T-Mace yıkıldı. Çünkü Ewing artık kariyerinin sonuna gelmişti ve 20 sayı, 10 ribaund, 3 blokluk günler geride kalmıştı. Darrell Armstronga gelince; bir kaç sezon takımı sürükleyen isim olmasına rağmen her yıl bir önceki performansını aratarak sıradan bir guard olmaya doğru ilerliyordu. Bir yıl öncesinin yılın çaylak oyuncusu seçilen Mike Miller ise iyi niyetli ama deneyimsizdi. Yine de tek kişilik ordu T-Mac, takımını sırtlamayı başardı ve bu performansı onun ikinci kez All-Star maçına seçilmesini sağladı.
Orlandonun Büyücüsü
Phillydeki 2002 All-Star Maçı gerçekten bir çok ilginç olaylara ev sahipliğinde bulundu. Allen Iversonın yaptığı çılgın parti olay oldu. MVP seçilen Kobe Bryant, bencil oyunu nedeniyle hemşerileri tarafından yuhalandı. Ve Michael Jordanın boş potaya kaçırdığı smaç, belleklerde yer etti. Ama T-Mac, maç içerisinde öyle bir smaç yaptı ki 2002 All-Star haftasonuna damgasını vurdu. Bir hücum sırasında rakip potaya sakin sakin yaklaşan T-Mac, aniden çıldırarak topu panyaya fırlattı sonra da havada yakalayıp inanılmaz bir samaça imza attı ki bu hareket uzun yıllar boyunca insanların hafızasından kazınabileceğini sanmıyorum. Rahmetli Marylin Monroe yengemizin de kocası Arthur Millerin gerçek bir hikayeye dayanan Cadı Kazanı romanını bilirsiniz. 17. Yüzyılda Salemde başlatılan cadı ve büyücü avlarıyla tüm suçları yetenekli veya güzel olmak olan onlarca masum insan yakılır. Herhalde o zamanın insanları T-Macin bu smacını görseler adamı diri diri yakmakta çekinmezlerdi ki zaten takımının ismi de sakat. Tabii bu smaç yapıldığı zaman çok acımamız gereken bir kişi var. O da maçın istatistikçisi. Ben de bir bir basketbol istatistikçisi olarak şunu söyleyebilirim ki sahadaki oyuncuların bile ne olduğunu anlayamadığı bu pozisyonu bilgisayara kaydetmeye çalışan zavallı istatistikçi muhakkak yaklaşık bir kaç dakika işin içinden çıkamamıştır. Çünkü T-Mac sadece bir kaç saniye içinde şut, hücum ribaundu, smaç ve hatta asist sayılabilecek bir pozisyona imza attı hadi bakalım şimdi hangilerini geçerli sayacaksınız. Gelin de çıkın işin içinden.
T(erminatör)-Mac
Neyse efendim basketbol tarihinin en inanılmaz smaçlarından birini de hatırladıktan sonra Tracynin sezon sonundaki performansına dönelim. T-Mac, 25.6 sayı, 7.9 ribaund ve 5.3 asist ortalaması ile sakatlıklarla boğuşan takımını 44-38lik galibiyet oranıyla yine playoffa taşımayı becerdi ve All-NBA 1.takımına seçildi.
Herkes T-Macin bu sefer play-offlarda neler yapabileceğini merak ediyordu. Yoksa yine tek başına rakip takımlara kafa tutmak zorunda mı kalacaktı? Cevap maalesef evet oldu. T-Mac sırasıyla 20, 31, 37 ve 35 sayı atmasına rağmen diğer oyuncuların nerdeyse hiç katkı sağlamaması sonucunda Orlando, Baron Davisin Hornetsına 3-1lik skorla elendi. Bu şekilde sonra eren bir sezonun ardından artık tüm gözler bir kez daha Grant Hillin üzerindeydi. Ve doktorlardan müjdeli haber geldi: Hill iyileşti!! Tabii geçtiğimiz sezonlarla kıyaslanınca seyrettiğimiz, Hillin iyileşmiş haliydi. Hatta düşünün adam 29 maç sakatlanmadan dayanarak bir rekor bile kırdı kendi çapında. Ama yine sezonun ortasında Grant Hille doktor, T-Mace de çile yolu gözüktü. Tracy yine pes etmedi. Bu kez iyice Terminatörlüğe soyunarak 32.1 sayı gibi insan üstü bir istatistik yakaladı (1992-93 sezonunda Michael Jordanın 32.6 ortalamasından sonra ki en yüksek sayı ortalaması) ve sayı krallığına sonunda ulaştı.
Yalnız bu yıl Tracy, sadece saha içinde yaptıklarıyla değil örnek davranışlarıyla da gündeme geldi. Örneğin 2003 All-Star maçına çıkacak Michael Jordana kendi yerini vererek ilk beşte başlatmak istemesi tüm basketbol severlerin alkışını aldı. (Tabii T-Mac, kendisinden iki kat yaşlı bir oyuncuyla oynarken neler hissettiği sorulunca: Jordanı savunurken kendimden iki kat yaşlı birini tuttuğum için üzülmüyorum çünkü Jordanı asla küçümseyemezsiniz. Hala 40ın üzerinde sayı attığı maçlar var. Öyleyse Jordanı göz ardı etmeyip sahada tüm gücünüzle onu savunmak zorundasınız yoksa size de hiç çekinmeden 30-40 sayı atabilir. Jordan nasıl sizi küçümsemeyecekse işi yavaştan almayıp tüm gücüyle üzerinize yüklenecekse siz de Jordana aynı şekilde karşılık vermek zorundasınız. diyecek kadar da hırslı bir oyuncu.)
Sadece Sayı degil Gönüllerinde Kralı!
Ama geçtiğimiz aylarda (Maryland, Virgina gibi eyaletlerde dehşet saçan manyak) Sniper tarafından yaralanan Iran Brown isimli küçük çocuğun hayranı olduğunu gazetelerde okuduktan sonra önce hasta yatağındaki küçük çocuğa formasıyla beraber cesaret verici bir not yazıp göndermesi, ardından da çocuk iyileştikten sonra onu antrenmana götürüp basketbol oynaması T-Maci gönüllerin de kralı yaptı. Ama bildiğiniz gibi gönüllerin kralı olmak sizi playoff ikinci turuna taşımıyor maalesef. Hele Detroit gibi iyi savunma yapan bir takım karşısındaysanız. NTV ekranlarında Murat Kosova ve Kaan Kural ikilisinin sempatik yorumlarıyla izlediğimiz seride T-Mac yine istediğini bulamadı. Hoş adamcağız elinden geleni yaptı iki maç üst üste Detroite 46 ve 43 sayı atmak kolay değil. Tabii sevgili Memomuza burdan T-Macin üzerinden yaptığı o enfes smaç dolayısıyla geçmiş olsun dedikten sonra tebriklerimizi de yollamayı ihmal etmiyoruz. Aslında Orlando sezon içinde Memphisle yaptığı Mike Miller-Gordan Giricek& Drew Gooden takası sayesinde pota altına ve skorer guard pozisyonuna destek bulduğunu düşünüyordu. Ama Giricek Playoffta sönüp giderken. Gooden ise Ben Wallaceın tecrübesine mağlup oldu. Üstelik Orlando seride 3-1 önce geçmiş ve saha avantajını eline geçirmişken kaybedilen bu seri, Tracy McGradynin Kevin birinci tur Garnettle kıyaslanmasına yol açmaya başladı. Ama doğrusunu söylemek gerekirse bence Tracynin bundan fazla yapabileği hiçbir şey yoktu. Eğer takımınızda 31.7 ortalama ile oynayan biri varsa ve siz bu seriyi kazanamıyorsanız sanırım burada suçu T-Macte değil de başkalarında aramak lazım. Özellikle de milyonlarca dolar alıp 3 sezonda toplam 60 maç bile oynamamış bir süper yıldızınız varsa ve bu süper yıldız salary capte elinizi ayağınızı bağlıyorsa yöneticilerin daha değişik yollara başvurması gerektiği doğal olarak akla gelmekte. Çünkü bu iş tek başına T-Macle olur mu? Asla!! Hatırlayacaksınız ki Michael Jordan bile tek başına Bullsu şampiyon yapamadı. Ama ne zaman yanına Scottie Pippen, Horace Grant gibi oyuncular eklendi o zaman kimse şampiyonluğu onun elinden alamadı. Eğer Orlando yönetimi yeni bir Michael Jordan yaratmak arzusundaysa önce yapması gereken tek birşey var: T-Macin yanına sağlıklı bir Scottie Pippen bulmak!!
Eyvah Dr. J Emekli Oluyor, Gitti Paracıklar!!
Julius Erving, yani Dr.J, basketbol tarihinin havada yürüyebilen ilk büyük yıldızıydı. Ayaklarının yer ile teması kesildikten sonra yapabileceklerini hayal etmek bile o günün basketbol şartları içinde zordu. Sadece onu seyretmek için salonlara doluşan binlerce kişi vardı. O basketbolu birçok insana sevdirmiş bir süper stardı. Kimi basketbol yazarlarınca belki de yer yüzüne gelmiş en inanılmaz oyuncu olarak nitelendiriliyordu. Önce ABAdaki sonra da NBAdeki muhteşem yılların ardından Dr. Jde her ölümlü gibi yaşlanarak NBAdeki kariyerinin sonuna doğru yaklaşınca insanlar birden paniğe kapılmaya başladı. Ligin en spektaküler yıldızını kaybedeceklerdi. Ya bir daha asla onun gibisi bu lige gelmezse sorusu kafalarda dolaşıyordu. Dr.Jin oynadığı her sezon NBAe yönelen ekstra ilgi, izleyici ve para demekti. Dr. Jin basketbolu bırakması ise NBAin popülaritesinin azalmasına yol açabilirdi. Ama önce Larry Birdün sonra da Magic Johnsonın sahneye çıkmasıyla pazarlayabilecekleri yeni bir Chamberlain & Russell rekabeti yaratmayı başarabildikleri için NBA yönetiminin korktuğu başına gelmedi ve Dr. J bir kaç sezon daha bu yeni yıldızlarla boğuşup emekliye ayrıldığında NBAdeki seyirci oranları önceki yıllara oranla artış bile göstermişti. 90lı yıllara gelinirken bu kez de Bird ve Magicin yaşlanıyor olmasının yarattığı telaş vardı. Ama NBA bir kez daha süper bir yıldız yaratarak durumu kurtardı: Michael Jordan!!
Veliahtı ararken
Majestelerinin basketbol tarihindeki önemini belirtmeye sanırım gerek yok. MJ basketbolu bıraktığını açıkladığında binlerce kişi basketbola küstü, geri dönüşlerinde milyonlarca insan sevince boğuldu. Maalesef bu kez majesteleri gerçekten basketbolu bıraktı ama NBA hala yeni süper yıldızını bulamadı. Önce Dukeun beyaz atlı kibar prensi Grant Hill yeni veliaht olarak takdim edildi ama geçen her sezonun ardından Hillin aradıkları isim olmadığını anladılar. Sonra havada bir kaç adım attıktan sonra yaptığı smaç jenerik olan Anfernee Penny Hardaway üzerinde kısa bir promosyon bombardımanı yapıldı. Ne yazık ki Penny de Orlandoyu Shaq olmaksızın bir yere taşıyamayarak NBA yönetimini büyük hayal kırıklığına uğrattı. Sonra Allen Iverson basketbol yeteneğinin yanında Generation X olarak adlandırılan ve eskiler tarafından kayıp gençlik diye nitelendirilen kuşağın olumlu olumsuz bir çok özelliğini de taşıdığı için yeni yüzyıla yeni bir kahraman mantığı ile topluma sunuldu. Iversonın sorunlu geçmişi nedeniyle adeta bir saatli bomba olması temiz topluma temiz kahraman diyenleri tedirgin etti. Ardından iki North Carolinalı; Jerry Stackhouse ve Vince Carter ard arda Yeni Jordan ambalajı ile market raflarındaki yerini aldı. Onlar hala beklemedeyken Kobe Bryant isimli bir liseli herkesi sollayarak 3 şampiyonluğa ulaştı ve veliahtlık yarışında herkesin bir adım önüne geçti. Ne var ki Kobeyi de gölgeleyen Shaquille ONeil isimli büyük bir etken vardı. Bu arada hem kişilik hem yetenek bakımından üstün özelliklere sahip bir oyuncu medyanın gözünün önünde durmasına rağmen uzun süre -maç başına 20li sayılara çıkana dek- farkedilemedi. Çünkü artık günümüz toplumunda, A malının B malından iyi olması önemli değil. Asıl önemli olan elinizdeki malı diğerinden iyi pazarlamak. NBAin pazarlamacıları ise geç uyandı. Şu an ligdeki belki hiçbir oyuncu maç içinde onun gibi smaç yapamıyor. Tek başına rakiplerini bozguna uğratıp takımını play-offa taşımıyor. O adeta tek başına bir takım: Ve karşınızda Tracy McGrady. Namı diğer T-MAC!!
Big Macten T-Mace
Tracy Lamar McGrady Jr., 24 Mayıs 1979da Orlando ve Tampa arasında göllerle çevrilmiş küçük bir kasaba olan Auburndalede doğdu. Tracynin ailesi o daha 4 yaşındayken boşandıkları için annesinin ve büyükannesinin yanında büyüdü. Aslında annesi Disneylandde çalıştığı için büyükannesi Tracynin hayatında adeta ikinci bir anne olarak çok önemli bir rol oynadı. Bu arada T-Mac babasının, annesiyle ayrı olmasına ve kendisine ait hir hayata sahip olmasına rağmen ilgisiz bir baba olmadığını ve kendisiyle her fırsatta ilgilendiğinin de altını çiziyordu. Tracy küçüklüğünde spor yapmaya basketbolla başlamadı. Onun ilk göz ağrısı baseballdu ve onu seyreden tüm antrenörler gelecekte çok büyük bir baseball yıldızı olabileceği konusunda birleşiyorlardı. Tabii hayat Tracynin önüne çok daha farklı bir senaryo çıkarttı. Yine de T-Macin baseballa karşı bugün bile büyük bir sevgi beslediği gerçek. O kadar ki eğer kendisine profesyonel beyzbol takımlarından teklif gelirse bu teklifi kabul edeceğini çünkü en büyük hayalinin aynı anda basketbol ve beyzbol oynamak olduğunu söylüyor. Zaten Tracy, Baseball ligindeki lakabını bile yıllar önceden belirlemiş: Big Mac
ADIDAS ABCD
Tracynin basketbol macerası tam anlamıyla lise 3. sınıfta başlamakta. Auburndale lisesine giden T-Mac, o yıl 23.1 sayı, 12.2 ribaund, 4.9 blok ve 4.0 asist ortalamalarıyla oynayıp takımını galibiyetlere taşıyınca yerel haberlerde adı anılmaya başladı. Ama bu mükemmel ortalamalara rağmen NCAA Division I takımlarından kendisine ilgi gösteren pek olmamıştı. Sadece aynı bölgede olan Florida ve Miami üniversiteleri kendisini birkaç kez izlemek üzere temsilci yollamıştı ama ortaya somut bir şey çıkmadı. Yıl sonunda düzenlenen Adidas ABCD Turnuvası ise T-Macin hayatını değiştirdi. Karşılaşmalarda yaptığı akıl almaz hareketler seyircilerin büyük tezahuratlarıyla ayakta alkışlanıyordu. MVP seçildiği bu turnuva sonrası T-Mac, şu an Clippersta oynayan Lamar Odomun ardından bir anda Amerikanın ikinci büyük lise oyuncu olarak anılmaya başladı. Bu sırada onun oyunundan etkilenen Mt. Zion Hristiyan Akademisi, Tracye burs teklif ederek lisedeki son yılını kendilerinde geçirmesini istedi.
Koleje gitmeyi düşünüyordum ama benim hayalim zirveye ulaşmaktı. Şu anda bu hayalimi gerçekleştirme şansına beklediğimden dana önce sahip oldum. Tracy McGrady
Papa I. Tracy McGrady!!
Sıkı, disiplinli, aşırı dindar hatta kimi zaman insanı depresif bir hale sokan bu kilise okuluna kayıt yaptıran Tracy, başlarda çok zor günler geçirse de basketbol sayesinde öyle ya da böyle okuluna alışmayı başardı. Mount Zionu maç başına 27.5 sayı, 8.7 ribaund, 7.7 asist istatistikleriyle 20 galibiyet ve 1 mağlubiyetlik bir seriye sürükledi. Mount Zion, Amerikanın en yüksek tirajlı gazetelerinden USA Todayin anketlerinde ikinci sıraya kadar çıktı. Bu arada T-Mac şov devam ediyordu. McGrady, 54 takımın katıldığı Reebok Holiday Prep. Turnuvasında takımını şampiyon yaparken sahada 37 sayı ve 17 ribaund gibi inanılmaz performanslar ortaya koydu. Daha da spektaküler olan şey coachunun Tracyi maç esnasında tüm pozisyonlarda oynatmasıydı!. Böylelikle USA Today tarafından yılın lise oyuncusu ve AP tarafından da North Carolina Eyaleti yılın oyuncusu seçildi. Tabii doğal olarak Mc Donalds All-America maçına davet edilerek Baron Davis, Elton Brand, Lamar Odom, Brendan Haywood ve Larry Hughes gibi oyuncularla ter döktü. Bir yıl önce hiç bir büyük NCAA takımının ilgisini çekmeyen Tracy McGrady için artık takımlar sıraya girmeye başlamıştı ve sezon daha bitmeden Tracynin Rick Pitinonun Kentuckysine katılacağı neredeyse kesin gibiydi. Ama tam bu sırada ortaya çıkan NBA scoutları ortalığı karıştırdı. Mount Zionun son maçları meraklı scoutların saldırısına uğradı. Tracy nin kulağına birinci turda ilk beş sıra içerisinde seçilebileceği de fısıldanınca T-Mac, NCAA düşünü ve Kentuckyi bir kenara bırakarak NBA Draftına katılmaya karar verdi. McGrady basın mensuplarının NBAe gitmek için erken olup olmadığı şeklindeki sorularına: Sanırım bu ben ve ailem için en iyi karar. Koleje gitmeyi düşünüyordum ama benim hayalim zirveye ulaşmaktı. Şu anda bu hayalimi gerçekleştirme şansına beklediğimden daha önce sahip oldum. sözleriyle cevap veriyordu.
Krauseun suya düşen, PippenMcGrady takası
Tracy, 1997 NBA draftına katılarak Kevin Garnettle başlayan Kobe Bryant ve Jermaine ONeilla devam eden liseli yıldız zincirine eklenen yeni bir halka oldu. Draft gecesine yaklaşılırken Tracy McGradynin en büyük taliplisi Chicago Bullstu. Michael Jordan, Scottie Pippen ve Dennis Rodmanlı efsanevi kadro yıldan yıla yaşlanmaktaydı. Bir anda Jordanın veya Pippenın emekli olmasıyla büyük bir çöküş yaşamaktan korkan Chicago GMi Jerry Krause, draft planlarını Tracy üzerine kurmuştu ve takımın geleceğinin T-Mac olduğu inancındaydı. Bu yüzden Scottieyi Vancouvera gönderip onların 4. sıradaki seçme haklarıyla T-Maci kapmayı düşünüyordu. Ama bu plan Jordanın kulağına gidince majestelerinin tepkisi korkunç oldu. Hemen Krauseu arayarak böyle bir takasın gerçekleşmesi halinde bir sonraki gün düzenleyeceği bir basın toplantısıyla emekliliğini açıklayacağını söyleyerek tehdit etti. Çünkü Pippen, Jordanın en yakın arkadaşlarından biriydi. Birlikte iyi-kötü anıları vardı ve aslına bakarsanız bu birliktelik her iki oyuncunun kariyerine de karşılıklı olarak çok şey katmıştı. Krause bu telefon konuşmasının ardından artık T-Macin bir hayal olduğunu anlamıştı. NBAin en büyük yıldızını gelecekte ne olacağını bilmediği bir yıldız adayı uğruna feda edemezdi. Bunu üzerine T-Maci cep telefonundan arayarak üzgün olduğunu, artık onu draft edemeyeceklerini söyledi. Tracy işe şoktaydı çünkü bu telefon konuşmasını yaptığı sırada Drafta sadece 8 saat vardı ve o an bir hastanede Bulls doktorları tarafından sağlık kontrolünden geçiriliyordu.
Hayatımda ilk kez basketbol oynamaktan keyif almıyordum. Tanrım ligin en kötü takımıydık!! Madem beni seçti niye oynatmıyordu ki?! Play offlara falan da gittiğimiz yoktu. Öyleyse beni biraz takıma koysaydı. Sisteme alışırdım böylelikle. Sonraki sezon da takıma daha iyi bir oyuncu olarak katkıda bulunabilirdim Tracy McGrady
Darrel Walker Bunalımı
Chicago tarafından hayal kırıklığına uğratılan McGrady, ilk 10 sıra içerisinde seçilme ümitlerini kaybedip ilk tur için dua etmeye başladığı bir anda 9.sırada Toronto Raptors tarafından seçildi. Bu sırada Isiah Thomas, Damon Stoudamire ve Marcus Cambynin etrafında yeni bir takım oluşturmaya çalışıyordu. Takımın başına getirilen Darrel Walker ise, genç dinamik ama tecrübesiz bir coachtu. Büyük umutlarla girilen 1997-98 sezonuna 2 galibiyet ve 22 mağlubiyet ile başlanınca bir anda gelecekle ilgili kurulan pembe hayaller unutuldu ve takımda, Isiah Thomasın yöneticiliği bırakması ve en büyük yıldızları Damon Stoudamireın takas olmak istediğini söylemesiyle, büyük bir dağılma başladı. En sonunda Raptorsta kalan tek elle tutulur oyuncu 16.5 sayı ortalaması ile takımının en büyük skor gücünü teşkil eden Doug Christieydi. Haliyle basın, Darrel Walkera eleştiri oklarını yönelterek Walkerın üzerinde güzel bir atış talimi yaptı. Walker da hırsını elinin altındaki çaylak McGradyden çıkartmaya başladı. Onu antrenmanlarda hırpaladı. Belki de herkesten çok bağırdı, çağırdı. T-Mac, Walkerın odasında durumdan rahatsız olduğunu söylediğinde aldığı tek cevap daha sıkı çalışması gerektiği yönündeydi. Tracy bu dönemi hayatının en kötü günleri olarak niteliyor: Hayatımda ilk kez basketbol oynamaktan keyif almıyordum. Tanrım ligin en kötü takımıydık!! Madem beni seçti niye oynatmıyordu ki?! Play offlara falan da gittiğimiz yoktu. Öyleyse beni biraz takıma koysaydı. Sisteme alışırdım böylelikle. Sonraki sezon da takıma daha iyi bir oyuncu olarak katkıda bulunurdum.
Kobe Psikolojik Yardım Servisi
T-Mac bu zor günlerini o zamanki en iyi arkadaşlarından Kobe Bryantın da yardımıyla atlatmaya çalıştı. Kobe de liseyi bitirdikten sonra sonra Kolej yerine doğrudan NBAe geçiş yaptığı için kimi zorluklara göğüs germek zorunda kalmıştı. Bu yüzden T-Mac, kendisini en iyi anlayacak kişinin Kobe olacağını düşünüyordu. Bu dönemde T-Mac her fırsatta Kobenin evinde yatıya kalmaktaydı. İkili eski karate filmleri seyredip play station oynayarak, birbirleriyle kızlardan tutun da hayatın anlamına kadar derin konularda dertleşerek vakit geçiriyorlardı. Tabii her fırsatta da beraber idman yaptıklarını söylememize gerek yok sanırım. Bugün bu arkadaşlık ilişkisinin nasıl olduğunu merak ediyorsanız. Doğal olarak eskisi gibi değil. Tracy, Kobeyi sevdiğini belirtmesine rağmen onun değiştiğini söylüyor. Zaten Kobenin de üç şampiyonluk yüzüğüne rağmen NBAin hem en sevilen hem de en çok nefret edilen genç yıldızı olmasının nedeni kişiliğindeki bu değişim. Konumuza geri dönersek; Tracy, Walkerla olan problemlerini kendi eksikliklerine ve yeteneksizliğine bağlıyordu ve gittikçe kendisine olan güvenini kaybetmekteydi. Walker da T-Macin gözünün yaşına bakmıyordu. T-Macin neredeyse depresyona girdiği bu günler, Walkerın şutlanmasıyla sonra erdi.
Butch Bizi Gözetliyor
All-Star haftasonundan sonra Walkera kapının gösterildiğini ve yerine çok sevdiği asistan coach Butch Carterın getirildiğini öğrenen T-Mac seviçten havalara uçuyordu. Butch Carterın ilk yaptığı iş Tracye ne kadar güvendiğini ve onun ileride bir yıldız olacağına inandığını söylemek oldu. Ve ondan tek bir şey rica ettiğini, her idmandan sonra yaklaşık bir saat şut atmasını istediğini söyledi. Tabii Tracynin bilmediği birşey vardı. Butch Carter, Tracynin çekingenliğinin farkında olduğu için salonun çeşitli noktalarına doğrudan kendi odasına bağlanan kameralar yerleştirtmişti. Böylelikle Carter, T-Maci tedirgin etmeden şut idmanlarını takip edebiliyordu. Butch Carterın Tracy üzerindeki ilgisi bu kadarla da kalmadı. Carter, Tracy için kendisini ifade etmekte zorlandığını farkederek özel bir basın danışmanı ve beslenme düzenine dikkat etmesi için de bir aşçı tutmuştu. T-Mac çalkantılı geçen çaylak sezonunu 7.0 sayı, 4.2 ribaund ve 1.5 asist ortalamasıyla tamamladı. Sezon bitimiyle beraber Carter, Floridada Tracynin evini ziyaret ederek onu yaz ayları boyunca özel olarak çalıştırdı. Onu kardeşine ait basketbol yaz kampına götürdü. Birlikte T-Macin gelişimi için neler yapabileceklerini konuştular. Böylelikle Tracynin ona duyduğu güven gün geçtikçe artıyordu.
Kuzen Vince
Belki hatırlarsınız bir dönem Chicagoda yaşayan ve bir gazetede çalışan Larry ve Balky isimli iki sempatik kuzeninin komik maceralarını konu alan bir televizyon dizisi vardı. Bu dizide, ne olursa olsun her bölümde kuzenler, birbirlerini koruma iç güdüsüyle hareket ederek karışık olaylardan kurtulmayı beceriyorlardı. Tracynin kuzeni Vince Carter, North Carolinada geçirdiği başarılı NCAA kariyerinin ardından NBAe ilk adımını attığında ve draftta takas yoluyla Raptorsa geldiğinde aklımda bu dizinin Toronto versiyonu canlanmıştı bir anda. Vince, NCAAde en sevdiğim oyunculardan biriydi. Antawn Jamison, Ed Cota ve Shammond Williamsla beraber Tar Heelsde ortaya koyduğu oyun bir çok kişiyi büyülemişti ve Vince de McGrady gibi çemberi gördüğü zaman acıması olamayan bir oyuncuydu. Bu yüzden ikisinin birlikte oynadığı maçlar hele T-Mac bir yaz boyunca şut idmanı yapıp ağırlık çalışarak kendisini güçlendirdikten sonra şova dönüşmeye adaydı. Ama Tracy 1998-99 sezonunda hep spektaküler kuzeninin gölgesinde kaldı ve bir türlü hedeflediği ilk beş içindeki yeri alamadı. Kuzeni VC, 18.3 sayı ve 5.7 ribaund ortalamalarıyla Yılın çaylağı ödülünü (Rookie of the year) kaparken NBAdeki ikinci sezonunda T-Mac, 9.3 sayı ve 5.7 ribaund ortalamarıyla ancak benchten katkı yaptı.
Merhaba Play-off
Tracy, 1999-00e yine takımın benchten gelen gizli silahı olarak başladı. Ama T-Mac, sezon ilerledikçe takım için ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu gösterdi. Öncelikle pivot dışındaki tüm pozisyonlarda oynayabiliyordu. Sonra savunması da yaptığı ağırlık idmanlarıyla güçlenmesi sonucunda gelişmişti. T-Mac, hem kritik anlarda ekstra sayılara imza atıyor hem de rakibin en skorer isimlerine göz açtırmıyordu. Saha içindeki bu gayreti sonunda kendisini ilk beşe taşıdı ve kuzeni Vince Carterla beraber NBAin en tehlikeli ikililerinden birini oluşturdular. Bu ikilinin ne kadar etkili olduğu All-Star haftasonunda gözler önüne serilecekti. Slam Dunk yarışmasına katılan Vince&T-Mac birbirinden enfes smaçlara imza attı. Vince, finalde Steve Francis ile giriştiği inanılmaz mücadeleden galip ayrılırken T-Mac 3.lükle yetinmek zorunda kaldı. Tabii Vincein kendisine şampiyonluğu kazandıran son smaç denemesinde T-Mac in yardımını istediği ve Vincee verdiği mükemmel bounce pass ile kuzeninin şampiyonluğunda önemli bir rolü üstlendiğini belirtelim. Yalnız bahsettiğimiz bu smaç sonrasında Vincein bu ekstra hareketle Tracyi kullandığı. Birlikte daha sıkı çalışmaları halinde ikisinin de finale çıkabileceği ama Vincein bencillik yaparak en baba hareketi kendisine sakladığı yönünde dedikodular da ortada dolaşmaya başlamıştı. Sezon sonuna gelindiğinde Vincein 25.7 sayı ortalaması ve Tracynin 15.4 sayı, 6.3 ribaund ve 3.3 asistlik çok yönlü oyunu Torontoya tarihinde ilk kez playoffa katılma hakkını kazandırdı. Ve ilk turdaki rakip güçlü New York Knicksti. Takımın 1 numaralı yıldızı Vince, seride inanılmaz derecede heyecanlı ve gergin gözükürken %30 gibi düşük bir şut yüzdesiyle oynadı. T-Mac ise kuzeninin aksine oldukça rahattı bu kez. Sanki sinirleri alınmış gibiydi ki bu rahatlığın sebebi belki de daha playofflar başlamadan Torontodan ayrılmayı kafasına koymuş olmasıydı. T-Mac, serinin daha ilk maçında 25 sayı ve 10 ribaundla oynayıp sahada olduğu dakikalarda Knickse büyük eşleşme problemleri yaratacağını gösterdi. Ayrıca Knicksten hangi oyuncuyu savunursa savunsun bunda başarı sağlaması bir başka artısıydı. T-Mac Kaybedecek hiç bir şeyim olmadığını hissediyordum. Özgürdüm. sözleriyle bu serideki ruh halini anlatıyordu. Ama daha komplike bir takım olan Knicks, Vincein durduğu bu seride T-Macin çabalarına (16.7 sayı, 7.0 ribaund, 3.0 asist) rağmen Torontoyu 3-0 ile süpürdü. Serinin hemen ardından Tracy, Torontodaki tüm eşyalarını toplayak Floridaya uçtu. Bu onun bir Raptor olarak son kez Torontoya gelişiydi
Torontodan ayrılamam kişisel birşey değildi. Ama evimden bu kadar uzakta, soğukta, ailem olmadan -sahip olduğum tek aile takımken- burada yaşamak çok zordu. Tracy McGrady
Elveda Toronto
Tracy artık free agent olmuştu. Ve aslına bakarsanız Torontodaki hemen hemen hiçbir şeyden memnun değildi. Her ne kadar Tracy: Torontodan ayrılamam kişisel birşey değildi. Ama evimden bu kadar uzakta, soğukta, ailem olmadan -sahip olduğum tek aile takımken- burada yaşamak çok zordu. diyerek takımdan ayrılmasıyla Vincein hiçbir ilgisi olmadığı ima etse de Carterın gölgesinde kaldığı yönünde basında yer alan haberler moralini bozuyordu. Üstelik Vince the Princein en formda olduğu dönemdi. Düşünün neredeyse her hafta NBA Action Top 10a 2-3 kez konuk olan Vincein kimi hareketleri T-Macin yediği bir bloktan ya da kaçırdığı bir şuttan sonra kaptığı topla yaptığı smaçlardı ki T-Mac, televizyonda bu pozisyonları izlerken bile sinirlerini bozulmaya başlamıştı. Bunların üstüne bir de çok sevdiği Butch Carterın menajerlik talepleriyle Raptors yönetimine başvurmasının ardından takımdan kovulmasını da eklerseniz Tracynin Raptorsla tekrar anlaşması imkansızdı. Tabii bir de bütçelerinde yer açarak Tracy ve Duncanı kapmayı hedefleyen Chicago ve Orlandonun cazip tekliflerini belirtmemize gerek yok. Şimdi Tracynin önünde iki seçenek vardı. Chicagoda Michael Jordan karşılaştırması altında ezilmek ya da yıldızsız Orlandoda kral olmak
Gitmedim çünkü Chicagonun Orlandoya göre hiçbir artısı yoktu. Ben her yıl Playofflara katılan takımlardan birine gitmek istiyordum. Bence Orlando da bunun için uygun bir takımdı. Diğer bir nedeni de Floridanın evime yakın olması. Evime, arkadaşlarıma ve aileme Tracy McGrady
Orlandonun yeni sihirbazı
NBAin en genç takımlarından Orlando Magic, lige dahil olduğu tarihten günümüze kadar, akıllı oyuncu seçimleri, yüksek bütçesi ve Florida takımı olması sayesinde hep elit bir konumda olmayı başardı. 14 sezon boyuna sadece ilk üç sezonunda .500 galibiyet yüzdesinin altında kalan Magic, takıma kattığı genç yıldızlarla çok hızlı bir şekilde şampiyon adayları arasında yerini aldı. Önce skorer Nick Anderson ve üç sayı bombacısı Dennis Scottla güçlendiler. Sonra Shaquille ONeil denen tuhaf isimli ama çok sempatik bir uzun onları NBAin en tehlikeli takımlarından biri yaptı. Ardından 1993-94 sezonunda Chris Webber takasıyla takıma süper guard Anfernee Penny Hardaway de dahil edilince Orlando, NBA Finali oynayan kadrosunu kurmuş oldu. Ama iki sezon içinde bu süper kadro dağıldı. Shaq, Lakersa gitti. Takımın çekirdek oyuncuları yapılan takaslarla değişti. Tek başına çırpınan Penny de sonunda vazgeçip Arizona çöllerinin yolunu tuttu. Bu arada Orlando yönetimi FA olacak Tim Duncan için salary capte önemli bir boşluk yaratma çabasıyla takımı kuvvetlendirmiyordu. Ne var ki Orlando hedeflediği Duncanı kadrosuna katamadı. Ve farklı bir strateji izleyerek Detroitin süper yıldızı Grant Hille ve memleketinde oynamak isteyeceğini düşündükleri T-Mace bol sıfırlı anlaşmalar önerildi. İki oyuncunun da aklını çelerek takıma getiren Orlando, böylelikle sezon öncesinde doğunun en büyük şampiyon adayı haline gelmişti. Tracy kendisini yıllardır çok isteyen Chicago yerine Orlandoya gitmesinin nedenini şöyle açıklıyor: Gitmedim çünkü Chicagonun Orlandoya göre hiçbir artısı yoktu. Ben her yıl Playofflara katılan takımlardan birine gitmek istiyordum. Bence Orlando da bunun için uygun bir takımdı. Diğer bir nedeni de Floridanın evime yakın olması. Evime, arkadaşlarıma ve aileme Tabii T-Mac, sevgilisi Clarenda Harrisle daha çok zaman geçirebildiği için de oldukça mutluydu. Tracy daha NBAe adım atmadan önce kendisine araba bakmaya gittiği bir oto galerisinde tanıştığı bu kıza o günden beri aşık. Harrisin konuşma yöntemleri uzmanı olması ve Tracye basın toplantılarında hangi ses tonuyla nasıl konuşacağını göstermesi çoğu zaman T-Macin oldukça işine yarıyordu. Çiftin ilk randevusu da oldukça ilginç. O zamanlar daha züğürt olan Tracy, kız arkadaşını ucuz bir spor barına götürmüş ve birlikte tavuk kanadı yiyip 1997 NBA Final Serisinin ilk maçını seyretmişler. Ne kadar romantik değil mi?? Sanırım normal şartlar altında bundan daha kötü bir ilk randevu ancak işkembe salonunda gerçekleşir. Yalnız Tracynin bu olaydan yıllar sonra kızı 5 kıratlık bir elmaz yüzükle kandırarak evlenmeye ikna ettiğini de belirtmeden geçmeyelim.
Bu arada Vince Carter kendisiyle bir kez bile konuşmadan Torontodan ayrılan kuzenine oldukça kızgındı. Vince ve T-Mac aylarca birbirleriyle konuşmadılar. Bu durum böylece devam etti ta ki Vince Like Mike filminin çekimleri için gittiği Los Angelestaki bir gece kulübünde T-Macle karşılaşıp iki süper yıldız, komedyen Eddie Griffin tarafından barıştırılıncaya kadar.
Carterın gölgesinden kurtulmak ve tek olmak
Grant Hillle birlikte oynayacak olmak T-Maci hem heyecanlandırıyor hem de endişelendiriyordu. Hill gibi tecrübeli bir oyuncu kendisine çok şey öğretebilirdi ama Tracynin Orlandoya gelmesinin nedeni Vince Carterın gölgesinden kurtularak tek başına yıldız olabileceği bir takımda oynaktı. Bu kez de Hillin gölgesinde yıllarını harcamak istemiyordu. Ama Hill, Detroite kazık attığı için takdir-i ilahi mi dersiniz, T-Mace verilen bir şans mı? Yoksa dandik ayakkabılar sonucu meydana gelen bir sakatlık mı yorumu size bırakıyorum; Hill, sadece 4 maç oynadıktan sonra bir daha kendisini adam gibi toparlayamayacağı ve sürekli tekrarlanan meşhur sakatlığını yaşadı ve takımın tüm sorumluluğu bir anda T-Macin omzuna yüklendi. T-Mac ise halinden memnun bir şekilde sahaya çıkıp önüne gelen tüm takımların üzerine kabus gibi çökmeye başladı. Tracy attığı 30lu 40lı sayılarla takımını galibiyetlere taşıyınca Orlando coachu Doc Rivers, T-Macin şımartılmasından ve basın tarafından ona kaldırabileceğinden çok sorumluluk yüklenmesinden korktuğu için açıklamalarda bulunmaya başladı: Ben takımda kimseden yıldız olmasını beklemiyorum. Sadece onun iyi oynamasını istiyorum ve ümit ediyorum ki oyunu onu bir yıldız haline getirir. Birçok oyuncudan yıldız olmasını bekleyebilirsiniz ama olamazlar. Sizin yapmanız gereken onları en etkili oldukları pozisyonda oynatmak. Böylelikle verimli olabilirler. Eğer bu şekilde yıldız olmayı başarıyorlarsa bu herkes için muhteşem. Bence Tracy, yıldız bir basketbol oyuncusu olacak. Benim beklentilerim yüzünden değil, kendi beklentileri sayesinde. Onun standartları çok ama çok yüksekte. Siz daha sadece Tracy McGradynin başlangıcını seyrettiniz. Hala tam kapasitesine ulaşabilmiş değil. Ama herkesten çok bunun farkında olan yine kendisi. İşte bu yüzden onu bu kadar çok seviyorum. Tracynin Scottie Pippen ile kıyaslandığını duyuyorum. Bu bence mükemmel olur. Bence onun kadar iyi olacak. Şu anda değil ama olacak Ama Rivers bile T-Macten bir anda böyle büyük bir çıkış beklemediğini itiraf ediyordu: Tracynin sayı atabildiğini biliyordum ama böyle şut atabildiği konusunda en ufak bir fikrim bile yoktu.
Takım arkadaşları ise Tracynin yeteneklerinden bahsederken, coachları Doc Rivers kadar temkinli yaklaşmıyordu. Mesela Monthy Williams, Tracynin yeteneklerini ancak Michael Jordanla kıyaslıyordu: Onun yetenekli olduğunu bekliyordum. Ama Jordandan beri her gece karşısındakileri geberten başka bir oyuncu görmemiştim. Eğer bakarsanız bunu yapan adam 2.00-2.02. Shaq ve Tim Duncan adamlarını harcayabilir çünkü onlar uzun. Ama McGradynin sizeında ve o yaşta, bir yıl bounca bu kadar oyunu domine eden birini uzun zamandır görmemiştim. Tracy, belki majesteleri gibi olmasa da gerçekten attığını sokmaya başlamıştı ve yavaş yavaş sahadaki karakteri de yerine oturmaktaydı.
Abra Kadabra Şutlar Potaya
İnsanlar merak etmekteydi: Bu çocuk Torontodayken böyle şut atamıyordu ki!! Orlandoya gidince takımın ismi gibi sihirli bir değnek mi değmişti yoksa?? Dilerseniz cevabı T-Macten alalım: Jump shotlarım kesinlikle Torontodakine kıyasla daha iyi. Ben Torontodayken de iyi şut atabiliyordum. Ama kendime güvenim yoktu. Sanırım asıl fark bu. Şimdi kendime güvenim var ve sanki her attığım şut girecekmiş gibi hissediyorum. Tamamen kendine güven duygusuyla ilgili. Ben her zaman şut atabiliyordum. Eğer kendinize güveniniz yoksa şutlarınız da girmez. Ayrıca Walkerın üzerinde kurduğu psikolojik baskının oyununu ne kadar çok etkilediği her cümlesinden de anlaşılıyordu: Umarım Doc Rivers, kariyerimin sonuna kadar benim coachum olur. Çünkü O, yaptığınız hatalardan çok herşeyinizi vererek oynayıp oynamadığıza önem verir. O, oyuncularını kollayan coachlardan biri. Sürekli bunu belli eder. Yaptığınız hataları önemsemez. Ama sahanın iki ucunda da kendinizi kasmanızı ister. Bu tutumu gerçekten oyunculara güven veriyor çünkü ben kariyerimde güvensizlik duygusunu birkaç kez yaşadım. Hata yapacağımdan korkuyordum ve sürekli kenarda bir hareket var mı diye göz atıyordum. Şimdi Doc, bizim sahaya çıkıp oynamamıza izin veriyor ve hatalarımızı çok da önemsemiyor. Bu gerçekten oyuncuların kendilerine olan güvenlerinin gelişmesine yardım ediyor. Tracy zihinsel bir rahatlamanın getirdiği yükselen performansı sayesinde All-Starda ilk beş için kendisine yer ayırttı. Sezon sonuna gelindiğinde ise 26.8 sayı, 7.5 ribaund ve 4.6 asist ortalaması onu ligin en çok gelişme gösteren oyuncusu seçilmesini sağladı. 26.8 sayı ise o güne kadar 21 yaş ve altı bir oyuncunun sezon boyunca ulaştığı en yüksek rakamdı. Böylece takımın dizginlerini eline alan McGrady, Hillin yokluğuna rağmen takımını yetenekli guard Darrell Armstrong ve çaylak Mike Millerla playoffa taşıdı. Torontoyla ilk turda elenen T-Mac bu kez ikinci tur sevinci yaşamak arzusundaydı. Ama rakip de Milwaukee Buckstı. Tracy tüm sezon boyunca Grant Hillin yokluğunun keyfini sürmüştü ama iş playoffa gelince tek başına 3 süper yıldız: Ray Allen, Sam Cassell ve Glen Robinsonı devirebilecek miydi? Tracy bu seride adeta tek başına bir takım gibi oynayarak sahada kaldığı ortalama 44 dakikada 33.8 sayı, 8.3 asist ve 6.5 ribaundluk performansıyla Bucksa kafa tuttu hatta bir maç da aldı ama T-Macin play off rüyası yine erken sona ermişti.
Müzmin Sakat: Grant Hill
T-Mac artık hem kendisini NBAe kanıtlamış hem de kendisine olan güvenini pekiştirmişti. Ama yaşlı oyuncuların 21 yaşındaki bir veledi lider olarak kabul etmekte zorlanması ve Bucks karşısında tek başına kalmanın verdiği sorunlar nedeniyle artık Grant Hillin sağlıklı bir şekilde oynamasını diliyordu. Üstelik Patrick Ewing gibi veteran bir NBA devi ve Horace Grant gibi usta bir oyuncu da takıma katılarak pota altının güçlenmesini sağlamıştı. Tam kadro olurlarsa belki playofflarda iyi işler yapabilirlerdi. Ama Hill, yine birinden beddua işitmiş olacak ki daha lige yeni başladık derken sezonu kapattı. Ve bir kez daha tüm sorumluluk T-Mace yıkıldı. Çünkü Ewing artık kariyerinin sonuna gelmişti ve 20 sayı, 10 ribaund, 3 blokluk günler geride kalmıştı. Darrell Armstronga gelince; bir kaç sezon takımı sürükleyen isim olmasına rağmen her yıl bir önceki performansını aratarak sıradan bir guard olmaya doğru ilerliyordu. Bir yıl öncesinin yılın çaylak oyuncusu seçilen Mike Miller ise iyi niyetli ama deneyimsizdi. Yine de tek kişilik ordu T-Mac, takımını sırtlamayı başardı ve bu performansı onun ikinci kez All-Star maçına seçilmesini sağladı.
Orlandonun Büyücüsü
Phillydeki 2002 All-Star Maçı gerçekten bir çok ilginç olaylara ev sahipliğinde bulundu. Allen Iversonın yaptığı çılgın parti olay oldu. MVP seçilen Kobe Bryant, bencil oyunu nedeniyle hemşerileri tarafından yuhalandı. Ve Michael Jordanın boş potaya kaçırdığı smaç, belleklerde yer etti. Ama T-Mac, maç içerisinde öyle bir smaç yaptı ki 2002 All-Star haftasonuna damgasını vurdu. Bir hücum sırasında rakip potaya sakin sakin yaklaşan T-Mac, aniden çıldırarak topu panyaya fırlattı sonra da havada yakalayıp inanılmaz bir samaça imza attı ki bu hareket uzun yıllar boyunca insanların hafızasından kazınabileceğini sanmıyorum. Rahmetli Marylin Monroe yengemizin de kocası Arthur Millerin gerçek bir hikayeye dayanan Cadı Kazanı romanını bilirsiniz. 17. Yüzyılda Salemde başlatılan cadı ve büyücü avlarıyla tüm suçları yetenekli veya güzel olmak olan onlarca masum insan yakılır. Herhalde o zamanın insanları T-Macin bu smacını görseler adamı diri diri yakmakta çekinmezlerdi ki zaten takımının ismi de sakat. Tabii bu smaç yapıldığı zaman çok acımamız gereken bir kişi var. O da maçın istatistikçisi. Ben de bir bir basketbol istatistikçisi olarak şunu söyleyebilirim ki sahadaki oyuncuların bile ne olduğunu anlayamadığı bu pozisyonu bilgisayara kaydetmeye çalışan zavallı istatistikçi muhakkak yaklaşık bir kaç dakika işin içinden çıkamamıştır. Çünkü T-Mac sadece bir kaç saniye içinde şut, hücum ribaundu, smaç ve hatta asist sayılabilecek bir pozisyona imza attı hadi bakalım şimdi hangilerini geçerli sayacaksınız. Gelin de çıkın işin içinden.
T(erminatör)-Mac
Neyse efendim basketbol tarihinin en inanılmaz smaçlarından birini de hatırladıktan sonra Tracynin sezon sonundaki performansına dönelim. T-Mac, 25.6 sayı, 7.9 ribaund ve 5.3 asist ortalaması ile sakatlıklarla boğuşan takımını 44-38lik galibiyet oranıyla yine playoffa taşımayı becerdi ve All-NBA 1.takımına seçildi.
Herkes T-Macin bu sefer play-offlarda neler yapabileceğini merak ediyordu. Yoksa yine tek başına rakip takımlara kafa tutmak zorunda mı kalacaktı? Cevap maalesef evet oldu. T-Mac sırasıyla 20, 31, 37 ve 35 sayı atmasına rağmen diğer oyuncuların nerdeyse hiç katkı sağlamaması sonucunda Orlando, Baron Davisin Hornetsına 3-1lik skorla elendi. Bu şekilde sonra eren bir sezonun ardından artık tüm gözler bir kez daha Grant Hillin üzerindeydi. Ve doktorlardan müjdeli haber geldi: Hill iyileşti!! Tabii geçtiğimiz sezonlarla kıyaslanınca seyrettiğimiz, Hillin iyileşmiş haliydi. Hatta düşünün adam 29 maç sakatlanmadan dayanarak bir rekor bile kırdı kendi çapında. Ama yine sezonun ortasında Grant Hille doktor, T-Mace de çile yolu gözüktü. Tracy yine pes etmedi. Bu kez iyice Terminatörlüğe soyunarak 32.1 sayı gibi insan üstü bir istatistik yakaladı (1992-93 sezonunda Michael Jordanın 32.6 ortalamasından sonra ki en yüksek sayı ortalaması) ve sayı krallığına sonunda ulaştı.
Yalnız bu yıl Tracy, sadece saha içinde yaptıklarıyla değil örnek davranışlarıyla da gündeme geldi. Örneğin 2003 All-Star maçına çıkacak Michael Jordana kendi yerini vererek ilk beşte başlatmak istemesi tüm basketbol severlerin alkışını aldı. (Tabii T-Mac, kendisinden iki kat yaşlı bir oyuncuyla oynarken neler hissettiği sorulunca: Jordanı savunurken kendimden iki kat yaşlı birini tuttuğum için üzülmüyorum çünkü Jordanı asla küçümseyemezsiniz. Hala 40ın üzerinde sayı attığı maçlar var. Öyleyse Jordanı göz ardı etmeyip sahada tüm gücünüzle onu savunmak zorundasınız yoksa size de hiç çekinmeden 30-40 sayı atabilir. Jordan nasıl sizi küçümsemeyecekse işi yavaştan almayıp tüm gücüyle üzerinize yüklenecekse siz de Jordana aynı şekilde karşılık vermek zorundasınız. diyecek kadar da hırslı bir oyuncu.)
Sadece Sayı degil Gönüllerinde Kralı!
Ama geçtiğimiz aylarda (Maryland, Virgina gibi eyaletlerde dehşet saçan manyak) Sniper tarafından yaralanan Iran Brown isimli küçük çocuğun hayranı olduğunu gazetelerde okuduktan sonra önce hasta yatağındaki küçük çocuğa formasıyla beraber cesaret verici bir not yazıp göndermesi, ardından da çocuk iyileştikten sonra onu antrenmana götürüp basketbol oynaması T-Maci gönüllerin de kralı yaptı. Ama bildiğiniz gibi gönüllerin kralı olmak sizi playoff ikinci turuna taşımıyor maalesef. Hele Detroit gibi iyi savunma yapan bir takım karşısındaysanız. NTV ekranlarında Murat Kosova ve Kaan Kural ikilisinin sempatik yorumlarıyla izlediğimiz seride T-Mac yine istediğini bulamadı. Hoş adamcağız elinden geleni yaptı iki maç üst üste Detroite 46 ve 43 sayı atmak kolay değil. Tabii sevgili Memomuza burdan T-Macin üzerinden yaptığı o enfes smaç dolayısıyla geçmiş olsun dedikten sonra tebriklerimizi de yollamayı ihmal etmiyoruz. Aslında Orlando sezon içinde Memphisle yaptığı Mike Miller-Gordan Giricek& Drew Gooden takası sayesinde pota altına ve skorer guard pozisyonuna destek bulduğunu düşünüyordu. Ama Giricek Playoffta sönüp giderken. Gooden ise Ben Wallaceın tecrübesine mağlup oldu. Üstelik Orlando seride 3-1 önce geçmiş ve saha avantajını eline geçirmişken kaybedilen bu seri, Tracy McGradynin Kevin birinci tur Garnettle kıyaslanmasına yol açmaya başladı. Ama doğrusunu söylemek gerekirse bence Tracynin bundan fazla yapabileği hiçbir şey yoktu. Eğer takımınızda 31.7 ortalama ile oynayan biri varsa ve siz bu seriyi kazanamıyorsanız sanırım burada suçu T-Macte değil de başkalarında aramak lazım. Özellikle de milyonlarca dolar alıp 3 sezonda toplam 60 maç bile oynamamış bir süper yıldızınız varsa ve bu süper yıldız salary capte elinizi ayağınızı bağlıyorsa yöneticilerin daha değişik yollara başvurması gerektiği doğal olarak akla gelmekte. Çünkü bu iş tek başına T-Macle olur mu? Asla!! Hatırlayacaksınız ki Michael Jordan bile tek başına Bullsu şampiyon yapamadı. Ama ne zaman yanına Scottie Pippen, Horace Grant gibi oyuncular eklendi o zaman kimse şampiyonluğu onun elinden alamadı. Eğer Orlando yönetimi yeni bir Michael Jordan yaratmak arzusundaysa önce yapması gereken tek birşey var: T-Macin yanına sağlıklı bir Scottie Pippen bulmak!!
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 2
- Görüntüleme
- 46
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 30
