Hikayeler

Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Romantizm Hakkında ve Resimde Romantizm

  • Konuyu başlatan zeyn0
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 4
  • Görüntüleme 2K

zeyn0

Gönüllerin Admini
Fahri Üye
TM Üye
Katılım
7 Eki 2010
Konular
9,213
Mesajlar
34,101
Reaksiyon Skoru
4,131
Altın Konu
1
Başarım Puanı
400
TM Yaşı
15 Yıl 6 Ay 19 Gün
MmoLira
183
DevLira
0

Metin2 EP, Valorant VP dahil tüm oyun ürünlerini en uygun fiyatlarla bulabilir, Item ve Karakterlerinizi hızlıca satabilirsiniz. HEMEN TIKLA!

Klasik edebiyat akımına tepki olarak 18. yüzyılın sonlarında doğan ve Victor Hugo'yla birlikte büyük ün kazanan Romantizm, insanın yaratma özgürlüğü önündeki her şeye karşı durur. "En iyi kural, kuralsızlıktır" diyen romantikler, insanın duygularını, düş gücünü hayata geçimesini ve insanı düzeltmenin toplumu düzeltmekle olabileceğini savunurlar.

Romantizm akımı değişik ülkelerde değişik biçimlerde ortaya çıkmıştır. Alman edebiyatında 18. yüzyılın ikinci yarısında "coşkuculuk" hareketiyle birlikte gelişir. Bu hareketin öncüleri Klopstock ve Herder Romantizm'in müjdesini verir. Ancak Romantizm'e giden kapıyı dünya edebiyatının en büyük isimlerinden biri olan Johann Wofgang Goethe açmıştır. "Genç Werther'in Acıları" romanında Goethe döneminin acılarını duygusal bir dille anlatmıştır. "Wilhelm Miester" ve "Wilhelm Miester'in Seyahat Yılları" adlı eserlerinde toplumun yeniden düzenlenmesi sorununa dokunur. Ama onun en büyük eseri "Faust"tur. Goethe'nin açtığı yoldan ilerleyen Friedrich von Schiller ise yapıtlarında özgürlük, isyan, doğa, ihtilal gibi Romantikler'in yaslandığı temel kavramları yadsımadan tarih olgusunu zenginleştirmiştir. "Haydutlar", "Hile ve Sevgi", "Mary Stuart", "Wilhelm Tell" gibi yapıtlarında despot yönetime başkaldırma temalarını işleyen Schiller'in tarihe açılma yönelimi daha sonraki Alman romantiklerini geliştirmiştir. Romantizmin Alman edebiyatında şiirdeki öncüsü Heinrich Heine'dir.

İngiliz edebiyatında ise Romantizm kalın birer çizgi halinde kendini gösterir. Bu çizgide yer alan ilk isim tabiata karşı kutsal saygı düşüncesini benimseyen; şiirlerinde doğayı yapmacıksız bir dille anlatan William Wordsworth'tur. Onun dışında Samuel Taylor Coleridge, Percy Bysshe Shelley ve John Keats bu çizgide yer alır. Çizginin en kalın yerinde ise Lord Byron bulunur.

İngiliz edebiyatında daha çok şiirde kendini gösteren Romantizm, Fransız edebiyatında daha yaygın bir özellik gösterir. François Rene de Chateaubrian, Romantizm'in müjdecisi olan roman, deneme ve gezi yazıları türünden eserler vermiştir. Fransızların dünya edebiyatına kazandırdığı ve bu akımın en önemli yazarları arasında bulunan Victor Hugo dışında Benjamin Constant, Alphonse de Lamartine, Alfred de Vigny, Alfred de Musset ve Theophile Gautier sayılabilir.

Gelelim Rus edebiyatına. Akımın öncüleri arasında bulunan Byron ve Schiller'den etkilenen Aleksandr Puşkin, Rus toplumunun renkliliğinden de yararlanarak bu akımı zengileştirmiştir. Yapıtlarında kullandığı yerel temalar nedeniyle kimi eleştirmenlerce Puşkin, Rus edebiyatında Gerçekçiliğe giden yolun açıcısı olarakda değerlendirilir.

İtalyan edebiyatında Romantizm akımı içinde anılması gereken iki isim vardır; Alessandro Manzonil ve Giacomo Leopardi. Romantizm Türk edebiyatı üzerinde de etkili olmuş, özellikle Tanzimat dönemini yazarları bu akımı çağrıştıran eserler vermiştir. Namık Kemal ve arkadaşlarının Victor Hugo'dan etkilendiği bilinmektedir.

Neo klasisizme tepki olarak doğan romantizmin kökleri 1780 yılına kadar uzanır. 19. y.y. başlarında Germen nazarenleri adli gurup 1809da viyanda kurulusu ve akabinde 1810 da roma da toplanmasıyla resmiyet kazanır. Bu akımın oluşumunda Fransız ihtilali sonrası oluşan hareketliliğin ve özgürlükçü ve milliyetçi akımlarında etkisi büyüktür. Din ve mistik anlayışın temelinde yatan duyum ve duygusallık donemin hareketli yaşamından konu almakta ve değişen bir orta sınıf anlayışının yansıması olarak hareketlilik kazanmaktadır. Gizem ve yapaylıktan arınmışlığın temelini oluşturduğu romantik hareket içinde bilinmeyene, tarihe, tarihi olaylara, yiğitliklere, doğa ve egzotik uzak ülkelere karşı büyük bir alaka vardır.

Durağanlığın yerine hareket ve enerji geçerken devamlı değişen ve esrarengiz bir kaynak olan doğa görüntüleri büyük önem kazanmıştır. Bunun sonucu renklere ve doğanın ışığına karşı bir yönelme olmuş ve Neo-klasik anlayıştaki dengeli kompozisyon şeması kırılarak yerine asimetrik bir enerji teşekkülü geçmiştir. XIX. Yüzyıl toplumsal ve sanatsal olaylar bakımından çok yüklü bir niteliğe sahiptir. 1830, 1848 ayaklanmaları, 1870 savaşı, gelişmekte olan endüstrinin neden olmaya başladığı bunalımlar toplumsal olayların en belirginleridir. XVIII. Yüzyılın son aşamasında doğmuş bulunan romantizm edebiyat ve güzel sanatlar dallarında ünlü kişiler yetiştirmiştir. Neo – klasisizm henüz etkisini kaybetmemişken, XIX. Yüzyılın romantizmi gerçek anlamıyla doğmuştur. Edbiyat ve pastik sanatlarda romantizm XIX. Yüzyılın ilk yarısının en önemli sanat ve düşün hareketidir. Bu büyük olay doğuş ve süre farklılıklarıyla XIX. Yüzyılın sonlarına kadar edebiyat, güzel sanatlar ve hatta felsefe ve tarih dallarında yaşanmış, bu sanat ve bilim dallarına damgasını vurmuştur. Romatizmin sanat ve düşün yaşamına yerleşmesi klasisizmle amansız bir çekişme şeklinde olmuştur. Klasik sanat insan yaşamında, insan kalbinde ve doğada genelleşmiş ve sürekli olan değerlerin akıl ve disiplin ile dile getirilmesini öngörür, temel ilke sayar, ışık, huzur ve denge arar. Buna karşın romantik sanat duyguya seslenir, ihtirası körükler, kişiliği öne sürer, ahenk yerine heyecanı, ideal güzellik yerine ifadeyi, karekterin abartılarak belirtilmesini tercih eder. Genellikle, değişmeyen, belirgin şeyler yerine belirgin olmayan, sürekli değişen şeyler geçerli sayılır.
İnsana faniliği anımsatan sonbahar, gece eromantik sanatın değerlendirdiği konulardır. Mezar şiiri ve tasviri de romantizmin buluşudur. Gotik mimarlık konusunda da olduğu gibi, romantik sanat konusunda da Avrupa’da Almanlar ve Fransızlar arasında paylaşılması güç bir sanat durumu ve sorunu doğmuştur ve yine gotik sanat konusunda olduğu gibi romantik sanat da Fransız asıllı sayılmıştır. Fransa’da, resim sanatında romantizm Teodor Gericault (1791-1824) ve Eugene Delacroix (1798-1863) ile çokı ileri bir düzeye ulaşmıştır. Gericault’un etkisinde kaldığı ilk büyük sanatçı Gros olmuştur. Gros genç sanatçıya tablolarındaki dramatik ifadeyi vermiştir. Sanatçı, sonraları, İtalyan resim sanatçısı Caravaggio’yu benimsemiştir. Gericault bütün bu sanat veri ve becerilerini, gücünü, yaşadığı günlere aktararak, romantik nitelikteki Medusa’nın Salı isimli tablosunu meydana getirmiştir. Tabloda aktüel bir konu işlenmiştir. Medusa isimli vapur bir kaza sonucu batmış, yolcuların bir bölümü bir sal üzerinde, açık denizde günlerce kurtuluş saatinin gelmesini beklemiştir. Bu arada ölenler, öldürülenler, denize dökülenler olmuştur. Kamuoyunda pek büyük yankılar yapan bu olay romantik bir sanatçıyı ilgilendirebilecek niteliktedir. Eser böylece doğmuştur. Tabloda, sal üzerinde umutsuzlukla çırpnan insanlar görülmektedir. Ağır ve koyu semanın denizle birleşmesi dramatik ifadeyi bir kat daha güçlendirmektedir. Bu büyük tabloda (5,20-7,14) herşey, koyu yeşille karışık kahverengi, anatomik detaylardaki görüntüler, ışık çelişkileri tasvirdeki umutsuzluğu kuvvetlendiriyor. Neoklasizmden romantizme geçiş aşamasının ortaklaşa estetik ve teknik özelliklerini birleştiren resim sanatçısı Theodore Chasseriau (1819-1856) küçük yaşta İngres’in atelyesine girmiş orada 5 yıl çalışmıştır.

İlk resimlerini 1839 yılında sergileyen sanatçı hızla üne kavuşmuştur. Chasseriau’nun sanatında İngres ile Delacroix çatışma halindedir. Bu, aynı zamanda, klasizmle romantizmin de çatışmasıdır. Romantik resim sanatının en ileri temsilcisi Eugene Delacroix (1798-1863)’dır. Gericault’nun öldüğü 1824 yılında Delacroix Dante’nin kayığı adlı tablosunu sergilemiştir. Sanatçı Sakız tablosu ile ün yapmıştır. Yunan ayklanması karşısında Türkler’I tasvir eden bu tablo 1822 sergilenmiş, büyük beğeni kazanmıştır. Tuvali hakkında neler düşündüğü hakkında soranlara: büyük bir hırsla çalışarak yaptım, ancak akla yakın nitelikteki resmi sevmem yanıtını vermiştir. Sardanapal’ın Ölümü tablosu tarihsel bir konuyu işlemektedir. Kral Sardanapal’ın düşman eline geçmemeleri için sarayındaki cariyelerin gözü önünde öldürttüğünü tasvir etmektedir. Yatağına uzanmış bulunan kral biraz ateşlenecek yatağında yanarak ölecektir. Bu romantizmin beğendiği bir konudur. Renkler kırmızı mavi ve sarıdır. Yani romantik resim sanatının istediği renklerdir. Işık oldukça kuvvetli, bazı yerlerde az bazı yerlerde çok güçlüdür. Renkler desene egemendir. Alman romantik resim santının seçkin temsilcileri Philipp Otto runge (1777-1810) ve Caspar David Friedrich (1774-1840) zamanın romantik Alman Ozan ve yazarlarıyla aynı ölçüde ilgilenmişlerdir.


Akımlar , önemli hareketler, olaylar , sanatta da , diğer alanlardaki gelişmeler gibi bir çok etkene bağlı olarak ortaya çıkarlar. Bunların bazıları özel koşulları nedeniyle yeniden gündeme gelmeseler de Romantizm gibi dönüşüm sağlayan akımlar gündemdeki yerlerini şu ya da bu biçimde korurlar. Romantizm insana ve doğaya bakışın köklü değişimini imleyen bir hareket olarak varlığını uzun süre korudu. Şimdi bile plastik sanatlar alanında ürün veren bir çok sanatçının ,( bilincinde olsunlar olmasınlar, ) romantik kalıttan yararlandıklarını söyleyebiliriz. Diğer sanat kalıtlarının kullanılmadığını ileri sürdüğümüz düşünülebilir. İnsanlığın kazanç evine yazılmış bütün değerler kuşkusuz kullanılabilir. Örneğin , minyatürden yararlanabilirsiniz ama , Osmanlı minyatürcüleri tavrında minyatür yapma şansınız kalmamıştır artık. Oysa hepimiz hala biraz romantiğiz.
Bunun nedeni Romantizmin sanayileşen toplumların sanatçı duyarlılığını yansıtmasıdır. Sanayi ile ilişkimiz , sanayileşmeden kaynaklanan sorunlarımız olduğu sürece , romantizmle ilişkimiz de sürecek. Bunun en açık göstergesi 20. Yüzyılda bir çok sanat hareketinin Romantizmle gündeme gelen yaklaşımları kullanmaları, dahası bugünkü sanatçı tavrının da (giyim –kuşam dahil)kaynağı Romantiklerle. Modern olanın Romantizmle ilgisi kaçınılmaz bir bakıma.
Modern sanatın Romantizmle başladığı yargısından yola çıkarsak, Modern sanatın anlaşılması için öncelikle Romantizmin anlaşılması gerektiğini ileri sürebiliriz.
Sözcük olarak Romantik, Roman sanat üslubunu belirten romanesk sözcüğü , eski şovalye hikayelerini anlatan, saz şairleri (trubadur) çağını da çağrıştırır.17.yy.’da garip çekici anlamında kullanılan sözcük,18.yy. başında yabanıl, garip çekici anlamlarında romantik sözcüğü olarak kullanılmaya başlanır.

Romantizmi biraz gerilere giderek değerlendirmekte yarar var; onu oluşturan toplumsal ve düşünsel koşulları değerlendirmemiz gerekiyor.
15.yy’dan başla***** özellikle 16.yy ‘da önemli ürünlerini veren Rönesans dönemi, Orta Çağ’ın katı kurallarının sarsılmaya başlandığı dönemdir. Başlangıçta, Antik Yunan ve Roma kültürü ile ilişkisi hiçbir zaman kesilmemiş olan İtalya’da, 14.yy’da ortaya çıkan siyasal ve yönetsel değişiklikler , düşüncede ve sanatta da önemli değişmelere neden oldu. Kilisenin ağırlığı sürmekle birlikte, ekonomik güç , toprak sahiplerinin eline geçmeye başladı. Yeryüzünü yöneten bu yeni sınıf önderliğinde eski Yunan kaynaklarına dönüldü. Bu doğanın ve insanın yeniden doğuşudur. Sanatta, Raffaello, Michelangelo, Leonardo, Bellini,Tiziano,Correggio,Verrocchio , Dürer gibi ustaların yetişmesine neden oldu.
Bu dönemde Leonardo’nun insana ve doğaya ilişkin araştırmaları, Kopernik’in astronomi çalışmaları dikkate alındığında , Rönesans düşüncesinin daha sonraki dönemleri oluşturmadaki payı anlaşılır.
Bir çok Avrupa ülkesinde ortaya çıkan bu dönüşüm hareketi, başka etkenlerle desteklenir.
Özellikle, İtalyanların, İspanyolların ve Portekizlilerin daha sonra da diğerlerinin gerçekleştirdikleri denizaşırı seferler, yeni ülkelerin kaynaklarının Avrupa’ya akmasına neden oldu.
Sömürgecilik ve köle emeği, Avrupa’da tarımsal üretimi artırdı. Ortaya çıkan ürün fazlasının kent devletleri arasında dolaşımı ve değişiminden, Ticaretle uğraşan yeni bir sınıf doğdu.
Toplumsal hayattaki bu değişmelerle birlikte sanatta Barok dönem , özellikle mimari ve dekorasyonda Rokoko yeni biçimsel anlayışlar olarak geliştiler.
Caravaggio, Reni, Poussin , ClaudeLorrain, Rubens, Velazquez, Rembrandt, Vemmer,Bernini, Romantikleri de etkileyecek sanatçılar olarak bu dönemde yetiştiler.
Avrupa’da her alanda ortaya çıkan yenileşme ve değişme hareketleri, bilimsel çalışmalarda da gözlenir.Galileo’nin düşünceleri ve çalışmaları benzeri bir çok alanda bilimsel çalışmalarla sürdürüldü. Özellikle Fransız Denis Papin’in 1690 yılında ilk buharla çalışan makineyi yapması oldukça önemlidir.

Bu tarihten sonra buhar gücü yavaş yavaş üretime de girmeye başladı. Elle çalışan tezgahları yerini buharla çalışan makineler almaya başladı. Üretimin hızla artması sanayi burjuvazisinin gelişmesini sağladı. Gereksinim duyulan işgücü kırsal alandan kentlere göçü hızlandırdı.
Bütün bunlara koşut olarak , düşünce alanında dogmatik kalıplar sarsıldı.
Thomas More, Francs Bacon, Campanella gibi ütopyacıların, Montaigne, Shakespeare düşünür yazarlar ve Descartes’tan Kant’a uzanan çizgide aklı tartışan filozoflarların çalışmaları yeni gelişen dönemin düşünsel temellerini oluştururlar. Spinoza, Lock, Leibniz, Hume akıl ve duyum konularını sorgularlar.
Felsefedeki bu gelişmeler , aynı zamanda estetik alanında da yargıları değiştirmeye başlar.
Özellikle Fransız İhtilali öncesi Voltaire, Diderot, J.J. Rousseau düşünceleriyle yeni dönemin hazırlayıcısı olurlar. Salt akıl değildir artık insanların yararlanacakları . Duyumlar ve duygular da önem kazanır. Özgürlük, töre, doğa ve insan ilişkisi değerlendirilir. İnsan doğuştan suçsuzdur ve her şey bir kader gibi algılanmamalıdır.

Bütün bu gelişmeler düşünüldüğünde, özgürleşmek isteyen insanların sesinin yükselmesi için gerekli değişimin oluştuğu görülür. Ve Fransa ‘da köylüler derebeylere karşı ayaklanırlar. Köylüleri destekleyen kentsoyluların ortak bir amaçları vardır artık. İnsanı özgürleştirmek.
1789 14 Temmuz’da halk ayaklanır. Bu Avrupa’da ve dünyada çok önemli hareketlerin de başlangıcıdır. Kardeşlik, Eşitlik , Özgürlük sav sözleri büyük kalabalıkları harekete geçirir.
Devrim bireyi özgürleştirmekle kalmaz , yeni siyasi ve yönetsel yapı, milliyetçilik duygularını da harekete geçirir. Devrimle değişen toplumsal ilişkilerde sanatçı , hala siparişler alsa da toplumsal değer yargılarının dışında yalnız başınadır. Devrimin yalnızca varlıklıları egemen duruma getirdiği , halkın durumunda önemli değişiklikler olmadığı kısa sürede ortaya çıkar. Bu biraz da düş kırıklığıdır.

Ernest Ficher’ göre yeni ekonomik yapı;
“Kapitalizm,yeni duygular, yeni düşünceler yaratmış,, bunları dile getirmesi için desanatçıya yeni olanaklar vermişti. Artık kalıplaşmış , çok yavaş değişen bir anlatıma saplanıp kalmak ; bu anlatım türlerine biçim veren yöresel sınırlar aşıldı sanat işleyen bir uzayda ve hızlanan bir zamanda gelişmeye başladı.’’

Bu ön açıklamalarla Romantizmin nasıl bir yapı içinde doğduğu kavranabilir. Romantizm modernizmi hazırlayan, zaman zaman modern olanla çatışsa da varlığını sürdüren sanatsal ve düşünsel harekettir. Bu hareketin genel çizgileri ele alındığında birey olan sanatçının önceden belirlenmiş kalıplara nasıl inatla direndiğini, ifadede önceliği kendisine vermeye başladığını görebiliriz. Neo-Klasistler sanatta, geçmişin kurallarının son temsilcileridirler. Ancak onlarda da romantik (Coşumcu) izler bulmak her zaman olasıdır. Çünkü hiç bir hareket diğerinden bağımsız değildir.


“Tartışılamayacak bir şey varsa , o da coşumculuğun ,son iki yüzyılın bu en büyük yazın ve düşün akımının , yazın sanat ve düşün anlayışını baştan sona değiştirdiği ,getirdiği yeni duyarlılıkla, yeni bakışla,çağdaş sanatçının , çağdaş düşünürün önünde açılan yolları alabildiğine genişlettiği ve çoğalttığıdır. Varlık nedenlerini coşumculuğa karşı çıkmakla özdeşleştiren kimi akımlar ve sanatçılar bile, temel ilkelerinden biri de ‘ karşıtların uyumu ‘ olan bu büyük akımın kaynaklarından beslenirler. “

Fransız Devrimi, Romantizmi hazırlayan toplumsal bir olay olarak sanatçıları değişik biçimlerde etkiler. Devrim sonrası yönetimin, özellikle de Napolyon yönetiminin yanında yer alanlar Fransız Akademisinin ilkelerini benimseyen kla*** sanattan yana olan sanatçılardır. David ve öğrencisi Ingres ,Barok öncesi beğeninin sürdürücüleri olarak izlenirler. Bu durum, açıklamalarımızla çelişmez. Gerçeği ve varlığı yalnızca akılla kavramanın mümkün olmadığı duyum ve duyguların, kavrayışı bütünlediği düşüncelerinin yaygınlaşması, insan özgürlüğünün ve haklarının önemi, hem devrim yandaşları ,hem de romantiklerce benimsenir.
Fransızlar kendilerini Yunan ve Roma uygarlığının varisleri olarak görürler devrim yıllarında. Devrimle birlikte ortaya çıkan bu ruh, romantiklerde Yunanistanın bağımsızlığını destekleme düşüncesi olarak gözlenebilir. Bu çelişki gibi gözüken duruma karşın Romantizm ve devrim,bir toplumsal yapı ve bir kültür çağının sona erip, yeni bir yapı ve sanatsal anlayışın başladığını simgelemeleri açısından , bütünsel bir nitelik gösterirler.

Fransız devrimiyle birlikte “Sanatçılar birdenbire konularını seçme özgürlüğüne kavuşmuş buldular kendilerini .Shakespeare’in bir sahnesinden ,özellikle önemli bir olaya dek , anlayacağınız her konu , dikkati çekip ilgi uyandıracak her şey.” Daha önce dış dünyanın idealleştirilmiş görüntülerini oluşturmaya çalışan , bu nedenle de giderek becerikli işçiler olan sanatçılar, yeni anlayışta, şairler gibi imge yaratmaya başladılar. Bu nedenle yeni sanat,”... nesnel ve konvansiyonel ölçütlere göre yönetilen bir toplumsal etkinlik olmaktan çıkmış, kendi standartlarını yaratan bir dışavurumculuk etkinliği durumuna gelmiştir.”

Octavia Paz, Yeni yaşama biçiminin ve sanatının dinin, felsefenin, ahlakın,hukukun,tarihin,ekonominin ve siyasetin bir eleştirisi olarak başladığını ileri sürer. Aklın eleştirisiyle başlayan yeni düşünce biçimi, insan duyarlılığını merkeze alarak, herşeye yönelir. Bu nedenle yönetimlerle bütünleşenlerin neo-kla*** yaklaşımlarının karşısında romantikler, ilerici nitelikleriyle, özgürlüğü dolayısıyla yerleşmiş biçemlerin dışında olanlara yönelirler. Çünkü üslup bir üniformadır. Sanatçının ifade olanaklarının kurallara bağlandığı yerde ifade zora girer. Bireyin özgürleştiği yeni yapıda geçmişin kurallarıyla sanat yapmanın gerekçeleri yitirilmiştir. Gerçekte her dönem kendi kurallarını yaratır. Bu nesnenin doğasında vardır. Sanat tarihi bir karşı çıkma ve inkar etme tarihidir aynı zamanda. Ama belki ilk kez topluluklar ve sanatçılar aynı duyarlılıkla yerleşik kurallara başkaldırırlar. Bu nedenle romantizm modern olanın başlangıcındaki başkaldırıdır. Örneğin , David’in kla*** üslubuna hayran olan Ingres ve öğrencileri, Poussin ve Raffaello’ya ilgileri içinde kla*** heykel etütlerini bıkıp usanmadan yinelerlerken, geniş ve değişken ilgileri olan Delacroix, “ resimde rengin çizimden, hayal gücünün bilgiden daha önemli olduğunu ileri sürüyordu.” ve Venedikli sanatçılarla Rubens’i yeğliyordu. Dönemin kişiliğiyle de ilginç ozanı , “Chateaubriand, (...) Génie du Chritianisme’de(1802) , sanat yapıtında bizi etkileyen şeyin doğrudan doğruya doğa değil,sanatın insanlaştırarak tinimize ve yüreğimize yakın kıldığı bir doğa olduğunu.” İlerisürer. “ Sanat gerçeği dönüştüren ve aşkınlaştıran bir etkinliktir ona göre.

Yeni yaklaşım ve beğeni içinde süslü barok sarayı temsil eden görgüsüz bir beğenidir. Geçmişteki Roman ve Gotik öğeler mimaride daha çok önemsenir. Barok eğlence ve tiyatro salonlarının tarzı olarak kullanılırken, resmi yapılar gotik elemanlarla biçimlendirilir.
Edebiyatta ve şiirde ortaya çıkan değişim plastik sanatlarda da izlenir. Önceki dönemlerin resimlerinde görülen konular azalır manzara resmi önem kazanır. Özellikle eski yapılar- yıkıntılar (picturesque) görüntüler önem kazanır. Manzara Lorain, Watto, Boucher ,Fragonard gibi sanatçılarda izlenmiştir daha önce.

Manzara resimlerinin yanında düşsel kompozisyonlar, günlük yaşamı anlatan sunuşlar, uzak ülkelerin yaşayış ve görüntüleri. Doğunun mistik görünümleri, günlük yaşantıyı eleştiren sahneler, ulus bilincini kışkırtan , yalnızlık , korku, aşk gibi ruhsal durumları işleyen resimler heykeller yapılmaya başlanır. Bir anlamda sanat tumturaklı kuralcı beceriye dayanan yapısından kurtularak hayatın kendisiyle ilgilenmeye başlar. Bu hayatta da öncelikle sanatçının kendisi vardır.
Buraya kadar ne olduğunu tanımaya çalıştığımız Romantik sanatın serüvenine ve etkilerine de değinelim.

İngiltere de şair , William Blake , inançları doğrultusunda yaptığı düşsel kompozisyonlarla dikkati çeker. Konuları eşle alışındaki çarpıcılık, kural tanımazlık, biçimlendirdiği figürlerdeki gerilim, bu figürlerdeki biçimsel kusurları gizler. Ya da başka türlü söylersek geleneksel yöntemlerle biçimlendiği düşünüldüğünde bu figürler bütün coşkusunu yitirir.
18.yy.’da 2. Yarısında romantik ilgi Reynolds’un ve özellikle de Thomas Gainsborough’un resimlerinde belirginleşmeye başlar. Gainsborough, manzaralarında doğadan elde edilmiş görünümlerinden çok sanatçının ruhsal durumunu da yansıtan kompozisyonlar oluşturur.
Turner, Claude Lorain’ e ulaşma çabasındaki çalışmaları , daha sonra çalıştığı deniz resimleriyle önemlidir. Onun özellikle , deniz resimlerindeki etki romantik resmin samimi coşkulu örneklerini oluşturur. Önceki dönemlerle nesnelerin ifadesi açısından karşılaştırıldığında , bu resimlerde, boya değerleri içinde nesnelerin eridiği görülür. Bunların bir tanıklığın ya da düşlemin ürünü olduğu tartışılabilir ama, deniz ortasında batan bir teknedeki trajedisinin bize çok güçlü duyurulduğu tartışılmaz.
Manzaralarıyla bu dönemin en önemli sanatçılarından birisi de John Constable ‘dır. Constable, yenilikçidir. Turner’e göre özentisiz kendine has bir tavrı vardır. Özellikle ağaç incelemelerinde yakaladığı etki çok çarpıcıdır. 1802’de bir arkadaşına yazdığı mektupta, “ Doğal bir ressama yeterince yer var. Günümüzün önemli kusuru, beceriklilik’tir ,yani gerçeğin ötesinde bir şey yapmaya yeltenmektir.” Diyor.
Romantik resimde mistik yalnızlığı, doğanın yüceliğinin yanında insanın çaresizliğini şiirsel bir duyarlılıkla biçimlendiren Alman Caspar David Friedrich, dönemin ilginç sanatçılarından biridir.
İsapanya’da Goya, bir saray ressamı olarak çalışmasına karşın, saraylıları yapmacık kimlikleriyle sunan , pir portre ressamı diğer yanıyla da ulusal duyguları güçlü biçimde kışkırtan, Fransız işgaline karşı koyan bir vatan severdir. Üçüncü kimliğiyle Goya, düşsel resimleriyle içimizdeki kokularla bizi yüzleştiren bir sanatçıdır. Özellikle siyah-beyaz asit oymalarıyla düş dünyasının cinlerini devlerini bize sunarak, romantik resimde önemli bir yere sahiptir.
Romantik resmin Fransadaki temsilcilerine Fransız İhtilali nedeniyle değinmiştik. Yeniden resimleriyle ele alırsak örneğin Ingres, ne kadar gelenekçi olursa olsun, Türk Hamamı gibi resimlerinde, modelden yaptığı kompozisyonlarında bir yanıyla yine de Romantiktir. Bu dönemin en ilginç sanatçılarından, Delacroix, Arap Düşlemi, Cezayirli kadınlar, Sardanapal’in Ölümü gibi kompozisyonlarıyla romantik resmin bütün özelliklerini gösterir. Bu resimlerde sanatçının konu karşısında takındığı tavır, coşku, zengin ruh dünyası açıkça izlenir.
Bir başka sanatçı Eugéne Géricault, atlı kompozisyonlarıyla tanınır. Ancak İtalya gezisinden dönüşte çalıştığı Méduse’ün Salı tablosu gerilimin duyumsatılması açısından döneme has bir yapıttır. Tabloda Goya’nın etkileri sezilir.
Pierre-Paul Prud’hon, daha çok kitap resimleriyle tanınmakla birlikte, İtalya’da öğrendiği sfumato tekniğini tablolarında kullanmış ve melankolik ruh durumlarını başarıyla anlatmıştır.
Romantizm doğal olarak diğer Avrupa ülkelerinde ve Amerikalı sanatçılar arasında da taraftar buldu.
Johann Heinrich Füssli , Karl Brüllow bunlardan ikisidir.

Romantizm, daha sonraki yıllarda , sanatçılara kazandırdığı özel kimlik ve ifade özgürlüğü açısından bir çok sanatçıyı etkilemeyi sürdürdü. Özellikle Fransa sanatın hareketlerinin çekim merkezine dönüştü. Paris sanatçıların toplandığı bir kent oldu.
1848 yılında Constable’in izinden yürümek, doğaya yeni bir gözle bakmak , günlük yaşamı incelemek için bazı sanatçılar bir araya gelerek Barbizon Ressamları topluluğunu oluşturdular. Millet bu ressamları içinde figürlü kompozisyonlarıyla dikkati çeker. Doğalcılık- Gerçekçilik adlarıyla değerlendirilen bu çalışmalarda önem bir diğer sanatçı da Courbet’dir.

Aynı yıllarda İngiltere’de bir grup sanatçı resmin Raffaello ile kuralcılaşarak bozulmaya başladığını ileri sürerek, Ön –Raffaellocu Kardeşlik Derneği’ni kurdular.

Romantik düşünce ve ifade biçimi başlangıcı belirgin olmayan ne zaman sona erdiği de kolayca belirlenemeyecek bir dönem yaşama biçiminin -kültürünün adıdır gerçekte. En belirgin niteliği insanı duyguları ile kavramasıdır. Bu duyarlı insanların çevrelerinde olup biten , insanı ve doğayı ilgilendiren olumsuzluklara başkaldırılarının adıdır. Bir bakıma duyguları ve duyarlılıkları daha çok kazanma hırsıyla yok eden ,önemsemeyen kapitalizmin yarattığı kendi olumsuzlamasıdır.

Sözümüzü Octavia Paz’dan bir alıntıyla noktalayalım.

“Romantizm eleştiri çağının çocuğuydu ve değişim onun doğumundan sorumluydu ve kişiliğinin işaretiydi. Romantizm yalnızca yazın ve sanat alanında değil ;imgelem , duyarlılık, beğeni ve düşüncelerde de değişimdi. Romantizm bir ahlaktı,bir kösnüydü, bir siyasetti, bir giyinme tarzı, bir yaşam ve ölüm biçimiydi. Asi bir çocuk, Romantizm ussal eleştirinin bir eleştirisiydi.”
 
Paylaşım İçin Teşekkürler
 
Teşekkürler. :)
 
Teşekkürler.
 
тєşєккüяℓєя...
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 1, Üye: 0, Misafir: 1)

Geri
Üst