- Katılım
- 17 Eyl 2008
- Konular
- 31,034
- Mesajlar
- 0
- Online süresi
- 5m 10s
- Reaksiyon Skoru
- 208
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 17 Yıl 8 Ay 27 Gün
- Başarım Puanı
- 719
- MmoLira
- 40
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
ZAMİRLER
ZAMİRLER GÖREV VE ANLAM BAKIMINDAN ZAMİRLER 1-Sözcük Zamirleri a-kişi zamirleri Kişi zamirleri kişi adlarının yerine kullanılan sözcüklerdir. Ben,sen,o =Tekil Biz,siz,onlar =Çoğul Özellikleri: 1)Çoğul kişiler için kullanılan biz ve siz sözcükleri-ler çoğul eki ile yeniden çoğullanabilir: Bizler,Sizlerâ¦. 2)Kişi zamirleri, belirtili ad tamlamasına tamlayan oldukları zaman -in tamlayan ekini alırlar: Benim işim,Senin işin⦠3) 3.kişi o ve kendi zamirleri iyelik eki ve ad durum ekleri aldıklarında adıl(zamir) nâsi bu eklerle adıl arasına girer: o_n_u o_n_un kendi_n_i kendi_n_e 4)Kişi adılları konuşmalarda birbirlerinin yerine kullanılabilir:Ben yerine biz,sen yerine siz kullanılır. *Siz de kahve içer miydiniz? *Biz senin gibileri çok gördük. 5)Kişi adılları edatlarla söz öbeği oluşturur:Bizim gibi,Sizin kadar⦠Kendi Sözcüğünün Özellikleri: 1)Bu sözcük adlar gibi çekimlenir:â-m,-n,-s,-imiz,-iniz,-leriâ iyelik eklerini alarak âben,sen,o;biz,siz,onlarâkişi adıllarının yerine kullanılır Kendim,kendin,kendi,kendimiz,kendiniz,kendileri. 2)Tamlayan ya da tamlanan olur. Kendisinin sorunu,Hırsızın kendisi 3)Biçimce etken çatılı bir cümleyi anlamca dönüşlü yapar: Kadın kendini ileri attı. (Biçimce etken,anlamca dönüşlü 4)Pekiştirme adılı olarak da bilinirler. Bu sözü ben kendim söyledim. b)Gösterme Zamirleri Varlıkların genel adını söylemeden,göstererek belirten sözcüklerdir. (Bu,şu,o,bunlar,şunlar,onlar,öteki,beriki,böyle,şö yle,öyle,bura,şura,oraâ¦) *Bu dostumdur.Şu öğrencidir.O kardeşimdir. UYARI: Bu sözcükler bir adla tamlama oluşturduklarında gösterme sıfatıdır. O elbise bu renk olmalı.(Gösterme sıfatıdır) O,bu renk olmalı.(Gösterme zamiridir) UYARI: Öteki,beriki sözcükleri de gösterme anlamlıdır: Bu kalemle değil,öteki ile yaz. UYARI: Bura,şura,ora sözcükleri de gösterme anlamlıdır: Burayı kiralayacak mısınız? Şuradan gitmelisin. Orayı mutlaka alacağım. c)Belgisiz Zamirler: Cümle içerisindeki kullanımlarında adların yerini aşağı yukarılık,yaklaşıklık düşünceleriyle tutan adıllardır.(Birkaç,bazı, çoğu,birtakımsı,hepsi,kimse,hiçbiri,kimi,bazısı,tü mü,falan filan,epeyi, hepsiâ¦.) Özellikleri: 1)Tamlamalarda hem tamlayan hem tamlanan olurlar. Futbolcuların hiçbirisi,Hiçbirinin tulumu 2)Şey,öteberi sözcükleri de belgisiz adıldır: Sana bir şey anlatacağım. Çarşıdan öteberi almaya gitti 3)Çekim eki aldığı haldeâçoğu,kimiâsözcükleri belgisiz sıfat da olur: İnsanların çoğu sağlıklıydı.(zamir) Çoğu insan sağlıklıydı.(sıfat) BİÇİM YÖNÜNDEN ZAMİRLER a)Basit(yalın)Adıllar: Ben,sen,o,bu,şu gibi genellikle tek heceli sözcüklerdir. b)Bileşik Adıllar:Birden çok sözcüğün anlamca kaynaşıp kalıplaşma- sıyla oluşan adıllardır: Birçoğu,birkaçı,hiçbiri c)Öbekleşmiş Adıllar: Öteki beriki,şurdan buradan d)Ek Biçiminde ki Adıllar: İlgi adılı âki ve iyelik ekleri ââm,n,i/-miz,-niz,-leriâ adların yerini tutarak görevli sözcük değeri kazanmış adıllar dır. e)Soru Zamirleri: Soru anlamıyla adların yerini tutan sözcüklerdir. (kim?,ne?,hangi?,kaç?) *Bize kim gelecek? *Sabah ne yediniz? *Dışarıda ne oldu? *Olayı kimden duydun? UYARI: âHangiâ ve âKaçâ soru sıfatları,ad durum eklerinin ya da iyelik eklerini aldıklarında soru adılı olur. Hangilerini bekledin?(zamir) Hangi arkadaşını bekledin?(sıfat) 2)EK ZAMİRLER A)İLGİ ADILI (ki): Belirtili ad tamlamalarında, tamlanan durumundaki adın yerini tutan â-kiâ ekine ilgi adılı denir. Bizim kitabımız daha kapsamlı (Bizim ki) UYARI: Bağlaç olan âki ve belirtme sıfatı olan âki karıştırılmamalıdır: a)Bağlaç olan â-kiâ kendinden öncekine açıklama getirir ve her zaman ayrı yazılır. b)Belirtme sıfatı olan â-kiâ kendinden sonra gelen adın yerini tutar. *Odadaki çoçuklar *Penceredeki kuş. B)İYELİK ADILLARI: Eklendiği adın kimle ilgilisi olduğunu belirten eklerdir. Ben-im defter-im
ZARF- (BELİRTEÇ) Beklediğim mektup, dün geldi. O, her zaman güzel giyinir. Çocuklar, aşağı indiler. Kayseriâye niçin gittin? Yukarıdaki cümlelerde altı çizili olan sözcüklerin anlam ilişkilerini inceliyelim: âDünâ sözcüğü, mektubun ne zaman geldiğini anlatmıştır. âGüzelâ sözcüğü, kişinin nasıl giyindiğini anlatmıştır. âAşağıâ sözcüğü, inmek işinin yönünü göstermiştir. âNiçin?â sözcüğü, gitmek işinin nedenini sormuştur. Dikkat edecek olursak, bu sözcükler, fiillerin anlamlarını türlü yönlerden etkileyip tamamlamaktadır. Örneklerdeki gibi, fiillerin anlamını zaman, durum, yer, yön ve miktar bakımından tamamlayan, fiilleri soru yoluyla açıklayan sözcüklere zarf diyoruz. 1-Belirteçler görevleri bakımından beş çeşittir: A)Durum âhalâ Belirteçleri: Eylemin nasıl yapıldığını bildiren belirteçlerdir. Niteleme sıfatı oluşturan tüm niteliyici sözcükler, cümlede fiilin önüne gelerek durum belirteci oluştururlar. Durum belirteçleri fiile sorulan ânasılâ sorusuyla anlaşılırlar. âGüzel-iyi-hızlı-yavaş-doğru-kolay-yorgun-böyle-şöyle-öyle-güzel-rahat rahat-baka baka- anlata anlata-koşarak-ağla¤¤¤¤¤-gülerek-arasıra-bazı bazı-bazan-kimi avkit-kim kez-kimi kere-yavaşça-sertçe-dosdoğru-yavaş yavaş-yan yan-zaman zaman... gibi sözcükler cümlede fiilin önüne gelerek durum zarfı oluştururlar. Örnekler: ⢠Köylüler konuşmamı sabırsızlıkla bekliyorlardı. ⢠Verdiğim sözden kolay kolay dönmem. ⢠Kolumun ağrısı tekrar başladı. ⢠Sorunlarını ağlaya ağlaya anlattı. Yukarıdaki cümlelerde altı çizili sözcükler fiile sorulan nasıl sorusuna yanıt veren birer durum zarfıdır. B)Zaman Belirteçleri: Etkiledikleri eylemleri zaman açısından tümleyen belirteçlerdir. Fiile sorulan âNe zamanâ sorusuyla anlaşılırlar. âDün-yarın-bu gün-şimdi-şimdicik-hemen-hemen şimdi-biraz sonra-biraz önce-sabah-akşam-gece-gündüz-erken-geç-yazın-eylülde-ekimde-şubatta... sonbaharda kışları-gibi sözcükler; -Ceyin ve âin ekini almış zaman adları; -den beri, -den önce, -den sonra ve a kadarâla birleşen zaman adları-cümlede zaman zarfı oluştururlar. Örnekler: ⢠Akşamları evimiz de toplanırdık. ⢠Orhan şimdi geldi. ⢠Yarın seni aramayacak. Yukarıdaki cümlelerde altı çizili sözcükler fiile sorulan âNe zamanâ sorusuna yanıt veren birer zaman belirtecidir. C)Yer-Yön Belirteçleri: Fiilin anl¤¤¤¤¤ yön ve yer göstererek etki eden belirteçlerdir. Dışarı-içeri-yukarı-aşağı-ileri-geri-arka-sağ-sol-üst-alt-a doğru-öte-beri... gibi sözcükler cümlede yer yön belirteci oluştururlar. Yer ve yön belirteçleri adın (-e, -de, -den) durum eklerini alarak da cümlede yer belirteci olurlar. Yalın kullanımlı, yer belirteçleri cümlede âfiileâ sorulan nereye sorusuyla anlaşılırlar. Örnekler: ⢠Otobüs sağa kaydı. ⢠Ayşe eve doğru koştu. ⢠Arabasını ileriye park etti. Yukarıdaki cümlelerde, altı çizili sözcükler, birer yer-yön belirtecleridir. D)Azlık â Çokluk Belirteçleri: Bir sıfat âbir fiili ya da kendi soyundan bir sözcüğü azlık â çokluk bakımından kuran ya da pekiştiren belirteçlerdir. Fiile sorulan âNe kadarâ sorusuyla anlaşılırlar. Azlık â çokluk belirteçlerinin çeşitleri şunlardır: 1-)Eşitlik Belirteci : Fiile ya da sıfata eşitlik ya da kıyaslama anlamı kazandırırlar. Gibi - kadar... sözcükleriyle oluşurlar. Örnekler: ⢠Senin gibi çalışkan olmalıydı. 2-)Üstünlük Belirteci : Bir sıfata , bir fiile ya da kendi soyundan bir sözcüğe üstünlük anlamı kazandıran belirteçlerdir. -Daha- sözcüğüyle oluşurlar
Ünlü Uyumu: ÜNLÜLER Ağzın açık durumunda (yani ses yolu açıkken), hiçbir engelle karşılaşmadan çıkan seslerdir. Tek başlarına ve uzun ünlü gibi (iki ünlü değerinde) telâffuz edilirler. Türkçede 8 tane ünlü vardır: aeıioöuü A. ÜNLÜLERİN ÖZELLİKLERİ Ünlüler şu şekilde sınıflandırılır: Çıkış yerine ve dilin durumuna göre: kalın ve ince ünlüler Ağzın açıklığına göre: geniş ve dar ünlüler Dudakların durumuna göre: düz ve yuvarlak ünlüler Kalın ünlüler, dilin geriye çekilmesiyle; ince ünlüler, dilin ileri doğru itilmesiyle oluşur. Dudaklar düz durumdayken çıkan ünlüler düz; büzülüp yuvarlaklaşmış durumdayken çıkan ünlüler de yuvarlak ünlüdür. Alt çenenin açık ve ağız boşluğunun geniş durumunda çıkan ünlüler geniş; alt çene az açık ve ağız boşluğu darken çıkan ünlüler de dar ünlüdür. Bu sınıflandırmaya göre her ünlünün üç özelliği vardır. Dudakların durumuna göre Düzler Yuvarlaklar Ağzın açıklığına göre Genişler Darlar Genişler Darlar Dilin durumuna göre Kalınlar a ı o u İnceler e i ö ü Buna göre hangi ünlünün hangi özelliğe sahip olduğuna tek tek bakalım: a düz, geniş, kalın o yuvarlak, geniş, kalın e düz, geniş, ince ö yuvarlak, geniş, ince ı düz, dar, kalın u yuvarlak, dar, kalın i düz, dar, ince ü yuvarlak, dar, ince Ünlülerin bu özellikleri ünlü uyumlarında ve bazı ses olaylarında karşımıza çıkacaktır. Ünlülerin kullanımıyla ilgili bazı kurallar: âTürkçede iki ünlü yan yana bulunmaz. İki ünlünün yan yana olduğu kelimeler kesinlikle Türkçe değildir: Saat, kanaat, şecaat, maarif, aile, kaide, mail, miat, dair, Siirt, buut (boyut), fiil... âKökeni Türkçe olan kelimelerde uzun ünlü yoktur. Uzun ünlü, Arapça ve Farsçadan dilimize giren kelimelerde vardır. şair, numune, iman (şa:ir, numu:ne, i:man) Ancak Türkçede uzun ünlü bulunmadığı için birçok yabancı kelimedeki uzun ünlüler Türkçede kısa telâffuz edilir. beyaz, hiç, rahat... Bazen bu kelimelere ünlüyle başlayan bir ek getirildiğinde uzunluk tekrar ortaya çıkar. esasâesası, hayatâhayatı, kanunâkanunen... (esa:sı, haya:tı, kanu:nen) Bazı örneklerde uzunluk ek getirildiğinde de ortaya çıkmaz. beyazâbeyazı, canâcanım... Uzun ünlüler belli durumlar dışında gösterilmez. Gösterilmeyenlere örn.: adalet, badem, beraber, şive, şube; Gösterilenlere örn.: âdet, yâr, âlem, şûra, hâlâ... Eski yazıdan çeviri yapılan bilimsel metinlerde uzun ünlüler özel işaretlerle gösterilebilir. Ä, Å« âTürkçede İngilizce by, gibi ünlü bulundurmayan kelime (kısaltmalar hariç) yoktur. âTürkçe kelimelerde birinci heceden sonraki hecelerde o ve ö ünlüleri bulunmaz. B. ÜNLÜLERLE İLGİLİ SES UYUMLARI Ünlülerin düzlük-yuvarlaklık, kalınlık-incelik ve darlık-genişlik özellikleri iki ses uyumunda karşımıza çıkar: 1. Büyük ünlü uyumu 2. Küçük ünlü uyumu. Şimdi bu kuralları inceleyelim: 1. BÜYÜK ÜNLÜ UYUMU Kalınlık-incelik uyumu da denir. Bu kurala göre Türkçe bir kelimenin ünlülerinin tamamı ya kalın ya da ince olmalıdır. sevilmek, ince, denizden, kelebekler, göstermelik...; satılık, kalın, oyun, uçurtma, aşağı, sorular... Büyük ünlü uyumunda (küçük ünlü uyumunu hesaba katmazsak) hangi ünlüden sonra hangisinin gelebileceği şu şekilde gösterilebilir: aâ a, ı, o, u eâ e, i, ö, ü ıâ a, ı, o, u iâ e, i, ö, ü oâ a, ı, o, u öâ e, i, ö, ü uâ a, ı, o, u üâ e, i, ö, ü Küçük ünlü uyumunu hesaba katarsak hangi ünlüden sonra hangisinin gelebileceği şu şekilde gösterilebilir: aâ a, ı eâ e, i ıâ a, ı iâ e, i oâ a, u öâ e, ü uâ a, u üâ e, ü âKalın ve ince ünlülerin bir arada olduğu kelimeler ya değişikliğe uğramış Türkçe kelimelerdir ya da yabancı kelimelerdir. Değişikliğe uğramış Türkçe kelimeler: şışmanâşişman, ınanmakâinanmak, dakıâdahi, kanıâhani, almaâelma, anaâanne, karındaşâkardaşâkardeş, kangıâhangi... Yabancı kelimeler: kalem, cihan, insan, merhamet, afiyet, asayiş, meteoroloji,semantik... Bazı yabancı kelimeler bu kurala uydurulmuştur. divarâduvar, kalibâkalıp, brillanteâpırlanta, suretâsurat... âBüyük ünlü uyumu kuralına uymayan (Türkçe ve yabancı) kelimelere getirilen ekler kelimenin son hecesine uyar: annemiz, kardeşçe, veriyordu, elmalık, dünyanın, merhametli..
VURGU VE ÇEŞİTLERİ
VURGU VE ÇEŞİTLERİ Türkçe de kelimelerin söylenişleri sırasında anlamlarını daha iyi belirtmek için bazı harf veya hecelerin üzerine basarak veya sesimizi yükselterek okuruz ki buna vurgu denir. Vurgu ikiye ayrılır. a) Kelime vurgusu b) Cümle vurgusu Kelime Vurgusu 1) Tek heceli kelimelerde vurgu aranmaz. 2) İki heceli kelimelerde vurgu genellikle son hecede olur. Osman , Okul , Kapı 3) Pekiştirme ekleri alan sıfatlardaki pekiştirme ekleri vurguludur. Dümdüz, Sapsarı, Masmavi 4) Birleşik sözcüklerde vurgu birimi sözcük üzerindedir. Anayasa, Hanımeli 5) İki heceli yer adlarında vurgu ilk hecededir. Sinop, Urfa 6) (de) bağlacı vurgu olmaz. âDeâ bağlacının bulunduğu cümlelerde âdeâ den önceki sözcüğün son hecesi vurguludur. Halk şiirinden koşmayı da öğrendik. Gecede sizi de bekliyoruz. 7) (ki) bağlacı vurgusuz ilgi zamiri olan ve sıfat türeten âki vurguludur. Vurgu, ki bağlacından önceki sözcüğün son hecesidir. 8) Üç veya daha çok heceli yer adlarında vurgu ya harf sayısı çok olan hecededir, yada Sessiz harf ile biten hece üzerindedir. Kastamonu, Pütürge 9) Köklere eklenen ( ile, iken, ise, idi, imiş) ekleri vurgu almazlar. Bu ekleri alan Sözcüklerde vurgu bu eklerden bir önceki hece üzerindedir. Okurken sevgiyle yaşarmış. 10) Ek fiilin geniş zaman ekleri (im, sın,dir,iz,sinir,dirler) ekleri vurgu almazlar. bu ekleri alan sözcüklerde vurgu bu eklerden önceki hece üzerindedir. Kardeşimdir. Kardesiz. 11) ( - leyin) eki zaman anlamında kullanılmışsa vurguludur. geceleyin kırmızıleyin VURGU VE ÇEŞİTLERİ Türkçe de kelimelerin söylenişleri sırasında anlamlarını daha iyi belirtmek için bazı harf veya hecelerin üzerine basarak veya sesimizi yükselterek okuruz ki buna vurgu denir. Vurgu ikiye ayrılır.
YAPIM EKLERİ
Yapım ekleri, kelime kök ve gövdelerine gelerek bunlardan yeni kelimeler türeten eklerdir. Dört türü bulunmaktadır: İsimden isim yapma ekleri, isimden fiil yapma ekleri, fiilden isim yapma ekleri, fiilden fiil yapma ekleri. İsimden İsim Yapma Ekleri -ca/-ce: Kalıcı isimler türetir: eğrice bir nakış türü, turşuca bir bitki adı. -cağaz: Sadece kalın şekli vardır. Ünlü ve ünsüz uyumlarına girmez. Küçültme, sevgi ve acıma ifade eder: atcağaz atçağız, gıızcağaz kızcağız, pişikcağaz kediceğiz. -cak/-cek: Sevgi ve küçültme ifade eder: keyicek ceylancık, tovucak tavukçuk. İsimlerden sıfat yapar: dövücek kırık dökük, bozuk, ovnucak küçük. Kalıcı isimler türetir: oyuncak oyuncak, yetğincek henüz büyümemiş erkek çocuk. -cak/-cek eki, sonu k ünsüzü ile biten isimlere geldiğinde bu k ünsüzü düşer: keyik+cek keyicek, ovnuk+cak ovnucak, tovuk+cak tovucak vb. -cañ/-ceñ: Ünsüz uyumuna girmez. İsimlerden sıfat yapar: hövesceñ hevesli, iişceñ becerikli. -cık/-cik, -cuk/-cük: Sevgi ve küçültme ifade eden isim ve sıfatlar yapar: baalacık yavrucuk, iinçecik incecik, kiçicik küçücük. -cımak/-cimek, -cumak/-cümek: İsimden sıfat yapar: kircimek çabuk kir tutan; kirli, külcümek gri, kül renginde, yaağcımak yağlı. -ça/-çe: Dil ve lehçe isimleri yapar: Rusça Rusça, Türkmençe Türkmence. -ça/-çe: Farsça kaynaklı bir ektir. Küçültme ifade eder: düşekçe minder, kitaapça broşür, yorğança küçük yorgan. -çı/-çi: Yuvarlak ve cli şekilleri yoktur. İş ve meslek isimleri türetir: baalıkçı balıkçı, demirçi demirci, okuvçı öğrenci. Huy, karakter ve alışkanlıkları yansıtan isimler türetir: aaldavçı yalancı, cencelçi kavgacı, yalançı yalancı. -çıl/-çil, -çul/-çül: Tek heceli yuvarlak ünlülü kelimeler dışında düz şekli kullanılır. İsimden sıfat yapar: gayğıçıl kaygılı, gürrüñçil sohbete düşkün, uukuçıl uykucu. -çılık/-çilik, -çulık/-çülik: İş ve meslek isimleri türetir: guşçulık kümes hayvanı yetiştiriciliği, tavukçuluk, ussaçılık ustalık, üzümçilik üzümcülük, üzüm yetiştiriciliği, yüpekçilik ipekçilik, ipek üreticiliği. Bir şeyin durumunu veya miktarını belirtir: kemçilik eksiklik, yetersizlik, köpçülik halk, kitleler, kalabalık. -daar: Farsçaya ait bir ektir. Türkçe kökenli kelimelerde de kullanılır: akıldaar mütefekkir, düşünür, alğıdaar alacaklı, alacağı olan, berğidaar borçlu, dildaar sevgili, gaandaar canî, kâtil. -daş/-deş: Ünsüz uyumuna girmez. Ortaklık, yakınlık ve beraberlik ifade eder: dövürdeş çağdaş, pikirdeş aynı fikirde olan, sakgaldaş yaşıt -erkekler için-. -dı/-di: Düzlük-yuvarlaklık ve ünsüz uyumlarına girmez. Taklidî isimler yapar: caññırdı şangırtı, gümmürdi gümbürtü, gütürdi kütürtü. -hoor: Farsçaya ait bir ektir. Türkçe kökenli kelimelerde de kullanılmaktadır: çaayhoor çok çay içen, gaanhoor canî, kâtil, paarahoor rüşvet alan, rüşvetçi, süythoor çok süt içen. -ıstaan/-istaan, -ustaan/-üstaan: Farsça kaynaklı olan bu ek, diğer kelimelerin yanı sıra yer adlarında yaygın olarak kullanılır. Söz konusu ek, Türkçe kökenli kelimelere de eklenmektedir. Gazağıstaan Kazakistan, Türkmenistaan Türkmenistan, çölüstaan çöl yer, çöllük, gülüstaan çiçeklerle kaplı yer. -käär, -ğäär: Farsçaya ait bir ektir. Türkçe kökenli kelimelerde de kullanılmaktadır: coğaapkäär sorumlu, günääkäär günahkâr, suçlu, küyzeğäär çömlekçi, umııdığäär ümitli. -keş: Farsçaya ait bir ektir. Türkçe kökenli kelimelerde de kullanılır: arabakeş kağnı veya at arabasını süren kimse, düyekeş deve çeken, deveci, gııbatkeş dedikoducu, dedikodu eden, zähmetkeş çilekeş, çile çeken. -kı/-ki, -ku/-kü: Aitlik ifade eder: daağdaakı dağdaki, düynki dünkü, öñküden öncekinden, seniñki seninki, soñkuca son, en son. -lak/-lek: İsimden sıfat türetir: burunlak iri burunlu, eğinlek geniş omuzlu, gaşlak kalın kaşlı, saçlak gür saçlı. -layın/-leyin: göre, şeklinde, ile, boyunca, olarak gibi anlamlar ifade eder: aytmışlayın dediğine göre, halkalayın halka gibi, hepdeleyin bir hafta boyunca, töverekleyin bütün yönleri ile, vağtlayın geçici olarak. -lı/-li, -lu/-lü: Sıfat türetir:
TEŞBİH (Benzetme)
Aralarında çeşitli yönlerden ilgi bulunan iki varlıktan zayıf olanı güçlü olana benzetme sanatıdır. âAhmet aslan gibi güçlüdür.â Cümlesinde güç yönünden zayıf olan Ahmet aslana benze-tilmiştir. ï¼Her benzetme bir karşılaştırmadır.Örnek cümlede âAhmetâ ile âaslanâ karşılaştırılmış-tır. ï¼Aralarında ortak özellik bulunmayan kavramların karşılaştırılması benzetme değil-dir.Mesela: âElma kadar sivri maydanoz , Minare gibi ekşi duvarâ benzetmeleri standartlara uymaz .Çünkü karşılaştırılan şeyler arasında ortak bir özellik mevcut değildir.âTeşbihte hata olmaz â sözünü de bu minvalde değer-lendirmek gerekir . âHata olmazâdan kasıt teşbihin hata kabul etmeyeceği realitesidir.Yani hatalı teşbih teşbih değildir. ï¼İstisnalık arz etse de bazen kendisine benzetilen taraf güçlü taraf değildir: âNinemin pamuktan daha yumuşak ellerini öpmeye doyamazdımâ Benzetmede âerkan-ı teşbihâ de denilen dört öğe mevcuttur.Bunlardan benze-yen(müşebbeh) ile kendisine benzetilen(müşebbehün bih) asli ; benzetme yönü(vech-i şebeh) ve benzetme edatı(edat-ıteşbih) yardımcı unsur olarak kabul edilir. Bu öğelerin var olup olmamasına göre teşbih sanatı çeşitlilik gösterir. Canan gül gibi güzeldir. (Ayrıntılı benzetme /Teşbih-i mufassal) b.yen k.b.tilen b.edatı b.yönü Canan gül gibidir. (Kısaltılmış benzetme /Muhtasar-Mücmel) b.yen k.b.tilen b.edatı Gül Canan güzeldir.(Pekiştirilmiş benzetme /Müekked) k.b.tilen b.yen b.edatı Gül Canan bizim şeref misafirimizdir.(Teşbih-i beliğ/Yalın-güzel) k.b.tilen b.yen Bütün öğeleri tam olan benzetmeye âayrıntılıâ, benzetme yönü konmamışa âkısaltılmışâ, benzetme edatı bulunmayana âpekiştirilmişâ ve nihayet yardımcı öğelerin bulunmadığı sadece temel öğelerle kurulanına da âbeliğâ teşbihâ diyoruz. Not: andırmak, benzer,dönmek,sanki,kadar,örnek,-den ,bigi,meğer ki , gûyâ,tıpkı,misl,misüllü,niteki,sıfat,manend,-veş,-asa,-var, çü, çün, tek,andırır... kelimeleri ben-zetme edatı kabul edilir. Örnek cümleler: ï¼Abbas tilki gibi kurnazdır. ï¼Yol yılan gibi kıvrılıyor. ï¼Türkiye güzellikte cennet gibidir. ï¼Taş gibi sert ekmek ï¼Kömür gibi kara gözlerin ï¼Elma gibi tatlı yanakların ï¼Kalem gibi ince parmak ï¼Rüya gibi güzel yaz. ï¼Buz gibi soğuk gazoz ï¼Civa gibi haretketli adam ï¼Süt gibi beyaz badana ï¼Dal gibi ince kız Yukarıdaki cümleleri benzetmenin dört türüne göre çekimleyiniz . Sanatlı beyitler ve mısralar ï¼Köhne düşünceler paslanmış çivilere benzer. ï¼İhtiyar adam bir çocuk gibi ağlıyordu. ï¼Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik. ï¼Kükremiş sel gibiyim bendimi çiğner aşarım. ï¼Kul Mustafa karakolda gezerken/Gülle , kurşun yağmur gibi yağarken ï¼Dalgalan sen de şafaklar gibi ey nazlı hilal ï¼Bir kez Allah dese aşk ile lisan/Dökülür cümle günah misl-i hazan ï¼Karşımda eski evler tarih gibiydi. ï¼Gündüz denizlerde sönerken baktık/Ve çobanlar gibi dallar gibi yaktık ï¼Kız vücudun sarı güller gibi ter/Çık sudan kendini üryan göster ï¼Çini bir kasede bir Çin çayı içmekteydi/Bir güzel yırtıcı kuş gözleri gördüm/Som mü-cevher gibi kan kırmızı tırnaklarını ï¼Ârızın âb-ı sâftır gûyâ/Zekan bir habâbdır gûya ï¼Başka sanat bilmeyiz karşımızda dururken/Yazılmamış bir destan gibi Anadoluâmuz ï¼Ömür çiçek kadar narin ï¼Sandım ki güzelliğin cihanda / Bir saltanatın güzelliğiydi. ï¼Poyrazla söyleşir gibi yaprakların sesin ï¼Rûy-ı zemini tâbi-i fermanı kılmağa/Sultan Selim Han gibi bir şîr-i ner gelir ï¼Neva-yı neydir esen bad cam-ı meydür gül /Çemende eşk ile sahba misal- cu dökülür ï¼Yarin ki her tebessümü dağ üstü bağ olur/Destinde cam-ı neşve semavi çerağ olur. ï¼Hizmetçiye gel der gibi Azrailâe gel der. ï¼Kafası kazan gibi oldu. ï¼İstanbul karınca yuvası gibi oldu.
aruz
Aruz 8 â Müfteilün/müfteliün/fâiliin (â .. â/ â . . â/â ⢠â) (Az kullanılmış bir kalıptır.) Yâre nişandır teninee erlerin Mevt ise son rütbesidir askerin Altıda bir üstü de birdir yerin Arş yiğitler vatan imdadına j Arş (ı) yi ğit/ ler va ta nim/ da di na 9 -- Feûlün feûlün feûlün feûl ( . â â/ . â â/ . â â/ . â) Kitap kadrini tâ biliglig bilir Oküş söz kişide adın mı gelir (Yusuf Hashacip) Ki tap kad/ri nü tâ /bi lig lig/bilir Kanar hande ettikçe yârin femi Gülün al olur şüphesiz şebnemi (Namık Kemal) Gü lün al / o lur şüp/ he siz şeb/ ne mi ( . â â/ . â â/ . â â/ . â) 10 - Müstefâilâtün müstefâilâtün ( â â â â / â â . â â) Her yer karanlık pür-nur o mevki. Mağrip mi yoksa makber mi ya Rab! Bir gülsen olmuş şimdi harabe Ebr-i seher mi düşmüş türâbe (Abdülhak Hâmit) Bir gül şe nol muş/ sim dî ha râ be â â . â â / â â . â â 11 - - Mütefâilün mütefailün ( . . â . â/ . . â . â ) Fese bak fese ne güzel de al Ne de hoş belindeki morlu şal Demedim ya ben sana bak da kal (Muallim Naci) Fe se bak fe see/ ne gü zel de al . . â . â/ . . â . â Buraya kadar gördüğümüz kalıplar 3, 4 ve 5 heceli ayni değerde düz parçaların (2, 3 veya 4 kere) tekrarlanmasından meydana geliyordu. Şimdi karışık (yani değişik değerde parçaların tekrar edildiği) kalıpları göreceğiz. 12 â Mefûlü mefâîlü feûlün : Bir gamlı hazânın seherinde Israra ne hacet yine bülbül Bil, kalbimizin bahçelerinde Can verdi senin söylediğin gül Savrulmada gül şimdi havada Gün doğmada bir başka ziyada (Ahmet Hâşim) Sav rul ma/da gül sim di/ha vâ da â â . / . â â . / . â â 13 - - Mef ûlü mefâîlü mefâilü feûlün : (â â . / . â â . /. â â . / . â â ) Ger derse Fuzûlî ki güzellerde vefa var Aldanma ki şâîr sözü elbette yalandır Fuzuli Al dan ma / ki şâ îr sö / zü el bet te / ya lan dır. â â . / . â â . / . â â . / . â â Bir gün deniz ölgündü, bir oltayla balıkta, Kuşlar gibi yalnız, yapayalnızdım açıkta, Şehrin eleminden bir uzak merhaledeydim Fânileri gökten ayıran perdeye değdim (Yahya Kemal) Bir gün de/ ni zöl gün dü/ bi rol tay la/ ba lık ta â â . / . â â . / . â â . / . â â 14 â Mef ûlü mefâilün feûlün (ââ . / . â . â/ . â â ) Mektepte anınla oldu hemdem Bir nice melek-misâl kız hem Bir saf kız oturdu bir saf oğlan Cem oldu behişte hür u gılman (Fuzuli. Leylâ vü Mecnundan) Bir saf ki/ zo tur du bir/ sa foğ lan â â . / . â . â / . â â Ey yâr, şu nevbahâr sensin Ben anlıyorum ki yâr sensin. Ettikçe nigâh bahr u berre, Birden sanırım ki bâzı kerre, Meşceredeki rüzgâr sensin; Ağlar, derim, eşkbâr sensin, Türben görününce anlarım ki, Öldüm, bana türbedâr sensin. (Abdülhak Hâmit, Makberden) Ey yâ r / şu nev ba ha / r sen sin. â â . / . â . â / . â â Bu kalıpta Sekti melih denilen, ufak bir vezin değişmesi ara sıra ve şiirin bazı mısralarında yapılabilir. O zaman vezin «Mefûlü mefâilün feûlün» iken «Mefûlün fâilün feûlün» (â â â / â .â/. â â ) gibi olur. Yine Makberden bir düz, bir de sekt-i melihli bir mısra görelim : Kaldın mı, demişti yolda birgün â â . / . â . â/ . â â Hindistan in denizlerinde Hin-dis-ta/ nın de niz / le rin de â â â / â . â/ . â â Yahya Kemalin Gece şiirinden başka bir sekt-i melih örneği : Bir yoldu parıldayan gümüşten Gittik, bahs açmadık dönüşten Git tik bah/ saç ma dik/ do nüş ten â â â / â . â/
Imla Kurallari
Türk dilinin imlasi üç ana ilkeye dayanir: 1.Dildeki her ses genel olarak yazida ayri bir harfle gösterilir. Ortak söyleyisi temel alan bu yazilisa ses imlasi ya da fonetik imla denir. 2.Türkçe kelimelerde oldugu gibi, yabanci dillerden alinan kelimelerin de kök ve ekleri gösterilir. Kelimelerin kökenine agirlik veren bu yazilisa köken imlasi ya da etimolojik imla adi verilir. 3.Ayrica yazilista gelenege de yer verilir. Yazilis geleneklerine uyan biçimleri degerlendiren imla, geleneksel imla adini alir. Türkçenin Sesleri Her dilde sesler, sesliler ve sessizler olmak üzere iki büyük gruba ayrilir. Buna uygun olarak seslilerle sessizleri gösteren harfler de iki grupta toplanir. 1) Sesliler: Türkçede 8 sesli vardir: a, e, i, i, o, ö, u, ü. Seslinin çikisi sirasinda dilin durumuna, söyleyisin, dilin arkasinda ya da önünde olusuna göre sesliler ikiye ayrilir: a) Kalin sesliler; a, i, o, u. b) ince sesliler: e, i, ö, ü. Dudaklarin söyleyis sirasinda aldiklari biçime göre sesliler ikiye ayrilir: a) Düz sesliler: a, e, i, i. b) Yuvarlak sesliler: o, ö, u, ü. Söyleyis sirasinda agzin biçimine ve açikligina göre de sesliler ikiye ayrilir: a) Genis sesliler: a, e, o, ü. b) Dar sesliler: i, i, u, ü. Buna göre her seslinin, dilin, dudaklarin durumu ve agiz açikligi bakimindan üç niteligi vardir: a: kalin, düz, genis e: ince, düz, genis i: kalin, düz, dar i: ince, düz, dar o: kalin, yuvarlak, genis ö: ince, yuvarlak, genis u: kalin, yuvarlak, dar ü: ince, yuvarlak, dar 2) Sessizler: Türkçede 21 sessiz vardir: b, c, ç, d, f, g, g, h, j, k, l, m, n, p, r, s, s, t, v, y, z. Bazi sessizlerin çikarilisi sirasinda ses telleri titresimli olduklari halde, bazi sessizlerde ses tellerinin titresmedigi görülür. Bu bakimdan seslileri ikiye ayiriyoruz: a) Titresimli olan ve yumusak denilen sessizler: b, c, d, g, g, j, l, m, n, r, v, y, z. b) Titresimli olmayan ve sert denilen sessizler: ç, f, h, k, p, s, s, t. Türkçede Ses Uyumlari 1. Büyük Sesli Uyumu: Türkçede bir kelimenin ilk seslisi kalinsa, sonraki sesliler de kalin olur: adim, kaya, dalga, dudak, kirlangiç, okuma, biçki, kirpik, vergi, gözlük, yüzük vb. Türkçede büyük sesli uyumuna uymayan kelimeler genellikle yabanci kökenlidir: gazete, kahve, lokomotif, otomobil, dünya, insan, meydan, telefon vb. Türkçede bu kurala uymayan birkaç kelime vardir: anne, dahi, elma, hangi, hani, inanmak, kardes, sisman, vb. Türkçede bazi birlesik kelimeler de büyük sesli uyumuna uymaz: baskent, duruvermek, Kocaeli, ilkokul, biraz, gecekondu, salkimsögüt vb. Türkçede ekler çogunlukla büyük sesli uyumuna uyar: yurd-u-muz, ev-ler-den, bayram-las-mak, baba-miz, so-kak-tan, siz-den vb. Bazi ekler ise büyük sesli uyumuna uymaz: -leyin (aksamleyin, sabahleyin), -mtirak (yesilimtirak, mavimtirak), -das (meslekdas, gönüldas), -ken (çalisirken, durmazken), -ki (aksamki, yarinki), -yor (bilmiyor, ötüyor). Büyük sesli uyumuna uymayan kelimelerde ekler, kelimenin son seslisine uyar: sisman-in, anne-den, hangi-si, geliyor-mus vb. 2. Küçük Sesli Uyumu: Türkçe bir kelimenin ilk seslisi düzse (a, e, i, i) sonraki sesliler de düz olur: bakirci, baslamak, anlamak, isirmak, seslenmek, istek, yelek vb. Türkçe bir kelimenin ilk seslisi yuvarlaksa (o, ö, u, ü), sonraki sesliler de ya dar yuvarlak (u, ü) ya da düz genis (a, e) olur: çocuk, durgunluk, yoklamak, sürmek, gülümsemek, odun, yumurta vb. Türkçede genis, yuvarlak sesliler (o, ö) bir kelimenin yalnizca birinci hecesinde bulunur: oya, koyun, övmek, dövmek vb. Dilimizde bu kurala uymayan birkaç kelime vardir. Bu kelimelerde düz sesliden sonra b, m, v sessizleri varsa, Sonra gelen düz sesli, dar yuvarlak olur: kabuk, kavun, kavurmak, yagmur, çamur vb. Bunun gibi bazi bilesik kelimelerin, ünlemlerin, yabanci kelimelerin ikinci, üçüncü... hecelerinde o, ö seslileri bulunabilir: ayol, oho, alkol, aktör, profesör, bandrol vb. Yukarida da belirtildigi gibi -yor eki sesli uyumuna uymaz; bazi degisiklikler gösterir. Eklendigi fiilin seslisi ince de olsa kendisi kalin olarak devam eder: ver-i-yor, sev-i-yor. ikinci ve üçüncü hecelerde bulunan o seslisi daralmaz: ko-nus-u-yor, dur-u-yor. Küçük sesli uyumuna uymayan kelimelerde ekler, kelimenin son seslisine uyar: çamurluk, doktorluk, geliyor-sun, profesör-ü vb. a. "ile" kelimesinin ek olarak kullanilisi: ile baglaci, sessizle biten kelimelere ek olarak getirildigi zaman: a) basindaki i seslisi düser, b) büyük sesli uyumuna uyar: adamla
İLGEÇLER (EDATLAR)
ve KULLANIŞLARI ⢠İLGEÇ: Atatürkâün asil yüreği âpas tutmayan madenler gibi- kin nedir, hiç bilmemiştir. Devlet, millet ve inkılap davalarındaki husumetleri ne kadar sert ve derin ise, kendi şahsına ve hususi hayatına taalluk eden meselelerdeki hiddetleri o derece hafif ve geçici idi⦠fertlerin hürriyetlerini herhangi bir zor ve tazyik ile örselemek onun vicdanının kabul edemeyeceği bir adaletsizlik ve mantıksızlıktı. (Yakup Kadri Karaosmanoğlu) İtalik harflerle dizilmiş sözcüklerin belli başlı birer anlamı yoktur. Görevlerine göz atalım: âGibiâ sözcüğü âasil yürekâle âpas tutmayan madenâ arasında bir benzetme ilgisi kuruyor. Demek ki: Sözcükler, kavramlar arasında anlam ilgisi kurmaya yarayan ve ancak bu görevleri için kullanılan sözcüklere İLGEÇ denir. Başlıcaları şunlardır: - gibi, kadar, sanki, nitekim, nasıl ki, için, ile, dolayı, ötürü, beri, üzere, karşı, karşın, doğru⦠A) BENZETME İLGEÇLERİ: Gibi: a. Hak ve kuvvet kılıçla kin gibidir, içinde kılıç olmayan kına kimse hürmet etmez. (Cenap Şahabettin) b. Hak, kılıca; kuvvet, kına benzetilmiştir. Bu benzetme ilgilsini kuran da âgibiâdir. İmge değeri katarak anlatımı canlandırmak bakımından benzetmelerin önemi büyüktür: c. Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi. (Muhibbi, XVI) - O gül-endam bir al şale bürünsün yürüsün Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün yürüsün. (Vasıf, XIX) âgibiâ, tümcelerin sonlarına gelerek yüklemlerine âdenilebilir ki, öyle sanılır ki, sankiâ¦â anlamlı kuşku ya da olabilirlik ayırtısı katar; başka bir deyişle; âgibiâ, sonuna geldiği eylemin tam değil; tam olmaya yakın bir durumda yapıldığını ya da o eylemin yapılır göründüğünü anlatmaya yarar: d. Yaz bitti gibi. Konuşurken sık sık bize bakıyor gibiydi. Eski biçimi: Eski yazında âgibiâ yerine: 1âbigiâ de kullanılmıştır: - Ay bigi sensin, gün bigi sensin. (Mevlana, XIII-XVI) e. Dedim ey gonce-i cennet cemalin taze gülşendir Dedi müşkil mi hallettin güneş bigi bu ruşendir. (Zati, XV-XVI) 2âgimiâ de var: f. Dağda geçmiş ömrü hayvanlar gimi Gelmemiş yığnağa çobanlar gimi. (Ruşeni, XV) g. Tolu gimi yağdı başıma taşlar Acayip çağa düştüm aşk elinden. (Gülşeni, XVI) 3. âgibiâ yerine âtekâ de kullanılmıştır: h. Gün akşam oldu vü gelmez benim şem-i şebistanım Bu hasret oduna her dem yanar pervane tek canım. (Ahmet Paşa, XV) i. Suya versün bağban gülzarı zahmet çekmesün Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin gülzare su. Ol gül-i handanı görmek mümkün olsaydı bana Sen tek ey bülbül gülistana güzar etmez midim? (Fuzuli, XVI) j. Bildirse cümrümü, çekse bıçağını Nesimi tek tutup yar yüzse beni. (Gevheri, XVII) Kadar: k. â¦â¦â¦â¦â¦â¦â¦â¦â¦ senin bugün Cennet kadar güzel vatanın varâ¦.. (Tevfik Fikret) âKadarâ sözcüğü: a) âGüzelâ sıfatına eşitlik anlamı kattığı için belirteç sayılır. b) Vatanı, güzellik yönünden cennete benzettiği için de benzetme ilgecidir. Bu bakımdan âkadarâla âgibiâ anlamdaştırlar: âCennet gibi güzel vatanâ da denir. Aralarında şu ayrıntı var: âgibiâ yalnız belirme görevindedir. âkadarâ benzetme görevine nicelik ayırtısı da katar. c) âkadarâ sözcüğü im adıllarıyla ya da soru adılı âneâ ile öbekleşince ölçme ayırtılı sıfat ya da belirteç olur: l. Bu kadar para, şu kadar ekmek⦠O kadar çalıştım. Ne kadar kazandınız?
İSİM
Canlı ve cansız varlıkları, duygu, düşünceleri ve kavramları anlatmak için kullanılan sözcüklere İSİM denir. ÖRNEK: Köpek, taş, sıra, masa, tanrı, rüya, saygı... İsimler, anlamları yönünden üç kısımda incelenir. I . VARLIKLARA VERİLİŞLERİNE GÖRE İSİMLER: 1) Özel İsimler 2) Cins İsimler 1) Özel İsimler: Dünyada tek olan varlıklara verilen isimlerdir. ÖRNEK: Lefkoşa, Kıbrıs, Pamuk, Ali, Karabaş, Akdeniz... Özel İsimlerin Yazımı: Özel isimlerin ilk harfi, cümlenin her yerinde büyük harfle yazılır. Özel isimlere eklenen yapım ekleri ile "-ler, -lar " ( genellikle " -li, -siz, -ci, -gil, -cik, -ler " ) ekleri kesme işareti ile ayrılmaz. ÖRNEK: Lefkoşalı, Ahmetsiz, Beşiktaşçı, Ayşegil, Ayşecik, Havvalar... Süreksiz sert sessiz ( p, ç, t, k ) harflerle biten özel isimler, sesli harf veya sesli harf ile başlayan bir ek aldıklarında yumuşama kuralı uygulanmaz. Ancak, bu durumdaki isimler okunurken, söylenirken yumuşama kuralı uygulanır. ÖRNEK: Yazılışı Okunuşu Sevtapın Sevtabın Sertaça Sertaca Serhatı Serhadın Yeşilırmaka Yeşilırmağa Başlıca Özel İsimler: a) İnsanların isim ve soy isimleri: ÖRNEK: Müjgan Soykan, Ümit Özdemirağ... b) Ülke ve ulus isimleri: ÖRNEK: İngiltere, Almanya, Fransa... İngiliz,Alman, Fransız... c) Hayvanlara verdiğimiz isimler: ÖRNEK
amuk, Tekir, Karabaş, Lasi... ç) Gazete, dergi, kitap, isimleri: ÖRNEK:Kıbrıs, Avrupa, Cumhuriyet, Bilim Çocuk, Kırmızı Başlıklı Kız... d) Dağ, deniz, dere, tepe, ova, boğaz, köfez, burun vs. coğrafi isimler: ÖRNEK: Beşparmak Dağları, Kanlı Dere, Selvili Tepe, Girne Boğazı, Mağusa Körfezi, Kedi Burnu... e) Kurum, dernek, okul, banka, sendika, işletme vs. kuruluş işimleri: ÖRNEK: Türk Hava Kurumu, Halk Sanatları Derneği, Necati Taşkın İlkokulu, Akdeniz Garanti Bankası, Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası, Ömür Bakkaliyesi... f) Gök cisimleri isimleri: ÖRNEK:Ay, Güneş, Dünya, Venüs, Merkür, Samanyolu, Büyük Ayı ... g) Dil ve din isimleri: ÖRNEK: İngilizce, Türkçe, Fransızca... Hıristiyanlık, Müslümanlık, Protestanlık... ğ) Sokak, cadde, mahalle, meydan, köy, şehir isimleri: ÖRNEK: Yasemin Sokak, Mehmet Akif Caddesi, Sarönü Meydanı, Kalavaç, Lefkoşa... 2) Cins İsimler: Aynı cinsten varlıklara ad olarak verilen sözcüklerdir. ÖRNEK: Okul, masa, kalem, kedi, insan, orman, dağ, ev... II. VARLIKLARIN OLUŞLARINA GÖRE İSİMLER: 1) Somut isim ( Madde ismi ) 2) Soyut isiml ( Mana ismi ) 1 . Somut isim: Var olduğunu, duyu organlarımızla anlayabildiğimiz varlıklara isim olarak verilen sözcüklerdir. ÖRNEK: Dağ, ses, koku, tuz, hava, beyin, ışık, bulut, rüzgar, duman 2 . Soyut isim: Gerçekte varlığı olmayan; insanların akıl, düşünce, sezgi veya inanç yolu ile yarattıkları varlıklara isim olarak verilen sözcüklerdir. Bu varlıkların varlığını, beş duyu organımızla anlayamayız. ÖRNEK: Rüya, mutluluk, akıl, yalnızlık, kin, özlem, intikam, güzellik, tanrı, şeytan, melek, korku, süphe, keder, tasa, üzüntü, dostluk... III. VARLIKLARIN SAYILARINA GÖRE İSİMLER: 1) Tekil isimler 2) Çoğul isimler 3) Topluluk ismi 1 . Tekil isimler: Aynı cinsten olan varlıklardan bir tanesini anlatmada kullandığımız isimlerdir. ÖRNEK: Araba, okul, ev, kalem, taş, dergi... 2. Çoğul isimler: Aynı cisten olan varlıklardan birden fazlasını anlatmada kullandığımız isimlerdir. Bu isimler "-ler, -lar " eklerinden bir tanesini, BÜUKna uygun olarak alırlar. ÖRNEK: Arabalar, taşlar, evler, kalemler,dergiler... NOT: Çoğul ekleri, eklendiği sözcüğü çoğul yapmala kalmaz. Ona başka anlamlar da katar. Bu anlamlar şunlardır: a) Abartma anlamı: Çocuk at
İsim Tamlaması: âAnlam yönünden birbirini bütünleyen adların kurduğu, tamlayan ve tamlananın ek almaksızın oluşturduğu tamlamadır.â Takısız tamlama terimi; daha önceki tamlama türlerinin tersine, biçim açısından bir bölünmeyi temel alır. Deny âMadde Alem (isim) leri âbaşlığı altındaâ taş, altın, demir, ahşap, ağaç, ipek keçe vb. madde isimleri şu gibi kullanımlarda belirtme ödevini görebilirler. Taş köprü, altın köstebek, demir baş...â diyerek bu tamlamaları ad tamlaması olarak belirtmiştir. Kononav, sıfatla ad tamlaması arasındaki ilişkilerden söz ederken madde anlamında olan kimi adların, adın yanında belirten olarak kullanıldığına denir. Taş duvar, cam boru, baş doktor, anayol, Ortadoğu (tamlamalarını karşılaştırınız. s.210) âbu örneklerdeki taş, cam, baş sözcükleri Rusçaâda sıfat diye, bunların ad olduğundan şüphe edilmemeli.âdemektir. Emre, âilgi takımının belirtme gücüâ bölümünde şöyle demektedir. âMadenlerden yapılan, kıymetli taşlarla süslenen şeyler için morfemsiz ilgi takımı yapılır; Demir kapı, çelik makas, gümüş kaşık, elmas yüzük...â Engin, âdemir kapı, altın saatâ gibi örnekleri âsıfat tamlamasıâ içinde vermiştir. Banoğlu âsıfat takımıâ bölümünde âBaşka bazı adlarda bir nesnenin yapılmış olduğu maddeyi göstermek üzere sıfat olarak kullanıp, sıfat takımı kurarlar: Demir kapı, altın kalem, gümüş şekerlik, taş köprü, hasır iskemle, tahta masa, ipek çorap, yün ceket, toprak kaleâ demiştir.50 Fuat Bozkurt, âtahta kapı, doğum günü, yılan yollar, sarp dağlar, tarihi taş bina... Bu örneklerde iki sözcük de ek almamış. Birinci ad, ikinci adın neden oluştuğunu, neye benzediğini belirtiyor. Bunları eksiz ad tamlaması saymak gerekir.â diye takısız isim tamlamasını eksiz ad tamlaması olarak isimlendirmiştir. 51 Takısız ad tamlamasını kabul etmeyen Muhittin Bilgin; âAd tamlamaları en az iki adın ilişkisini gösteren söz öbekleridir. Bu tamlamaları oluşturan öğelerde ad görevindedir. Niteleme görevi yapan bir sözcük, ad değil sıfattır. Böyle bir sözcükle kurulan tamlama da âsıfat tamlamasıâdır. Biçimsel (geleneksel dilbilgisi doğrultusunda) değil de işlevsel bir yaklaşımla değerlendirildiğinde âtakısız ad tamlamasıâ dediğimiz söz öbeğini, tamlayanı niteleme (sıfat) görevi yaptığı için, gerçekte sıfat tamlaması olduğu görülür.â diyerek takısız isim tamlamasını kabul etmemektedir. Ve şöyle devam eder sözlerine: âAşağıdaki örnekleri inceleyelim: 1. Demir kapı : âDemirâ, âkapıânın niteliğini belirtiyor. ï® demirden yapılmış kapı. ⢠Altın kolye : âAltınâ, âkolyeânin niteliğini belirtiyor.ï®altından yapılmış kolye. ⢠Taş duvar : âTaşâ, âduvarâ ın niteliğini belirtiyor. ï®taştan yapılmış duvar. Tamlayandaki adların değişmeceli anlamıyla kullanıldığı durumlarda niteleme işlevinin daha belirgin olduğu görülür. 2. altın çağ : âÇağâ sözcüğünü, âaltınâ sözcüğünün gerçek anlamıyla ilişkilendiremiyoruz. Söylemek istediğimiz âparlak mutlu bir çağâdır. ⢠Odun kafa bu bağlamda âodunâ anlaması, algılaması zayıf anlamındadır. Örneklenen tamlamaları tamlayanları, iki öbekte da, tamlayanların içsel özelliklerini göstererek niteleyici bir işlevde kullanılmıştır. Ancak aralarında bir ayrıntı farkı vardır: Birincilerde, nitelemenin yanına tamlayanla tamlanan arasında bir bağlantı söz konusudur: Demir kapı, ï®Demirden yapılmış kapı, ikincilerde tamlayanın doğrudan niteleyici bir işlevle kullanıldığını görüyoruz. Örneğin; Altından yapılmış çağ diyemeyiz. Öyleyse, bu tamlamaları, aralarındaki anlam ayrıntısını ölçü olarak değerlendirmelidir.â52 Takısız ad tamlamasını kabul etmeyen bir diğer isim Haydar Edizkunâdur. Edizkun âKimi dil bilgisi kitaplarında âtakısız tamlamaâ adı altında üçüncü bir isim takımı kabul etmekte ve âmermer saray, tahta sandık, lastik top, taş köprü, bakır mangal, keten gömlek...vb. gibi örnekler vererek bunlardan âbelirtenin, belirtilenin neden yapıldığını gösterdiğiniâ ileri sürmektedir. Oysa, Türkçe Sözlükte mermerin 2, tahtanın 4, lastiğin 1, taşın 8, bakırın 3, ketenin 2. anları sıfat bölümüne girdiklerine ve âden yapılmış anlamı verir.
ZAMİRLER GÖREV VE ANLAM BAKIMINDAN ZAMİRLER 1-Sözcük Zamirleri a-kişi zamirleri Kişi zamirleri kişi adlarının yerine kullanılan sözcüklerdir. Ben,sen,o =Tekil Biz,siz,onlar =Çoğul Özellikleri: 1)Çoğul kişiler için kullanılan biz ve siz sözcükleri-ler çoğul eki ile yeniden çoğullanabilir: Bizler,Sizlerâ¦. 2)Kişi zamirleri, belirtili ad tamlamasına tamlayan oldukları zaman -in tamlayan ekini alırlar: Benim işim,Senin işin⦠3) 3.kişi o ve kendi zamirleri iyelik eki ve ad durum ekleri aldıklarında adıl(zamir) nâsi bu eklerle adıl arasına girer: o_n_u o_n_un kendi_n_i kendi_n_e 4)Kişi adılları konuşmalarda birbirlerinin yerine kullanılabilir:Ben yerine biz,sen yerine siz kullanılır. *Siz de kahve içer miydiniz? *Biz senin gibileri çok gördük. 5)Kişi adılları edatlarla söz öbeği oluşturur:Bizim gibi,Sizin kadar⦠Kendi Sözcüğünün Özellikleri: 1)Bu sözcük adlar gibi çekimlenir:â-m,-n,-s,-imiz,-iniz,-leriâ iyelik eklerini alarak âben,sen,o;biz,siz,onlarâkişi adıllarının yerine kullanılır Kendim,kendin,kendi,kendimiz,kendiniz,kendileri. 2)Tamlayan ya da tamlanan olur. Kendisinin sorunu,Hırsızın kendisi 3)Biçimce etken çatılı bir cümleyi anlamca dönüşlü yapar: Kadın kendini ileri attı. (Biçimce etken,anlamca dönüşlü 4)Pekiştirme adılı olarak da bilinirler. Bu sözü ben kendim söyledim. b)Gösterme Zamirleri Varlıkların genel adını söylemeden,göstererek belirten sözcüklerdir. (Bu,şu,o,bunlar,şunlar,onlar,öteki,beriki,böyle,şö yle,öyle,bura,şura,oraâ¦) *Bu dostumdur.Şu öğrencidir.O kardeşimdir. UYARI: Bu sözcükler bir adla tamlama oluşturduklarında gösterme sıfatıdır. O elbise bu renk olmalı.(Gösterme sıfatıdır) O,bu renk olmalı.(Gösterme zamiridir) UYARI: Öteki,beriki sözcükleri de gösterme anlamlıdır: Bu kalemle değil,öteki ile yaz. UYARI: Bura,şura,ora sözcükleri de gösterme anlamlıdır: Burayı kiralayacak mısınız? Şuradan gitmelisin. Orayı mutlaka alacağım. c)Belgisiz Zamirler: Cümle içerisindeki kullanımlarında adların yerini aşağı yukarılık,yaklaşıklık düşünceleriyle tutan adıllardır.(Birkaç,bazı, çoğu,birtakımsı,hepsi,kimse,hiçbiri,kimi,bazısı,tü mü,falan filan,epeyi, hepsiâ¦.) Özellikleri: 1)Tamlamalarda hem tamlayan hem tamlanan olurlar. Futbolcuların hiçbirisi,Hiçbirinin tulumu 2)Şey,öteberi sözcükleri de belgisiz adıldır: Sana bir şey anlatacağım. Çarşıdan öteberi almaya gitti 3)Çekim eki aldığı haldeâçoğu,kimiâsözcükleri belgisiz sıfat da olur: İnsanların çoğu sağlıklıydı.(zamir) Çoğu insan sağlıklıydı.(sıfat) BİÇİM YÖNÜNDEN ZAMİRLER a)Basit(yalın)Adıllar: Ben,sen,o,bu,şu gibi genellikle tek heceli sözcüklerdir. b)Bileşik Adıllar:Birden çok sözcüğün anlamca kaynaşıp kalıplaşma- sıyla oluşan adıllardır: Birçoğu,birkaçı,hiçbiri c)Öbekleşmiş Adıllar: Öteki beriki,şurdan buradan d)Ek Biçiminde ki Adıllar: İlgi adılı âki ve iyelik ekleri ââm,n,i/-miz,-niz,-leriâ adların yerini tutarak görevli sözcük değeri kazanmış adıllar dır. e)Soru Zamirleri: Soru anlamıyla adların yerini tutan sözcüklerdir. (kim?,ne?,hangi?,kaç?) *Bize kim gelecek? *Sabah ne yediniz? *Dışarıda ne oldu? *Olayı kimden duydun? UYARI: âHangiâ ve âKaçâ soru sıfatları,ad durum eklerinin ya da iyelik eklerini aldıklarında soru adılı olur. Hangilerini bekledin?(zamir) Hangi arkadaşını bekledin?(sıfat) 2)EK ZAMİRLER A)İLGİ ADILI (ki): Belirtili ad tamlamalarında, tamlanan durumundaki adın yerini tutan â-kiâ ekine ilgi adılı denir. Bizim kitabımız daha kapsamlı (Bizim ki) UYARI: Bağlaç olan âki ve belirtme sıfatı olan âki karıştırılmamalıdır: a)Bağlaç olan â-kiâ kendinden öncekine açıklama getirir ve her zaman ayrı yazılır. b)Belirtme sıfatı olan â-kiâ kendinden sonra gelen adın yerini tutar. *Odadaki çoçuklar *Penceredeki kuş. B)İYELİK ADILLARI: Eklendiği adın kimle ilgilisi olduğunu belirten eklerdir. Ben-im defter-im
ZARF- (BELİRTEÇ) Beklediğim mektup, dün geldi. O, her zaman güzel giyinir. Çocuklar, aşağı indiler. Kayseriâye niçin gittin? Yukarıdaki cümlelerde altı çizili olan sözcüklerin anlam ilişkilerini inceliyelim: âDünâ sözcüğü, mektubun ne zaman geldiğini anlatmıştır. âGüzelâ sözcüğü, kişinin nasıl giyindiğini anlatmıştır. âAşağıâ sözcüğü, inmek işinin yönünü göstermiştir. âNiçin?â sözcüğü, gitmek işinin nedenini sormuştur. Dikkat edecek olursak, bu sözcükler, fiillerin anlamlarını türlü yönlerden etkileyip tamamlamaktadır. Örneklerdeki gibi, fiillerin anlamını zaman, durum, yer, yön ve miktar bakımından tamamlayan, fiilleri soru yoluyla açıklayan sözcüklere zarf diyoruz. 1-Belirteçler görevleri bakımından beş çeşittir: A)Durum âhalâ Belirteçleri: Eylemin nasıl yapıldığını bildiren belirteçlerdir. Niteleme sıfatı oluşturan tüm niteliyici sözcükler, cümlede fiilin önüne gelerek durum belirteci oluştururlar. Durum belirteçleri fiile sorulan ânasılâ sorusuyla anlaşılırlar. âGüzel-iyi-hızlı-yavaş-doğru-kolay-yorgun-böyle-şöyle-öyle-güzel-rahat rahat-baka baka- anlata anlata-koşarak-ağla¤¤¤¤¤-gülerek-arasıra-bazı bazı-bazan-kimi avkit-kim kez-kimi kere-yavaşça-sertçe-dosdoğru-yavaş yavaş-yan yan-zaman zaman... gibi sözcükler cümlede fiilin önüne gelerek durum zarfı oluştururlar. Örnekler: ⢠Köylüler konuşmamı sabırsızlıkla bekliyorlardı. ⢠Verdiğim sözden kolay kolay dönmem. ⢠Kolumun ağrısı tekrar başladı. ⢠Sorunlarını ağlaya ağlaya anlattı. Yukarıdaki cümlelerde altı çizili sözcükler fiile sorulan nasıl sorusuna yanıt veren birer durum zarfıdır. B)Zaman Belirteçleri: Etkiledikleri eylemleri zaman açısından tümleyen belirteçlerdir. Fiile sorulan âNe zamanâ sorusuyla anlaşılırlar. âDün-yarın-bu gün-şimdi-şimdicik-hemen-hemen şimdi-biraz sonra-biraz önce-sabah-akşam-gece-gündüz-erken-geç-yazın-eylülde-ekimde-şubatta... sonbaharda kışları-gibi sözcükler; -Ceyin ve âin ekini almış zaman adları; -den beri, -den önce, -den sonra ve a kadarâla birleşen zaman adları-cümlede zaman zarfı oluştururlar. Örnekler: ⢠Akşamları evimiz de toplanırdık. ⢠Orhan şimdi geldi. ⢠Yarın seni aramayacak. Yukarıdaki cümlelerde altı çizili sözcükler fiile sorulan âNe zamanâ sorusuna yanıt veren birer zaman belirtecidir. C)Yer-Yön Belirteçleri: Fiilin anl¤¤¤¤¤ yön ve yer göstererek etki eden belirteçlerdir. Dışarı-içeri-yukarı-aşağı-ileri-geri-arka-sağ-sol-üst-alt-a doğru-öte-beri... gibi sözcükler cümlede yer yön belirteci oluştururlar. Yer ve yön belirteçleri adın (-e, -de, -den) durum eklerini alarak da cümlede yer belirteci olurlar. Yalın kullanımlı, yer belirteçleri cümlede âfiileâ sorulan nereye sorusuyla anlaşılırlar. Örnekler: ⢠Otobüs sağa kaydı. ⢠Ayşe eve doğru koştu. ⢠Arabasını ileriye park etti. Yukarıdaki cümlelerde, altı çizili sözcükler, birer yer-yön belirtecleridir. D)Azlık â Çokluk Belirteçleri: Bir sıfat âbir fiili ya da kendi soyundan bir sözcüğü azlık â çokluk bakımından kuran ya da pekiştiren belirteçlerdir. Fiile sorulan âNe kadarâ sorusuyla anlaşılırlar. Azlık â çokluk belirteçlerinin çeşitleri şunlardır: 1-)Eşitlik Belirteci : Fiile ya da sıfata eşitlik ya da kıyaslama anlamı kazandırırlar. Gibi - kadar... sözcükleriyle oluşurlar. Örnekler: ⢠Senin gibi çalışkan olmalıydı. 2-)Üstünlük Belirteci : Bir sıfata , bir fiile ya da kendi soyundan bir sözcüğe üstünlük anlamı kazandıran belirteçlerdir. -Daha- sözcüğüyle oluşurlar
Ünlü Uyumu: ÜNLÜLER Ağzın açık durumunda (yani ses yolu açıkken), hiçbir engelle karşılaşmadan çıkan seslerdir. Tek başlarına ve uzun ünlü gibi (iki ünlü değerinde) telâffuz edilirler. Türkçede 8 tane ünlü vardır: aeıioöuü A. ÜNLÜLERİN ÖZELLİKLERİ Ünlüler şu şekilde sınıflandırılır: Çıkış yerine ve dilin durumuna göre: kalın ve ince ünlüler Ağzın açıklığına göre: geniş ve dar ünlüler Dudakların durumuna göre: düz ve yuvarlak ünlüler Kalın ünlüler, dilin geriye çekilmesiyle; ince ünlüler, dilin ileri doğru itilmesiyle oluşur. Dudaklar düz durumdayken çıkan ünlüler düz; büzülüp yuvarlaklaşmış durumdayken çıkan ünlüler de yuvarlak ünlüdür. Alt çenenin açık ve ağız boşluğunun geniş durumunda çıkan ünlüler geniş; alt çene az açık ve ağız boşluğu darken çıkan ünlüler de dar ünlüdür. Bu sınıflandırmaya göre her ünlünün üç özelliği vardır. Dudakların durumuna göre Düzler Yuvarlaklar Ağzın açıklığına göre Genişler Darlar Genişler Darlar Dilin durumuna göre Kalınlar a ı o u İnceler e i ö ü Buna göre hangi ünlünün hangi özelliğe sahip olduğuna tek tek bakalım: a düz, geniş, kalın o yuvarlak, geniş, kalın e düz, geniş, ince ö yuvarlak, geniş, ince ı düz, dar, kalın u yuvarlak, dar, kalın i düz, dar, ince ü yuvarlak, dar, ince Ünlülerin bu özellikleri ünlü uyumlarında ve bazı ses olaylarında karşımıza çıkacaktır. Ünlülerin kullanımıyla ilgili bazı kurallar: âTürkçede iki ünlü yan yana bulunmaz. İki ünlünün yan yana olduğu kelimeler kesinlikle Türkçe değildir: Saat, kanaat, şecaat, maarif, aile, kaide, mail, miat, dair, Siirt, buut (boyut), fiil... âKökeni Türkçe olan kelimelerde uzun ünlü yoktur. Uzun ünlü, Arapça ve Farsçadan dilimize giren kelimelerde vardır. şair, numune, iman (şa:ir, numu:ne, i:man) Ancak Türkçede uzun ünlü bulunmadığı için birçok yabancı kelimedeki uzun ünlüler Türkçede kısa telâffuz edilir. beyaz, hiç, rahat... Bazen bu kelimelere ünlüyle başlayan bir ek getirildiğinde uzunluk tekrar ortaya çıkar. esasâesası, hayatâhayatı, kanunâkanunen... (esa:sı, haya:tı, kanu:nen) Bazı örneklerde uzunluk ek getirildiğinde de ortaya çıkmaz. beyazâbeyazı, canâcanım... Uzun ünlüler belli durumlar dışında gösterilmez. Gösterilmeyenlere örn.: adalet, badem, beraber, şive, şube; Gösterilenlere örn.: âdet, yâr, âlem, şûra, hâlâ... Eski yazıdan çeviri yapılan bilimsel metinlerde uzun ünlüler özel işaretlerle gösterilebilir. Ä, Å« âTürkçede İngilizce by, gibi ünlü bulundurmayan kelime (kısaltmalar hariç) yoktur. âTürkçe kelimelerde birinci heceden sonraki hecelerde o ve ö ünlüleri bulunmaz. B. ÜNLÜLERLE İLGİLİ SES UYUMLARI Ünlülerin düzlük-yuvarlaklık, kalınlık-incelik ve darlık-genişlik özellikleri iki ses uyumunda karşımıza çıkar: 1. Büyük ünlü uyumu 2. Küçük ünlü uyumu. Şimdi bu kuralları inceleyelim: 1. BÜYÜK ÜNLÜ UYUMU Kalınlık-incelik uyumu da denir. Bu kurala göre Türkçe bir kelimenin ünlülerinin tamamı ya kalın ya da ince olmalıdır. sevilmek, ince, denizden, kelebekler, göstermelik...; satılık, kalın, oyun, uçurtma, aşağı, sorular... Büyük ünlü uyumunda (küçük ünlü uyumunu hesaba katmazsak) hangi ünlüden sonra hangisinin gelebileceği şu şekilde gösterilebilir: aâ a, ı, o, u eâ e, i, ö, ü ıâ a, ı, o, u iâ e, i, ö, ü oâ a, ı, o, u öâ e, i, ö, ü uâ a, ı, o, u üâ e, i, ö, ü Küçük ünlü uyumunu hesaba katarsak hangi ünlüden sonra hangisinin gelebileceği şu şekilde gösterilebilir: aâ a, ı eâ e, i ıâ a, ı iâ e, i oâ a, u öâ e, ü uâ a, u üâ e, ü âKalın ve ince ünlülerin bir arada olduğu kelimeler ya değişikliğe uğramış Türkçe kelimelerdir ya da yabancı kelimelerdir. Değişikliğe uğramış Türkçe kelimeler: şışmanâşişman, ınanmakâinanmak, dakıâdahi, kanıâhani, almaâelma, anaâanne, karındaşâkardaşâkardeş, kangıâhangi... Yabancı kelimeler: kalem, cihan, insan, merhamet, afiyet, asayiş, meteoroloji,semantik... Bazı yabancı kelimeler bu kurala uydurulmuştur. divarâduvar, kalibâkalıp, brillanteâpırlanta, suretâsurat... âBüyük ünlü uyumu kuralına uymayan (Türkçe ve yabancı) kelimelere getirilen ekler kelimenin son hecesine uyar: annemiz, kardeşçe, veriyordu, elmalık, dünyanın, merhametli..
VURGU VE ÇEŞİTLERİ
VURGU VE ÇEŞİTLERİ Türkçe de kelimelerin söylenişleri sırasında anlamlarını daha iyi belirtmek için bazı harf veya hecelerin üzerine basarak veya sesimizi yükselterek okuruz ki buna vurgu denir. Vurgu ikiye ayrılır. a) Kelime vurgusu b) Cümle vurgusu Kelime Vurgusu 1) Tek heceli kelimelerde vurgu aranmaz. 2) İki heceli kelimelerde vurgu genellikle son hecede olur. Osman , Okul , Kapı 3) Pekiştirme ekleri alan sıfatlardaki pekiştirme ekleri vurguludur. Dümdüz, Sapsarı, Masmavi 4) Birleşik sözcüklerde vurgu birimi sözcük üzerindedir. Anayasa, Hanımeli 5) İki heceli yer adlarında vurgu ilk hecededir. Sinop, Urfa 6) (de) bağlacı vurgu olmaz. âDeâ bağlacının bulunduğu cümlelerde âdeâ den önceki sözcüğün son hecesi vurguludur. Halk şiirinden koşmayı da öğrendik. Gecede sizi de bekliyoruz. 7) (ki) bağlacı vurgusuz ilgi zamiri olan ve sıfat türeten âki vurguludur. Vurgu, ki bağlacından önceki sözcüğün son hecesidir. 8) Üç veya daha çok heceli yer adlarında vurgu ya harf sayısı çok olan hecededir, yada Sessiz harf ile biten hece üzerindedir. Kastamonu, Pütürge 9) Köklere eklenen ( ile, iken, ise, idi, imiş) ekleri vurgu almazlar. Bu ekleri alan Sözcüklerde vurgu bu eklerden bir önceki hece üzerindedir. Okurken sevgiyle yaşarmış. 10) Ek fiilin geniş zaman ekleri (im, sın,dir,iz,sinir,dirler) ekleri vurgu almazlar. bu ekleri alan sözcüklerde vurgu bu eklerden önceki hece üzerindedir. Kardeşimdir. Kardesiz. 11) ( - leyin) eki zaman anlamında kullanılmışsa vurguludur. geceleyin kırmızıleyin VURGU VE ÇEŞİTLERİ Türkçe de kelimelerin söylenişleri sırasında anlamlarını daha iyi belirtmek için bazı harf veya hecelerin üzerine basarak veya sesimizi yükselterek okuruz ki buna vurgu denir. Vurgu ikiye ayrılır.
YAPIM EKLERİ
Yapım ekleri, kelime kök ve gövdelerine gelerek bunlardan yeni kelimeler türeten eklerdir. Dört türü bulunmaktadır: İsimden isim yapma ekleri, isimden fiil yapma ekleri, fiilden isim yapma ekleri, fiilden fiil yapma ekleri. İsimden İsim Yapma Ekleri -ca/-ce: Kalıcı isimler türetir: eğrice bir nakış türü, turşuca bir bitki adı. -cağaz: Sadece kalın şekli vardır. Ünlü ve ünsüz uyumlarına girmez. Küçültme, sevgi ve acıma ifade eder: atcağaz atçağız, gıızcağaz kızcağız, pişikcağaz kediceğiz. -cak/-cek: Sevgi ve küçültme ifade eder: keyicek ceylancık, tovucak tavukçuk. İsimlerden sıfat yapar: dövücek kırık dökük, bozuk, ovnucak küçük. Kalıcı isimler türetir: oyuncak oyuncak, yetğincek henüz büyümemiş erkek çocuk. -cak/-cek eki, sonu k ünsüzü ile biten isimlere geldiğinde bu k ünsüzü düşer: keyik+cek keyicek, ovnuk+cak ovnucak, tovuk+cak tovucak vb. -cañ/-ceñ: Ünsüz uyumuna girmez. İsimlerden sıfat yapar: hövesceñ hevesli, iişceñ becerikli. -cık/-cik, -cuk/-cük: Sevgi ve küçültme ifade eden isim ve sıfatlar yapar: baalacık yavrucuk, iinçecik incecik, kiçicik küçücük. -cımak/-cimek, -cumak/-cümek: İsimden sıfat yapar: kircimek çabuk kir tutan; kirli, külcümek gri, kül renginde, yaağcımak yağlı. -ça/-çe: Dil ve lehçe isimleri yapar: Rusça Rusça, Türkmençe Türkmence. -ça/-çe: Farsça kaynaklı bir ektir. Küçültme ifade eder: düşekçe minder, kitaapça broşür, yorğança küçük yorgan. -çı/-çi: Yuvarlak ve cli şekilleri yoktur. İş ve meslek isimleri türetir: baalıkçı balıkçı, demirçi demirci, okuvçı öğrenci. Huy, karakter ve alışkanlıkları yansıtan isimler türetir: aaldavçı yalancı, cencelçi kavgacı, yalançı yalancı. -çıl/-çil, -çul/-çül: Tek heceli yuvarlak ünlülü kelimeler dışında düz şekli kullanılır. İsimden sıfat yapar: gayğıçıl kaygılı, gürrüñçil sohbete düşkün, uukuçıl uykucu. -çılık/-çilik, -çulık/-çülik: İş ve meslek isimleri türetir: guşçulık kümes hayvanı yetiştiriciliği, tavukçuluk, ussaçılık ustalık, üzümçilik üzümcülük, üzüm yetiştiriciliği, yüpekçilik ipekçilik, ipek üreticiliği. Bir şeyin durumunu veya miktarını belirtir: kemçilik eksiklik, yetersizlik, köpçülik halk, kitleler, kalabalık. -daar: Farsçaya ait bir ektir. Türkçe kökenli kelimelerde de kullanılır: akıldaar mütefekkir, düşünür, alğıdaar alacaklı, alacağı olan, berğidaar borçlu, dildaar sevgili, gaandaar canî, kâtil. -daş/-deş: Ünsüz uyumuna girmez. Ortaklık, yakınlık ve beraberlik ifade eder: dövürdeş çağdaş, pikirdeş aynı fikirde olan, sakgaldaş yaşıt -erkekler için-. -dı/-di: Düzlük-yuvarlaklık ve ünsüz uyumlarına girmez. Taklidî isimler yapar: caññırdı şangırtı, gümmürdi gümbürtü, gütürdi kütürtü. -hoor: Farsçaya ait bir ektir. Türkçe kökenli kelimelerde de kullanılmaktadır: çaayhoor çok çay içen, gaanhoor canî, kâtil, paarahoor rüşvet alan, rüşvetçi, süythoor çok süt içen. -ıstaan/-istaan, -ustaan/-üstaan: Farsça kaynaklı olan bu ek, diğer kelimelerin yanı sıra yer adlarında yaygın olarak kullanılır. Söz konusu ek, Türkçe kökenli kelimelere de eklenmektedir. Gazağıstaan Kazakistan, Türkmenistaan Türkmenistan, çölüstaan çöl yer, çöllük, gülüstaan çiçeklerle kaplı yer. -käär, -ğäär: Farsçaya ait bir ektir. Türkçe kökenli kelimelerde de kullanılmaktadır: coğaapkäär sorumlu, günääkäär günahkâr, suçlu, küyzeğäär çömlekçi, umııdığäär ümitli. -keş: Farsçaya ait bir ektir. Türkçe kökenli kelimelerde de kullanılır: arabakeş kağnı veya at arabasını süren kimse, düyekeş deve çeken, deveci, gııbatkeş dedikoducu, dedikodu eden, zähmetkeş çilekeş, çile çeken. -kı/-ki, -ku/-kü: Aitlik ifade eder: daağdaakı dağdaki, düynki dünkü, öñküden öncekinden, seniñki seninki, soñkuca son, en son. -lak/-lek: İsimden sıfat türetir: burunlak iri burunlu, eğinlek geniş omuzlu, gaşlak kalın kaşlı, saçlak gür saçlı. -layın/-leyin: göre, şeklinde, ile, boyunca, olarak gibi anlamlar ifade eder: aytmışlayın dediğine göre, halkalayın halka gibi, hepdeleyin bir hafta boyunca, töverekleyin bütün yönleri ile, vağtlayın geçici olarak. -lı/-li, -lu/-lü: Sıfat türetir:
TEŞBİH (Benzetme)
Aralarında çeşitli yönlerden ilgi bulunan iki varlıktan zayıf olanı güçlü olana benzetme sanatıdır. âAhmet aslan gibi güçlüdür.â Cümlesinde güç yönünden zayıf olan Ahmet aslana benze-tilmiştir. ï¼Her benzetme bir karşılaştırmadır.Örnek cümlede âAhmetâ ile âaslanâ karşılaştırılmış-tır. ï¼Aralarında ortak özellik bulunmayan kavramların karşılaştırılması benzetme değil-dir.Mesela: âElma kadar sivri maydanoz , Minare gibi ekşi duvarâ benzetmeleri standartlara uymaz .Çünkü karşılaştırılan şeyler arasında ortak bir özellik mevcut değildir.âTeşbihte hata olmaz â sözünü de bu minvalde değer-lendirmek gerekir . âHata olmazâdan kasıt teşbihin hata kabul etmeyeceği realitesidir.Yani hatalı teşbih teşbih değildir. ï¼İstisnalık arz etse de bazen kendisine benzetilen taraf güçlü taraf değildir: âNinemin pamuktan daha yumuşak ellerini öpmeye doyamazdımâ Benzetmede âerkan-ı teşbihâ de denilen dört öğe mevcuttur.Bunlardan benze-yen(müşebbeh) ile kendisine benzetilen(müşebbehün bih) asli ; benzetme yönü(vech-i şebeh) ve benzetme edatı(edat-ıteşbih) yardımcı unsur olarak kabul edilir. Bu öğelerin var olup olmamasına göre teşbih sanatı çeşitlilik gösterir. Canan gül gibi güzeldir. (Ayrıntılı benzetme /Teşbih-i mufassal) b.yen k.b.tilen b.edatı b.yönü Canan gül gibidir. (Kısaltılmış benzetme /Muhtasar-Mücmel) b.yen k.b.tilen b.edatı Gül Canan güzeldir.(Pekiştirilmiş benzetme /Müekked) k.b.tilen b.yen b.edatı Gül Canan bizim şeref misafirimizdir.(Teşbih-i beliğ/Yalın-güzel) k.b.tilen b.yen Bütün öğeleri tam olan benzetmeye âayrıntılıâ, benzetme yönü konmamışa âkısaltılmışâ, benzetme edatı bulunmayana âpekiştirilmişâ ve nihayet yardımcı öğelerin bulunmadığı sadece temel öğelerle kurulanına da âbeliğâ teşbihâ diyoruz. Not: andırmak, benzer,dönmek,sanki,kadar,örnek,-den ,bigi,meğer ki , gûyâ,tıpkı,misl,misüllü,niteki,sıfat,manend,-veş,-asa,-var, çü, çün, tek,andırır... kelimeleri ben-zetme edatı kabul edilir. Örnek cümleler: ï¼Abbas tilki gibi kurnazdır. ï¼Yol yılan gibi kıvrılıyor. ï¼Türkiye güzellikte cennet gibidir. ï¼Taş gibi sert ekmek ï¼Kömür gibi kara gözlerin ï¼Elma gibi tatlı yanakların ï¼Kalem gibi ince parmak ï¼Rüya gibi güzel yaz. ï¼Buz gibi soğuk gazoz ï¼Civa gibi haretketli adam ï¼Süt gibi beyaz badana ï¼Dal gibi ince kız Yukarıdaki cümleleri benzetmenin dört türüne göre çekimleyiniz . Sanatlı beyitler ve mısralar ï¼Köhne düşünceler paslanmış çivilere benzer. ï¼İhtiyar adam bir çocuk gibi ağlıyordu. ï¼Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik. ï¼Kükremiş sel gibiyim bendimi çiğner aşarım. ï¼Kul Mustafa karakolda gezerken/Gülle , kurşun yağmur gibi yağarken ï¼Dalgalan sen de şafaklar gibi ey nazlı hilal ï¼Bir kez Allah dese aşk ile lisan/Dökülür cümle günah misl-i hazan ï¼Karşımda eski evler tarih gibiydi. ï¼Gündüz denizlerde sönerken baktık/Ve çobanlar gibi dallar gibi yaktık ï¼Kız vücudun sarı güller gibi ter/Çık sudan kendini üryan göster ï¼Çini bir kasede bir Çin çayı içmekteydi/Bir güzel yırtıcı kuş gözleri gördüm/Som mü-cevher gibi kan kırmızı tırnaklarını ï¼Ârızın âb-ı sâftır gûyâ/Zekan bir habâbdır gûya ï¼Başka sanat bilmeyiz karşımızda dururken/Yazılmamış bir destan gibi Anadoluâmuz ï¼Ömür çiçek kadar narin ï¼Sandım ki güzelliğin cihanda / Bir saltanatın güzelliğiydi. ï¼Poyrazla söyleşir gibi yaprakların sesin ï¼Rûy-ı zemini tâbi-i fermanı kılmağa/Sultan Selim Han gibi bir şîr-i ner gelir ï¼Neva-yı neydir esen bad cam-ı meydür gül /Çemende eşk ile sahba misal- cu dökülür ï¼Yarin ki her tebessümü dağ üstü bağ olur/Destinde cam-ı neşve semavi çerağ olur. ï¼Hizmetçiye gel der gibi Azrailâe gel der. ï¼Kafası kazan gibi oldu. ï¼İstanbul karınca yuvası gibi oldu.
aruz
Aruz 8 â Müfteilün/müfteliün/fâiliin (â .. â/ â . . â/â ⢠â) (Az kullanılmış bir kalıptır.) Yâre nişandır teninee erlerin Mevt ise son rütbesidir askerin Altıda bir üstü de birdir yerin Arş yiğitler vatan imdadına j Arş (ı) yi ğit/ ler va ta nim/ da di na 9 -- Feûlün feûlün feûlün feûl ( . â â/ . â â/ . â â/ . â) Kitap kadrini tâ biliglig bilir Oküş söz kişide adın mı gelir (Yusuf Hashacip) Ki tap kad/ri nü tâ /bi lig lig/bilir Kanar hande ettikçe yârin femi Gülün al olur şüphesiz şebnemi (Namık Kemal) Gü lün al / o lur şüp/ he siz şeb/ ne mi ( . â â/ . â â/ . â â/ . â) 10 - Müstefâilâtün müstefâilâtün ( â â â â / â â . â â) Her yer karanlık pür-nur o mevki. Mağrip mi yoksa makber mi ya Rab! Bir gülsen olmuş şimdi harabe Ebr-i seher mi düşmüş türâbe (Abdülhak Hâmit) Bir gül şe nol muş/ sim dî ha râ be â â . â â / â â . â â 11 - - Mütefâilün mütefailün ( . . â . â/ . . â . â ) Fese bak fese ne güzel de al Ne de hoş belindeki morlu şal Demedim ya ben sana bak da kal (Muallim Naci) Fe se bak fe see/ ne gü zel de al . . â . â/ . . â . â Buraya kadar gördüğümüz kalıplar 3, 4 ve 5 heceli ayni değerde düz parçaların (2, 3 veya 4 kere) tekrarlanmasından meydana geliyordu. Şimdi karışık (yani değişik değerde parçaların tekrar edildiği) kalıpları göreceğiz. 12 â Mefûlü mefâîlü feûlün : Bir gamlı hazânın seherinde Israra ne hacet yine bülbül Bil, kalbimizin bahçelerinde Can verdi senin söylediğin gül Savrulmada gül şimdi havada Gün doğmada bir başka ziyada (Ahmet Hâşim) Sav rul ma/da gül sim di/ha vâ da â â . / . â â . / . â â 13 - - Mef ûlü mefâîlü mefâilü feûlün : (â â . / . â â . /. â â . / . â â ) Ger derse Fuzûlî ki güzellerde vefa var Aldanma ki şâîr sözü elbette yalandır Fuzuli Al dan ma / ki şâ îr sö / zü el bet te / ya lan dır. â â . / . â â . / . â â . / . â â Bir gün deniz ölgündü, bir oltayla balıkta, Kuşlar gibi yalnız, yapayalnızdım açıkta, Şehrin eleminden bir uzak merhaledeydim Fânileri gökten ayıran perdeye değdim (Yahya Kemal) Bir gün de/ ni zöl gün dü/ bi rol tay la/ ba lık ta â â . / . â â . / . â â . / . â â 14 â Mef ûlü mefâilün feûlün (ââ . / . â . â/ . â â ) Mektepte anınla oldu hemdem Bir nice melek-misâl kız hem Bir saf kız oturdu bir saf oğlan Cem oldu behişte hür u gılman (Fuzuli. Leylâ vü Mecnundan) Bir saf ki/ zo tur du bir/ sa foğ lan â â . / . â . â / . â â Ey yâr, şu nevbahâr sensin Ben anlıyorum ki yâr sensin. Ettikçe nigâh bahr u berre, Birden sanırım ki bâzı kerre, Meşceredeki rüzgâr sensin; Ağlar, derim, eşkbâr sensin, Türben görününce anlarım ki, Öldüm, bana türbedâr sensin. (Abdülhak Hâmit, Makberden) Ey yâ r / şu nev ba ha / r sen sin. â â . / . â . â / . â â Bu kalıpta Sekti melih denilen, ufak bir vezin değişmesi ara sıra ve şiirin bazı mısralarında yapılabilir. O zaman vezin «Mefûlü mefâilün feûlün» iken «Mefûlün fâilün feûlün» (â â â / â .â/. â â ) gibi olur. Yine Makberden bir düz, bir de sekt-i melihli bir mısra görelim : Kaldın mı, demişti yolda birgün â â . / . â . â/ . â â Hindistan in denizlerinde Hin-dis-ta/ nın de niz / le rin de â â â / â . â/ . â â Yahya Kemalin Gece şiirinden başka bir sekt-i melih örneği : Bir yoldu parıldayan gümüşten Gittik, bahs açmadık dönüşten Git tik bah/ saç ma dik/ do nüş ten â â â / â . â/
Imla Kurallari
Türk dilinin imlasi üç ana ilkeye dayanir: 1.Dildeki her ses genel olarak yazida ayri bir harfle gösterilir. Ortak söyleyisi temel alan bu yazilisa ses imlasi ya da fonetik imla denir. 2.Türkçe kelimelerde oldugu gibi, yabanci dillerden alinan kelimelerin de kök ve ekleri gösterilir. Kelimelerin kökenine agirlik veren bu yazilisa köken imlasi ya da etimolojik imla adi verilir. 3.Ayrica yazilista gelenege de yer verilir. Yazilis geleneklerine uyan biçimleri degerlendiren imla, geleneksel imla adini alir. Türkçenin Sesleri Her dilde sesler, sesliler ve sessizler olmak üzere iki büyük gruba ayrilir. Buna uygun olarak seslilerle sessizleri gösteren harfler de iki grupta toplanir. 1) Sesliler: Türkçede 8 sesli vardir: a, e, i, i, o, ö, u, ü. Seslinin çikisi sirasinda dilin durumuna, söyleyisin, dilin arkasinda ya da önünde olusuna göre sesliler ikiye ayrilir: a) Kalin sesliler; a, i, o, u. b) ince sesliler: e, i, ö, ü. Dudaklarin söyleyis sirasinda aldiklari biçime göre sesliler ikiye ayrilir: a) Düz sesliler: a, e, i, i. b) Yuvarlak sesliler: o, ö, u, ü. Söyleyis sirasinda agzin biçimine ve açikligina göre de sesliler ikiye ayrilir: a) Genis sesliler: a, e, o, ü. b) Dar sesliler: i, i, u, ü. Buna göre her seslinin, dilin, dudaklarin durumu ve agiz açikligi bakimindan üç niteligi vardir: a: kalin, düz, genis e: ince, düz, genis i: kalin, düz, dar i: ince, düz, dar o: kalin, yuvarlak, genis ö: ince, yuvarlak, genis u: kalin, yuvarlak, dar ü: ince, yuvarlak, dar 2) Sessizler: Türkçede 21 sessiz vardir: b, c, ç, d, f, g, g, h, j, k, l, m, n, p, r, s, s, t, v, y, z. Bazi sessizlerin çikarilisi sirasinda ses telleri titresimli olduklari halde, bazi sessizlerde ses tellerinin titresmedigi görülür. Bu bakimdan seslileri ikiye ayiriyoruz: a) Titresimli olan ve yumusak denilen sessizler: b, c, d, g, g, j, l, m, n, r, v, y, z. b) Titresimli olmayan ve sert denilen sessizler: ç, f, h, k, p, s, s, t. Türkçede Ses Uyumlari 1. Büyük Sesli Uyumu: Türkçede bir kelimenin ilk seslisi kalinsa, sonraki sesliler de kalin olur: adim, kaya, dalga, dudak, kirlangiç, okuma, biçki, kirpik, vergi, gözlük, yüzük vb. Türkçede büyük sesli uyumuna uymayan kelimeler genellikle yabanci kökenlidir: gazete, kahve, lokomotif, otomobil, dünya, insan, meydan, telefon vb. Türkçede bu kurala uymayan birkaç kelime vardir: anne, dahi, elma, hangi, hani, inanmak, kardes, sisman, vb. Türkçede bazi birlesik kelimeler de büyük sesli uyumuna uymaz: baskent, duruvermek, Kocaeli, ilkokul, biraz, gecekondu, salkimsögüt vb. Türkçede ekler çogunlukla büyük sesli uyumuna uyar: yurd-u-muz, ev-ler-den, bayram-las-mak, baba-miz, so-kak-tan, siz-den vb. Bazi ekler ise büyük sesli uyumuna uymaz: -leyin (aksamleyin, sabahleyin), -mtirak (yesilimtirak, mavimtirak), -das (meslekdas, gönüldas), -ken (çalisirken, durmazken), -ki (aksamki, yarinki), -yor (bilmiyor, ötüyor). Büyük sesli uyumuna uymayan kelimelerde ekler, kelimenin son seslisine uyar: sisman-in, anne-den, hangi-si, geliyor-mus vb. 2. Küçük Sesli Uyumu: Türkçe bir kelimenin ilk seslisi düzse (a, e, i, i) sonraki sesliler de düz olur: bakirci, baslamak, anlamak, isirmak, seslenmek, istek, yelek vb. Türkçe bir kelimenin ilk seslisi yuvarlaksa (o, ö, u, ü), sonraki sesliler de ya dar yuvarlak (u, ü) ya da düz genis (a, e) olur: çocuk, durgunluk, yoklamak, sürmek, gülümsemek, odun, yumurta vb. Türkçede genis, yuvarlak sesliler (o, ö) bir kelimenin yalnizca birinci hecesinde bulunur: oya, koyun, övmek, dövmek vb. Dilimizde bu kurala uymayan birkaç kelime vardir. Bu kelimelerde düz sesliden sonra b, m, v sessizleri varsa, Sonra gelen düz sesli, dar yuvarlak olur: kabuk, kavun, kavurmak, yagmur, çamur vb. Bunun gibi bazi bilesik kelimelerin, ünlemlerin, yabanci kelimelerin ikinci, üçüncü... hecelerinde o, ö seslileri bulunabilir: ayol, oho, alkol, aktör, profesör, bandrol vb. Yukarida da belirtildigi gibi -yor eki sesli uyumuna uymaz; bazi degisiklikler gösterir. Eklendigi fiilin seslisi ince de olsa kendisi kalin olarak devam eder: ver-i-yor, sev-i-yor. ikinci ve üçüncü hecelerde bulunan o seslisi daralmaz: ko-nus-u-yor, dur-u-yor. Küçük sesli uyumuna uymayan kelimelerde ekler, kelimenin son seslisine uyar: çamurluk, doktorluk, geliyor-sun, profesör-ü vb. a. "ile" kelimesinin ek olarak kullanilisi: ile baglaci, sessizle biten kelimelere ek olarak getirildigi zaman: a) basindaki i seslisi düser, b) büyük sesli uyumuna uyar: adamla
İLGEÇLER (EDATLAR)
ve KULLANIŞLARI ⢠İLGEÇ: Atatürkâün asil yüreği âpas tutmayan madenler gibi- kin nedir, hiç bilmemiştir. Devlet, millet ve inkılap davalarındaki husumetleri ne kadar sert ve derin ise, kendi şahsına ve hususi hayatına taalluk eden meselelerdeki hiddetleri o derece hafif ve geçici idi⦠fertlerin hürriyetlerini herhangi bir zor ve tazyik ile örselemek onun vicdanının kabul edemeyeceği bir adaletsizlik ve mantıksızlıktı. (Yakup Kadri Karaosmanoğlu) İtalik harflerle dizilmiş sözcüklerin belli başlı birer anlamı yoktur. Görevlerine göz atalım: âGibiâ sözcüğü âasil yürekâle âpas tutmayan madenâ arasında bir benzetme ilgisi kuruyor. Demek ki: Sözcükler, kavramlar arasında anlam ilgisi kurmaya yarayan ve ancak bu görevleri için kullanılan sözcüklere İLGEÇ denir. Başlıcaları şunlardır: - gibi, kadar, sanki, nitekim, nasıl ki, için, ile, dolayı, ötürü, beri, üzere, karşı, karşın, doğru⦠A) BENZETME İLGEÇLERİ: Gibi: a. Hak ve kuvvet kılıçla kin gibidir, içinde kılıç olmayan kına kimse hürmet etmez. (Cenap Şahabettin) b. Hak, kılıca; kuvvet, kına benzetilmiştir. Bu benzetme ilgilsini kuran da âgibiâdir. İmge değeri katarak anlatımı canlandırmak bakımından benzetmelerin önemi büyüktür: c. Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi. (Muhibbi, XVI) - O gül-endam bir al şale bürünsün yürüsün Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün yürüsün. (Vasıf, XIX) âgibiâ, tümcelerin sonlarına gelerek yüklemlerine âdenilebilir ki, öyle sanılır ki, sankiâ¦â anlamlı kuşku ya da olabilirlik ayırtısı katar; başka bir deyişle; âgibiâ, sonuna geldiği eylemin tam değil; tam olmaya yakın bir durumda yapıldığını ya da o eylemin yapılır göründüğünü anlatmaya yarar: d. Yaz bitti gibi. Konuşurken sık sık bize bakıyor gibiydi. Eski biçimi: Eski yazında âgibiâ yerine: 1âbigiâ de kullanılmıştır: - Ay bigi sensin, gün bigi sensin. (Mevlana, XIII-XVI) e. Dedim ey gonce-i cennet cemalin taze gülşendir Dedi müşkil mi hallettin güneş bigi bu ruşendir. (Zati, XV-XVI) 2âgimiâ de var: f. Dağda geçmiş ömrü hayvanlar gimi Gelmemiş yığnağa çobanlar gimi. (Ruşeni, XV) g. Tolu gimi yağdı başıma taşlar Acayip çağa düştüm aşk elinden. (Gülşeni, XVI) 3. âgibiâ yerine âtekâ de kullanılmıştır: h. Gün akşam oldu vü gelmez benim şem-i şebistanım Bu hasret oduna her dem yanar pervane tek canım. (Ahmet Paşa, XV) i. Suya versün bağban gülzarı zahmet çekmesün Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin gülzare su. Ol gül-i handanı görmek mümkün olsaydı bana Sen tek ey bülbül gülistana güzar etmez midim? (Fuzuli, XVI) j. Bildirse cümrümü, çekse bıçağını Nesimi tek tutup yar yüzse beni. (Gevheri, XVII) Kadar: k. â¦â¦â¦â¦â¦â¦â¦â¦â¦ senin bugün Cennet kadar güzel vatanın varâ¦.. (Tevfik Fikret) âKadarâ sözcüğü: a) âGüzelâ sıfatına eşitlik anlamı kattığı için belirteç sayılır. b) Vatanı, güzellik yönünden cennete benzettiği için de benzetme ilgecidir. Bu bakımdan âkadarâla âgibiâ anlamdaştırlar: âCennet gibi güzel vatanâ da denir. Aralarında şu ayrıntı var: âgibiâ yalnız belirme görevindedir. âkadarâ benzetme görevine nicelik ayırtısı da katar. c) âkadarâ sözcüğü im adıllarıyla ya da soru adılı âneâ ile öbekleşince ölçme ayırtılı sıfat ya da belirteç olur: l. Bu kadar para, şu kadar ekmek⦠O kadar çalıştım. Ne kadar kazandınız?
İSİM
Canlı ve cansız varlıkları, duygu, düşünceleri ve kavramları anlatmak için kullanılan sözcüklere İSİM denir. ÖRNEK: Köpek, taş, sıra, masa, tanrı, rüya, saygı... İsimler, anlamları yönünden üç kısımda incelenir. I . VARLIKLARA VERİLİŞLERİNE GÖRE İSİMLER: 1) Özel İsimler 2) Cins İsimler 1) Özel İsimler: Dünyada tek olan varlıklara verilen isimlerdir. ÖRNEK: Lefkoşa, Kıbrıs, Pamuk, Ali, Karabaş, Akdeniz... Özel İsimlerin Yazımı: Özel isimlerin ilk harfi, cümlenin her yerinde büyük harfle yazılır. Özel isimlere eklenen yapım ekleri ile "-ler, -lar " ( genellikle " -li, -siz, -ci, -gil, -cik, -ler " ) ekleri kesme işareti ile ayrılmaz. ÖRNEK: Lefkoşalı, Ahmetsiz, Beşiktaşçı, Ayşegil, Ayşecik, Havvalar... Süreksiz sert sessiz ( p, ç, t, k ) harflerle biten özel isimler, sesli harf veya sesli harf ile başlayan bir ek aldıklarında yumuşama kuralı uygulanmaz. Ancak, bu durumdaki isimler okunurken, söylenirken yumuşama kuralı uygulanır. ÖRNEK: Yazılışı Okunuşu Sevtapın Sevtabın Sertaça Sertaca Serhatı Serhadın Yeşilırmaka Yeşilırmağa Başlıca Özel İsimler: a) İnsanların isim ve soy isimleri: ÖRNEK: Müjgan Soykan, Ümit Özdemirağ... b) Ülke ve ulus isimleri: ÖRNEK: İngiltere, Almanya, Fransa... İngiliz,Alman, Fransız... c) Hayvanlara verdiğimiz isimler: ÖRNEK
amuk, Tekir, Karabaş, Lasi... ç) Gazete, dergi, kitap, isimleri: ÖRNEK:Kıbrıs, Avrupa, Cumhuriyet, Bilim Çocuk, Kırmızı Başlıklı Kız... d) Dağ, deniz, dere, tepe, ova, boğaz, köfez, burun vs. coğrafi isimler: ÖRNEK: Beşparmak Dağları, Kanlı Dere, Selvili Tepe, Girne Boğazı, Mağusa Körfezi, Kedi Burnu... e) Kurum, dernek, okul, banka, sendika, işletme vs. kuruluş işimleri: ÖRNEK: Türk Hava Kurumu, Halk Sanatları Derneği, Necati Taşkın İlkokulu, Akdeniz Garanti Bankası, Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası, Ömür Bakkaliyesi... f) Gök cisimleri isimleri: ÖRNEK:Ay, Güneş, Dünya, Venüs, Merkür, Samanyolu, Büyük Ayı ... g) Dil ve din isimleri: ÖRNEK: İngilizce, Türkçe, Fransızca... Hıristiyanlık, Müslümanlık, Protestanlık... ğ) Sokak, cadde, mahalle, meydan, köy, şehir isimleri: ÖRNEK: Yasemin Sokak, Mehmet Akif Caddesi, Sarönü Meydanı, Kalavaç, Lefkoşa... 2) Cins İsimler: Aynı cinsten varlıklara ad olarak verilen sözcüklerdir. ÖRNEK: Okul, masa, kalem, kedi, insan, orman, dağ, ev... II. VARLIKLARIN OLUŞLARINA GÖRE İSİMLER: 1) Somut isim ( Madde ismi ) 2) Soyut isiml ( Mana ismi ) 1 . Somut isim: Var olduğunu, duyu organlarımızla anlayabildiğimiz varlıklara isim olarak verilen sözcüklerdir. ÖRNEK: Dağ, ses, koku, tuz, hava, beyin, ışık, bulut, rüzgar, duman 2 . Soyut isim: Gerçekte varlığı olmayan; insanların akıl, düşünce, sezgi veya inanç yolu ile yarattıkları varlıklara isim olarak verilen sözcüklerdir. Bu varlıkların varlığını, beş duyu organımızla anlayamayız. ÖRNEK: Rüya, mutluluk, akıl, yalnızlık, kin, özlem, intikam, güzellik, tanrı, şeytan, melek, korku, süphe, keder, tasa, üzüntü, dostluk... III. VARLIKLARIN SAYILARINA GÖRE İSİMLER: 1) Tekil isimler 2) Çoğul isimler 3) Topluluk ismi 1 . Tekil isimler: Aynı cinsten olan varlıklardan bir tanesini anlatmada kullandığımız isimlerdir. ÖRNEK: Araba, okul, ev, kalem, taş, dergi... 2. Çoğul isimler: Aynı cisten olan varlıklardan birden fazlasını anlatmada kullandığımız isimlerdir. Bu isimler "-ler, -lar " eklerinden bir tanesini, BÜUKna uygun olarak alırlar. ÖRNEK: Arabalar, taşlar, evler, kalemler,dergiler... NOT: Çoğul ekleri, eklendiği sözcüğü çoğul yapmala kalmaz. Ona başka anlamlar da katar. Bu anlamlar şunlardır: a) Abartma anlamı: Çocuk atİsim Tamlaması: âAnlam yönünden birbirini bütünleyen adların kurduğu, tamlayan ve tamlananın ek almaksızın oluşturduğu tamlamadır.â Takısız tamlama terimi; daha önceki tamlama türlerinin tersine, biçim açısından bir bölünmeyi temel alır. Deny âMadde Alem (isim) leri âbaşlığı altındaâ taş, altın, demir, ahşap, ağaç, ipek keçe vb. madde isimleri şu gibi kullanımlarda belirtme ödevini görebilirler. Taş köprü, altın köstebek, demir baş...â diyerek bu tamlamaları ad tamlaması olarak belirtmiştir. Kononav, sıfatla ad tamlaması arasındaki ilişkilerden söz ederken madde anlamında olan kimi adların, adın yanında belirten olarak kullanıldığına denir. Taş duvar, cam boru, baş doktor, anayol, Ortadoğu (tamlamalarını karşılaştırınız. s.210) âbu örneklerdeki taş, cam, baş sözcükleri Rusçaâda sıfat diye, bunların ad olduğundan şüphe edilmemeli.âdemektir. Emre, âilgi takımının belirtme gücüâ bölümünde şöyle demektedir. âMadenlerden yapılan, kıymetli taşlarla süslenen şeyler için morfemsiz ilgi takımı yapılır; Demir kapı, çelik makas, gümüş kaşık, elmas yüzük...â Engin, âdemir kapı, altın saatâ gibi örnekleri âsıfat tamlamasıâ içinde vermiştir. Banoğlu âsıfat takımıâ bölümünde âBaşka bazı adlarda bir nesnenin yapılmış olduğu maddeyi göstermek üzere sıfat olarak kullanıp, sıfat takımı kurarlar: Demir kapı, altın kalem, gümüş şekerlik, taş köprü, hasır iskemle, tahta masa, ipek çorap, yün ceket, toprak kaleâ demiştir.50 Fuat Bozkurt, âtahta kapı, doğum günü, yılan yollar, sarp dağlar, tarihi taş bina... Bu örneklerde iki sözcük de ek almamış. Birinci ad, ikinci adın neden oluştuğunu, neye benzediğini belirtiyor. Bunları eksiz ad tamlaması saymak gerekir.â diye takısız isim tamlamasını eksiz ad tamlaması olarak isimlendirmiştir. 51 Takısız ad tamlamasını kabul etmeyen Muhittin Bilgin; âAd tamlamaları en az iki adın ilişkisini gösteren söz öbekleridir. Bu tamlamaları oluşturan öğelerde ad görevindedir. Niteleme görevi yapan bir sözcük, ad değil sıfattır. Böyle bir sözcükle kurulan tamlama da âsıfat tamlamasıâdır. Biçimsel (geleneksel dilbilgisi doğrultusunda) değil de işlevsel bir yaklaşımla değerlendirildiğinde âtakısız ad tamlamasıâ dediğimiz söz öbeğini, tamlayanı niteleme (sıfat) görevi yaptığı için, gerçekte sıfat tamlaması olduğu görülür.â diyerek takısız isim tamlamasını kabul etmemektedir. Ve şöyle devam eder sözlerine: âAşağıdaki örnekleri inceleyelim: 1. Demir kapı : âDemirâ, âkapıânın niteliğini belirtiyor. ï® demirden yapılmış kapı. ⢠Altın kolye : âAltınâ, âkolyeânin niteliğini belirtiyor.ï®altından yapılmış kolye. ⢠Taş duvar : âTaşâ, âduvarâ ın niteliğini belirtiyor. ï®taştan yapılmış duvar. Tamlayandaki adların değişmeceli anlamıyla kullanıldığı durumlarda niteleme işlevinin daha belirgin olduğu görülür. 2. altın çağ : âÇağâ sözcüğünü, âaltınâ sözcüğünün gerçek anlamıyla ilişkilendiremiyoruz. Söylemek istediğimiz âparlak mutlu bir çağâdır. ⢠Odun kafa bu bağlamda âodunâ anlaması, algılaması zayıf anlamındadır. Örneklenen tamlamaları tamlayanları, iki öbekte da, tamlayanların içsel özelliklerini göstererek niteleyici bir işlevde kullanılmıştır. Ancak aralarında bir ayrıntı farkı vardır: Birincilerde, nitelemenin yanına tamlayanla tamlanan arasında bir bağlantı söz konusudur: Demir kapı, ï®Demirden yapılmış kapı, ikincilerde tamlayanın doğrudan niteleyici bir işlevle kullanıldığını görüyoruz. Örneğin; Altından yapılmış çağ diyemeyiz. Öyleyse, bu tamlamaları, aralarındaki anlam ayrıntısını ölçü olarak değerlendirmelidir.â52 Takısız ad tamlamasını kabul etmeyen bir diğer isim Haydar Edizkunâdur. Edizkun âKimi dil bilgisi kitaplarında âtakısız tamlamaâ adı altında üçüncü bir isim takımı kabul etmekte ve âmermer saray, tahta sandık, lastik top, taş köprü, bakır mangal, keten gömlek...vb. gibi örnekler vererek bunlardan âbelirtenin, belirtilenin neden yapıldığını gösterdiğiniâ ileri sürmektedir. Oysa, Türkçe Sözlükte mermerin 2, tahtanın 4, lastiğin 1, taşın 8, bakırın 3, ketenin 2. anları sıfat bölümüne girdiklerine ve âden yapılmış anlamı verir.

