- Katılım
- 25 Eki 2011
- Konular
- 293
- Mesajlar
- 999
- Reaksiyon Skoru
- 112
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 14 Yıl 7 Ay 17 Gün
- Başarım Puanı
- 125
- MmoLira
- 0
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
1930lara doğru zamanda bir yolculuk yapıyoruz; Alman ırkı için Doğuda hayat sahası yaratma projesiyle II.Dünya Savaşını başlatmış ve Alman orduları yıldırım savaşlarıyla Avrupada hızla ilerlemekte. Müttefik ordularını gafil avlayan bu savaş tarzının en önemli parçası ise müttefik kuvvetlerin tanklarına göre çok daha uzun mesafeli atışlar yapabilen, çok daha hızlı, çevik ve üstüne üstlük daha güçlü olan Alman panzerleriydi!! Bugün yine bir Alman yapımı ortalığın tozunu atıyor. Tıpkı bir panzer gibi rakiplerini uzaktan yaptığı bombardımanlarla etkisiz hale getiriyor. Kuvvetinin yanında hızlı çevik ve yine bir panzer gibi neredeyse durdurulması imkansız: Onun adı Dirk Nowitzki!!
Uluslararası ilişkilere giriş I: Drazen Petrovic
O günlere bir kez daha dönüp baktığımızda bırakın Avrupalı oyuncuları beyaz oyuncular bile NBAde oynamak için oldukça büyük zorlukları aşmak zorundaydılar. 80li yılların sonu 90ların başında NBA takımları NCAA dışında kendilerine yeni bir oyuncu kaynağı arayışına girerek gözlerini Avrupaya ve oradaki büyük yıldızlara çevirdi. 1986 draftında Drazan Petrovic, Alexander Volkov, 1987 draftında Sarunas Marculionis, ve 1989da lige dahil olan Zarko Paspalj gibi Rus ve Yugoslav ekolünün başarılı temsilcileri kendilerine NBAde yer buldu. Onların açtığı kapıdan, Vlade Divac, Dino Radja, Toni Kukoc, Sergei Bazarevich, Predrag Danilovic, Zan Tabak, Arvydas Sabonis gibi Avrupada büyük başarılara ulaşmış oyuncular da daha sonra NBAe adım attıkları halde yukarıda saydığımız isimlerden sadece Petrovic, Marculionis, Divac, Sabonis ve Kukoc az çok kendilerini kabul ettirebildi. Rahmetli Petrovic belki de kendisini daha da lirik bir efsane haline getiren o acı trafik kazasıyla sadece 29 yaşında hayata gözlerini yummasaydı NBAdeki ilk Avrupalı süper yıldız mertebesine ulaşması işten bile değildi. Tabii bu arada rahmetlinin ilk iki senesi, Kevin Duckworth gibi kalaslara maksimum ilgiyi gösterip Petrovici kenarda unutan o zaman Portandın bugün de Sacramentonun sevgili coachu Rick Adelmanın garanticiliğine kurban olmasaydı biz Petrovicin o enfes basketbolunun keyfini Netsteki günlerinden çok daha önce çıkartmaya başlayacaktık. Tabii ki Petrovic, Drexler gibi bir süper starı takımdan kesemezdi ama Adelman, Petrovicin hücumdaki yüksek şut yüzdesi ve mükemmel top hakimiyetini farklı rotasyonlar deneyerek çok daha verimli bir şekilde kullanabilirdi. Böylelikle Drazen Petrovici de andıktan sonra dilerseniz konumuza geri dönelim. NBAe gelen Avrupalıların en çok eleştirildikleri nokta az savunma yapmaları, çok yumuşak olmaları ve her şeyden önce skoru düşünmeleriydi. Örneğin hatırlayacaksınız Chicago-Utah final serilerinde Phil Jackson neredeyse eline geçen her fırsatta Karl Malone karşısında hücumda Toni Kukocu sahaya sürerken iş savunmaya geldiğinde Kukoc yerini hemen sevgili savunma manyağımız Dennis Rodmana bırakıyordu. Majesteleri Michael Jordan da Kukocu her fırsatta savunma yapmadığı için eleştiriyor, maç içinde onu ateşlemek için kızdırmaya çalışıyordu. Hatta Kukocun daha çok et ve acılı yiyecekler yiyerek agresif bir ruh haline bürünebileceğini iddia ederek beslenmesini bile eleştiriyordu!.
Uluslararası ilişkilere Giriş II: Avrupalıların Yükselişi
Avrupalıların ilk NBA çıkartması beklenen başarıyı gösteremezken 90 yılların sonunda 2000lerin başında ikinci dalga da taarruza geçti. Peja Stojakovic, Dirk Nowitzki, Zelijko Rebreca, Zydrunas Ilgauskas, Jiri Welsch, Gordon Giricek, Tony Parker, Nikoloz Tskitisvilli, Bostjan Nachbar, Jake Tsakadilis, Vitally Potapenko, Radoslav Nestorovic, Marko Milic, Frederic Weis, Tarıq-Abdul Wahad, Stanislav Medvedenko,Tony Parker, Mirsad Türkcan, Hido, Memo, Pau Gasol, Marko Jaric, Andrei Kirilenko gibi oyuncular kendilerini kanıtlamak için NBAdeki parkeleri aşındırdı. Peja ve Nowitzki şu anda All-Star seviyesine gelerek süper starlık mertebesine ulaşmış oyuncular. Ilgauskasın All-Star deneyimi 5 dakikada Beşiktaş olarak özetlenebilirse de Ilgauskas da giderek kendini geliştirmekte. Tony Parker, Pau Gasol, Andrei Kirilenko ve Gordon Giricek ise çok büyük bir ihtimalle yakında Peja ve Dirkün yanında kendilerine yer bulacak. Bunlar sadece NBAdeki Avrupalı oyuncuların bir kısmı. Eğer tüm uluslararası oyuncuları göz önüne alırsak bu hızla NBA, oyuncuların milletleri itibari ile BMlerdeki ülke sayısını yakın bir zamanda yakalayacak. Eskiden özellikle oyun tarzı ve fiziksel güç açısından Avrupa ile NBA arasında büyük bir uçurumun varolduğu bir gerçekti. Ama Indianapolisteki son dünya şampiyonası gösterdi ki Avrupa ve NBA arasındaki fark gittikçe azalmakta. Hele Dirk Nowitzki MVP ödülünü kucakladığı zaman Larry Birdün emekli olurken yaptığı konuşmayı hatırladım: Bir gün mutlaka yeni bir Larry Bird, NBAe gelecektir!!..
Dirk Werner Nowitzki, 19 Haziran 1978 Wurzburg-Almanyada dünyaya geldi. Dirkün annesi Helen Alman milli takımına kadar yükselmiş bir basketbolcu, babası Joerg ise profesyonel bir hentbol oyuncusuydu. Herhalde Nowitzkinin spora olan yatkınlığını biraz da genlere bağlarsak çok da yanılmış olmayız. Dirkün ailesiyle yaptığı küçük basketbol maçları zamanla bir tutkuya dönüştü. Nowitzki neredeyse kendisine işkence edercesine durmadan basketbol çalışıyordu. Ama limitlerini ne kadar zorlarsa zorlasın kendisine ilham veren bir isim vardı. Her akşam başarabileceğini düşünerek, bir gün onun gibi olabileceğini hayal ederek uykuya dalıyordu. Kim olduğunu merak ettiğiniz bu oyuncu çoğunuzun tahminlerimizin aksine ne Magic Johnson ne Larry Bird ne de Michael Jordandı. Dirk gençliğinde tam anlamıyla bir Pippen hayranına dönüşmüştü: Almanyada neredeyse haftada iki kez Bulls maçlarını gösterirlerdi. Ben de bu maçları sürekli izlerdim. İşte o zamanlarda Scottienin oyununa aşık oldum. Basketbolu o kadar zarif oynuyordu ki. Hareketleri, postta yaptıkları, mükemmel savunması ve ne zaman isterse dilediği yerden şut atabilmesi büyüleyiciydi.
Geschwinderden işkenceyi aratmayan antrenmanları
Eski Alman milli takımı oyuncusu ve manevi babası Holger Geschwinderin koruyucu kanatlarının altında olgunlaşan Nowitzki, kendisini günden güne geliştirdi. Geschwinder, 15 yaşından beri Dirkün hem kişisel antrenörlüğünü hem de akıl hocalığını yapmakta: O olmasaydı bugün bulunduğum yerde olamazdım. Bana nasıl şut atmam, nasıl hareket etmem, nasıl oynamam gerektiğini öğretti. Her şeyimi ona borçluyum. O adeta benim ikinci babam gibi. Geschwinder Nowiztkiyi eğitirken gerçekten çok farklı metotlar kullandı. Mesela geçen sezon playoffta Nowitzkinin savunmasını beğenmeyince hemen ona özel bir eskrim kıyafeti diktirip bir Alman eskrimciden dersler aldırdı. Zavallı Nowitzkinin yaşadıkları bu kadarla kalsa yine iyi. Geschwinder onu amuda kaldırıp tüm sahada yürütmekten tutun da tek ayağı üzerinde dakikalarca sıçratmaya kadar bir çok değişik antrenman metodu uygulamakta. Her ne kadar Geschwinderin metotları ilk başta tuhaf gözükse de yaptığı her şeyin bir nedeni var. Eskirim çalışmasının nedeni Nowitzkinin ayak hareketlerini çabuklaştırarak savunmada çabuk yer almasını sağlamaktı. Tek ayak üzerinde sıçrama ve amuda kalkma hareketlerinin nedeni ise Dirk'ün eklemlerini daha sonra ağırlık çalışırken alacağı kilo için hazırlamaktı. Holger Geschwindere göre önce oyuncu çeşitli tekniklerle güçlenmek zorunda ancak bundan sonra kaslar geliştirilebilir. Ve NBAde çoğu coach bunun tersini uyguluyor. Bu yüzden de oyuncular dengesiz gelişimleri nedeniyle sakatlanmakta. Geschwinder çoğu kez Dirke ağırlık çalıştırmak isteyen coachlarla kapışarak onun fiziksel gelişiminin baltalanmasını engelledi. Belki de Dirk, bugün hantal bir pivot değil de adeta Birdün millenyum versiyonu olmasını buna borçlu. Geschwinderin bir diğer amacı da Nowitzkinin sadece fiziksel olarak değil aynı zamanda da zihinsel olarak gelişmesiydi. Bunun için Dirke lisedeyken önce özel matematik öğretmenleri ayarladı. Nowitzki fiziksel olarak yorulup antrenman yapmak istemediği zaman da Geschwinder hemen satranç tahtasını kaparak küçük çekirgesine rakiplerinin hamleleri karşısında nasıl düşünmesi gerektiğini felsefi yaklaşımlarla öğretti. Nowitzkinin yükselişi ise 1958den beri dünyanın en yetenekli genç oyuncularını karşı karşıya getiren uluslararası Albert Schweitzer Turnuvasında (1996) oldu. Jermaine ONeal ve Baron Davisin şov yaptığı, Kevin Freemanın ise skorer oyunu ile MVP seçildiği bu turnuvada sıska, uzun boylu bu Alman da dikkatli gözler tarafından yakın takibe alınmaya başladı.
Kendi şehrinin takımı DJK Wurzburgda kariyerini başlatıp geliştiren Dirk, 1997-98 sezonunda takımını Alman 2.liginde şampiyon yaparak 1.lige çıkarttı. Aynı yılın yaz aylarında ise Nike Summit-Hoop turnuvasında genç uluslararası yıldızların oluşturduğu karma takıma davet edilerek Amerikan karmasına karşı mücadele etti. Eminem üstadımızın da dediği gibi Şans insanın karşısına belki hayatı boyunca bir kez çıkar. Nowitzki işte karşısına çıkan bu şansı en iyi şekilde kullanarak San Antonioda oynanan maçı 33 sayı, 14 ribaund ve 3 top çalma ile tamamlarken karşılaşmayı izleyen tüm scoutları kendisine hayran bırakıyordu.
Nowitzki kumarı
Dirk Nowitzki 98 draftında 9.sıradan seçilip Dallasa takas olduğunda yazarların kafası karışmıştı. Nowitzki onlara göre alt tarafı Alman İkinci Liginde oynayan bir veletti. Belki yetenekli olabilirdi ama Nike Hoop-Summit Turnuvasında ve Avrupanın basketbolda pek de umursanmayan bir ülkesinin ikinci liginde biraz iyi oynadı diye bir oyuncunun NBAde yıldız olabileceği ihtimali kimsenin aklının ucundan bile geçmiyordu. Traylor-Nowitzki takası sonrası kimi çok bilmiş basketbol yazarları Don Nelsonla dalga bile geçmişti. Herhalde bugün coach Nelson o yazıları eline alıp okuyunca katıla katıla gülüyordur! Zaten Nelson, Nowitzkiyi en başından itibaren ne kadar beğendiğini şu sözleriyle kanıtlamakta: O benim bugüne kadar 19 yaşında gördüğüm en iyi oyuncu. Eğer seçimi ben yapsaydım kesinlikle onu birinci sırada seçerdim!. Dilerseniz o yılki draftın ilk üç sırasında seçilen isimleri yorum yapmadan bir hatırlayalım. 1.sırada L.A Clippers Michael Olowokandiyi, 2.sırada Vancouver Mike Bibbyi, 3.sıradaki Denver ise Raef LaFrentzi seçmişti. Artık Don Nelsonın haklı olup olmadığını sizlere bırakıyorum.
Cubanlı Dönem
Nowitzki NBAdeki kariyerine biran önce başlamak için sabırsızlanıyor olsa da NBAde devam eden lock-out nedeniyle sezonun başlangıç tarihi bir türlü belirlenemiyordu. Bu koşullar altında Nowitzki lig başlayana kadar Almanyaya geri dönerek DJK Wurburgda maçlara çıkmaya karar verdi. Stern ve Ewing anlaştığında ise Nowitzki, Almanyada 22.9 sayı ve 8.4 ribaund ortalamalarıyla oynamaktaydı. Nowitzki, -Nelsonı eleştiren gazetecileri sevindiren bir şekilde- aslında çaylak sezonuna çok da parlak istatistiklerle başlamadı. En azından bugün olduğu gibi büyük bir oyuncuya dönüşebileceği tahmin edilemiyordu. Dirk, o sezon 47 maçta görev alırken yaklaşık olarak maç başına sahada kaldığı 20.2 dakikada 8.2 sayı ve 3.4 ribaund ile oynamıştı. Bu arada Michael Finleynin çabalarına rağmen kötü gidiş devam ediyor ve Mavs oynadığı 50 karşılaşmanın 36sından mağlup olarak ayrılıyordu. Dallas Mavericksin 1999-00 sezonuna da 9 galibiyet ve 23 mağlubiyetle çok iyi bir başlangıç yaptığını söyleyemeyiz. Ama 14 Ocak 2000de Marc Cubanın takımı satın almasıyla beraber Dallas tarihinde de yeni bir sayfa açılacaktı.
Cuban gelince her şeyi baştan aşağı yeniledi. Bizim her şeyimizle tam olarak ilgileniyordu ki yenilgi için hiçbir bahanemiz kalmasın. Bize kalan tek şey sahaya çıkıp rakiplerimizi yenmek. Yeni bir uçağımız ve muhteşem bir salonumuz var. Ve Dallas adeta bizim için değişerek bir cennet haline geldi. Hayatımın en iyi günlerini yaşıyorum ve her dakikasından keyif almak istiyorum. Dirk Nowitzki
Cuban başkan Dallas Şampiyon!!
Aslına bakarsanız Dallas tarihini BC (Before Cuban- Cubandan önce) ve AC (After Cuban-Cubandan sonra) olarak kategorize edebiliriz. Eğer Marc Cubanı tek bir kelimeyle tanımlamamız gerekirse manyak, kaçık, çılgın, uçuk gibi sıfatlardan önce kullanmamız gereken ilk söz dahi olurdu. Zaten ne derler bilirsiniz: Delilik ile deha arasında ince bir çizgi vardır. Cuban da son yılların en büyük bilgisayar dahilerinden birisi. 1983te kurucusu olduğu Micro Solutions şirketini Compu Servee yaptığı büyük satışla ünlendi. Sonraki yıllarda Broadcast.comda internetin bir numaralı multimedya araçlarını üretirken bu şirketini de dev bir anlaşmayla 1995te Yahooya satarak milyonlarına milyon dolarlar kattı ve Amerikanın en genç milyarderleri arasında kendisine yer buldu. Cuban günümüzde büyük bir multimedya-network holdinginin patronu. Sahip olduğu şirketlerde bilgisayar teknolojisinden kablolu TV yayınına kadar bir çok alanda teknoloji üretilmekte. Tabii para basan bu şirketlerin başındaki Cuban da genç yaşta gelen zenginliğin keyfini sürmekte. Düşünsenize dünya üzerinde kaç insan nette dolaşırken hoşuna giden bir jeti 40 milyon$ ödeyerek internet üzerinden satın alır!! Cuban kablolu televizyonda kendisine ait gayet matrak bir televizyon şovuna da sahip bulunmakta. Bu arada geçtiğimiz aylarda bir başka ilki gerçekleştirerek Full Throttle -yani Türkçe meali ile tam gaz anlamına gelen- bir çizgi roman dizisinde Dallaslı oyuncularla birlikte dünyayı kötü güçlerden kurtarmakta. Tabii adamcağızda para bol saç saç bitmiyor. İşin daha da komik yanı Cuban işi azıtarak derginin çizerleriyle beraber kitapçı kitapçı dolaşarak baş rolde olduğu bu çizgi romanı imzalıyor. Kim ne derse desin Cuban, bence NBAin en eğlenceli başkanı ve en iyi başkanlarından da birisi. Karizmasıyla kimi zaman takımı bile gölgelemekte. Hele David Sternle giriştiği laf dalaşları ve sonrasında aldığı cezalar başlı başına bir yazının konusunu oluşturmakta. Lüks vergisi karşısındaki umursamaz tavrından ise burada bahsetmiyorum bile. Yalnız Cubanın bir diğer yönü daha var ki tüm kulüp yöneticilerimizin dikkatle okumasını rica ederim. Marc Cuban yılda bir kaç yüz milyon dolar vergi vermekte. Ama Espndeki bir röportajında verdiği verginin 1 dolarıyla bile toplum için bir kamu hizmeti sağlandığını düşündükçe mutlu olduğunu. söyleyecek kadar da sorumlu bir vatandaş!!
Dünyanın MVPsi!!
Yalnız Nowitzkiye 2002nin yazında da tatil yoktu. Bu kez de ülkemizde Avrupa Dördüncüsü olarak katılmaya hak kazandıkları Dünya Basketbol Şampiyonası için Almanya adına ter dökecekti. Nowitzki önce eleme gruplarında Çine 30, Cezayire de 24 sayı atarak turnuvaya başladı. ABDye karşı oynadıkları maçta ise Almanya ilk iki periyotta tüm gücüyle direnmesine rağmen son periyotun başında ABDye teslim oluyordu. Dirk ise ABD potalarına 34 sayı bırakmıştı. 2 galibiyet ve 1 mağlubiyet alan Almanya, ikinci gruptan da Nowitzkinin muhteşem performansının devamı sayesinde başarıyla sıyrılarak yarı finale kadar ulaştı. Ama turnuvanın gerçek şampiyonu Arjantine 86-80 yenilince bu kez hedef Dünya üçüncülüğü oldu. Turnuvanın en sempatik takımı Yeni Zelanda, her ne kadar karşılaşma öncesinde Ka Mate, Ka Mate, Ka Ora diye bağırarak Maorilerin meşhur Haka dansıyla Almanların gözünü korkutmaya çalışsa da Sean Marksın yokluğunda Almanya, Nowitzkinin 29 sayısıyla bronz madalyayı kazandı. (117-94) Turnuvayı 24.0 sayı, 8.2 ribaund ve 2.0 blok ortalaması ile tamamlayan Nowitzki, takımı şampiyon olmasa da bu kez hak ettiği MVP ödülüne kavuşuyordu!
Dallas önüne gelen takımların çoğunu imha ederek bu sezona başladı. NBAin en çok maç kazanan 3.coachu Don Nelson ise sanki bir rüyada gibi: Programı önden takip ediyoruz. Bir şeyler oluşturduğumuzun farkındaydım. Ama her şeyin bu kadar hızlı gelişeceğini tahmin bile edemezdim diyerek durumu özetliyor. Dallas Mavericks 13-0lık muhteşem sezon açılışı ile Boston Celtics (1957-1958, 14-0) , Washington Capitols (1948-49, 15-0) ve Houston Rocketstan (1993-1994, 15-0) sonra NBA tarihinin en iyi başlangıcını yaptı. Yalnız bir hatırlatmada bulunalım, bu takımların hepsi en azından finale kadar yükseldi. Asistan coach Del Harrise göre Mavs, bugüne kadar NBAin görmediği, Detroit Pistons, Chicago Bulls ve Los Angeles Lakers karışımı bir eköl yaratmaya çalışıyor.
Dallas her ne kadar ligin sonuna doğru bir düşüş yaşasa da Mavs, Batının en önemli favorilerinden biri hatta kimilerine göre hala birincisi. Nash, Finley ve Nowitzkiyi birlikte izlemek ise ayrı bir keyif. Hele 2.13lük boyu, 109 kiloluk cüssesi ve uzun sarı saçlarıyla Germen Mitlerindeki şimşek tanrısı Thoru aratmayan Dirk Nowitzki, bu oyunu kesinlikle bir başka oynuyor. Thordan tek farkı Mjolnir isimli büyülü bir çekiç yerine basketbol topuyla rakiplerini etkisiz hale getirmesi. Çok değil 15 yıl önce; 2.13 boyunda, dışarıdan leblebi gibi üçlük atan, rahatlıkla içeri drive edip, her yerden jump shot sokabilen üstüne üstlük gerekirse rahatlıkla 3-4-5 numara oynayabilecek bir Avrupalı süper yıldızın varolabileceği düşüncesi ancak ütopik bir oyuncu tanımlaması olarak adlandırılabilirdi. İnsanlar belki onun yeteri kadar savunma yapamadığını söyleyebilirler. Yalnız unutulan bir şey var. Larry Bird çok mu büyük bir savunmacıydı? Kesinlikle hayır. Ama bir de Birdün kariyerini noktaladığı yere bakın. Nowitzki yeni bir Bird olsun ya da olmasın -ki belki Birdden fazlası bile olabilir- Bird hangi noktalara ulaştıysa darısı Nowitzkinin de başına
Uluslararası ilişkilere giriş I: Drazen Petrovic
O günlere bir kez daha dönüp baktığımızda bırakın Avrupalı oyuncuları beyaz oyuncular bile NBAde oynamak için oldukça büyük zorlukları aşmak zorundaydılar. 80li yılların sonu 90ların başında NBA takımları NCAA dışında kendilerine yeni bir oyuncu kaynağı arayışına girerek gözlerini Avrupaya ve oradaki büyük yıldızlara çevirdi. 1986 draftında Drazan Petrovic, Alexander Volkov, 1987 draftında Sarunas Marculionis, ve 1989da lige dahil olan Zarko Paspalj gibi Rus ve Yugoslav ekolünün başarılı temsilcileri kendilerine NBAde yer buldu. Onların açtığı kapıdan, Vlade Divac, Dino Radja, Toni Kukoc, Sergei Bazarevich, Predrag Danilovic, Zan Tabak, Arvydas Sabonis gibi Avrupada büyük başarılara ulaşmış oyuncular da daha sonra NBAe adım attıkları halde yukarıda saydığımız isimlerden sadece Petrovic, Marculionis, Divac, Sabonis ve Kukoc az çok kendilerini kabul ettirebildi. Rahmetli Petrovic belki de kendisini daha da lirik bir efsane haline getiren o acı trafik kazasıyla sadece 29 yaşında hayata gözlerini yummasaydı NBAdeki ilk Avrupalı süper yıldız mertebesine ulaşması işten bile değildi. Tabii bu arada rahmetlinin ilk iki senesi, Kevin Duckworth gibi kalaslara maksimum ilgiyi gösterip Petrovici kenarda unutan o zaman Portandın bugün de Sacramentonun sevgili coachu Rick Adelmanın garanticiliğine kurban olmasaydı biz Petrovicin o enfes basketbolunun keyfini Netsteki günlerinden çok daha önce çıkartmaya başlayacaktık. Tabii ki Petrovic, Drexler gibi bir süper starı takımdan kesemezdi ama Adelman, Petrovicin hücumdaki yüksek şut yüzdesi ve mükemmel top hakimiyetini farklı rotasyonlar deneyerek çok daha verimli bir şekilde kullanabilirdi. Böylelikle Drazen Petrovici de andıktan sonra dilerseniz konumuza geri dönelim. NBAe gelen Avrupalıların en çok eleştirildikleri nokta az savunma yapmaları, çok yumuşak olmaları ve her şeyden önce skoru düşünmeleriydi. Örneğin hatırlayacaksınız Chicago-Utah final serilerinde Phil Jackson neredeyse eline geçen her fırsatta Karl Malone karşısında hücumda Toni Kukocu sahaya sürerken iş savunmaya geldiğinde Kukoc yerini hemen sevgili savunma manyağımız Dennis Rodmana bırakıyordu. Majesteleri Michael Jordan da Kukocu her fırsatta savunma yapmadığı için eleştiriyor, maç içinde onu ateşlemek için kızdırmaya çalışıyordu. Hatta Kukocun daha çok et ve acılı yiyecekler yiyerek agresif bir ruh haline bürünebileceğini iddia ederek beslenmesini bile eleştiriyordu!.
Uluslararası ilişkilere Giriş II: Avrupalıların Yükselişi
Avrupalıların ilk NBA çıkartması beklenen başarıyı gösteremezken 90 yılların sonunda 2000lerin başında ikinci dalga da taarruza geçti. Peja Stojakovic, Dirk Nowitzki, Zelijko Rebreca, Zydrunas Ilgauskas, Jiri Welsch, Gordon Giricek, Tony Parker, Nikoloz Tskitisvilli, Bostjan Nachbar, Jake Tsakadilis, Vitally Potapenko, Radoslav Nestorovic, Marko Milic, Frederic Weis, Tarıq-Abdul Wahad, Stanislav Medvedenko,Tony Parker, Mirsad Türkcan, Hido, Memo, Pau Gasol, Marko Jaric, Andrei Kirilenko gibi oyuncular kendilerini kanıtlamak için NBAdeki parkeleri aşındırdı. Peja ve Nowitzki şu anda All-Star seviyesine gelerek süper starlık mertebesine ulaşmış oyuncular. Ilgauskasın All-Star deneyimi 5 dakikada Beşiktaş olarak özetlenebilirse de Ilgauskas da giderek kendini geliştirmekte. Tony Parker, Pau Gasol, Andrei Kirilenko ve Gordon Giricek ise çok büyük bir ihtimalle yakında Peja ve Dirkün yanında kendilerine yer bulacak. Bunlar sadece NBAdeki Avrupalı oyuncuların bir kısmı. Eğer tüm uluslararası oyuncuları göz önüne alırsak bu hızla NBA, oyuncuların milletleri itibari ile BMlerdeki ülke sayısını yakın bir zamanda yakalayacak. Eskiden özellikle oyun tarzı ve fiziksel güç açısından Avrupa ile NBA arasında büyük bir uçurumun varolduğu bir gerçekti. Ama Indianapolisteki son dünya şampiyonası gösterdi ki Avrupa ve NBA arasındaki fark gittikçe azalmakta. Hele Dirk Nowitzki MVP ödülünü kucakladığı zaman Larry Birdün emekli olurken yaptığı konuşmayı hatırladım: Bir gün mutlaka yeni bir Larry Bird, NBAe gelecektir!!..
Dirk Werner Nowitzki, 19 Haziran 1978 Wurzburg-Almanyada dünyaya geldi. Dirkün annesi Helen Alman milli takımına kadar yükselmiş bir basketbolcu, babası Joerg ise profesyonel bir hentbol oyuncusuydu. Herhalde Nowitzkinin spora olan yatkınlığını biraz da genlere bağlarsak çok da yanılmış olmayız. Dirkün ailesiyle yaptığı küçük basketbol maçları zamanla bir tutkuya dönüştü. Nowitzki neredeyse kendisine işkence edercesine durmadan basketbol çalışıyordu. Ama limitlerini ne kadar zorlarsa zorlasın kendisine ilham veren bir isim vardı. Her akşam başarabileceğini düşünerek, bir gün onun gibi olabileceğini hayal ederek uykuya dalıyordu. Kim olduğunu merak ettiğiniz bu oyuncu çoğunuzun tahminlerimizin aksine ne Magic Johnson ne Larry Bird ne de Michael Jordandı. Dirk gençliğinde tam anlamıyla bir Pippen hayranına dönüşmüştü: Almanyada neredeyse haftada iki kez Bulls maçlarını gösterirlerdi. Ben de bu maçları sürekli izlerdim. İşte o zamanlarda Scottienin oyununa aşık oldum. Basketbolu o kadar zarif oynuyordu ki. Hareketleri, postta yaptıkları, mükemmel savunması ve ne zaman isterse dilediği yerden şut atabilmesi büyüleyiciydi.
Geschwinderden işkenceyi aratmayan antrenmanları
Eski Alman milli takımı oyuncusu ve manevi babası Holger Geschwinderin koruyucu kanatlarının altında olgunlaşan Nowitzki, kendisini günden güne geliştirdi. Geschwinder, 15 yaşından beri Dirkün hem kişisel antrenörlüğünü hem de akıl hocalığını yapmakta: O olmasaydı bugün bulunduğum yerde olamazdım. Bana nasıl şut atmam, nasıl hareket etmem, nasıl oynamam gerektiğini öğretti. Her şeyimi ona borçluyum. O adeta benim ikinci babam gibi. Geschwinder Nowiztkiyi eğitirken gerçekten çok farklı metotlar kullandı. Mesela geçen sezon playoffta Nowitzkinin savunmasını beğenmeyince hemen ona özel bir eskrim kıyafeti diktirip bir Alman eskrimciden dersler aldırdı. Zavallı Nowitzkinin yaşadıkları bu kadarla kalsa yine iyi. Geschwinder onu amuda kaldırıp tüm sahada yürütmekten tutun da tek ayağı üzerinde dakikalarca sıçratmaya kadar bir çok değişik antrenman metodu uygulamakta. Her ne kadar Geschwinderin metotları ilk başta tuhaf gözükse de yaptığı her şeyin bir nedeni var. Eskirim çalışmasının nedeni Nowitzkinin ayak hareketlerini çabuklaştırarak savunmada çabuk yer almasını sağlamaktı. Tek ayak üzerinde sıçrama ve amuda kalkma hareketlerinin nedeni ise Dirk'ün eklemlerini daha sonra ağırlık çalışırken alacağı kilo için hazırlamaktı. Holger Geschwindere göre önce oyuncu çeşitli tekniklerle güçlenmek zorunda ancak bundan sonra kaslar geliştirilebilir. Ve NBAde çoğu coach bunun tersini uyguluyor. Bu yüzden de oyuncular dengesiz gelişimleri nedeniyle sakatlanmakta. Geschwinder çoğu kez Dirke ağırlık çalıştırmak isteyen coachlarla kapışarak onun fiziksel gelişiminin baltalanmasını engelledi. Belki de Dirk, bugün hantal bir pivot değil de adeta Birdün millenyum versiyonu olmasını buna borçlu. Geschwinderin bir diğer amacı da Nowitzkinin sadece fiziksel olarak değil aynı zamanda da zihinsel olarak gelişmesiydi. Bunun için Dirke lisedeyken önce özel matematik öğretmenleri ayarladı. Nowitzki fiziksel olarak yorulup antrenman yapmak istemediği zaman da Geschwinder hemen satranç tahtasını kaparak küçük çekirgesine rakiplerinin hamleleri karşısında nasıl düşünmesi gerektiğini felsefi yaklaşımlarla öğretti. Nowitzkinin yükselişi ise 1958den beri dünyanın en yetenekli genç oyuncularını karşı karşıya getiren uluslararası Albert Schweitzer Turnuvasında (1996) oldu. Jermaine ONeal ve Baron Davisin şov yaptığı, Kevin Freemanın ise skorer oyunu ile MVP seçildiği bu turnuvada sıska, uzun boylu bu Alman da dikkatli gözler tarafından yakın takibe alınmaya başladı.
Kendi şehrinin takımı DJK Wurzburgda kariyerini başlatıp geliştiren Dirk, 1997-98 sezonunda takımını Alman 2.liginde şampiyon yaparak 1.lige çıkarttı. Aynı yılın yaz aylarında ise Nike Summit-Hoop turnuvasında genç uluslararası yıldızların oluşturduğu karma takıma davet edilerek Amerikan karmasına karşı mücadele etti. Eminem üstadımızın da dediği gibi Şans insanın karşısına belki hayatı boyunca bir kez çıkar. Nowitzki işte karşısına çıkan bu şansı en iyi şekilde kullanarak San Antonioda oynanan maçı 33 sayı, 14 ribaund ve 3 top çalma ile tamamlarken karşılaşmayı izleyen tüm scoutları kendisine hayran bırakıyordu.
Nowitzki kumarı
Dirk Nowitzki 98 draftında 9.sıradan seçilip Dallasa takas olduğunda yazarların kafası karışmıştı. Nowitzki onlara göre alt tarafı Alman İkinci Liginde oynayan bir veletti. Belki yetenekli olabilirdi ama Nike Hoop-Summit Turnuvasında ve Avrupanın basketbolda pek de umursanmayan bir ülkesinin ikinci liginde biraz iyi oynadı diye bir oyuncunun NBAde yıldız olabileceği ihtimali kimsenin aklının ucundan bile geçmiyordu. Traylor-Nowitzki takası sonrası kimi çok bilmiş basketbol yazarları Don Nelsonla dalga bile geçmişti. Herhalde bugün coach Nelson o yazıları eline alıp okuyunca katıla katıla gülüyordur! Zaten Nelson, Nowitzkiyi en başından itibaren ne kadar beğendiğini şu sözleriyle kanıtlamakta: O benim bugüne kadar 19 yaşında gördüğüm en iyi oyuncu. Eğer seçimi ben yapsaydım kesinlikle onu birinci sırada seçerdim!. Dilerseniz o yılki draftın ilk üç sırasında seçilen isimleri yorum yapmadan bir hatırlayalım. 1.sırada L.A Clippers Michael Olowokandiyi, 2.sırada Vancouver Mike Bibbyi, 3.sıradaki Denver ise Raef LaFrentzi seçmişti. Artık Don Nelsonın haklı olup olmadığını sizlere bırakıyorum.
Cubanlı Dönem
Nowitzki NBAdeki kariyerine biran önce başlamak için sabırsızlanıyor olsa da NBAde devam eden lock-out nedeniyle sezonun başlangıç tarihi bir türlü belirlenemiyordu. Bu koşullar altında Nowitzki lig başlayana kadar Almanyaya geri dönerek DJK Wurburgda maçlara çıkmaya karar verdi. Stern ve Ewing anlaştığında ise Nowitzki, Almanyada 22.9 sayı ve 8.4 ribaund ortalamalarıyla oynamaktaydı. Nowitzki, -Nelsonı eleştiren gazetecileri sevindiren bir şekilde- aslında çaylak sezonuna çok da parlak istatistiklerle başlamadı. En azından bugün olduğu gibi büyük bir oyuncuya dönüşebileceği tahmin edilemiyordu. Dirk, o sezon 47 maçta görev alırken yaklaşık olarak maç başına sahada kaldığı 20.2 dakikada 8.2 sayı ve 3.4 ribaund ile oynamıştı. Bu arada Michael Finleynin çabalarına rağmen kötü gidiş devam ediyor ve Mavs oynadığı 50 karşılaşmanın 36sından mağlup olarak ayrılıyordu. Dallas Mavericksin 1999-00 sezonuna da 9 galibiyet ve 23 mağlubiyetle çok iyi bir başlangıç yaptığını söyleyemeyiz. Ama 14 Ocak 2000de Marc Cubanın takımı satın almasıyla beraber Dallas tarihinde de yeni bir sayfa açılacaktı.
Cuban gelince her şeyi baştan aşağı yeniledi. Bizim her şeyimizle tam olarak ilgileniyordu ki yenilgi için hiçbir bahanemiz kalmasın. Bize kalan tek şey sahaya çıkıp rakiplerimizi yenmek. Yeni bir uçağımız ve muhteşem bir salonumuz var. Ve Dallas adeta bizim için değişerek bir cennet haline geldi. Hayatımın en iyi günlerini yaşıyorum ve her dakikasından keyif almak istiyorum. Dirk Nowitzki
Cuban başkan Dallas Şampiyon!!
Aslına bakarsanız Dallas tarihini BC (Before Cuban- Cubandan önce) ve AC (After Cuban-Cubandan sonra) olarak kategorize edebiliriz. Eğer Marc Cubanı tek bir kelimeyle tanımlamamız gerekirse manyak, kaçık, çılgın, uçuk gibi sıfatlardan önce kullanmamız gereken ilk söz dahi olurdu. Zaten ne derler bilirsiniz: Delilik ile deha arasında ince bir çizgi vardır. Cuban da son yılların en büyük bilgisayar dahilerinden birisi. 1983te kurucusu olduğu Micro Solutions şirketini Compu Servee yaptığı büyük satışla ünlendi. Sonraki yıllarda Broadcast.comda internetin bir numaralı multimedya araçlarını üretirken bu şirketini de dev bir anlaşmayla 1995te Yahooya satarak milyonlarına milyon dolarlar kattı ve Amerikanın en genç milyarderleri arasında kendisine yer buldu. Cuban günümüzde büyük bir multimedya-network holdinginin patronu. Sahip olduğu şirketlerde bilgisayar teknolojisinden kablolu TV yayınına kadar bir çok alanda teknoloji üretilmekte. Tabii para basan bu şirketlerin başındaki Cuban da genç yaşta gelen zenginliğin keyfini sürmekte. Düşünsenize dünya üzerinde kaç insan nette dolaşırken hoşuna giden bir jeti 40 milyon$ ödeyerek internet üzerinden satın alır!! Cuban kablolu televizyonda kendisine ait gayet matrak bir televizyon şovuna da sahip bulunmakta. Bu arada geçtiğimiz aylarda bir başka ilki gerçekleştirerek Full Throttle -yani Türkçe meali ile tam gaz anlamına gelen- bir çizgi roman dizisinde Dallaslı oyuncularla birlikte dünyayı kötü güçlerden kurtarmakta. Tabii adamcağızda para bol saç saç bitmiyor. İşin daha da komik yanı Cuban işi azıtarak derginin çizerleriyle beraber kitapçı kitapçı dolaşarak baş rolde olduğu bu çizgi romanı imzalıyor. Kim ne derse desin Cuban, bence NBAin en eğlenceli başkanı ve en iyi başkanlarından da birisi. Karizmasıyla kimi zaman takımı bile gölgelemekte. Hele David Sternle giriştiği laf dalaşları ve sonrasında aldığı cezalar başlı başına bir yazının konusunu oluşturmakta. Lüks vergisi karşısındaki umursamaz tavrından ise burada bahsetmiyorum bile. Yalnız Cubanın bir diğer yönü daha var ki tüm kulüp yöneticilerimizin dikkatle okumasını rica ederim. Marc Cuban yılda bir kaç yüz milyon dolar vergi vermekte. Ama Espndeki bir röportajında verdiği verginin 1 dolarıyla bile toplum için bir kamu hizmeti sağlandığını düşündükçe mutlu olduğunu. söyleyecek kadar da sorumlu bir vatandaş!!
Dünyanın MVPsi!!
Yalnız Nowitzkiye 2002nin yazında da tatil yoktu. Bu kez de ülkemizde Avrupa Dördüncüsü olarak katılmaya hak kazandıkları Dünya Basketbol Şampiyonası için Almanya adına ter dökecekti. Nowitzki önce eleme gruplarında Çine 30, Cezayire de 24 sayı atarak turnuvaya başladı. ABDye karşı oynadıkları maçta ise Almanya ilk iki periyotta tüm gücüyle direnmesine rağmen son periyotun başında ABDye teslim oluyordu. Dirk ise ABD potalarına 34 sayı bırakmıştı. 2 galibiyet ve 1 mağlubiyet alan Almanya, ikinci gruptan da Nowitzkinin muhteşem performansının devamı sayesinde başarıyla sıyrılarak yarı finale kadar ulaştı. Ama turnuvanın gerçek şampiyonu Arjantine 86-80 yenilince bu kez hedef Dünya üçüncülüğü oldu. Turnuvanın en sempatik takımı Yeni Zelanda, her ne kadar karşılaşma öncesinde Ka Mate, Ka Mate, Ka Ora diye bağırarak Maorilerin meşhur Haka dansıyla Almanların gözünü korkutmaya çalışsa da Sean Marksın yokluğunda Almanya, Nowitzkinin 29 sayısıyla bronz madalyayı kazandı. (117-94) Turnuvayı 24.0 sayı, 8.2 ribaund ve 2.0 blok ortalaması ile tamamlayan Nowitzki, takımı şampiyon olmasa da bu kez hak ettiği MVP ödülüne kavuşuyordu!
Dallas önüne gelen takımların çoğunu imha ederek bu sezona başladı. NBAin en çok maç kazanan 3.coachu Don Nelson ise sanki bir rüyada gibi: Programı önden takip ediyoruz. Bir şeyler oluşturduğumuzun farkındaydım. Ama her şeyin bu kadar hızlı gelişeceğini tahmin bile edemezdim diyerek durumu özetliyor. Dallas Mavericks 13-0lık muhteşem sezon açılışı ile Boston Celtics (1957-1958, 14-0) , Washington Capitols (1948-49, 15-0) ve Houston Rocketstan (1993-1994, 15-0) sonra NBA tarihinin en iyi başlangıcını yaptı. Yalnız bir hatırlatmada bulunalım, bu takımların hepsi en azından finale kadar yükseldi. Asistan coach Del Harrise göre Mavs, bugüne kadar NBAin görmediği, Detroit Pistons, Chicago Bulls ve Los Angeles Lakers karışımı bir eköl yaratmaya çalışıyor.
Dallas her ne kadar ligin sonuna doğru bir düşüş yaşasa da Mavs, Batının en önemli favorilerinden biri hatta kimilerine göre hala birincisi. Nash, Finley ve Nowitzkiyi birlikte izlemek ise ayrı bir keyif. Hele 2.13lük boyu, 109 kiloluk cüssesi ve uzun sarı saçlarıyla Germen Mitlerindeki şimşek tanrısı Thoru aratmayan Dirk Nowitzki, bu oyunu kesinlikle bir başka oynuyor. Thordan tek farkı Mjolnir isimli büyülü bir çekiç yerine basketbol topuyla rakiplerini etkisiz hale getirmesi. Çok değil 15 yıl önce; 2.13 boyunda, dışarıdan leblebi gibi üçlük atan, rahatlıkla içeri drive edip, her yerden jump shot sokabilen üstüne üstlük gerekirse rahatlıkla 3-4-5 numara oynayabilecek bir Avrupalı süper yıldızın varolabileceği düşüncesi ancak ütopik bir oyuncu tanımlaması olarak adlandırılabilirdi. İnsanlar belki onun yeteri kadar savunma yapamadığını söyleyebilirler. Yalnız unutulan bir şey var. Larry Bird çok mu büyük bir savunmacıydı? Kesinlikle hayır. Ama bir de Birdün kariyerini noktaladığı yere bakın. Nowitzki yeni bir Bird olsun ya da olmasın -ki belki Birdden fazlası bile olabilir- Bird hangi noktalara ulaştıysa darısı Nowitzkinin de başına