İman-İbadet İlişkisi
İslamiyet`te amel imandan bir parça sayılmaz. Bu sebeple iman esaslarını tasdik eden biri, ameli ne olursa olsun Müslüman sayılır. Büyük günahları işlemiş olsa bile imanla kabre giren her kişi en nihayet Cennet`e kavuşacaktır. Ebu Zerr`den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (a.s.m.) şöyle demiştir: “Lailahe illallah“ diyen, sonra da bu inanç üzere ölen hiçbir insan yoktur ki Cennet`e girmesin. Bunu Cebrail (a.s.) müjdeledi. “Ey Allah`ın Resulü! Zina etse de, hırsızlık yapsa da mı?“ dediğimde, Hz. Peygamber, “Evet! Zina da etse, hırsızlık da yapsa“ dedi. Ben tekrar aynı soruyu sordum, aynı cevabı verdi. Üçüncü defa aynı soruyu sorunca: “Evet! Zina etse de, hırsızlık yapsa da Cennet`e gidecektir. Hem de Ebu Zerr`in burnu yere sürtse ve bunu istemese de…“ dedi.144
Mü`minlerin şeytanın desiselerine kapılmaları imansızlıktan veya imanın zayıflığından gelmemektedir. Hatta büyük günahları işlemekle bile küfre girilmiş olmaz. Mutezile ve bir kısım Haricilerin “Büyük günahları işleyen kâfir olur veya imanla küfür ortasında kalır“ diye hükümleri hatadır. Çünkü şeytanlar küçük bir terkle insanı büyük tehlikelere atabilirler. Tek bir kıvılcımla ormanın yanması misali, şeytanın elinde büyük bir tahrip gücü vardır. Bu sebeple Cenab-ı Hak Ezeli Kelamında tekrarla “Gafûrü`r-Rahim“ isimlerini hatırlatarak mü`minlere ümit verir ve istiğfara davet ederek şefkat kanatlarına sığınmaya çağırır.145
Büyük günahları işlemek imansızlıktan gelmese de her bir günah içinde küfre giden bir yol vardır. O günah istiğfar ile çabuk imha edilmezse kalbi karartır. Tekrar tekrar işlenen günahlar kalbe işler ve siyahlandıra siyahlandıra iman nuru çıkıncaya kadar kalbi katılaştırır.146
İmam Maturidi “imanın yeri kalp, amelin yeri ise organlardır“ diyerek ikisinin farklı şeyler olduğunu söylemiştir. Maturidi, iman-amel ilişkisi konusunda ayrıca şunları söylemiştir: “Cenab-ı Hak, Allah`a iman eden ve salih amel işleyen…147 ayetinde amelden ayrı olarak kişiye mü`min ismini vermiştir. Buna göre ayette, iman`dan maksat ‘kalp ile tasdik`tir. Eğer amel imana dâhil olsaydı, esaslarında neshin caiz olması gerekirdi. Hâlbuki imani hususlarda nesh caiz değildir; amele dair hükümlerde ise caizdir. Bu da imanın amelden ayrı olduğunu gösterir.“148
Hakîm es-Semerkandî`nin düşüncesinde iman ile amelin farklı şeyler olmasının delilleri şunlardır: “Her peygamberin kendine has bir şeriatı, bir yolu vardır. Bununla beraber, hiç birinin imanı ötekinden farklı değildir. Dolayısıyla, Allah`ın elçilerinin imanları bir, şeriatları farklı olunca; iman ile amelin farklı şeyler olduğu ortaya çıkar… İmanda süreklilik şart iken, amel için bu durum söz konusu değildir. Bir kâfir bütün hayır ve taatleri yapsa da mü`min olamaz, çünkü amelden önce iman bulunmalıdır.“149
Salih amel ve ibadetin şartı ise iman ve tevhid ile yapılmasıdır.150 Her ne kadar imansız amel ve ibadetin bir faydası olmasa bile din yalnız iman değildir, belki salih amel de dinin ikinci cüz`üdür.151 Akaidi ve imani hükümleri kavi ve sabit kılmakla meleke haline getiren, ancak ibadettir… İbadetle, vicdani ve akli olan imani hükümler terbiye ve takviye edilmezse, eserleri ve tesirleri zayıf kalır. Bu hâle, âlem-i İslam`ın hâl-i hazırdaki vaziyeti şahittir.152
Bir Müslüman ibadetlerini yapmasa ve kula yakışır bir hayatı olmasa bile hakka taraftar olmalıdır. Çünkü İslamiyet hakka tarafgirlik ve teslim ve inkıyattır. Aksi halde, Kur`an`ın bir kısım hükümlerine tarafgirlik göstermeyenler “gayr-i Müslim bir mü`min“ tabirine mazhar olurlar. İman ve İslamiyet bir bütündür. Ne imansız İslamiyet, ne de İslamiyetsiz iman kurtuluş sebebi değildir.153
Cenab-ı Hak kâinat ve içindekilerle kendini hem tanıttırmak, hem de sevdirmek istemektedir. Onun tanıttırmasına karşı imanla tanımaya çalışmak ve sevdirmesine karşı da ibadet ve ubudiyetle sevmeye çalışmak gerekmektedir.154 İbadetlerine dikkat etmeyen veya ihmal eden birinin Allah`a muhabbeti meselesinde ciddi bir samimiyet sorunu söz konusudur.