- Katılım
- 7 Ara 2009
- Konular
- 30
- Mesajlar
- 280
- Reaksiyon Skoru
- 16
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 16 Yıl 6 Ay 13 Gün
- Başarım Puanı
- 77
- MmoLira
- -1
- DevLira
- 0
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
arkadaşlar bana kimyanın temel kanunlarının ayrıntılı açıklamaları lazım ama sadece 2 tanesi
sabit oranlar yasası ve birleşen hacim oranları yasası
yardım pls

sabit oranlar yasası ve birleşen hacim oranları yasası
yardım pls


- Katılım
- 7 Ara 2009
- Konular
- 30
- Mesajlar
- 280
- Reaksiyon Skoru
- 16
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 16 Yıl 6 Ay 13 Gün
- Başarım Puanı
- 77
- MmoLira
- -1
- DevLira
- 0
arkadaşlar bunu yazarken diger konulara bakmadım acil oldugu için lütfn araştırrsan bulursun gibi cvp lar yazmayın şimdiden deym dedm 

- Katılım
- 2 Ara 2010
- Konular
- 4,879
- Mesajlar
- 29,092
- Online süresi
- 1h 12m
- Reaksiyon Skoru
- 1,484
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 15 Yıl 6 Ay 18 Gün
- Başarım Puanı
- 418
- MmoLira
- -295
- DevLira
- 0
Öncelikle , Bu Tür İsteklerinizi ; İSTEK BÖLÜMÜ 'nden Yaparsanız Daha Düzenli Olur..
Taşıyorum.
Sabit Oranlar Yasası
Sabit ve katlı oranlar yasasını incelemeden önce, Atomla ilgili bilimsel çalışmaların tarihi seyri hakkında kısa bilgi sunmak daha aydınlatıcı olacaktır.
19. yy`a gelindiğinde fizikçilerin ilgi alanı hala kuvvet, itim ve çekimdi. Yani fizikçilerin atoma pek gereksinimi yoktu. Ya kimyacılar? Kimyasal tepkimeleri anlamaya çalışan kimyacılar atom daha çok ilgi duyuyordu. Gerçekten 19. yy`da atom kuramının canlanmasını sağlayanlar kimyacılardı.
Şöyle soralım: Dalton, 19. yy başında,1803`te, “atomun varlığı“nı ileri sürerken kanıt ol
arak neleri göstermiştir? Bunu kavrayabilmek için kimyanın temel birleşme yasalarını
anımsamalıyız. Çünkü John Dalton (1766-1844) “
atomun varlığının kanıtları“ olarak bu yasaları göstermiştir. Bunlar kütlenin korunumu,
sabit oranlar ve katlı oranlar yasası adıyla bilinir.
19. yüzyıl, aslında atomla açıldı. John Dalton, 1803-8 arasında atomun varlığının
kanıtlarını açıkladı ve bilimsel anlamdaki ilk atom kuramını geliştirdi. Dalton, kimyasal
tepkimelerdeki kütlenin korunumu (Lavoisier ve Lomonosov), bileşiklerin oluşmasında sabit
kütle oranının varlığı (Joseph Proust), katlı oran yasası(John Dalton) gibi denel sonuçları
başarıyla yorumladı ve bu sonuçların (yasaların) ancak atomun varlığıyla kavranabileceğini gösterdi.
Joseph Proust ise 1799`da yaptığı bir yayında kimyanın diğer büyük bir yasasını açıkladı.
Buna kimyacılar, sabit kütle oranları yasası der. Bu yasa şöyle der: Belirli bir bileşiği oluşturan
elementler, daima belirli ve sabit olan bir kütle oranında birleşir. Örneğin su oluşurken
diyelim 30 gram hidrojen ile 70 gram oksijen ya da başka bir oran değil;ama daima kütlece yüzde
11.19 hidrojen ve yüzde 88.81 oksijenden oluşur.
1803`te John Dalton, katlı oranlar yasası denen yasayı buldu. Bu yasa sabit oranlar yasasının
atomik oran düşüncesine daha kesin bir destek veriyordu. Çünkü iki element arasında iki ve
daha çok bileşik oluşuyorsa,elementlerden birinin kütlesi sabit tutulduğunda onunla birleşen
ikinci elementin kütleleri arasında basit tam sayılı bir oran vardı. Buradaki kütle terimleri
atomları anlatıyordu. “Basit, tam sayılar“ atomların oranıydı. İşte Dalton`un vardığı sonuçlar:
1.Her element atom adı verilen çok küçük ve bölünemeyen taneciklerden oluşmuştur. Atomlar
kimyasal tepkimelerde oluşamazlar ve bölünemezler. “Atomu parçalayacak adam yoktur“ diye
de ekleyivermişti. Kimyacıların da hata yaptıkları bir gerçektir!
2.Bir elementin bütün atomlarının kütlesi (ağırlığı) ve diğer özellikleri aynıdır. Fakat bir elementin
atomları diğer bütün elementlerin atomlarından farklıdır.
3.Kimyasal bir bileşik iki ya da daha çok sayıda elementin basit sayısal bir oranda birleşmesiyle
oluşur. Örneğin bir atom A ve bir atom B, AB ya da bir atom A ile iki atom B yani AB2.
18.yy kimyacılarının en büyük başarılarından biri, atmosferin homojen bir ortam olmadığını, oksijen
,azot (nitrojen), su buharı ve belki de başka şeylerin oluşumundan oluştuğunu keşfetmeleriydi.
Ama atmosferin değişmez bir bileşim olduğu anlaşılınca,bütünlüğü ve kalıcılığına ilişkin sorular
anlamsızlaşıyordu. Bununla birlikte.Dalton, atmosferin yoğunlukları farklı olan üç ya da daha fazla
esnek akışkandan oluştuğunu öne sürünce,aynı orular yeniden ele alınabilirdi.
En yoğun gaz üstte ve en seyrek gaz altta olmak üzere niçin ayrı düzeyler oluşmuyordu?
Bir Newtoncu olan Dalton, Principia`yı açtı ve orada Newton`ın ‘atmosfer,birbirini iten küçük
parçacıklar ya da atomlardan oluşur` dediğini gördü. Dalton buna ‘bir atom kendi türünden
olan atomu itmez, başka tür atomları iter` varsayımını ekledi. Zafer kazanmış tavrıyla sonuca
varıyordu: “ Bu, gazların spesifik çekimleri ne olursa olsun bir gazın diğerinin içine işlemesi içindir.“
Dalton, atom kuramına asıl özgün katkısını henüz yapmamıştı. Bunlar yine belirli bir bilimsel
sorundan ötürü ortaya çıkıyordu. Geleneksel atomcular ,atomun biçimi ve boyutları üzerinde
yoğunlaşmaya eğilimliydiler. Ne var ki bunun,şu soruyu sorarken Dalton`a pek yardımı dokunmayacaktı:
“Niçin su diğer gazlar gibi kütlesini kabul etmiyordu? “ Niçin su,örneğin azot oksiti,nitrojen ya da
hidrojenden daha fazla miktarlarda içine alıyordu? Dalton`a göre bunun nedeni tepkimenin,
‘çeşitli gazların temel parçacıklarının sayısına ve ağırlığına bağlı olmasıydı`,en hafif olan en
az soğurulabilendi. Bu, Dalton`I atım ağırlıklarıyla ilgilenmeye yöneltmeye yetmişti. Dalton,
önceki birkaç varsayıma dayanarak,oksijen ve hidrojen elementlerinin görece ağırlık oranlarının
7:1 olduğu sonucuna vardı ve bu temele dayanarak kimyasal bileşimin temel yasaları üzerinde çalışmaya başladı.
Buna karşın atomculuk, kimyacılar arasında bile dikkate değer bir direnişle karşılaştı.
Birçok bilgin,kimyager ve filozof,algılanamaz ve bölünemez parçacıkların varlığını kabul
edemiyordu.William Whewell, Philolosophy of the Inductive Science ( 1840)
çalışmasında bunun bilimin, kimyasal deneyimin sonucu değil, metafiziğin sonucu olduğunu iddia ediyordu:
“ Ama eğer atomik kuram öne sürülecekse.. ki buna göre kimyasal elemetler bölünemeyen
parçacıklardan oluşmaktadır,şunu belirtmeden geçemeyiz ki, kimyasal araştırma bunu kanıtlamamıştır
ve hatta hiçbir doyurucu kanıt ortaya koyamamıştır.“
Benzer biçimde büyük kimyacı F.A. Kekule 1867`de şöyle direnebiliyordu: “Atomların varolup
olmadığı sorusu kimyasal bakış açısıyla hiçbir önem taşımamaktadır;bu tartışma metafiziğe ait bir tartışmadır.“
Kimyagerlerin atomculuğa olan bu açık kayıtsızlıklarının bir nedeni de kimyasal tepkimeleri açıklamanın
,kimyasal denklemlerin dili gibi başka yollarının da olmasıydı. Dönemin ders kitaplarında örneğin
denklem tabloları şöyle sunuluyordu:“ Kimyasal denklemler yalnızca birbirine bağlanan
maddelerin göreli niceliklerini temsil eder.“ Ya da bir bilim sözlüğünde açıklandığına göre şöyleydi:
“ Nesnelerin,bileşimindeki yerleri değiştirildiği zaman eşit olabildikleri söylenmektedir.“
Örneğin:“ Deneyler sonucunda… Çeşitli metallerin değişik ama belirli ağırlıklarının birbirinin yerine
geçebildikleri anlaşılmıştır. Cıva ağırlığından 100 ölçü,31.7 bakır, 32.5 çinko ve 1 ölçü hidrojen
35.5 ölçü klorla yaptıkları bileşimde birbirlerinin yerine geçme durumundadırlar.“
Böylece Dalton ve diğer atomcular ikili bir bileşik olan suyu,bir hidrojen atomu ve ondan yedi
kat daha ağır bir oksjen atomunun oluşturduğunu düşünürken,diğerleri oksijen ağırlığında yedi
birimin bir birim hidrojenle birleşerek birim su oluştuğunu düşünüyorlardı. Belki de kolaylık olsu
diye oksijen ve hidrojen atomlarından söz edilebilirdi ama ısrar edildiğinde bunun yalnızca kimyasal deneylerden söz etmenin daha kolay
bir yolu olduğunu söylerlerdi.
Sabit Oranlar Yasası
1799 yılında Proust elementler birbirleri ile bileşik oluştururlarken belli oranda birleştiklerini buldu.
Bugün sabit oranlar yasası olarak bilien yasaya göre “bir element başka bir elementle birleşerek
bileşik oluşturduklarında bileşik içindeki elementlerin kütleleri oranı sabittir“. Buna göre;
bir bileşik örneğin suyun 18 gramında 16 gram oksijen varken geri kalan 2 gramı hidrojendir.
9 gram su alınırsa bunun 8 gramı oksijen ve 1 gramı hidrojendir. Bu oran suyun ne şekilde
elde edilmiş olura olsun kesinlikle değişmez.
Özetle: Bir bileşiği oluşturan atomların ağırlıkları arasında değişmez bir oran vardır.Bu orana göre
fazla olan miktar tepkimeye girmeyip artar.Sabit oranlar yasası bir bileşiğin ağırlıkça %
yüzde bileşimi sabittir diye de tanımlanır. Başka bir ifadeyle, Bir bileşiği oluşturan atomların
ağırlıkları arasında değişmez bir oran vardır.Bu orana göre fazla olan miktar tepkimeye
girmeyip artar.Sabit oranlar yasası bir bileşiğin ağırlıkça % yüzde bileşimi sabittir diye de tanımlanır.
Bileşik
Atom sayısı olarak birleşme oranı
Kütlece birleşme oranı
Ağırlıkça % bileşim
H2O
2:1
1:8
% 11,1 H
% 88,9 O
C3H4
3:4
9:1
% 90 C
% 10 H
Örnek:
Karbon ve hidrojenden oluşmuş bir bileşiğin 0.058537 g karbon ve 0.019512 g
hidrojen olarak belirlenmiştir. Eğer aynı bileşikten alınan yeni örnek içerisinde
0.12 gram karbon bulunduğuna göre hidrojen kütlesinin ne kadar olmasını beklersiniz?
Çözüm :
Sabit oranlar kanununa göre bileşik içindeki elementlerin kütleleri oranları korunacağına göre
0.12 g. karbon kütlesine karşın bileşik içindeki hidrojen kütlesi;
Sodyum klorürün 0.243 g. gramlık örneğinde 0.1491 g. klor bulunduğu görülmüştür.
0.595 gram örnek kullanılmış olsaydı. Bileşik içindeki klor ve sodyum miktarının ne kadar olacağını hesaplayınız.
Başka Bir Anlatım İle ;
Sabit oranlar yasası, elementlerin birbirleri ile bileşik oluştururlarken belli oranda birleşmesine dayanan bir yasadır. 1799 yılında Joseph Proust tarafından bulundu.
Yasa hakkında:
Elementlerin birbirleri ile bileşik oluştururlarken belli oranda birleştiklerini bulan Proust, bugün sabit oranlar yasası olarak bilinen yasa için aşağıdaki tanımı yapmıştır:
“ "Bir element başka bir elementle birleşerek bileşik oluşturduklarında bileşik içindeki elementlerin kütleleri oranı sabittir." “
Buna göre; bir bileşik örneğin suyun 18 gramında 16 gram oksijen varken geri kalan 2 gramı hidrojendir. 9 gram su alınırsa bunun 8 gramı oksijen ve 1 gramı hidrojendir. Bu oran su ne şekilde elde edilmiş olursa olsun kesinlikle değişmez.
Birleşen Hacim Oranları Kanunu Nedir
AVAGADRO HİPOTEZİ
Amedeo Avagadro (1778-1856); “Aynı sıcaklık ve basınçta, gazların eşit hacimlerinde eşit sayıda molekül bulunur.“ Diyerek, bildiğimiz avagadro hipotezini ortaya attı.
Avagadro gaz halinde bulunan atomların 2 atomlu halde yani moleküler halde olabileceğini savundu. Dolayısıyla kimya tarihine bu şekilde “molekül“ kavramı da girmiş oldu.
Daha sonraki yıllarda bu nicel olarak hesaplanmıştır.
“0 0C de ve 1 atmosfer basınçta 22,4 litre hacimde, 6.02.1023 tane tanecik bulunur.“ Bu sayı, meşhur Avagadro Sayısıdır.
Gay-Lussac (1778-1850); aynı sıcaklık ve basınçta gazların, ancak belirli ve tamsayılı oranda tepkimeye girdiklerini gösterdi.
Örneğin; N2 +3H2 → 2NH3 tepkimesinde
3 hacim hidrojen ile 1 hacim azot tepkimeye girerek 2hacim amonyak oluşturmuştur.
Örneğin; N2 +O2 → 2NO tepkimesinde
1 hacim azot 1 hacim oksijen tepkimeye girerek 2 hacim azot monoksit oluşturmuştur.
Anlaşıldığı gibi; Sabit sıcaklık ve basınçta, tepkimeye giren gaz maddelerin hacimleri arasında basit ve tam sayılarla ifade edilen bir oran vardır. Bu orana sabit hacim oranları kanunu denir.
Gay-Lussacav agadro hipotezinden de esinlenerek böylece molekül kavramına açıklık getiriyor ve hesaplamalara sokuyordu.
Avagadro suyun formülünü; H + O → HO şeklinde düşünürken, Gay-lussak yaptığı çalışmalarla bunun H2 + O2 → H2O şeklinde olması gerektiğini savundu. Çünkü suyun birleşme oranı 1/16 değil 1/8 di.
Başka Bir Anlatım İle ;
Gay-Lussac 1808 yılında, birbiriyle gaz halinde reaksiyona girerek yine gaz halinde bileşikler veren reaksiyonları ve buradaki hacim değişikliklerini incelemiştir.bu çalışmalar sonunda görülmüştür ki;
N2 +3H2 → 2NH3 tepkimesinde
3 hacim hidrojen ile 1 hacim azot tepkimeye girerek 2hacim amonyak oluşturmuştur.
Örneğin; N2 +O2 → 2NO tepkimesinde
1 hacim azot 1 hacim oksijen tepkimeye girerek 2 hacim azot monoksit oluşturmuştur.
Aynı sıcaklık ve basınç şartlarında bir kimyasal reaksiyona giren ve reaksiyonda meydana gelen gazların hacimleri arasında basit bir oran vardır. Buna Gay-Lussac hacim oranları kanunu denir.
Taşıyorum.
Sabit Oranlar Yasası
Sabit ve katlı oranlar yasasını incelemeden önce, Atomla ilgili bilimsel çalışmaların tarihi seyri hakkında kısa bilgi sunmak daha aydınlatıcı olacaktır.
19. yy`a gelindiğinde fizikçilerin ilgi alanı hala kuvvet, itim ve çekimdi. Yani fizikçilerin atoma pek gereksinimi yoktu. Ya kimyacılar? Kimyasal tepkimeleri anlamaya çalışan kimyacılar atom daha çok ilgi duyuyordu. Gerçekten 19. yy`da atom kuramının canlanmasını sağlayanlar kimyacılardı.
Şöyle soralım: Dalton, 19. yy başında,1803`te, “atomun varlığı“nı ileri sürerken kanıt ol
arak neleri göstermiştir? Bunu kavrayabilmek için kimyanın temel birleşme yasalarını
anımsamalıyız. Çünkü John Dalton (1766-1844) “
atomun varlığının kanıtları“ olarak bu yasaları göstermiştir. Bunlar kütlenin korunumu,
sabit oranlar ve katlı oranlar yasası adıyla bilinir.
19. yüzyıl, aslında atomla açıldı. John Dalton, 1803-8 arasında atomun varlığının
kanıtlarını açıkladı ve bilimsel anlamdaki ilk atom kuramını geliştirdi. Dalton, kimyasal
tepkimelerdeki kütlenin korunumu (Lavoisier ve Lomonosov), bileşiklerin oluşmasında sabit
kütle oranının varlığı (Joseph Proust), katlı oran yasası(John Dalton) gibi denel sonuçları
başarıyla yorumladı ve bu sonuçların (yasaların) ancak atomun varlığıyla kavranabileceğini gösterdi.
Joseph Proust ise 1799`da yaptığı bir yayında kimyanın diğer büyük bir yasasını açıkladı.
Buna kimyacılar, sabit kütle oranları yasası der. Bu yasa şöyle der: Belirli bir bileşiği oluşturan
elementler, daima belirli ve sabit olan bir kütle oranında birleşir. Örneğin su oluşurken
diyelim 30 gram hidrojen ile 70 gram oksijen ya da başka bir oran değil;ama daima kütlece yüzde
11.19 hidrojen ve yüzde 88.81 oksijenden oluşur.
1803`te John Dalton, katlı oranlar yasası denen yasayı buldu. Bu yasa sabit oranlar yasasının
atomik oran düşüncesine daha kesin bir destek veriyordu. Çünkü iki element arasında iki ve
daha çok bileşik oluşuyorsa,elementlerden birinin kütlesi sabit tutulduğunda onunla birleşen
ikinci elementin kütleleri arasında basit tam sayılı bir oran vardı. Buradaki kütle terimleri
atomları anlatıyordu. “Basit, tam sayılar“ atomların oranıydı. İşte Dalton`un vardığı sonuçlar:
1.Her element atom adı verilen çok küçük ve bölünemeyen taneciklerden oluşmuştur. Atomlar
kimyasal tepkimelerde oluşamazlar ve bölünemezler. “Atomu parçalayacak adam yoktur“ diye
de ekleyivermişti. Kimyacıların da hata yaptıkları bir gerçektir!
2.Bir elementin bütün atomlarının kütlesi (ağırlığı) ve diğer özellikleri aynıdır. Fakat bir elementin
atomları diğer bütün elementlerin atomlarından farklıdır.
3.Kimyasal bir bileşik iki ya da daha çok sayıda elementin basit sayısal bir oranda birleşmesiyle
oluşur. Örneğin bir atom A ve bir atom B, AB ya da bir atom A ile iki atom B yani AB2.
18.yy kimyacılarının en büyük başarılarından biri, atmosferin homojen bir ortam olmadığını, oksijen
,azot (nitrojen), su buharı ve belki de başka şeylerin oluşumundan oluştuğunu keşfetmeleriydi.
Ama atmosferin değişmez bir bileşim olduğu anlaşılınca,bütünlüğü ve kalıcılığına ilişkin sorular
anlamsızlaşıyordu. Bununla birlikte.Dalton, atmosferin yoğunlukları farklı olan üç ya da daha fazla
esnek akışkandan oluştuğunu öne sürünce,aynı orular yeniden ele alınabilirdi.
En yoğun gaz üstte ve en seyrek gaz altta olmak üzere niçin ayrı düzeyler oluşmuyordu?
Bir Newtoncu olan Dalton, Principia`yı açtı ve orada Newton`ın ‘atmosfer,birbirini iten küçük
parçacıklar ya da atomlardan oluşur` dediğini gördü. Dalton buna ‘bir atom kendi türünden
olan atomu itmez, başka tür atomları iter` varsayımını ekledi. Zafer kazanmış tavrıyla sonuca
varıyordu: “ Bu, gazların spesifik çekimleri ne olursa olsun bir gazın diğerinin içine işlemesi içindir.“
Dalton, atom kuramına asıl özgün katkısını henüz yapmamıştı. Bunlar yine belirli bir bilimsel
sorundan ötürü ortaya çıkıyordu. Geleneksel atomcular ,atomun biçimi ve boyutları üzerinde
yoğunlaşmaya eğilimliydiler. Ne var ki bunun,şu soruyu sorarken Dalton`a pek yardımı dokunmayacaktı:
“Niçin su diğer gazlar gibi kütlesini kabul etmiyordu? “ Niçin su,örneğin azot oksiti,nitrojen ya da
hidrojenden daha fazla miktarlarda içine alıyordu? Dalton`a göre bunun nedeni tepkimenin,
‘çeşitli gazların temel parçacıklarının sayısına ve ağırlığına bağlı olmasıydı`,en hafif olan en
az soğurulabilendi. Bu, Dalton`I atım ağırlıklarıyla ilgilenmeye yöneltmeye yetmişti. Dalton,
önceki birkaç varsayıma dayanarak,oksijen ve hidrojen elementlerinin görece ağırlık oranlarının
7:1 olduğu sonucuna vardı ve bu temele dayanarak kimyasal bileşimin temel yasaları üzerinde çalışmaya başladı.
Buna karşın atomculuk, kimyacılar arasında bile dikkate değer bir direnişle karşılaştı.
Birçok bilgin,kimyager ve filozof,algılanamaz ve bölünemez parçacıkların varlığını kabul
edemiyordu.William Whewell, Philolosophy of the Inductive Science ( 1840)
çalışmasında bunun bilimin, kimyasal deneyimin sonucu değil, metafiziğin sonucu olduğunu iddia ediyordu:
“ Ama eğer atomik kuram öne sürülecekse.. ki buna göre kimyasal elemetler bölünemeyen
parçacıklardan oluşmaktadır,şunu belirtmeden geçemeyiz ki, kimyasal araştırma bunu kanıtlamamıştır
ve hatta hiçbir doyurucu kanıt ortaya koyamamıştır.“
Benzer biçimde büyük kimyacı F.A. Kekule 1867`de şöyle direnebiliyordu: “Atomların varolup
olmadığı sorusu kimyasal bakış açısıyla hiçbir önem taşımamaktadır;bu tartışma metafiziğe ait bir tartışmadır.“
Kimyagerlerin atomculuğa olan bu açık kayıtsızlıklarının bir nedeni de kimyasal tepkimeleri açıklamanın
,kimyasal denklemlerin dili gibi başka yollarının da olmasıydı. Dönemin ders kitaplarında örneğin
denklem tabloları şöyle sunuluyordu:“ Kimyasal denklemler yalnızca birbirine bağlanan
maddelerin göreli niceliklerini temsil eder.“ Ya da bir bilim sözlüğünde açıklandığına göre şöyleydi:
“ Nesnelerin,bileşimindeki yerleri değiştirildiği zaman eşit olabildikleri söylenmektedir.“
Örneğin:“ Deneyler sonucunda… Çeşitli metallerin değişik ama belirli ağırlıklarının birbirinin yerine
geçebildikleri anlaşılmıştır. Cıva ağırlığından 100 ölçü,31.7 bakır, 32.5 çinko ve 1 ölçü hidrojen
35.5 ölçü klorla yaptıkları bileşimde birbirlerinin yerine geçme durumundadırlar.“
Böylece Dalton ve diğer atomcular ikili bir bileşik olan suyu,bir hidrojen atomu ve ondan yedi
kat daha ağır bir oksjen atomunun oluşturduğunu düşünürken,diğerleri oksijen ağırlığında yedi
birimin bir birim hidrojenle birleşerek birim su oluştuğunu düşünüyorlardı. Belki de kolaylık olsu
diye oksijen ve hidrojen atomlarından söz edilebilirdi ama ısrar edildiğinde bunun yalnızca kimyasal deneylerden söz etmenin daha kolay
bir yolu olduğunu söylerlerdi.
Sabit Oranlar Yasası
1799 yılında Proust elementler birbirleri ile bileşik oluştururlarken belli oranda birleştiklerini buldu.
Bugün sabit oranlar yasası olarak bilien yasaya göre “bir element başka bir elementle birleşerek
bileşik oluşturduklarında bileşik içindeki elementlerin kütleleri oranı sabittir“. Buna göre;
bir bileşik örneğin suyun 18 gramında 16 gram oksijen varken geri kalan 2 gramı hidrojendir.
9 gram su alınırsa bunun 8 gramı oksijen ve 1 gramı hidrojendir. Bu oran suyun ne şekilde
elde edilmiş olura olsun kesinlikle değişmez.
Özetle: Bir bileşiği oluşturan atomların ağırlıkları arasında değişmez bir oran vardır.Bu orana göre
fazla olan miktar tepkimeye girmeyip artar.Sabit oranlar yasası bir bileşiğin ağırlıkça %
yüzde bileşimi sabittir diye de tanımlanır. Başka bir ifadeyle, Bir bileşiği oluşturan atomların
ağırlıkları arasında değişmez bir oran vardır.Bu orana göre fazla olan miktar tepkimeye
girmeyip artar.Sabit oranlar yasası bir bileşiğin ağırlıkça % yüzde bileşimi sabittir diye de tanımlanır.
Bileşik
Atom sayısı olarak birleşme oranı
Kütlece birleşme oranı
Ağırlıkça % bileşim
H2O
2:1
1:8
% 11,1 H
% 88,9 O
C3H4
3:4
9:1
% 90 C
% 10 H
Örnek:
Karbon ve hidrojenden oluşmuş bir bileşiğin 0.058537 g karbon ve 0.019512 g
hidrojen olarak belirlenmiştir. Eğer aynı bileşikten alınan yeni örnek içerisinde
0.12 gram karbon bulunduğuna göre hidrojen kütlesinin ne kadar olmasını beklersiniz?
Çözüm :
Sabit oranlar kanununa göre bileşik içindeki elementlerin kütleleri oranları korunacağına göre
0.12 g. karbon kütlesine karşın bileşik içindeki hidrojen kütlesi;
Sodyum klorürün 0.243 g. gramlık örneğinde 0.1491 g. klor bulunduğu görülmüştür.
0.595 gram örnek kullanılmış olsaydı. Bileşik içindeki klor ve sodyum miktarının ne kadar olacağını hesaplayınız.
Başka Bir Anlatım İle ;
Sabit oranlar yasası, elementlerin birbirleri ile bileşik oluştururlarken belli oranda birleşmesine dayanan bir yasadır. 1799 yılında Joseph Proust tarafından bulundu.
Yasa hakkında:
Elementlerin birbirleri ile bileşik oluştururlarken belli oranda birleştiklerini bulan Proust, bugün sabit oranlar yasası olarak bilinen yasa için aşağıdaki tanımı yapmıştır:
“ "Bir element başka bir elementle birleşerek bileşik oluşturduklarında bileşik içindeki elementlerin kütleleri oranı sabittir." “
Buna göre; bir bileşik örneğin suyun 18 gramında 16 gram oksijen varken geri kalan 2 gramı hidrojendir. 9 gram su alınırsa bunun 8 gramı oksijen ve 1 gramı hidrojendir. Bu oran su ne şekilde elde edilmiş olursa olsun kesinlikle değişmez.
Birleşen Hacim Oranları Kanunu Nedir
AVAGADRO HİPOTEZİ
Amedeo Avagadro (1778-1856); “Aynı sıcaklık ve basınçta, gazların eşit hacimlerinde eşit sayıda molekül bulunur.“ Diyerek, bildiğimiz avagadro hipotezini ortaya attı.
Avagadro gaz halinde bulunan atomların 2 atomlu halde yani moleküler halde olabileceğini savundu. Dolayısıyla kimya tarihine bu şekilde “molekül“ kavramı da girmiş oldu.
Daha sonraki yıllarda bu nicel olarak hesaplanmıştır.
“0 0C de ve 1 atmosfer basınçta 22,4 litre hacimde, 6.02.1023 tane tanecik bulunur.“ Bu sayı, meşhur Avagadro Sayısıdır.
Gay-Lussac (1778-1850); aynı sıcaklık ve basınçta gazların, ancak belirli ve tamsayılı oranda tepkimeye girdiklerini gösterdi.
Örneğin; N2 +3H2 → 2NH3 tepkimesinde
3 hacim hidrojen ile 1 hacim azot tepkimeye girerek 2hacim amonyak oluşturmuştur.
Örneğin; N2 +O2 → 2NO tepkimesinde
1 hacim azot 1 hacim oksijen tepkimeye girerek 2 hacim azot monoksit oluşturmuştur.
Anlaşıldığı gibi; Sabit sıcaklık ve basınçta, tepkimeye giren gaz maddelerin hacimleri arasında basit ve tam sayılarla ifade edilen bir oran vardır. Bu orana sabit hacim oranları kanunu denir.
Gay-Lussacav agadro hipotezinden de esinlenerek böylece molekül kavramına açıklık getiriyor ve hesaplamalara sokuyordu.
Avagadro suyun formülünü; H + O → HO şeklinde düşünürken, Gay-lussak yaptığı çalışmalarla bunun H2 + O2 → H2O şeklinde olması gerektiğini savundu. Çünkü suyun birleşme oranı 1/16 değil 1/8 di.
Başka Bir Anlatım İle ;
Gay-Lussac 1808 yılında, birbiriyle gaz halinde reaksiyona girerek yine gaz halinde bileşikler veren reaksiyonları ve buradaki hacim değişikliklerini incelemiştir.bu çalışmalar sonunda görülmüştür ki;
N2 +3H2 → 2NH3 tepkimesinde
3 hacim hidrojen ile 1 hacim azot tepkimeye girerek 2hacim amonyak oluşturmuştur.
Örneğin; N2 +O2 → 2NO tepkimesinde
1 hacim azot 1 hacim oksijen tepkimeye girerek 2 hacim azot monoksit oluşturmuştur.
Aynı sıcaklık ve basınç şartlarında bir kimyasal reaksiyona giren ve reaksiyonda meydana gelen gazların hacimleri arasında basit bir oran vardır. Buna Gay-Lussac hacim oranları kanunu denir.
Son düzenleme:
- Katılım
- 7 Ara 2009
- Konular
- 30
- Mesajlar
- 280
- Reaksiyon Skoru
- 16
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 16 Yıl 6 Ay 13 Gün
- Başarım Puanı
- 77
- MmoLira
- -1
- DevLira
- 0
çok tsk ler 

- Durum
- Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 38
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 41
- Cevaplar
- 3
- Görüntüleme
- 40
- Cevaplar
- 2
- Görüntüleme
- 84


